30 Kasım 2014 Pazar

UMBERTO ECO - GÜLÜN ADI


“Başlangıçta Söz vardı ve Söz tanrı katındaydı ve Söz Tanrı’ydı.” (Sayfa 33, Öndeyiş’ten…)

“ Adıyla var bir zamanlar gül olan; salt adlar kalır elimizde” (Sayfa, 686)


“Şeytan’ın varlığının tek gerçek kanıtı, belki o anda herkesin onun işbaşında olduğunu bilmek için duyduğu tutkunun yoğunluğudur.” (Sayfa, 61)


ARKA KAPAK

Umberto Eco’nun 1980’de yayımlanan dev romanı Gülün Adı, çağdaş klasikler arasında yerini çoktan aldı. Çok katmanlı bir yapıt olan bu romanda, 1327’de İtalya’daki bir manastırda geçen bir cinayet soruşturması anlatılıyor. Dünyanın belli başlı tüm dillerine çevrilen Gülün Adı,yayımlanışının üzerinden 21 yıl geçtikten sonra, yazarın tarafından yeniden ele alındı; bazı bölümler eklendi, bazı bölümler çıkarıldı. Gülün Adı’nın bu yeni soluk kazanmış olan formunda, yine kendinizi XIV. Yüzyıl Avrupası’nın dinsel entrikalarının ortasında bulacak, gizemli bir öykünün labirentlerinde din ve bilimin çatışmanı izleyeceksiniz.

Günümüz edebiyatına bambaşka bir soluk getiren, yepyeni bir türün kapılarını açan Gülün Adı, hem Ortaçağ Hıristiyan dünyasını derinliğine irdeleyen bir tarihsel roman hem de büyük bir ustalıkla kurulmuş, soluk soluğa okunan bir polisiye öykü. 1986’da başrolünü Sean Connery’nin üstlendiği film, çok daha geniş okur kitlesini romana yöneltmişti. 



ÖZET

Melk Manastırı’nda genç bir Benedikten çömezi olan kitabımızın anlatıcısı Dom Adso, ailesi tarafından Fransisken’in, Baskerville’li Rahip William’ın yanına verilir. Kendisi William’ın hem yazmanı hem de öğrencisi olur. Onunla yaşadıkları hayatının en unutulmaz anlarıdır. Ve zamanı geldiğinde anlatacaktır. 7 gün devam eden; Tansökümü, Sabah, Öğle, İkindi, Akşamüzeri, Günbatımı, Akşam olmak üzere; günün 7 zaman dilimini içeren cinayetlerle ve gizlerle dolu öyküsünü…

İtalya’nın kuzeyinde yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş, büyük bir Manastırda, nasıl olduğu tam olarak anlaşılmayan bir ölüm olayı olur. Eski bir sorgucu rahip olan William olayı araştırmak üzere görevlendirilir. William ve çömezi Dom Adso, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Manastıra varırlar.  


Manastır; Aedificium, Ağıl ve Ahırlar, Avlu, Demirhane, Hamam, Kilise, Revir, Toplantı Salonu ve Yatakhaneden oluşan büyük bir yapıdır. William ve Dom Adso manastırın başrahibi Abonne tarafından karşılanır. Kısa bir süre dinlendikten sonra aldığı bilgilerin ışığında William ölüm olayını araştırmaya başlar.

Minyatür ustası Otranto'lu Adelmo Aedificium'un doğu kulesinin altında ölü bulunmuştur. Aedificium’un Birinci katı mutfak ve yemekhane, üst iki kat yazı salonu ve kitaplıktır. Adelmo üst kattaki yazıhanede kitap kopyalamada görevli rahiplerden biridir. 


Başrahip, soruşturmayı yöneten William’a Manastırda serbestçe dolaşma ve rahipleri sorgulama hakkı tanır. William’ın serbestçe dolaşamayacağı tek yer kütüphanedir. Manastırda en iyi korunan yer de kütüphanedir. Kütüphaneci ve yardımcısı dışında, diğerlerinin okuma salonu dışındaki bölümlere girişi yasaktır. Diğerleri tarafından istenen ya da kopyalanan kitap, ancak kütüphaneci uygun görürse isteyen kişiye verilebilir. Kişilerin labirent gibi düzenlenmiş kütüphanede istedikleri kitabı izinsiz almaları imkansız gibidir. 

“…kadın Şeytan’ın arabasıdır.” (Sayfa, 318)

“Şeytan erkeklerin yüreğine kadın kılığında girer!” (Sayfa, 320)

“Sevgi nedir? Dünyada bana sevgi kadar anlaşılmaz gelen hiçbir şey yoktur; ne insan ne Şeytan ne de başka bir şey, çünkü sevgi her şeyden daha çok işler ruha. Yüreği böylesine kaplayan, böylesine bağlayan hiçbir şey yoktur. Bu nedenle, onu yöneten silahlar olmayınca, ruh, derin bir uçuruma atılırcasına sevgiye atılır.” (Sayfa, 327)


Kütüphaneye sadece, kütüphaneci rahip yaşlı ve kör bir rahip olan Burgos’lu Jorge


ve yetiştirdiği çömezi Hildesheim’li Malachi, girebilmekte ve sadece kütüphaneci, kitapları nasıl düzenleyeceğini, nereye koyacağını, nerede bulacağını,kime verilebileceğini, gizlilik derecesini bilmekte ve kendinden önceki kütüphaneciden öğrendiği gibi kütüphaneyi korumaktadır.



Tinsel bir labirent olduğu kadar, dünyasal bir labirenttir o. İçeri girebilirsiniz, ama dışarı çıkamazsınız.” (Sayfa, 61)


Kitap kopyalamada görevli rahipler yazı salonunda çalışırlarken çalışmalarına yardımcı olması açısından bazı ciltleri okuyabilmektedirler. Sıradan rahiplerin kitaplığın tüm bölümlerine girmeleri de yasaktır. Labirenti andıran kitaplık, herkese açık değildir. Bu duruma neden olarak, bazı kitapların sapkın ve yalan bilgiler içermesi gösterilmektedir. (Yasaklı kitapların arasında Kuran-ı Kerim de vardır.)


William’ın kütüphane çevresinde yoğunlaşan merakı ve şüphesi artarken, Adelmo’nun intihar mı cinayet mi olduğu hala soru işareti olan ölümünü Yunanca-Arapça çevirmeni Venantius’un, retorikle uğraşan Benno’nun, kütüphane yardımcısı Brengar’ın, yazmaları kopya eden Aymora’nın, kütüphaneci Malachi’nin ve şifalı otlar uzmanı Severinus’un ölümleri izler. Her birinin ölümü birbirinden trajiktir.  

“Bilgi en iğrenç işlemlerden sonra bile fizik bütünlüğünü koruyan bir madeni paraya benzemez; kullanıla kullanıla epriyen çok güzel bir giysiye benzer daha çok.” (Sayfa, 266)


Cinayetlerin kütüphane etrafında döndüğünü hisseden William kütüphaneye gizli giriş yolunu da bulur. Acaba Kütüphanenin içerdiği sır nedir? Neden ölenlerin ellerinde ve dillerinde lekeler vardır? Ölüm tuzaklarını kim neden kurmaktadır? Kitaplığı canı pahasına korumayı görev edinen kör rahip Burgos’lu Jorge’u aşıp sırlara ulaşabilecekler midir?
Soruların yanıtları, Skolastik düşüncenin hüküm sürdüğü Ortaçağ Avrupa’sındaki iktidar ve tarikatlar arası mücadeleler... 

DAHASI KİTABIMIZDA…

“Çoğu kez bir kitap, tehlikeli bir kitapta çiçeklenen zararsız bir tohum gibidir; ya da tam tersine acı bir tohumun tatlı meyvesidir.” (Sayfa, 402)


“Kitabın iyiliği okunmasındandır. Bir kitap imlerden oluşur, bu imler başka imlerden söz ederler. Onu okuyan gözler olmazsa, bir kitap kavram üretmeyen imler taşır; bu nedenle de dilsizdir. Bu kitaplık belki de içinde barındırdığı korumak için doğdu, ama şimdi onları gömmek için yaşıyor.” (Sayfa, 547)


KİTAPTAN NOTLAR:

Kitapla ilgili ilk yapacağım yorum romandaki katille ilgili kitabın başında ilk şüphe uyandıran kişinin katil çıkması kurgunun en zayıf kısmı idi benim için. Asıl sürpriz yasak kitap oldu doğrusu. Yunanca-Arapça çevirmeni Venantius’un ölümünden sonra ve Kuran ile ilgili satır aralarında söylenenlerin ardından aklıma acaba Kuran mı yasak kitap diye düşündüm. Galiba inancım gereği öyle olması gerektiğini istediğimden ya da o dönemin inanç sisteminde neler yasaktır çok kestiremediğimden öyle düşündüm.

Romanda bazı tasvirler özellikle Dom Adso’nun bir kilise tasviri vardı sanırım son derece sıkıldım okurken. 

Bazen de diyaloglarda dönemin Papalık tartışmaları, Hristiyan mezhepleri arasındaki farklar, açıklamalar da bu konuda bilgim de sınırlı olduğundandır belki de çok sıktı beni. Birçok ismi araştırmak zorunda kaldım. Ama isimleri araştırdıkça kafam tamamen karıştı elbette.

Bunun yanında romanın tam zamanlı kurgusu en beğendiğim kısmı oldu. Heyecanı ve gerilimi yükseltti bu satırlar benim için. İlk başlarda William ve Dom Adso kütüphaneye gizlice girdiklerinde tasvirler kütüphanenin yapısını anlamama yetmemişti. Kitabın 449. Sayfasında verilen çizim anlamadığım kısımların kafamda oturmasını sağlarken, yazara hayranlığımı arttırdı. Acaba kitaptaki manastır gerçekte hangi manastır ve böyle bir kütüphane gerçekten var mıdır? diye sordum kendime.


Kitabın sonu da yine beni şaşırtmayan unsurlardandı. Malum o dönemlerde yanan kütüphaneler pek çok kitapta yerini alan unsurlardandır.

Kitabı ilk istediğimde Kitap Okumak İster Misin? bana çok uzun isterseniz filmini izleyin demişlerdi. Okurken pek fazla yorulmadım ancak bu denli sayfa barındıran tuğla bir kitabı okumaya değdi mi bilmiyorum.

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

SEVGİLER... 

Not. Kitabın başındaki manastır krokisini fotoğraflamayı unutmuşum. Kitabı geri gönderdikten sonra fark ettim. Krokinin de kitabı takipte önemli olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

27 Kasım 2014 Perşembe

EĞLENCELİ BİR MİM

MERHABALAR...

Resim Defterim Blogu beni geçtiğimiz günlerde mimlemişti. Ben İnce Memed serisinin arka arkaya yayımlamak istediğimden araya yazı girmemiştim. Ancak fırsatım oldu mimi yayınlamaya.. Çok da eğlendim doğrusu... Blogumun ismini oluşturan kitapları çoğunlukla okuduğum kitaplardan seçmeye çalıştım. Okuyup blogumda yer verdiklerime de link verdim ilgilenenler okumak isterlerse aramasınlar diye... Anayurt Oteli, Psikanalist, ve Değirmen de esasında yayınlanmaya hazır beklemedeler.. Yayımladıkça link vermeye devam edeceğim... 



TÜRK EDEBİYATI
Tutunamayanlar – OĞUZ ATAY
Rahmet Yolları Kesti – KEMAL TAHİR



Lüzumsuz Adam – SAİT FAİK ABASIYANIK
Adı Aylin – AYŞE KULİN
Değirmen – SABAHATTİN ALİ
Aşk Köpekliktir – AHMET ÜMİT
Nar Ağacı – NAZAN BEKİROĞLU


 Aşk – ı Memnu – HALİT ZİYA UŞAKLIGİL
Latife Hanım – İPEK ÇALIŞLAR
Allah de Ötesini Bırak – UĞUR KOŞAR


YABANCI ESERLER
Kolera Günlerinde Aşk – GABRİEL GARCİA MARQUEZ
İki Şehrin Hikayesi – CHARLES DİCKENS
Ana – MAKSİM GORKİ
Anna Karenina – LEV TOLSTOY
Rüzgar Gibi Geçti – MARGARET MİTCHELL
Melekler ve Şeytanlar – DAN BROWN


Oblomov – İVAN GONÇAROV
Leyleklerin Uçuşu – JEAN CHRİSTOPHE GRANGE
Martı Jonathan Livingston – RİCHARD BACH
Alamut – WLADIMİR BARTOL
Notre – Dame’ın Kamburu – VİKTOR HUGO



Acımak -  STEFAN ZWEİG
Lord Arthur Savile’nin Suçu – OSCAR WİLDE
Aşk ve Gurur – JANE AUSTEN

Ben de mim yanıtlamak isteyen tüm arkadaşlarıma gönderiyorum. 

25 Kasım 2014 Salı

YAŞAR KEMAL – İNCE MEMED – IV

MERHABALAR
Sevgili Kitap severler... Efsane erimizin dördüncü ve son kitabını paylaşmak istiyorum sizlerle... 


“Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana… Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana. Onun verdiği umutla, sen eğer başkaldırmayı öğrenseydin, ölümü bile yenerdin.” (İnce Memed 4, Sayfa, 349)



ARKA KAPAK

Otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazılan İnce Memed dörtlüsü düzene başkaldıran Memed'in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova'nın öyküsüdür. Yaşar Kemal'in söyleyişiyle 'içinde başkaldırma kurduysa doğmuş' bir insanın, 'mecbur adam'ın romanı.


Eşkıyalığı bırakarak evlendiği Seyran ile bir Akdeniz kasabasına yerleşen Memed, burada milli mücadele kahramanlarından muallim Zeki Nejad'la dostluk kurar. Memed, köylüye zulmeden çeltikçilerle mücadele eden Zeki Nejad'ı öldürten Şakir Bey'i öldürerek yeniden dağa çıkar. Kendini yakalamak için köyleri boşaltarak köylüleri Çukurova'ya süren milletvekili Arif Saim Bey'i de öldürür. Bu olaydan sonra İnce Memed'in imi timi belirsiz olur. 



“Türk halkının 1950 yılında, çeyrek yüzyıllık bir siyasal iktidarı niçin değiştirdiğini anlamak için bence İnce Memed 4'ü, bu, resmi tarihin dışında yazılmış romanı okumak yeter.”  Fethi Naci, Bir Romancı: Yaşar Kemal 



“İnce Memed hem Homeros şiiri, hem ortaçağ türküleri, hem de bir proleter destanı ya da bir serüven romanı, hatta toplumsal bir belge niteliği taşıyor." Jacqueline Piatier, Le Monde, (Fransa)


“İnce Meeden serisinin 1987 tarihli dördüncü ve son kitabı, Robin Hoodvari bir serüven hikayesi olmakla kalmıyor, aynı zamanda müthiş bir şiirsellik taşıyor.” Regina Karachouli,Sacsishe Zeitung, (Almanya)

“Çağdaş Türkiye’de yaşayan bir efsaneye dönüşen asi gencin yabanıl, hüzünlü ve unutulmaz destanı.” The Bookseller, (İngiltere)


ÖZET

Geldik serinin dördüncü ve son cildine… Birinci ciltte Değirmenoluk köyünü Abdi Ağa’dan ve çakır dikenden, İkinci Ciltte Değirmenoluk Köyünü Abdi Ağa’nın kardeşi Hamza’dan, Vayvay Köyünü Ali Safa Bey’den ve karaçalılardan, üçüncü ciltte ise Çiçeklideresi Köyünü Mahmut Ağa’dan ve Keven dikenlerinden kurtaran İnce Memed Artık Çukurova’dan kötüler için korkulu rüya, köylüler için ise efsane olmuştur.

“Çukurovada her şey saydamdır. Kayalar, toprak, ağaçlar bile. Kuşlar,böcekler, yılanlar, insanlar bile… Gökyüzü ışıktan bir mavidir. Geceleri de ortalık silme yıldız döşelidir. Ve suların dibine Kuran düşse okunur.” (İnce Memed 4, Sayfa 12)

Memed Anavarza kayalıklarından devedikenlerinin arasındadır. Çeteden ayrılmıştır. Ferhat Hoca’nın kendisini gönderdiği Abdüsselam Hoca’ya gidecektir. Müslüm ile Akçasaz’da buluşacaklardır. Ancak yılanlarla dolu bu söğütlükte çevreleri sarılır. Jandarmalara köylüler de katılmıştır. Takip başlar. Jandarma takibinden yakalarını kurtaran Müslüm ve Memed yakınlarda bir köye gelip bir eve sığınırlar. Taktığı yüzükten Memed’i tanıyan kadın onu çok güzel ağarlar. Her ne hikmetse jandarmayla beraber Memed’in peşine düşen köylüler, Memed’i görünce bağırlarına basarlar. 


Bu sırada kasabada Murtaza Ağa’nın İnce Memed korkusuna bir de Topal Ali korkusu eklenmiştir. Memed’in Mahmut Ağa’yı öldürürken, Murtaza Ağa’ya “ Seni Topal Ali’ye havale ediyorum” sözü onu çok etkilemiştir. Korkudan ne yapacağını bilemez. Tek çare Topal Ali’nin gönlünü alıp, onu yanına çekmek gibi görünmektedir.

Kasabanın ileri gelenleri köylünün gözünde efsane olmuş, kurşun değmeyen atın öldürülmesi durumunda Memed’in de köylünün gözünden düşeceğini düşünürler. Çünkü köylüye göre Memed’in canı bu attadır. Atın üzerine önce 1500 lira ödül koyarlar. Sonra da bu ödülü 3000 liraya çıkarırlar. Haber tellal ile duyurulur. Parayı gözüne kestiren köylüler yılkıya bırakılmış ne kadar at varsa yularından tuttuğu gibi kasabaya getirirler. Jandarma komutanlığının önünde sıraya geçerler.  Yağız atın yakalanamayacağını anlayan kasaba ileri gelenleri herhangi bir atı Memed’in atı diye kurşuna dizip, onu Yağız at diye yutturmaya çalışsalar da atın ölüsünün yok olması atı köylünün gözünde tamamen efsaneye çevirir. Halk Memed’den sonra atını da efsaneye çevirir. 



“Ne yazık ki, ben ata yaklaştım, yaklaştım, elimi değdirdim, yaaa, ben şanlı Bu kefalosa elimi değdirdim, ben elimi ona değdirince o da bir mor bulut oluverdi ve hem de göğe çekildi. O göğe çekilen bulutun içinde ışıklar patladı, yıldızlar kaynadı. Az sonra da yıldız yakuta kesip kıpkırmızı, göğün ucuna yapıştı kaldı, sabaha kadar da bütün geceyi yakut kızılına boyadı koca Akdenizi bile….” (İnce Memed 4, Sayfa, 126)

 Memed ve Müslüm, Abdülselam Hoca’nın köyüne giderler. Abdülselam Hoca, Memed’i köylüye yeğeni olarak tanıtır. Memed bu sırada başındaki fesi çıkarmış, şapka takmıştır. Memed’in yanında öldürdükleri namlı eşkıya Kuzgun Veli’den kalan yüklüce miktarda altın da vardır. 


Memed Müslüm’ü Seyran ve Hürü Ana’yı getirmesi için gönderir. Bu sırada kendisi de portakal bahçesi ve ev alıp artık eşkıyalığı bırakacaktır. Dağlardaki namını da Ferhat Hoca yürütecektir. Memed bir portakal bahçesini içindeki ev ile birlikte alır. Eşyasını hazırlamaya koyulur. Abdülselam Hoca en büyük yardımcısıdır. Eşyasının büyük bölümünü Zeynullah’ın dükkânından alır. Zeynullah’ın dükkânı aynı zamanda kasabada ve civarında yaşanan tüm olayların, dedikoduların yayıldığı bir mekandır. Memed sık sık bu mekâna da gider. İnce Memed çetesinin yaptıklarını da yine burada öğrenir.

 “Evet beyler, İnce Memedi halk yüceltti, onu evliya, peygamber, seviyesine getirdi. Demek ki buna ihtiyacı var. Demek ki biz halkın ihtiyacını karşılayamadık. Ona zulmettik. Onu hala insandan saymıyor, onu aşağılıyoruz. O da başkaldıran birisini bulursa kendi adına, kendisinden birisini bulursa onu koruyor, evliya yapıyor, başına da taç ediyor. Adı Memedse, kendisi de yediden yetmişe adını değiştirip Memed oluyor…” (İnce Memed 4, Sayfa, 179)


 “İnce Memeden bir daha haber alınmadı, imi timi bellisiz oldu.” (İnce Memed 4, Sayfa, 638)

“O gün bugündür, Dikenlidüzü, Çiçeklideresi, Menekşe, Yanıkören köylüleri ve bitekmil öteki Toros köylükleri toprağa saban atmazdan önce giyinirler, kuşanırlar düzlüklere, koyaklara, ovalara çıkarlar, çakırdikenlerden, karaçalılardan, kevenlerden, devedikenlerinden büyük öbekler yığarlar, köyün en yakışıklı delikanlısıyla, en güzel kızı öbeklere ateş verirler. Büyük bir toy düğünü kurulur. Halaylar çekilir, görülmedik eski zaman, yeni zaman oyunları oynanır, sevinç türküleri dağları aşar, yolları, belleri, ovaları tutar, ülkeden ülkeye yayılır. Sevinç türküleriyle birlikte de, öbeklerden yalımlar düzlüklere, koyaklara, ovalara atlar. Yalımlar, bütün gece toprağı yalar, bir sel gibi akarak, her yanı sarar, bu ateşle birlikte de Alidağının, Düldül dağının, Yıldızdağın, Binboğanın doruklarında birer top ışık patlar, dağların doruğu üç gece ağarır, apaydınlık, gündüz gibi olur.” (İnce Memed 4, Sayfa, 638,639) 

KİTAPTAN NOTLAR

Dördüncü cilt serini son ve sayfa olarak en fazla olan kitabı. Bu ciltte daha önceki ciltlerde başlayan pek çok olay sonuca ulaşmakla beraber her kitabın sonunda imi timi bellisiz olmasına rağmen; Memed’in bir sonraki ciltte ortaya çıkmasına alıştığımdan mıdır sanki kitap bitmemiş de; bir sonraki cilt de varmış gibi geldi bana. Galiba yazarımız kıyamamış Memed'i öldürmeye...

Ancak cevaplanmayan sorular da bana kitabın bitmediği izlenimini arttırıyor elbette.  İlk ciltte Iraz’ın alıp götürdüğü Memed’in Hatçe’den olan bebeğinin akıbeti, Dördüncü ciltte Memed’i takip eden adamın kimliği ve her ne kadar Topal Ali ima etse de Murtaza’yı öldürüp öldürmediği,Ferhat Hoca’nın geçmişiyle ilgili birkaç ayrıntı verildiyse de tam olarak nereden gelip nereye gittiği, yanıtı verilmeyen sorulardan.

Memed bu ciltte devedikenlerinin içinden geçerek başlamakta maceraya. Kitabın sonunda da birinci ciltten beri Memed’in mücadele ettiği çakırdikenler, karaçalılar, keven dikenleri ve deve dikenleri halkın yaktığı ateşle temizlenmekte.

Her ne kadar romanlara gerçekçi bir anlatım hâkimse de bazı bölümler masalsı destansı özellikler taşımakta. Yağız at bu destansı özelliklerin en öne çıkanı elbette.

Roman boyunca Jandarmalarla çok fazla çatışma yaşansa da Memed’in hiç jandarma öldürmemesi, sadece yaralaması bence Memed’in öne çıkan özelliklerinden. Jandarma demişken; söylemeden geçemeyeceğim. Jandarmaların köylüye yaptıkları eziyetler inanılır gibi değil. Halkı koruma ile görevli askerler adeta güçlülerin sopası olup çıkıyorlar. Bir tek Asım Çavuş, halkı seven onurlu bir asker görüntüsü çizmekte. Roman boyunca öldürülen iki jandarmayı da yazar yine Memed’ e değil de Bünyamin’e öldürtmeyi tercih etmesi onları düşmanı gibi değil de emir kulu olarak görmesinden galiba.

 “Adam amma da Karafırtına gibi bir adammış. Köyde ayağının üstünde kalabilecek bir tek adam bırakmadı. Yediden yetmişe hepimizi, kadın erkek, kız kısrak demeden yataklık etti.” (İnce Memed 4, Sayfa, 568)

Bir de ağaların dağlarda yine halka karşı kullanmak için besledikleri eşkıyalar yok değil. Ancak Memed kimsenin maşası olmaması, kimsenin namusuna göz dikmemesi bakımından erdemli bir eşkıya portresi çizmekte ve gönülleri kazanmaktadır.

Sonuç olarak diyebilirim ki, dört ciltten oluşan 2163 sayfalık dev bir eseri okumak çok zor gibi görünse de su gibi akan, halk diliyle desteklenen bu eşsiz eseri okumak benim için son derece keyifli bir okuma oldu. Okumakta gecikenlere şiddetle tavsiye olunur.  


“Dünyada hiçbir şeyden, yılandan ejderhadan, beyden paşadan, aslandan, kaplandan, tek boynuzlu gergedandan korkmayacaksın, ille de köylü milletinden korkacaksın. Ne dostluğuna güveneceksin, ne de düşmanlığına. Bir bakmışsın dostken düşman, düşmanken dost olmuşsun.” (İnce Memed 4, Sayfa, 24)

“Yılanlar insanlar gibi değil,onlar dostluğu da düşmanlığı da unutmazlar.” (İnce Memed 4, Sayfa, 34)

“İnsan korktuğu için öldürür, kendini de başkalarını da. En çok korkan, korkunun son sınırına varana dek korkan, korkudan başka hiçbir şeysi kalmamış insan en yürekli insandır.” (İnce Memed 4, Sayfa, 472)

“ Bu dağlarda on kez ölmeden, bir kez dirilemezsin” (İnce Memed 4, Sayfa, 557)

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

16 Kasım 2014 Pazar

YAŞAR KEMAL – İNCE MEMED – III

MERHABALAR, 

Geçtiğimiz haftalarda İNCE MEMED - I ve İNCE MEMED - II'yi paylaşmıştım. geldik serimizin üçüncü kitabına... 


ARKA KAPAK

Otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazılan İnce Memed dörtlüsü düzene başkaldıran Memed'in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova'nın öyküsüdür. Yaşar Kemal'in söyleyişiyle 'içinde başkaldırma kurduysa doğmuş' bir insanın, 'mecbur adam'ın romanı.


Çiçekli Mahmut Ağa, Çiçeklideresi köyündeki topraklarını işleyen köylüleri İnce Memed'i korudukları için topraklarından atar. Bunun üzerine Memed Çiçekli Mahmut Ağa'yı öldürür. Zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği yönündeki kuşkuları, "bir İnce Memed gitse de, yerine bin Memed gelir" fikriyle umuda dönüşür. 



“Büyük bir yazar, büyük bir kitap... Demek ki hem çok okumuşlara hem az okumuşlara seslenen bir eser yazılabilirmiş. Bir eser ki hem destan hem de bireysel nitelikli; bir eser ki yürekle aklı birleştirmiş.” Anne Philippe, Liberation, (Fransa) 


“Yaşar Kemal yalnızca Türkiye'nin en büyük romancısı değil, dünya edebiyatının da bir devidir.”  Alain Bosquet, Magazine Litteraire, (Fransa)

“Büyük bir edebiyat olayı. Dünya çapında bir Türk romanı.” Liv Kooter Lauhn, Morgenavisen, (Norveç)

“Bu büyülü ve en doğal dünyaları dile getiren böylesine harika bir sevgi, ölüm ve isyan şarkısını görmezlikten gelebilir miyiz” Jacqueline Piatier, Le Monde, (Fransa) 


ÖZET
Ali Safa ve Kel Hamza’yı öldürdükten sonra imi timi belirsiz olan İnce Memed, üçüncü ciltte uzunca bir süre ortaya çıkmaz. Sonradan öğreniriz ki, Memed jandarmalarla çatışmada yaralanmış, Yörükler ona sahip çıkmış, yaralı Memed’e bakmaktadırlar. Memed’in yarası ağırdır.

Gelelim bir önceki ciltte ölen Ali Safa Bey’e. Ali Safa bey’in ölüsü hemen gömülmez. Tüm kasabayı koku sarar. Bütün ağalar ve kasaba eşrafı kasabada toplanır. Kasabanın ağalarını ve ileri gelenlerini öldürülme korkusu sarmıştır. Hele birisi vardır ki içlerinde evlere şenlik… Murtaza Ağa’yı, İnce Memed korkusu sarar. Ne yapacağını bilemez korkudan.

Mebus Arif Sami Bey’den habersiz, Ankara’ya bir sürü telgraf üzerine telgraf çeker. Hatta para ile tuttuğu adamlara da telgraf çektirir. Murtaza Ağa, Topal Ali’nin, İnce Memed’in adamı olduğundan şüphelenmesine rağmen onu yakınında tutmak ister. Topal Ali’yi konağına yerleştirir. Topal Ali’yi giydirir, kuşatır. Ölüsü, bütün kasabayı kokutan Ali Safa Bey nihayet gömülür.

Jandarmalar, İnce Memed’in peşindedirler. Başta Yüzbaşı Faruk olmak üzere; onun emriyle Kertiş Ali devlet eliyle köylülere eziyet ederler Memed’i bulmak için. Ama köylüleri konuşturamazlar. Çoban Müslüm de onların eziyetinden nasibini alır ve konuşur. Ama Müslüm’ün söyledikleri yanıltmadan başka bir şey değildir. 


Çatışma sonucunda ele geçen eşkıyalardan biri İnce Memed olarak teşhis edilir. Köylü kadınlar onun üzerine ağıtlar yakarlar. Memed’in ölüm haberi Murtaza Ağa’yı rahatlatır. Artık Topal Ali’ye ihtiyacı yoktur. Onu donuna kadar soyup, konaktan atar. Etmediği hakaret de kalmaz. Onuru kırılan Topal Ali değirmenciye sığınır. Memed’i öldürmeyi başardığı sanılan Yüzbaşı kasabaya büyük bir törenle girer. Çok geçmeden gerçek ortaya çıkar. Memed olarak teşhis edilen ceset Kara Osman’dır. Yüzbaşı çaresiz cesedi Kara Osman’ın kardeşlerine teslim eder. Kendisi de günlerce sokağa çıkamaz.

Murtaza Ağa’nın etekleri tutuşur. Ne yapsa, ne kadar yalvarsa Topal Ali’yi kendi konağına dönmeye ikna edemez. Topal Ali Molla Duran’ı konağında çalışmaya başlar. 


Köye giden Yağız Atı gören Hürü Ana, yanına köyden Kısacık Mahmut’u da alarak atı takip ederler. At onları Memed’e  götürür. Ağır yaralı Memed Yörükler tarafından saklanmaktadır. Öyle ki onun ağır yaralı saklandığı yere Hürü Ana’yi bile gözleri bağlı götürürler.

Memed’in yarasının tek çaresi Kırkgöz Ocağının Anacık Sultanı’dır. Hürü ana yollara düşer. Kırkgöz Ocağı’na gider. Anacık Sultanı Memed’i iyileştirmeye ikna eder.

Bu arada gerçekleşen birçok olay Memed’e mal edilir. Memed dağlarda bir efsanedir artık. Bu durum Murtaza’nın korkusunu depreştirir. Ankara’ya tel üstüne tel çeker. O da yetmez Arif SaimBey’in Kemal Paşa’ya bir suikast düzenleyeceği dedikodusunu yayar. Bu arada konuştuğu Çiçekdereli Mahmut Ağa ile konuşmak Murtaza Ağa’yı biraz rahatlatır. Mahmut Ağa, Memed’i küçümsemekte, istese kulağından tutup onu düze indireceğini söylemektedir. 

DEVAMI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR
Serimizin üçüncü kitabı diğer iki ciltte olduğu gibi birkaç sayfa süren Çukurova tasviriyle başlamakta. Güzelliklerin tasvirinden sonra , ağaçsız, kıraç yüksek yamaçların bitkisi olduğu kadar ucsuz bucaksız Anadolu bozkırlarının da bitkisi olan “keven dikeni”nden bahsedilmekte. İlk cildin “çakırdikeninin”, ikinci cildin “karaçalı”sının yerini keven dikeni almakta üçüncü ciltte. Her cildin sonunda dikenler yanmakta ama bir diğer cildin başında yeniden yeşermekte. Tıpkı ölen bir kötünün yerini yenisinin alması gibi.

Bence üçüncü cilt serinin en durağan kitabı oldu. Kitabın ilk bölümünde Memed yaralı bir biçimde bir Yörük obası tarafından saklanmakta. Memed’den kalan boşluğu Murtaza Ağa, Topal Ali ve Hürü Ana doldurmakta. Murtaza Ağa her ne kadar Memed’in karşısında bir karakter olsa da ölüm korkusunun ona yaptırdıklarına gülsem mi kızsam mı bilemedim. Bana çok sempatik geldi Murtaza Ağa. Kitabın sonunda Memed’in onu öldürmemesi, Topal Ali’ye bıraktığını söylemesi serinin dördüncü cildi için de bir beklenti oluşturmakta.

Söylemeden geçemeyeceğim. Bazı bölümlerde özellikle Yağız ata itafen Hürü Ana’nın bazı monologları var. Bu monologlar sık tekrarlar da içermekte. Zaten bana durağan gelen bu ciltte bu monologlar beni biraz sıktı doğrusu. Hele aynı monolog içindeki keskin duygu geçişleri. Romanın en ilginç karakterlerinden biri bence Hürü Ana. Seviyor mu dövüyor mu belli değil. Ama Memed’in üzerindeki etkisi inkar edilemez elbette.


Memed’in serinin ilk cildinden Iraz tarafından götürülen bebeğinden bu ciltte bahsedilecek mi diye okuduğum bölümler oldu, bir bölümde Iraz’ın adı geçer gibi olduysa da Memed’in oğlunun akıbeti bu ciltte yine cevaplanmayan sorulardandı.

Romanda beni en çok rahatsız eden kısımlar köylüye devlet eliyle yapılan işkenceler oldu. “Köylü milletin efendisidir” diyen Mustafa Kemal'in mebusları resmen köylüye devlet eliyle işkence etmekte, hatta Atatatürk’ün köylüye “efendi” demesiyle bile dalga geçmektedirler. Bu kısımlar yeni kurulan Cumhuriyet ile ilgili ilgi çekici kısımlarındandı kitabın.

Başka bir nokta da; bol bol doğa tasvirlerine yer vermesine rağmen yazarın kişilerin tasvirlerini daha az yapmış olması. Bazı karakterler biraz daha fazla tasvir edilse de yazar karakterleri okuyucunun hayal gücüne bırakmış gibi.

“İnce Memed mi? diyordu, ince memed dedikleri de bir sabi çocuk. Ama tepeden tırnağa yürek  (İnce Memed 1, Sayfa 344)

 Bir de Türk masallarında sıklıkla kullanılan 3 ve 7 rakamlarına yer verilmesi roman masalsı bir taraf katmış. Yedişerli gruplar halinde “Memed”lerin çeteye katılması, ateşin “üç” gün “üç” gece yanması vb.


“O gün bugündür, Çiçeklidüzü köylüleriyle öbür köylüler kevenli yamaçta, İnce Memed’in gittiği gün toplanırlar, büyük bir toy düğünle kevenlere ateş verirler. Yalımlar üç gün üç gece bir sel gibi yamaçta dolanır, bütün dağ tepeden tırnağa ateşe keser, yamaç bir yalım fırtınasında çalkanır, kevenlerden çığlıklar gelir. Bu ateşle birlikte de önce Yıldızlı, sonra Çakmaklı ardından da Boranlı dağın doruğunda birer top ışık patlar. Dağların doruğu üç gece ağarır, ortalık apaydınlık, gündü gibi olur.” (İnce Memed 3 , Sayfa 629)

 Serinin son kitabıyla görüşmek dileğiyle... 

Sevgiler...