26 Mart 2012 Pazartesi

İSKENDER PALA - OD

Merhabalar, Sevgili Kitap Dostları, 

Bir çoğunuzun okuduğu  benim de geçen aylarda edindiğim ancak yeni okuyup paylaşma fırsatı bulabildiğim bir kitapla karşınızdayım...

Divan Edebiyatını Sevdiren Adam İSKENDER PALA'nın Yunus Emre'yi anlattığı kitabı "OD"...


Bir garib ölmüş diyeler
üç günden sonra duyalar
 Soğuk suyla yuyalar
 Şöyle garip bencileyin.




Kitabın Arka Kapağından…

"Biliyorum,
Biz bu ilden gider olduk,
kalanlara selam olsun, demişti;
Yine Biliyorum, Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun, demişti;
Ve Sevgiliye gittiği o geceden sonra adının dilden dile,
Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum.
Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus,
Miskin Yunus; Derviş Yunus;Varsın onu da desinler.
Ve Türk yurtlarında, onu en çok Bizim Yunus diye çağırırlar.
Biliyorum…

 Ten fânidir, can ölmez
Çün, gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür
Canlar ölesi değil"




Kitap Molla Kasım'ın Yunus'un şiirlerinin bazılarını dereye, bazılarını havaya savurması ve yaşadığı pişmanlık üzerine pişmanlığı ve Yunus'u tanıma ve tanıtma çabasıyla başlıyor.. Yunus Emre’nin Bizim Yunus’un ışık yoluna ulaşırken kat ettiği yolu anlatır.

I. Bölüm,  RENÇBER’de Yunus Emre’nin ve dönemin halkının yaşadığı sıkıntıları,  Moğol istilaları sırasında zulüm gören halkı ve Yunus’un yaşadığı köye saldıran Çekikgözlerin oğlu İbahim’in ölümüne sebep olmaları, Yunus’un yardım getirme çabası, Hacı  Bektaş , Aslanlı Hünkar ile tanışma dönemleri, oğlu İsmail’in kaçırılışı ile karısının öldürülüşü anlatılıyor.




II. Bölüm, DERVİŞ’te  Yunus’un Taptuk Eme dergahına gidişi, orada Mürşit olma yolunda yaşadıkları, oğlu İsmail’in bu esnada bir celladın yanına satıldığı ve samuel adını aldığı Yunus’un evlat hasreti ve oğlunu bulma çabası , Yunus Emre’nin Mevlana ile tanışması anlatılıyor. 



III. Bölüm IŞIK’ta Derviş Yunus’un Mürşit Yunus olmasını ve oğlu İsmail’e kavuşması, İsmail’in babasına duyduğu nefretin (aslında özlem) sevgiye dönüşmesi anlatılıyor. 



KİTAPTAN BÖLÜMLER;

Alemde sevgiden büyük bir umut da sevgiden öte bir korku da yoktur. Sevgiliden korkmak, korkunun en yüksek derecesi, sevgiliden umut etmek umudun en yüksek katresidir. Sevgilisi olmayan biri, yaşadığını sansa da yürüyen ölüden ibarettir. (sayfa 20)

“ELİF” adı ebced hesabında “bir” rakamıyla karşılanır. Büyüklerimiz der ki; Elif noktalardan diğer harfler de eliften meydana çıkar. Bütün varlıklar “ALLAH”tan, bütün harfler “ELİFTEN”.. Her harf Elif’in yeni biçim almış halidir. ( sayfa 61)

Burası kalbinin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canı cananı, sevenin canını buradadır. O nokta, kurumuş bir damla kandan ibarettir. Adına sevda denir, siyaha çalan rengi yüzünden ona sevda derler. Bütün tecelli denizleribütün aşk ve ihtiras fırtınaları işte o bir damla kanın içinde dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa parçaları bütün vücuda dağılır. (s. 120)



KİTAPTAN NOTLAR;

Roman boyunca Yunus’un Mürşit olma yolu Rençberlikten başlanarak anlatılıyor.

Kaybolan oğlu İsmail’e özlemi onu bulma çabası çok sık işleniyor. Ölen eşi yıldızım dediği Sitare (asıl adı Elif)’ye olan aşkının Allah aşkına dönüşümü ince ince işlenerek anlatılıyor. (Tasavvuf inancı)

Yunus Emre’nin Dizeleri ile bölümlere başlanması, Paragraf aralarında düz yazı gibi dizelere yer verilmesi, şiirlerin yazıldığı ortamı ve olayları anlatmak bakımından çok güzel bir tad bırakıyor.. 

Daha önce okuduğum İskender Pala romanlarıyla kıyaslanacak olursa, roman diğer eserlerine göre (Katre-i Matem, Şah ve Sultan…) daha sade bir dille yazılmış. Bu benim açımdan daha keyifli okunmasını sağladı kitabın.. 
   
Romanla ilgi yapabileceğim tek eleştiri romanın çok durağan olması. Ya da bana öyle geldi.. 

GÜZEL BİR HAFTA GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE..

GÜNÜNÜZ KİTAPSIZ GEÇMESİN..

SEVGİLER...

20 Mart 2012 Salı

S.J WATSON - UYUYANA KADAR

MERHABALAR, 

Bir kaç kitap okuyup bitirmeme rağmen maalesef bloguma yazı giremedim..Yoğun günler, kızımın diş çıkarma telaşı, ateş, uykusuzluk huzursuzluk derken günler gelip geçti ve ben blogumla ya da bloglarımla ilgilenemedim... Nete girdiğim sınırlı zamanlarda ise ancak blog dostlarımın bloglarını ziyaret edebildim.. 


Artık geçelim isterseniz kitabımızı tanıtmaya.... Kitabımız S.J.Watson'ın hakları 42 ülkeye satılan, satışı dünya çapında sekiz ayda 1.000.000'a ulaşan New York Times çok satanlar listesinde haftalarca yer alan ve Wall Street Journal'ın 2011'in en iyi kitap listesinde yer alan kitabı "UYUYANA KADAR"ı...
-

Kitabın arkasında yer alan 
"Anıların sana kim olduğunu söyler.
Ya her akşam uyuduğunda anıların kayboluyorsa?
Adını, kimliğini, geçmişini, hatta sevdiğin insanları, hepsini bir gecede unutuyorsan,
Ve güvendiğin tek insan sana gerçeğin tamamını anlatmıyorsa...


CHRİSTİNE'İN DÜNYASINA HOŞGELDİNİZ" 
tümcesi ve kitapla ilgili açıklaması kapak resmiyle birleşince merak uyandıran bir gerilimi okumaya başlıyorsunuz.. 


Kitabımız " Yatak odası tuhaf, tanıdık değil. Nerde olduğumu bilmiyorum, buraya nasıl geldiğimi de. Eve nasıl döneceğim, bilmiyorum.
Dün gece bir partiye ya da bara takılmış olmalıyım. Hiçbir şey hatırlamıyorum.
Geceyi burada geçirmişim. Tanımadığım bu odada. Arkamı dönüyorum. Bir erkek.  Aralara beyazlar karışmış siyah saçları var. Sol kolu yorganın dışına çıkmış ve  yüzük parmağında bir alyans.  Evli bir adamla yatmakla kalmamışım bunu birde onun evinde, karısıyla paylaştığı yatağında yapmışım. Kendimden utanıyorum! " cümleleri ile başlıyor...


Christine geçirdiği bir kazadan sonra bir tür unutkanlık hastalığına yakalanır ve geçmişine dair her şeyi unutur.  Her sabah kalktığında yanında yatan kocasını tanıyamaz, neden bu evde olduğunu, kim olduğunu, adını geçmişini yaşını hatırlayamaz. 

Her sabah uyandığında kocasının ona kim olduğunu hatırlatması gerekmektedir. Christin için kaza ve kazadan sonraki dönem tamamen unutulmuş, kaza öncesi ise bölük pörçük hatırlanan anılardır.
Aynı zamanda Christine’nin he gün unuttuğu ve kendini hatırlatması gereken bir psikoloğu vardır.;Doktor Edmund Nash. Christine, psikoloğunun tavsiyesiyle günlük tutmaya başlar ve her şey değişir. Her sabah kalktığında günlüğünü baştan sona okuyan Christine’nin hafızası artık günlüğüdür. Her gün kocasından gizli olarak günlüğüne yazar. Kocası yeni bir tedaviyi karısının tekrar üzüleceğini düşündüğü için kabul etmemektedir.. (Ne düşünceli koca ?!..) Bu nedenle Christine psikologu ile gizlice görüşmektedir.


Ara ara hatırladığı küçük parçalar sayesinde Christine, eşinin kendine bu anı parçaları üzerine anlattığı pek çok olaya ulaşır. Ancak eşi Ben’in anlattığı olaylar arasındaki çelişkiler, önemli günlere ve oğullarına ait pek fazla resmin olmaması ve günlüğüne yazdığı  “BEN’E GÜVENME” sözleri Christine için şüphe sebebidir.

Kocası olduğunu söyleyen adam gerçekten kocası mıdır? Nerede ne zaman nasıl tanışmışlardır.? Hiç çocukları olmuş mudur? En yakın arkadaşı kimdir? Cevapsız pek çok soru Christine'in aklını kurcalar.


KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle kitabın üzerine bir yatak ve eller görünce bir taciz ya da tecavüz konulu olduğunu düşündüm..

Kitabın köşesinde gerilim yazdığından bol aksiyonlu gerilim bekledim ancak kitap psikolojik gerilim.. Kitap boyunca ben de hafızamı sorgulayıp durdum.. 

Ben ile Christine'in fazla fotoğrafları olmaması beni de şüphelendirdi.. Yangın çıktığını düşündüğü eski evini ziyarete gittiğinde yangından bahsedilememesi, Ben'in mimarlık eğitimi alıp, öğretmenlik yapması yine kitabın sonucuna ulaştıran ip uçları... 

Kitabın sonunu kocası ile Christine ile otele gittiğinde sezdim. 

Kitapla ilgili beğenmediğim tek nokta kitapta kullanılan yazı puntosunun bana göre küçük olması. Yazı puntosu bazı açıklama ve Chrisitine'in günlüğünden alıntılarda daha da küçülüyor...

Sonuç itibariyle kurgusu konunun işleniş biçimiyle tavsiye edebileceğim bir kitap.. 

İYİ OKUMALAR...

5 Mart 2012 Pazartesi

ELİF ŞAFAK - BABA VE PİÇ

MERHABALAR SEVGİLİ KİTAPSEVER DOSTLAR,


Bu hafta paylaşmak istedİğim kitap ELİF ŞAFAK'IN "BABA VE PİÇ"...i


Elif Şafak



Romanımız Kazancı ailesinin en küçük kızı Zeliha’nın kürtaj olmaya gitmesiyle başlıyor. Zeliha’nın bebeği aldırmayıp doğurmasıyla “Asya” dünyaya geliyor.. Asya’nın babasıyla ilgili Zeliha dışında kimse bilmemektedir. Banu Teyze hariç.. Banu teyze gerçeği cinlerinden kötü huylu olanı “Ağulu bey” den öğrenmiştir. Ancak kız kardeşine bile bu geçeği bildiğini açıklamaz. 


Amerikalı genç kadın Rose, ABD'de Ermeni kökenli bir Amerikalı ile evlenmiş bir de çocuk sahibi olmuştur. Ancak evliliğini çocuk da kurtaramamış ve boşanmıştır.  Rose’nin eski eşi Barsam’ın aile büyükleri  tehcir sonrasında Türkiye'den ABD'ye göç etmiştir.  Barsam ve Rose’nin Armanuş adını verdikleri bir de kızları vadır. Rose Ermeni ailenin aşırı baskı ve müdahalesi nedeniyle eşinden boşanmıştır. Eşinden boşandıktan sonra kızına eski ailesinin verdiği isimle değil de “AMY” ismiyle seslenir.



Boşanmayı hazmedemeyen ve eşinin ailesinden (Çakmakçıyan sülalesinden) nefret eden Rose için onlardan en iyi intikam alma yolu bir Bir Türkle beraber olmaktır. Bu sıralarda Rose'nin karşısına bir tesadüf eseri Kazancı ailesinin biricik oğulları Mustafa çıkar. Mustafa ABD'de yalnız yaşayan, içe kapanık bir jeologdur. Rose ile evlenir.

Rose’nin kızı Armanuş bebeklikten genç kızlığa kadar olan sürede hem annesinin yanında, hem de babasının aile ortamında yaşayarak, iki ailenin birbirinden farklı ve görüşleri ile ve değer yargılarıyla büyür.  Aslında Armanuş için büyük sorun her iki tarafın da gösterdiği aşırı ilgidir. Bu ortamda büyüyen Armanuş kendi değer yargılarını ve kişiliğini bulmakta zorlanır.  Köklerini bulmak üzere İstanbul’a gelmeye karar verir. Burada üvey babasının ailesinin evinde kalacak, büyük annesi Şuşan’ın yaşadığı konağı bulup onu mutlu edecektir. Ama İstanbul’a gelişini herkesten - “Anuş ağacı” adlı sitedeki arkadaşları hariç – saklayacaktır.


Armanuş’un yanlarına geldiği Kazancı ailesi bir köşkte yaşayan 7 kadından oluşmaktadır. Asi,dişi ve çılgın Zeliha; psikolojik problemleri olan, “kaçık“ Feride; yaşadığı onca olayın hıncını ailesinden ve öğrencilerinden çıkaran Tarih öğretmeni Cevriye; cinlerle iletişim kuran Banu, Zeliha, Cevriye, Feride Banu ve Mustafa’nın annesi Gülsüm Nine, Gülsüm Ninenin üvey kayınvalidesi Cicianne, köşkün en genci, kitabın “piç”i, Asya. Kazancı ailesi “erkek”leri lanetli bir aile olduğu ve erkekleri yaşlanamadan öldükleri için tek erkek evlatları Mustafa’yı lanetten korumak için tüm imkanlarını seferber ederek Amerika’ya yollamışlardır. Mustafa okumak için gittiği Amerika’dan yirmi yıl sonra dönecektir. 


İstanbul'da üvey babasının ailesi Armanuş’u büyük bir sevgi ve ilgiyle karşılar. Ailenin en küçüğü Asya Armanuş’la yaşıttır. Armanuş İstanbul'da bulunduğu kısa süre içinde Ermenilerin tehcir olayını çok dramatik şekillerde ve her fırsatta gündeme getirir. Bu durum onu geçmişe saplanmış bir kişi olarak gösterir. Asya ve Armanuş birlikte Istanbul'u dolaşır, Armanuş'un ninesinin anılarda kalan evini ararlar.

Ama başarılı olamazlar. Bu arada iki genç kız yakınlaşır ve iki iyi arkadaş olurlar.  Tabi ki tatsız olaylar da olur. Asya’nın Armanuş’u cafe Kundera’ya götürdüğü gün tehcir ile ilgili konuşmalar arkadaş grubu arasında tartışma olur. 


Armanuş’un İstanbul’da olduğu esnada Babaannesi Şuşan’ın ölmesi üzerine Kızına ulaşamayan babası Barsam’ın annesini aramasıyla gerçek ortaya çıkar. Rose’nin kocası Mustafa çok istekli olmasa da Türkiye’ye karısıyla birlikte gelmek zorunda kalır. Mustafa gelişlerinin 3. Günü vefat eder.



Romandan notlar:

Romanımızın karakterleri birbirinden farklı ve zıt gibi görünen, ancak bir çok benzerlikleri de olan iki ana aileden geliyor. Türk Kazancı ve Ermeni Çakmakçiyan aileleri. Bu ailelerin yaşamları ile ilgili ayrıntılara baktığımda Ermeni bir aile ile Türk bir ailenin ne kadar çok benzediklerini fark ettim.
Her bölümün başlığı bir “yiyecek” ismi olması başlangıçta bana garip gelmişti . Fakat kitabın içerisinde verilen “AŞURE” tarifini okuduğumda bu isimlerin boşa verilmediğini anlamış oldum.  Bölümler  birleştiğinde “AŞURE” yi oluşturuyorlardı.
Kitabın 155. Sayfasında Zeliha’nın Ağabey’inin gelişiyle ilgili diğerleri gibi sevinmeyişinde bir aksilik sezmiştim.. ve tahminlerim doğru çıktı. Keşke daha fazla merak edebilseydim..
Romandaki Gülsüm Nine’nin eşi Levent kazancı’nın onu küçükken terk edip giden annesinin Şuşan Çakmakçıyan olması bu kadar tesadüf biraz fazla olsa da  ilginç bir ayrıntıydı. Bu şekilde Armanuş ve Asya kuzen oluyorlar çünkü. 
Kitaptaki en önemli ayrıntıların Asya’nın babasının kim olduğu ve Şuşan Çakmakçıyan’ın aileyle bağlantısının Banu Teyze’nin cinlerinden kötü olanı Ağulu bey tarafından açıklanması da ayrıca kitabın ilginç detayları..  



ELİF ŞAFAK'IN FOTOĞRAFI İÇİN BURAYA BİR TIK..