27 Kasım 2013 Çarşamba

ADAM BLAKE - ONLAR

MERHABALAR,

Adını ilk defa duyduğum bir yazarın  ADAM BLAKE'in Can yayınlarından çıkan kitabını paylaşmak istiyorum sizlerle.. Yazar hakkında pek bir bilgiye ulaşamadım. Sanıyorum kitabın içeriğinin bazı kesimleri rahatsız etmesinden çekinmiş ve takma isim ile yazmış kitabı. Gelelim kitabımıza...


ARKA KAPAK
Arizona çöllerinde, nedeni hiçbir şekilde anlaşılamayan korkunç bir uçak kazası.
Londra'da, arka arkaya kazaya kurban giden bir grup tarihçi.
On üç yıl önce, üç çocuğuyla birlikte sırra kadem basan bir kadın...
İncillerden biri olduğu varsayılan bir elyazması, tarihöncesinden bir kavime ait bir hançer ve olay yerinde görülseler de, kimlikleri, nereden geldikleri bir türlü tespit edilemeyen insanlar...
Onlar... ayak izlerini kumla örtüyor.
Ve sadece gerektiği zaman saklandıkları yerden çıkıyorlar.
Sırrı öğrenenleri öldürmek için...
Sır, yalnızca onlara verildi,
Âdemoğlu asla bilmeyecek.
Zamanı gelinceye dek...

X-men ve Fantastic Four gibi kült çizgi romanların başyazarı, bu kez Adam Blake takma adıyla okurların karşısına çıkıyor.

İsa'nın ölümüyle ilgili bildiğiniz her şey...
bir yalan!



ÖZET:
Romanımız Arizona çöllerinde bir uçağın düşmesi ile başlıyor. Uçağın tüm yolcuları ölmüştür, uçağın kesin düşüş sebebi için uçağın karakutusu güvenlik güçlerince aranmaktadır. (Ama hiç bulunmayacaktır)

Diğer tarafta Londra’da Dedektif Heather Kennedy; bir cinayet soruşturması yürütmektedir. Soruşturma merdivenlerden düşerek ölen bir tarihçi ile ilgilidir. Soruşturma ölen tarihçi Stuart Barlow’un kız kardeşinin ısrarı üzerine yeniden açılmıştır. Kennedy yeni ortağı Chris Harper ile birlikte araştırmalarına devam ederken; tarihçinin ölümünün bir kaza olmadığı sonucuna varır. Olaya kaza süsü verilmiştir.

Araştırmalar devam ettikçe Kennedy birbirleriyle bağlı 2 cinayete daha rastlar. Bu cinayetlerin ortak noktası; öldürülen üç kişinin “birleştiriciler” isimli bir site üzerinden tanışarak; “UCUZİÇKİ KODEKSİ” üzerinde çalışmalarıdır. Ucuziçki Kodeksi 1947 – 1956 yılları arasında Filistin’in güneyindeki Lut Gölü’nin kuzeybatı kıyılarındaki mağaralarda bulunan ilk dönem Hristiyanlığı için önemli bir belgelerdir.

Kodeks üzerinde çalışan dördüncü kişi olan Dr. Opie; Kennedy tarafından koruma amaçlı gözaltına alınırken kelkalit adlı bir uyuşturucu alan, solgun tenli, gözlerinden kanlı gözyaşları gelen garip suikastçiler tarafından, yine çok garip bıçaklarla (Sica) öldürülünce Kennedy’nin artık olayın bir cinayetler zinciri olduğundan şüphesi kalmaz. Saldırı esnasında Kennedy’nin ortağı Harper de öldürülmüştür.


Kennedy olay üzerinde Harper’dan sonra Combes ile çalışırken yolları Tillman ile kesişir. Tillman 3 çocuğu ve karısı Rebecca, ortadan iz bırakmadan kaybolmuş, eski bir askerdir. Tillman’ın bildiği tek şey karısının evden ayrılmadan önce Michael Brand ile buluştuğudur. Tillman Brand’ın izini sürerken soluk tenli suikastçiler tarafından saldırıya uğramıştır. Kennedy Tillman’la bilgi alışverişi yapmak üzere anlaşırlar. 

Kennedy, Dr. Opie ölürken ağzından çıkan anlamsız sözcükleri Barlow’un kız kardeşine sorduğunda; Güvercin Yuvası’nın ailesine ait bir kır evi olduğunu öğrenir. Yeni ortağı ile bu bilgiyi paylaşır. Yolda benzin istasyonunda durdukları esnada Combes Kennedy’yi atlatır. 

Kennedy, Tillman’ı çağırır. Birlikte Güvercin Yuvası’na giderler. Burada istiflenmiş belgeler vardır. Çok geçmeden Combes’in cesedi ile karşılaşırlar. Bu şoku atlatmadan biri kadın 3 suikastçinin saldırısına uğrarlar. Yanan evden zor da olsa kurtulurlar. Bu esnada iki erkek suikastçiyi de öldürürler. Suikastçiler Solomon Kuutma’dan emir almaktadırlar.



İkinci ortağını da kaybetmesinin ardından açığa alınana Kennedy Tillman’ın çocukları ve karısının kaybolmasından sorumlu tuttuğu Michael Brand’ın 124 sayılı uçak kazasında ölmesini öğrendikten sonra onun izini sürmek üzere Arizona’ya gider. Burada Şerif Webster Gayle ile delilleri araştırırlarken yine saldırıya uğrarlar. Gayle ağır yaralanır. Kennedy kendisine daha önce de saldıran kadın suikastçiyi yaralı olmasına rağmen öldürmeyi başarır. Kadın son nefesinde bir itirafta bulunur.

Ardından Tillman da Arizona’ya gelir ve hastanede yatan Kennedy’yi hastaneden kaçırır. Tillman ve Kennedy uzunca bir yolculuktan sonra 124 sayılı uçakta ölen ve çöldeki bir bölgedeki fazla elektrik kullanımı ile ilgili rapor hazırlayan Stuart Barlow’un bürosunun bulunduğu binayı bulurlar.

 DAHASI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR
Onlar; Dan Brown’ın Da Vinci Şifresi adlı kitabının ardından piyasada esen polisiye- gerilim-tarih üçgenini içeren romanlardan biri. Romanda Hıristiyanlığa ait ilk dönem gizli belgeleri, bu sırrı gizlemeye yeminli, bu sırrı korumak için ölmekten ve öldürmekten korkmayan bir tarikata yer vermekte. Saklanan sır göz önünde bulundurulduğunda kitabın konusu son derece ilginç.

Yine romanla ilgili güzel bir taraf da roman kapağında Can Yayınlarının mevcut klasik kapağından kurtulması ve gerilime, roman uygun bir kapağı tasarlamış olmaları. Kitabın büyük olan ebatları ve yazı tipi boyutu da bence romana şıklık katan unsurlardan…

Kitapta yer verilen ilginç bölümlerden biri de tarikat üyelerinin aldıkları “kelkalit” isimli uyuşturucu ve onun etkileri. Ama araştırmalarında Kennedy’nin bu uyuşturucuya rastlamaması ilginç olmuş yine. 



Bir de roman boyunca birkaç yerde konu ile ilgili uzman roman karakterlerinin uzun uzun konuşmaları var. Bu konuşmalar son derece uzun ve sıkıcı. Bir de Hıristiyanlıkla ilgili bilgilerim sınırlı olunca bu kısımlar daha da sıkıcı geldi bana. O bölümleri bir süre sonra atlayarak okudum maalesef.

Okuyarak atladım derken değinmeden geçemeyeceğim. Elimde en uzun süre kalan polisiye- gerilim roman oldu. Bazı bölümler gerçekten ağır gitti. Maalesef romandaki aralara bolca yerleştirilen aksiyon sahneleri de akışı hızlandıramadı.

Yazarın Lut Gölü yazmalarından yola çıkarak kurguladığı konu bence son derece ilginç, ancak yazar bu ilginç konuyu, derinleştirmeyi başaramayarak ziyan etmiş.

Yazar aynı zamanda karakterlerini de derinleştirmeyi başaramamış. Karısı ve çocuklarını 13 yıl gibi uzun bir süredir arayan Tillman’ın ve çocukluk travmaları da olan Kennedy’nin ruh hali tam olarak bana geçmedi doğrusu.

Roman 520 sayfa boyunca lezbiyen bir dedektif, çocukları ve karısını 13 yıl boyunca arayan eski bir askerin aksiyonu bol romanından öteye geçemiyor maalesef.

YENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE…
SEVGİLER…


7 Kasım 2013 Perşembe

KHALED HOSSEINI - UÇURTMA AVCISI

MERHABALAR;

Uzun zamandır okumak istediğim Kitap Okumak İster misin adlı organizasyon aracılığı ile KHALED HOSSEINI'nin UÇURTMA AVCISI'nı paylaşmak istiyorum sizlerle... 

“BİN TANE İSTE, SENİN İÇİN YAKALAYAYIM !” (Sayfa 69, Hasan,1975)
“SENİN İÇİN BİN TANE OLSA YAKALARIM” (Sayfa 375, Emir 2003)


ARKA KAPAK
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.
Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...


ÖZET:
Emir annesinin doğum esnasında kaybeden bölgede sözü geçen Kabilli zengin bir iş adamının tek oğludur. Kendisiyle benzer bir kaderi paylaşan hizmetlileri Ali’nin oğlu Hasan ile hem iki iyi arkadaş hem de sütkardeştirler.  Hasan’ın annesi ise doğumundan birkaç gün sonra tavşan dudakla doğan oğlunu, çocuk felci geçirmiş bir ayağı sakat kocasına bırakıp bir kumpanyayla kaçar. İki çocuk, iyi arkadaş olsalar, aynı bahçede yaşasalar da dünyaları farklıdır. Ayrıca Hasan ve Ali’nin bölgede sevilmeyen Şii olan bir gruba mensup Hazara’lara mensupturlar.

Bu iki çocuğun karakterleri de oldukça farklıdır. Hasan ne kadar becerikli, cesur ve  iyi huylu bir çocuksa Emir o kadar pısırık, korkak bir çocuktur. Emir’in karakteri aşk derecesinden bağlı olduğu Baba’sı tarafından kabul görmediği gibi sıkça da eleştirilir. Babası Tufan ağa (ismi sadece bir yerde geçiyor.) son derece cesur, yiğit bir adamdır. Oğlunun kendisine benzememesi yumuşak bir karakteri olması onu rahatsız eder. Emir’in bu sıralarde tek destekçisi babasının yakın arkadaşı ve ortağı Rahim Han’dır. Emir’in ise dünyada en çok istediği şey babasının gözüne girebilmektir.  Emir bunun için Uçurtma yarışını çok önemser. Kazanırsa babasının takdirini ve kabulünü kazanacaktır. Uçurtma yarışında son uçurtmanın ipini kesip yarışı kazandıktan sonra Hasan düşen uçurtmayı bulmaya gider. O çok becerikli bir “Uçurtma Avcısı”dır. Son uçurtma Emir’in madalyası olacaktır.


Hasan uçurtmayı bulmuş dönerken; daha önce Emir ve Hasan’ı sıkıştırmış ve dövmek üzereyken ellerinden Hasan’ın ustaca kullandığı sapan sayesinde kurtuldukları Assef, Kemal ve Veli’nin saldırısına uğrar.  Onu arayan Emir, Hasan’ın Assef’in tecavüzüne uğradığını görmesine rağmen Hasan’ı kurtarma cesaretinde bulunmaz. Oradan kaçar. 


Hasan’ın başına gelenlere rağmen uçurtmayı kaptırmadığını görür. Bu uçurtma sayesinde babası ile aralarındaki bağ güçlenirken, en yakın arkadaşını, sütkardeşini kaybeder. Ona her baktığında kendi ihanetini hatırlar. Onu görmeye onun sadakatine katlanamaz hale gelir.
Emir’in doğum gününde Hasan’ın kendine tecavüz eden Assef’e servis yapması Emir için bardağı taşırır. Ertesi gün hediye gelen bir saati ve bir miktar parayı Hasan’ın yatağının altına koyarak ona iftira atar. Hasan saati ve parayı çaldığını kabul eder. Çok geçmeden Ali oğlunu da alarak evden ayrılır. Baba ne kadar engel olmak istese de onlara engel olamaz. Ondan sonra baba ile Emir arasına büyük bir uçurum girer yeniden.

1978 Rus işgalinin ardından Baba ve Emir yasa dışı yollarla Amerika’ya yerleşirler. Aradan yıllar geçer. Emir geçmişi geride bırakmış gibi görünse de   Hasan’ın hayaleti ile yaşamaya devam eder. Bu arada Baba hastalanır, Emir’in evlenmesinden kısa bir süre sonra da ölür.

Aradan yıllar geçer Emir Rahim Han’dan bir mektup alır. Rahim Han yeniden iyi bir insan olmak için bir fırsat olacağını söyleyerek onu Afganistan’a çağırmaktadır. Hasan tehlikededir. Afganistan’a gittiğinde Emir bir çok gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Hasan’ın öz kardeşi olduğu, karısı ile öldürüldüğünü, Hasan’ın oğlu Sohrab tehlikededir.

KİTAPTAN NOTLAR:
Yaklaşık 1,5 yıl önce okuduğum Şairin romanından uzun bir süre sonra beni bu denli etkileyen bir kitap okudum diyebilirim. Roman yazılalı ve filmi çekileli çok olmasına rağmen ben kitabı okumak için ancak fırsat bulanlardanım. İki çocuğun daha çok Hasan’ın hikâyesi beni derinden etkiledi. Okumama bolca kâğıt mendil eşlik etti diyebilirim.

Roman 1975 Kabil’inde başlamakta. Ardından hikaye Emir ve Baba aracılığı ile Amerika’ya taşınmakta. Romanda sık sık geri dönüşler ve yeri geldikçe açıklamalar yapılmakta. Bu tekniğin romana hareketlilik kazandırdığını düşünüyorum.
Kitap bir tarafta Emir için her şeyi göze alan Hasan diğer tarafta babasının gözüne girmek için çırpınan, zaman zaman babasını Hasan’dan kıskanana Emir arasında gidip geliyor. Amerika’ya gittikten sonra meydan tabi ki Emir’ e kalır gibi oluyor. Ama farklı nedenlerle Hasan’ın hayaleti ne Emir’in ne de Baba’sını rahat bırakıyor. Belki de sırf bu yüzden Baba hastalandığında tedaviyi kabul etmiyor.

İki çocuğun yaşantısı, Hasan’ın Emir uğruna yaşadıklarının fonunu Afganistan halkının yaşadığı sıkıntılar oluşturmakta. Rus işgali bununla beraber Taliban’ın Hazara’lara uyguladığı acımasız şiddet. Kan dondurucu sahneler eklemiş kitaba..

Kitapla ilgili söylenecek elbette pek çok şey var ama benim tek söylemek istediğim damağımda kekremsi, buruk bir tat bıraktığı.. ve bu tada Hasan’ın gözlerinin eşlik ettiği….

Yazımı kitaptan bir alıntı ile tamamlamak istiyorum..

“Şimdi mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır., tek bir günah o da hırsızlıktır. Onun dışında bütün günahlar , hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.” (Sayfa 19)

KİTAP HAKKINDAKİ YORUMLARINIZI PAYLAŞMANIZ DİLEĞİYLE..
SEVGİLER