19 Mayıs 2012 Cumartesi

DAN BROWN - KAYIP SEMBOL

MERHABALAR, 

Bir kaç ay önce okuduğum ancak fotoğraflamaya geç vakit bulduğum bir kitapla karşınızdayım.. Dan Brown'ın daha önce Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanları da okumuştum... Dijital Kale ve İhanet Noktası henüz okumadıklarımdan....

Gelelim kitabımıza; KAYIP SEMBOL... 

Baş kahramanı; Robert Longdon yine... Da Vinci Şifresinin Filmini de izlediğimden midir, romanı kafamda canlandırmaya çalıştığımda sürekli Tom Hanks oynuyor hayallerimin baş rolünde.. 


Dan Brown’un şifre çözücüsü, her kitaptaki protagonisti Hardvardlı Profesör Robert Langdon, akıl hocası Peter Solomon son anda bir not gönderdiği için apar topar başkent Washington DC’ye gitmek zorunda kalır. ABD Kongresi’nde bir konuşma yapacaktır. 


Langdon, uçaktan inip Kongre binasında konuşmasını yapacağı Heykelli Salon’a girdiğinde, salonda kimsenin olmadığını fark eder. Kendini önceden planlanan bir kurgunun içinde bulur. Karşısında bir CIA ajanı, bir de; mahzenle, Amerika’nın kurucusu, mason George Washington’ın tasvirinin yer aldığı kubbenin arasına bırakılmış Solomon’un kesik elini bulur ve macera başlar. 



Aksiyonu bol macera sırasında Peter Solomon'un kız kardeşi  Catherine Solomon da Longdon'a katılır. Catherine Solomon; SMSC isimli bilim-tarih müzesi ve araştırma merkezinin en önemli bilim kadını. İnsanın potansiyeli konusunda önemli deneyler yapıyor. Psikolojik pek çok buluşa imza atar ve önemli bir buluş yapmak için çalışmaktadır.


Romanımızın kötü kahramanı var bir de.. Mal’akh .Zengin bir aileden gelmektedir ve uzun süre zevk-sefa içinde yaşadıktan sonra bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşümden sonra karanlık örgütlere, gizli bilgilere merak duymaya başlmıştır. Kayıp bilgeliğin peşine düşmüştür. Tüm vücudu başının üstündeki bıngıldak hariç kendi yaptığı dövmelerle kaplıdır. 

Mal'akh kimdir? Neden Peter ve Catherine'nin peşindedir? Neden Robert Longdon'ı olaylara dahil etmiştir? ... Soruların yanıtları bir solukta okuyacağınız kitapta....


Kitaptan Notlar:

Öncelikle Melekler ve Şeytanlar ile Da Vinci Şifresi'ndeki askiyon devam etmekle birlikte; tarzına alıştığımdan mıdır Kayıp Sembol biraz daha az heyecanlandırdı beni.

Yine roman boyunca Robert Longdon'un Didaktik tarafı sıklıkla ortaya çıkıyor.. Yine pek çok bilgi ediniyorsunuz... Olayların anlaşılmasını daha da kolaylaştırıyor.. 

İyi ve kötü çatışması roman boyunca yine işleniyor. Bu defa kötünün eli Mal'akh, Da vinci şifresindeki Albino Keşiş gibi garip bir görünüme sahip. Tüm vücudu dövmelerle kaplı. Bu karakterler bana son dönem çizgi filmlerindeki ucubeleri hatırlatıyor. 

YENİ KİTAPLARLA VE YENİ PAYLAŞMLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE... 

SEVGİLER...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

KİTAP MİMİ

maviumut, arkadaşım beni mimlemiş... Mim cevaplamaktan keyif alırım hele bir de konusu kitaplar olursa... Gelelim yanıtlara....

1.Ne sıklıkla kitap okursunuz?
Hemen her boş anımda okurum.. Bazen işlerim olsa da boş anlar yaratmaya çalışırım...Ancak duraklama anlarım da olmuyor değil.... Haftada 2 kitap okuduğum da bir kaç hafta boş geçtiğim zamanlar da oluyor... Duraklama dönemlerimde genelde şiir ya da öykü kitabı okumayı tercih ederim... Konsantrasyonumu arttırır. 


2.En sevdiğiniz yazar/lar?
Roman yazarı olarak; Türk Yazarlardan;Yaşar Kemal, İhsan Oktay Anar, Ahmet Ümit, İskender Pala,Cezmi Ersöz, Buket Uzuner, Elif Şafak,  Yabancı yazarlardan Jean Christophe Grange, Dan Brown, Tolstoy ve Dostoyevski okumaktan da ayrıca keyif alırım... 

Öykü Alanında; Çehov, Maupassant, O'Henry...

Şiir Alanında; Aytaç Öztürk (kendisi abim olur.. şiirolmadanasla.blogspot.com), Haydar Ergülen,Atilla İlhan, Ataol Behramoğlu, Murathan Mungan  


3.En beğendiğin Kitap/lar?

Kumral Ada & Mavi Tuna, Amat, Suskunlar, Puslu Kıtalar Atlası, Katre-i Matem, Şah ve Sultan, İstanbul Hatırası, Kavim, Şizofren Aşka Mektup, Leyleklerin Uçuşu, Anna Karenina, Şiraz Gözleri, Aşk(Elif şafak)....

 

4.(Yerli/yabancı) hangi yazarların kitaplarını daha çok tercih edersin?

Dönemsel olarak değişiyor.. Seçimlerimi bazen yakın çevrem de etkileyebiliyor... 2-3 yıl öncesine kadar daha fazla yabancı yazarları tercih ediyordum. Ancak artık ilk üçüm Türk yazarlardan... 



5.Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?
Ortadirek, Yer Demir Gök Bakır ve Ölmez Otu "Dağın Öte Yüzü" üçlemesi ile 
Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf ve Hüyükteki Nar Ağacı'ndan oluşan; "Akçasaz’ın Ağaları" dizisi

6.Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?

Tarih ve polisiye.



7.En son hangi kitabı okudun?
Doğan Yurdakul - Sırların Kavşağında



8.Şu anda hangi kitabı okuyorsun?
Haydar ERGÜLEN - Aşk Şiirleri Antolojisi



9.Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?


Kitap Bloglarının paylaşımlarını okumaktan son derece keyif alıyorum... Okuduğum ya da okumakta olduğum kitaplara farklı açılardan da bakmamı sağlıyorlar.  Bazen, okuyacağım ya da alacağım kitabı belirlememde de yardımcı oluyorlar..  İyi ki varlar...Tabi ki bazı bloglar, çok profesyonelce yaklaşıyorlar.. Onları da harcadıkları zaman için kutluyorum....

10.KİTAP OKUMAK sizin için ne ifade ediyor? (cevabını en çok merak ettiğim soru)

Bir hobi değil bir defa, hayatımın bir parçası... bazen vakit bulamasam da, aramıza mesafeler girse de hep geri döndüğüm ilk aşkım....

VE MİMLEDİKLERİM!!!

pictobet,  kitapdelisigizem,  YÜREĞİNE GÜLÜMSE, DEMLENMİŞ YAŞAM ÖYKÜLERİ,  ÖYKÜ, okuduğum kitaplar.. ŞİİR OLMADAN ASLA,.. ilk aklıma gelenler.. Sevgili maviumut aklıma gelen pek çok arkadaşımı mimlemiş... Unuttuğum arkadaşlarımın da affına sığınıyorum... 

SEVGİLER...

5 Mayıs 2012 Cumartesi

AHMET ÜMİT - KUKLA - 2

ROMANDAN ALTI ÇİZİLECEKLER ;

Roman başlamadan önce Carlo Callodi’nin Pinokyo (sayfa 90)’sundan bir pasaj verilmiş.
…. “İzin verirseniz şapkamı alabilir miyim?” diye sordu 

“Al ama çabuk ol.”

Kukla, şapkasını aldı;ama kafasına koyacağına, dişlerinin arasına sıkıştırdı, denize doğru doğru koşmaya başladı. Polisler onu yakalamanın güç olduğunu düşünerek peşinden bütün köpek yarışlarında birincilik ödülü almış bir tazı saldılar. Pinokyo hızla koşuyordu, ama köpek daha hızlıydı. Herkes bu korkunç yarışın nasıl sonuçlanacağını görmek için pencerelere çıktı, sokaklara döküldü. Ama yarışın sonunu göremediler; Pinokyo’yla köpek öylesine toz kaldırmılardı ki, sokakta göz gözü görmüyordu. 


"YAŞAM KAYBETMEYİ ÖĞRENMEKTİR" diye başlardı, rahmetli Tufan Abi. 

Genellikle ikinci kadehin dibine darı ektikten sonra felsefe yapma hastalığı tutar, sağ elinin tersiyle dudaklarını kurulayarak, iştahla girişirdi söze: "Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar. Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz, dünyanın en güvenli en yumuşak korunağını, ana rahmini kaybederiz önce. Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki niye çıktın oradan dercesine gözlerimizi yakan ışıkları, kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri, hastalığıyla saldırır üzerimize.
Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir üstelik bir de baba verilmiştir emrimize. Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz......
(Kitabın arka kapağından ve sayfa 359'dan)
......Yeni yetmelik çağımızda anne baba sevgisinin yerini arkadaşlara duyulan bağlılık alır. Arkadaşlarımızla hiç ayrılmayacağımızı düşünürüz. Keşke sonsuza kadar böyle aynı mahallede, aynı okulda yaşasak diye dilekler tutar, birbirimize sözler veririz ama yıllar birer birer alır arkadaşlarımızı elimizden. Ancak yeryüzünde ne kadar kötülük varsa bizde de o kadar umut vardır.
Ergenlikle birlikte aşk denilen o büyülü, o rezil, o soylu, o kahraman, o korkak duygu utançtan kıpkırmızı olmuş bir yüzle çalar kapımızı. Aklımız, yüreğimiz birine takılır kalır. Bu kez yaşamın merkezine onu koyar, her davranışın, her duygunun, her düşüncenin anlamını onda ararız. Kendimizi onun gözlerinde izleyip, bir benzerimizi bulduğumuzu sanarak dünyanın en güzel, en olmayacak, en aptal düşünü kurarız. Artık mutluluğu yakaladığımızı sanırız. Şansı yolunda gidenler belki de mutluluğu yakalar ama kısa süreliğine.
Çok geçmeden, koca bir kamyonun küçük bir çocuğun bisikletini çiğneyip geçmesi gibi gerçek dünya düşlerimizi parçalayıp verir elimize. Yaşam o kahrolası oyunlarından birini daha oynar bize. İlk sevgili ellerimizden kayıp, bilinmeyen sularda kaybolur gider. Bu serüvende bize düşen ise, dokunduğumuzda içten içe sızılayan bir yara gibi onun anısını sonsuza kadar yüreğimizin en derin yerinde saklamaktır.
Yaşamı mutluluğa indirgeyenler de ruhsal açıdan yoksul kimselerdir. Ruh zenginliğini kazanmış olanlar, yaşamı acısıyla mutluluğuyla ihanetiyle çirkinliğiyle kabul edenlerdir. Onlar ki kaybetme sanatını öğrenmişlerdir. Bu yüzden yaşama katlanabilme yeteneğini geliştirmişlerdir" Tufan Abi bunları söylerdi söylemesine de kendisi de o bilge adamlardan değildi. Olsaydı alkol denizinde boğulur muydu hiç? Bana gelince bırakın kaybetme sanatını öğrenmeyi böyle bir sanat var mı ondan bile emin değildim.
(sayfa 359, 360,361'den alınan paragraflar...)


"Umudun yaşamı güzelleştirdiğini söylerler, yalan. Umut düş kırıklığı yaratmaktan, gereksiz yere acı çekmemizi sağlamaktan başka bir işe yaramaz, insana gereken sadece gerçektir: basit, yalın ve kaba gerçek...
Bize gereken gerçektir, hayalden, büyüden, rüyadan arınmış gerçek. İçinize işleyen bakışlara kanmayın, hiç bir bakış masum değildir. Buna çocukların ki de dahil. Tatlı sözlere inanmayın; yalansız söz olmaz.Şarkılara, şiirlere, romanlara, oyunlara, filmlere kulak asmayın; onlar olanları değil, olması gerekeni söyler. 

Adnan'dan (sayfa 54)


"En yakın arkadaş, teşkilat, hepsi palavra. insan yalnızdır. Dünyaya yalnız gelir, yalnız gideriz. Yalnız olduğumuz için de güçlü olmak zorundayız. Güçlü olmayan insan bir hiçtir. Sistemin çarkları arasında ezilir, gider. Dağ ya da şehir, hayvan ya da insan hiç fark etmez, güçlü olan ayakta kalır. Temel kanun budur. Allah da güçlü olanları sever; yoksa onların kazanmasına neden izin versin. Kitaplardan değil, sokaktan öğrendim ben bunu. Bana ihanet eden arkadaşlarımın, ucu zehirli hançerinden öğrendim. Yattığım hapishanelerden öğrendim...

Doğan'dan..(492- 493)

Cesaretin en büyük düşmanı zekadır, soğukkanlılığın ise hırs. Bunlar ateş ve buz gibidirler. Birbirlerini yok ederler. Çok cesur adam gördüm ama inan bana, hiçbiri yeterince akıllı değildi. akıllıların çoğu ise cesaretin aptallık olduğunu düşünüyordu. Çevremde pek çok hırslı insan vardı, hemen hepsi, onları isteklerine ulaştıracak olan asıl özellikten sabırdan serinkanlılıktan yoksundular. Serinkanlı olanlar ise hırslı olamayacak kadar tembeldiler. Eğer bu dört özellik aynı kişide bulunmuşsa, ben o adama dikkat etmek gerekir derim. Doğan işte böyle biriydi. 

Müfit, Doğan'ı anlatıyor.  (sayfa 462)


Roman 1. Tekil Kişinin ağzından Adnan Sözmen'in ağzından anlatıyor. Bazen yazar okuyucuyla da konuşmuş.. Ancak Adnan'ın sesiyle uzun konuşmaları, kararsızlıkları bazen sıkıcı olmuş...Kitabın sağlam bir kurgusu ve akıcı bir dili var.. Yazar sonuca ulaşırken düğümleri birer birer çözerek okuyucuyu sonuca ulaştırıyor.. 

Ahmet Ümit  pek çok kitabının kahramanı olan Başkomiser Nevzat'ın Renault'u ile olan ilişkisini bu defa Adnan Sözmen ile 1954 Plymouth arasında kuruyor. Onların arabalarıyla ilişkileri adeta iki vazgeçilmez dostun yakınlığı gibi işleniyor. 

Plymouth Club Coupe 1954

1954 Plymoth (Görsel alıntıdır.)

Doğan ve Adnan üzerinden hem kişilik hem de siyasi görüş tezatları öne sıklıkla çıkartılmış.. Ülkücü, atak, cesur Doğan, Solcu, duygusal Adnan...Bu tezatlıkların yanında iki üvey kardeşten Adnan'ın annesini, Doğan'ıın da babasını kaybetmesinden doğan benzerlikleri üzerinde de durulmuş. 

Doğan'ın neden ülkücü olduğu da kitapta sıklıkla yer alan konulardan... Bu sebepler her ne olursa olsun; sonuç olarak Adnan ve babasının ona evde fazlalık gibi davranmalarına ve Doğan'ın 16'sına gelmeden evden ayrılmasına bağlanmış. Doğan son yazdığı mektupta bunun böyle olduğunu yazmış.

Resul, Nejat ve Doğan'ın ülkücü dava adına işledikleri cinayetten sonraki yaşamlarında Resul'ün inzivaya çekilip, tövbekar olması, Nejat'ın milletvekili seçilmesi, Doğan'ın derin devletle çalışması, Türkiye gerçeğine bir gönderme olmuş.. 

Romanda işlenen yan konulardan bir de gazetecilik sektörü, sektördeki işleyiş ve kaygan zemin.. İşini kaybetmemek için gündemde kalacak haberler yapmalısın ve bağlantıların da güçlü olmalı mesajı veriliyor..

Yazar kitabın yaşama dair felsefi  bölümlerini bazen Adnan ve Doğan'ın konuşmalarında paylaşsa da bu konuda büyük bölümü rahmetli gazeteci Tufan Abi'nin görüşlerine de sıklıkla yer vermiş...Kendi adıma Tufan abinin konuşmalarının yer aldığı bölümler benim en beğendiklerimden...

GÜZEL BİR HAFTA SONU GEÇİRMENİZDİLEĞİYLE...

3 Mayıs 2012 Perşembe

AHMET ÜMİT - KUKLA

MERHABALAR,

Sevgili kitap dostlarım; 
Üzerime çökmekte olan bahar yorgunluğundan sıyrılmaya çalışırken, Ahmet Ümit'ten yardım alayım dedim... Aksiyonu bol, derin devlet ve devlet çete ilişkilerini konu alan "KUKLA" ile.... 


Kitabımızın kapağında bir erkek sülieti... Işığı arkasına almış, karanlığa doğru yürüyor... Kitap isminin yanında pasaportlar.... Romana başlamadan önce Carlo Callodi’nin Pinokyo (sayfa 90)’sundan bir pasaj karşılıyor sizi...


…. “İzin verirseniz şapkamı alabilir miyim?” diye sordu 

“Al ama çabuk ol.”
Kukla, şapkasını aldı;ama kafasına koyacağına, dişlerinin arasına sıkıştırdı, denize doğru doğru koşmaya başladı. Polisler onu yakalamanın güç olduğunu düşünerek peşinden bütün köpek yarışlarında birincilik ödülü almış bir tazı saldılar. Pinokyo hızla koşuyordu, ama köpek daha hızlıydı. Herkes bu korkunç yarışın nasıl sonuçlanacağını görmek için pencerelere çıktı, sokaklara döküldü. Ama yarışın sonunu göremediler; Pinokyo’yla köpek öylesine toz kaldırmılardı ki, sokakta göz gözü görmüyordu. 

Pasajı okuduktan sonra, başlıyoruz kitaba... Ve kitap boyunca KUKLA; tüm direnmelerine rağmen Doğan'ın istediği gibi yönlendirdiği Adnan mı, yoksa sistemin ve kendi çıkarlarının kuklası olmuş Doğan mı? sorusuna yanıt arıyoruz.  

Gelelim Kitabımızın Özetine....



Kitabımızın  baş kahramanı Adnan Sözmen, geçmişte bir çok başarıya imza atmış ama zamanla alkole esir olarak yerini ve ününü korumayı başaramamış eski solcu  bir gazetecidir. Adnan yıllardır çalıştığı gazeteden kovulup markete alışverişe gittiği esnada tesadüfi bir şekilde(!?)  üvey kardeşi Doğan’a rastlar. Adnan Doğan’ı en son 20 yıl önce Maltepe Askeri Tutukevi’nde görmüştür. Doğan o esnada iki arkadaşı Nejat ve Resul ile birlikte solcu bir öğrenciyi boğarak öldürmekten dolayı hüküm giymiştir.

Doğan başının belada olduğunu söyleyerek, Adnan’dan yardım ister. Doğan Adnan’dan karıştığı suçlarla ve birlikte suç işlediği insanlarla ilgili bilgi ve belgelerin haber yapılmasını istemektedir.  Yapılacak bu haberler, Adnan’ı artık pasif devam ettiği gazetecilik mesleğinde eski dönemlerine geri döndürecektir. Ancak Adnan, gazetecilik mesleğinde başarılı olmasa da içkisiyle mutludur ve bu mutluluğu bozmaya hiç niyeti yoktur. Ayrıca Doğan’ın içinde bulunduğu durumu onun kendi suçu olarak görmektedir.


Adnan üvey kardeşi ile karşılaşmasından sonra bir taraftan gazetecilik içgüdüsüyle hareket etme isteğine karşılık, bir taraftan da bu işten uzak durma isteğiyle savaşır. Bu dönemde Adnan, Doğan’dan  başının belada olduğuna dair bir telefon alır.  Olayın içine girmemek için çaba sarf eden Adnan kardeşiyle ilgili gazeteci arkadaşı Arif’ten bilgi almak ister. Arif de Adnan’ı istihbarat görevlisi Müfit’le tanıştırınca Arif ve Müfit de olaya dahil olurlar. Adnan Müfit’ten Doğan’la ilgili bir çok bilgi alır.

Adnan Doğan’dan aldığı telefonun üzerinden çok geçmeden, Doğan’a ait BMW’nin yandığı, içerisinde direksiyona kelepçeli bir ceset olduğu haberini alır.  Bu olayı soruşturmak için komiser Yalvaç ve yardımcısı Güngör ifadesi almak ve cesedi teşhis etmek üzere Adnan’la bağlantıya geçerler. Ceset tanınmayacak haldedir. Bu nedenle DNA testi yapılacaktır. Ancak Doğan’ın yaşayan akrabası olmadığı için kanserden bir yıl önce ölmüş olan annesi Kamuran’ın mezarı açılacaktır.



Bu süreçte Adnan her ne kadar olaylara karışmak istemese de olayların içine çekilir. Müfit’ten sonra Yalvaç ve Güngör’den de Doğan’la ilgili pek çok bilgi alır. Bu esnada Doğan’la aynı evi paylaşmakta iken, Doğan’ın arabasının yanması olayından sonra yurtdışına kaçan PKK itirafçısı Rıza Aslan koruma sağlanırsa; Türkiye’ye dönerek ifade vereceğini söyleyerek Arif ile bağlantı kurar ve üst düzey iki polisin adını verir. Arif bu isimleri teyit ettirmeden Adnan’a kim olduklarını söylemez.

Adnan gazeteci arkadaşı Erol ile birlikteyken;Arif de Doğan’la aynı çeteye dahil olan ve Doğan’dan önce öldürülen aşiret reisi Bekir’in kardeşi Selahattin’le buluşmaya gidecektir. Fotoğrafçı Tolga da onunla birliktedir. Arif bu buluşmaya giderken siyah bir cip tarafından öldürülür.

Bu olaydan sonra Adnan bir tehdit telefonu alır. Bu telefonda bir teslimattan bahsedilir. Adnan’ın teslimattan anladığı Doğan’ın ölmeden önce kendisine verdiği adresteki argümanlardır. Adnan merakına yenik düşerek, arkadaşı Erol ve fotoğrafçı Tolga ile birlikte Doğan’ın adresini daha önce mektubunda bildirdiği Ataköy’deki eve gider.
Doğan’ın bahsettiği kanıtlar tüpü çıkarılmış televizyonun içindedir. Kanıtların yanında Doğan’ın Adnan’a yazdığı bir mektup, bir kaset, karıştığı suçlar, birlikte çalıştığı kişilerin listesi, kendisini öldürmekle suçladığı Yalvaç ve Güngör’a it sahte pasaportlar ve bu olaylarda kullanılmış olan silahlar bulunmaktadır. Bu kanıtlar pek çok insanı mahkum etmeye yetecektir.

Doğan’ın doldurduğu kaseti izleyen Adnan, Erol ve Tolga haberi hazırlarken, Adnan Selehattin ile görüşüp kardeşi Bekir’i öldürenlerin Yalvaç ve Güngör olduğunu söyler. Selahattin ve adamlarının Yalvaç ve Güngör ile girdiği çatışmada Yalvaç, Güngör, Selehattin olmak üzere 5 kişi ölür. Ancak Doğan’ın kasette Binbaşı dediği ve derin devlet için çalışan Doğan ve çetesini ortadan kaldırmak isteyen kişi hala muallaktır.



Adnan, Erol ve Tolga’nın hazırladığı haber gündeme bomba gibi düşer, Adnan ve Tolga, Erol’un gazetesinde işe başlarlar. Olayın gündemde olduğu günlerde Adnan ve ailesi koruma altına alınır. Adnan’ın eski karısı ve oğlu Fransa’ya çıkarlar. Adnan daha önce Selahattin’in yeğeninden Doğan’ın sevgilisi Demet, Selahatiin ve Doğan’ın yurtdışı ziyaretinde Doğan’ın görüştüğünü öğrendiği Musevi iş adamı Abraham Avriel Belgrad Ormanı’nda ölü bulunduğunu gazeteden öğrenir.  Adnan bu olayın Doğan’la bağlantılı olduğunu düşünse de bu olayın üzerine gidilmez.

Arif’in cenazesinin olduğu gün eskinin Doğan’la suç ortağı, bugünün milletvekili Nejat Gök Adnan’la görüşür. Nejat, Doğan’ın teşkilatla bağlantısını reddeder. Doğan’ın birlikte hapiste oldukları esnada derin devlet tarafından hapisten çıkarıldığını ve onun daha sonra kendi çıkarlarının güdümünde hareket ettiğini, “Binbaşı”nın ise Doğan’ın lakabı olduğunu  söyler.

DNA testi sonucunda cesedin Doğan’a ait olduğu bilgisi aynı günlerde gelir. Doğan’a bir cenaze töreni yapılır. Cenazeye eskinin Doğan’ın suç ortağı bugünün tövbekarı Resul de katılır. Adnan uzun zamandır aradığı Doğan’ın annesine ait sandık ve içerisindeki Amerikan arabaları koleksiyonun 1,5 – 2 ay önce Doğan tarafından Resul’e bırakıldığını öğrenince cenaze bitişinde onun Sapanca taraflarındaki köyüne gider. Adnan sandığı dönüşte çilingire açtırarak evinde açar. Sandığın içinde gizli bir bölme oluşturularak buraya 5 milyon dolar saklandığını görür. Adnan bu parayı Kuzguncuk’taki çocukluk evine götürerek saklar.



Arkadaşı Arif’in kızı babasına ait belge ve kasetleri Adnan’a gösterdiğinde Adnan Rıza’ya ait olduğu zannedilen sesin Doğan’a ait olduğunu görür. Doğan ölmemiştir. Her ne kadar güvenmese de Adnan Müfit’le bağlantı kurarak yardım ister. Doğan’dan telefon beklemeye başlarlar. Çünkü para için mutlaka Adnan’la bağlantı kuracaktır.  Doğan Adnan’la bağlantı kurunca Kuzguncuk’taki eve çağrılır. Müfit ve Adnan eve erken giderler, Müfit mutfağa saklanır.

Adnan ve Doğan buluşunca Doğan paranın Pincioğullarından fidye olarak alındığını, Rıza ile 1 milyon dolara anlaşarak, onunla birlikte Bekir’i, nişanlısı Nihal’i, yüzbaşı Rıfat’ı ardından kendine bir ceset gerektiğinde ise Rıza’yı öldürdüğünü, DNA testini yanıltmak için kendi annesi ile rızanın annesinin cesedinin yerini değiştirdiğini, doldurduğu kaset yardımıyla Yalvaç ve Güngör’den kurtulduğunu, olaylara karışmak istemeyen Adnan’ı olayların içine çekmek için Arif’i öldürdüğünü, Adnan’ı da kullandığını, Abraham Avrael’in ise parayı yurt dışına çıkarmak için Türkiye’ye parayı dışarı çıkarmak için geldiğini  itiraf eder. Sıra Adnan’dadır.
Doğan Adnan’ı omzundan vurur. Müfit ile çıkan çatışmada Müfit Doğan’ı vurup öldüğünü sanarken, Doğan; Adnan’ı öldürerek, Doğan’ın üzerine atacak ve paraya tek başına sahip olacak olan Müfit’i vurarak öldürür, Adnan’ı öldürmeye gücü yetmeden kendisi de ölür.  Ölmeden önce; Müfit, Abraham Avrael’i konuşturduktan sonra, öldürdüğünü itiraf eder.  Adnan; Doğan ölmeden önce “Binbaşı”nın Müfit olduğunu da öğrenir. Ayrıca Müfit Doğan’ı ilk eğitenlerdendir.

Kitabımız kısaca böyle.. Özet biraz uzun olduğu için, kitaptan beğendiğim bölümleri ve kitapla ilgili düşüncelerimi bir daha postumda paylaşacağım sizlerle... yeni kitaplarda görüşmek dileğiyle....

SEVGİLER..


NOT: KİTAPTAN BÖLÜMLER VE KİTAPLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİMİN YER ALDIĞI YAZI İÇİN BURAYA..