12 Ocak 2015 Pazartesi

N.H. KLEİNBAUM - ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ

MERHABALAR,

Günlerdir Türkiye'nin tüm bölgelerini esareti altına alan kar bugün Çorlu'ya da düştü. Okullar öğleden sonra tatil olunca bloguma zaman ayırayım istedim. Çok severek okuduğum ve ardından izlediğim kısa zaman muhteşem bir eseri paylaşmak istiyorum sizlerle...

“Çünkü kim ne derse desin, sözcük ve fikirler dünyayı değiştirebilecek güce sahiptir.” (s. 36)


ARKA KAPAK

Todd Anderson ve arkadaşlarının Welton Akademisi’ndeki yaşamları, yeni İngilizce öğretmenleri Bay Keating’in gelmesiyle birlikte inanılmaz biçimde değişir. Bay Keating onlara olağanüstü ve farklı bir hayatın kapılarını açar. Ondan etkilenen yedi arkadaş, Ölü Ozanlar Derneği’ni tekrar faaliyete geçirirler. Bu gizli dernekte ailelerinin baskı ve beklentilerinden uzakta tutkularını özgürce yaşayabilmektedirler. Keating onları ölü ozanların büyük eserleriyle tanıştırdığında yalnızca dilin güzelliğini öğrenmekle kalmayıp, yaşamın her anının ne kadar önemli olduğunu da ayrımsamışlardır.

Ne var ki Ölü Ozanlar Derneği’nin üyeleri, bu yeni kazandıkları özgürlüğün ne kadar acı sonuçlar doğurabileceğini çok geçmeden göreceklerdir.
Robin Williams’ın başrolünü oynadığı film yıllarca anılardan silinmeyecek ve bu kitapla da ölümsüzleşecektir.

robin-willams-listelist-4711

ÖZET

Vermont’un ıssız tepelerinde 1859 yılında kurulmuş, son derece disiplinli ve akademik başarı odaklı özel bir okul olan Welton Akademisi (takma adı Hell (cehennem)-ton) o yıl 100. yılına görkemli bir açılış yaparak başlamıştır. Okula devam eden öğrenciler yanında okula yeni alınan öğrenciler de vardır. Okulun gözde öğrencisi Jeffrey Anderson’ın kardeşi Todd da okula yeni katılan öğrencilerden biridir.

“Gerçek, altında ayağınızın buz kestiği bir yorgana benzer !” (s. 65)

Ayrıca okulun açılış töreni esnasında, emekli olan İngilizce öğretmeni Bay Portius’un emekli olması üzerine, aynı zamanda Welton Akademisi mezunu olan Bay Keating’in İngilizce derslerine gireceği Müdür Nolan tarafından öğrenci ve velilere duyurulur.


Törenin ardından öğrenciler yatakhaneye ve kampüse doğru dağılırlar. Çekingen bir konuşan Todd odasını Neil Perry ile paylaşacaktır. Neil sayesinde Todd diğer arkadaşları ile de tanışır. Knox Overstreet,  Charles Dalton, Richard Cameron, Pitts, Ginny ve Meeks ile de arkadaşlıkları böylece başlar. Ardından derslere girmeye başlarlar. Gelenek! , Onur! , Disiplin! , Yetkinlik! , düsturları üzerine kurulan Akademide ders programı, rapor ve ödevler ilk günden çok yoğundur. 

“Ormanın içinde kesişen iki yol vardı ve ben en az ayak izi olan yolu seçtim. İşte farklılık budur.” (s. 75)

robin-willams-listelist-999

Öğrenciler okulun mezunu olduğunu öğrendikleri Bay Keating’i eski yıllıklardan araştırdıklarında “Ölü Ozanlar Derneği”nden bahsedildiğini fark ederler. Diğer öğretmenlerinden oldukça farklı bir ders anlatım tarzı olan Bay Keating öğrencilerin gönlünü fethederken, öğrenciler de derneği yeniden canlandırmak isterler. Keating öğrencilerine özgürlüğü, dünyaya farklı açılardan bakmayı öğretir. Ancak Welton Akademisi’nin felsefesiyle tam örtüşmeyen bu ders anlatımı akademi yönetimi tarafından da göz hapsine alınır. Özellikle Müdür Nolan tarafından.

“Bir kadın kutsal bir mağbet gibidir çocuklar. Ona tapınmak için elinize geçen fırsatları asla kaçırmayın.” (s. 105)


Aileleri tarafından gelecekleri planlanmış olan hemen hepsi ileride doktor, mühendis ve avukat olmayı hayal etmeye mecbur olan öğrencilerini edebiyat ve şiirin sarsıcı dünyası ile tanıştırır Bay Keating. Ölü Ozanlar Derneği, öğrencilerin ailelerinin ve okulun baskılarından kurtuldukları, okulun yakınındaki bir Kızılderili mağarasında şiir okudukları ve şiirleri yaşadıkları bir dernek olur onlar için. Geçmişte derneğin okuduğu şiirleri barındıran bir kitabı da (Bay Keating koymuştur.) odalarında bulurlar. Hayatlarını "Carpe Diem (Anı Yaşa!)" ilkesi üzerine kurmaya başlarlar. Bu ailelerinin ve okulun pek de isteyeceği bir şey değildir.

“Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tutmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyorum! Yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratman için. Ve ecel geldiğinde fark etmemek için yaşamamış olduğumu.” (s.124)

robin-willams-listelist-666

Öğrenciler “carpe diem” etrafında hayatlarını kurarlarken; hayallerinin peşinden koşmaya da başlarlar. Neil çok istediği tiyatro oyununda “Bir Yaz Gecesi Rüyası”nda “Puck” rolünü almak için her ne kadar babası izin vermese de direnir. Babasının izni olmadan başrolde oynar. Bu seçimi babasının pek de hoşuna gitmez. Oğlunu oyun sahnelendikten sonra sahneden indirdiği gibi eve götürür. Oğlunu Branden Askeri Okulu’na göndereceğini söyler. Hayali oyuncu olmak olan Neil, için askeri okuldan sonra Harvard’a gidip doktor olma hayali kurmak olası değildir.

Tiyatro oyunundan sonra Ölü Ozanlar, Bay Keating’in de katılımıyla Neil’in şerefine toplanıp, Kaptan (Bay Keating’in) başkanlığında hep bir ağızdan “Kuzuyu kurban edip, kanını sürdün  mü” diye şiir okurlarken Neil; henüz üzerinde tiyatro oyununda giydiği “Puck” kostümü varken babasının silahıyla intihar eder.  

“Buna babasının sebep olduğunu herkes bilmeli! Neil ölmek istemezdi! O yaşamayı severdi!” (s.130)


Ailesi ve okul yönetimi Neil’in ölümünden Bay Keating’i suçlamaktadır. Cenazenin ardından okulda soruşturma yapılır. İlk çözülen Cameron olur.  Çok geçmeden Okul Müdürü Nolan’ın Ölü Ozanlar Derneği’nden de haberi olur. Müdür Nolan’ın zaten ders işleme şeklinden de rahatsız olduğu Bay Keating’den kurtulmak için elinde bir koz vardır artık.

Sorguya alınan öğrenciler de çok geçmeden çözülürler ve okuldan atılmamak için öğretmenleri ile ilgili belgelere imza atmak zorunda kalanlar olur. Derneği yeniden kuran Charlie, okuldan atılır. Bu baskılara sadece Todd Anderson  direnir ve kâğıdı baskılara rağmen imzalamaz. Ancak bu direnç Keating’i kurtaramaz.

Kitap okuldan atılan Bay Keating’in sınıftan özel eşyalarını almak için sınıfa girdiğinde öğrencilerin Müdür Nolan’a ders niteliğinde bir vedası ile son bulur.


KİTAPTAN NOTLAR

Ölü Ozanlar Derneği, N.H. Kleinbaum'un roman olarak yazdığı ve aynı zamanda filme de çekilmiş ayrıca senaryosu ile 1989 yılı En İyi Senaryo Akademi Ödülü'nü kazanmış klasik eserdir.

141 sayfadan oluşan eserde Welton Akademisi’ne devam etmekte olan ergenlik çağındaki 7 gencin başarı odaklı ve disiplinli bir okulda geçen hikayelerinde, ailelerinin kendilerine biçtikleri gelecek planlarına Ölü Ozanlar Derneği’yle tanıştıktan sonra ilk defa baş kaldırmaya cesaret edip, kendileri için kendi hayallerini yaşama cesaretleri anlatılmaktadır. Elbette hayallerini yaşama isteğini çok da kolay gerçekleşmez. Neil’in hayatına mal olur.

Neil’in Puck kostümüyle ve babasının silahıyla intihar etmesi kitabın en dramatik sahnelerden biridir. Belki silahın tetiğini çeken el Neil’indir ama ona eline silah aldıran güç; oğlunun fikirlerine değer vermeyen, Neil’e Neil’in istediğinden farklı bir hayatı yaşamaya zorlayan bizzat öz babasıdır.   

robin-willams-listelist-166

Ölü Ozanlar Derneği katılan öğrencilerin hayatında pek çok farklılık yaratsa da en büyük farklılığı; okula yeni gelen ailesinin gözbebeği olan ağabeyinin her zaman gölgesinde kalmış olan Todd için yaratır. Toplulukta konuşmakta bile zorlanan Todd, son buluşmalarında kendi yazdığı şiiri okuyarak kendini gösterir ilk defa. Bay Keating için de en çok direnen de o olur.
Ben kitabı hem bir öğretmen olarak hem de okuyucu olarak çok etkileyici buldum. Yazarın karakterleri oluşturma biçimi, seçtiği şiirler de kitabı etkileyici yapan unsurlar oldu benim için. Şiirlerin mağara içerisinde yankılanışı hissettim adeta.
Neil’in İntihar sahnesi ile Keating’in veda sahnesi romanın en etkileyici sahneleriydi haliyle. Yazar bu kısımlarda duygu yükselişini iyi yakalaşmış diye düşünüyorum.
Kitabının okunmasını , filminin izlenmesini şiddetle tavsiye ediyorum... 



YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…
SEVGİLER…


3 Ocak 2015 Cumartesi

YUSUF ATILGAN - ANAYURT OTELİ

MERHABALAR,

2015 Yılının ve blogumun kitap blogumun ( 3. yılı doldurdum, 4'e başladım) 4. yılının ilk kitabı ne olsun diye düşünürken, Yusuf Atılgan olsun istedim. 

Anayurt Oteli, aynı zamanda Ömer Kavur tarafından 1987 yılında sinemaya uyarlanmış, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’dan sonra,  1973’de yazdığı ikinci romanıdır. Ömer kavur tarafından çekilen filmi de Türk Sinemasının en iyi 10 filmi arasındadır.

Romanımız 108 sayfadan ibaret olmasına rağmen yaşattığı ağırlık bir hayli fazladır diyebilirim. Gelelim romanımıza. 


ARKA KAPAK

"Ne ölü, ne sağ" bir yaşamın kahramanı Zebercet. Gözünü ilk açtığı ve yaşadığı Anayurt Oteli'yle aynı kaderi paylaşıyor: Birbirine benzeyen geçici ilişkilerle geçen günler, yalnız ve tek başına sürüklenen bir hayat.

Gecikmeli Ankara treniyle gelen -adını bile bilmediğimiz- kadın otelde bir gece kalır ve
Zebercet'in de, Anayurt Oteli'nin de sessiz akıp giden günlerinin içeriği değişir.

Küçük ayrıntıların tekdüze şaşmazlığında neredeyse takıntılarla sürüklenen bir yaşamın öfkesi de, çaresizliği de büyük oluyor.

Türk edebiyatının unutulmaz bir tipi ve unutulmaz bir mekanı.



ÖZET

Romanımıza ismini veren Anayurt Oteli, İstasyonun arkasındaki alandan ana caddeye çıkan sokağın karşısında, eskiden zengin Rumların da oturduğu bir semtte olduğu için yanmadan kalmış yapılardan, üç katlı bir eşraf konağıdır. (Keçecizade Malik konağı 1255’de yaptırmıştır.) Anayurt Oteli’nin bulunduğu kent ya da kasabanın neresi olduğu kesin olarak söylenmese de satır aralarında bir Ege kenti olduğu sezdirilmekte. Kasaba 1922 yılı Eylül başlarında Yunanlılar tarafından yakılmıştır. İzmir ya da İzmir’e yakındır.

Keçecilerin Rüstem Bey Yangın’dan bir süre sonra İzmir’e yerleşince eskiden nüfus katibi olan Ahmet Efendi’nin üstelemesiyle konağı otel yapar. Ahmet Efendi’nin ölümünden sonra görevi oğlu Zebercet alır.

Otel katibi Zebercet, 1.62 boyunda, 54 kg ağırlığında 33 yaşındadır. Romanımızdaki hikâye 1963’de geçmektedir. Zebercet, 28 Kasım 1930’da yedi aylık doğmuştur. 



“Bu doğumda gerçekten sabırsızlık diye bir şey varsa sabırsızlık edenin ana karnındaki dölüt olduğu düşünüleceği gibi anası olduğu da düşünülebilir. İkinci olasılık daha akla yatkındır. Ana karnındaki dölütten doğmuş-büyümüş bir insan davranışı beklemek saçmadır; ama ilerlemiş yaşta, kırk dört yaşında gebe kalan bir kadın böyle bir sabırsızlığa kapılabilir; üstelik bu kadın bundan önce biri iki, biri iki buçuk, biri üç aylık üç çocuk düşürmüşse. gene de, haksız da olsa, bu suçlamalar Zebercet'i olumlu yönde etkiledi: büyüdükçe sabırlı, ağırbaşlı bir insan oldu.” (s. 13)



Babası Ahmet Efendi adını ebenin benzetmesi üzerine koymuştur.  

 “…pamuğa sarılıp inci kutusuna yatırılır bu; Zebercet koyun adını” (s. 13)

Annesi onu doğurduğunda 44 yaşındadır. Okulu bitirdiği yaz sünnet olur. Aynı yaz annesi ölür. Babası sanki otel katipliğini kimseye bırakmamak için Zebercet, askerliğini bitirip geldikten iki ay sonra ölür. Babası öldüğünde 63 yaşındadır. Kendisini otelin duvarları ile sınırlayan Zebercet'in dış dünya ve insanlarla ilişkisi çok az ve yüzeyseldir.
Zebercet, Rüstem Bey’in önerisi ile oteldeki işleri görmesi için bir kadın alır otele: Zeynep. 

Saçları kumral, gözleri koyu mavi. Yüzü uzun, burnunun ucu kalkık, ağzı büyükçe, biraz dişlek, dudakları kalın. Orta boylu, balık etinde; bacakları az eğri. Otuz beş yaşlarında. (s.14) 

Kadını çalışmaya Sindelli isimli bir dağ köyünden dayısı Çalık Ali getirmiştir otele. Anne babasının ölümünden sonra kadın dayısının evinde kalmaktadır. Parasını da dayısı alır. Daha önce iki defa evlenmiştir. İlkinde kız çıkmadığı için geri getirilmiştir. İkinci de çok uyuduğu için. Otelde Zebercet ve ortalık hizmetlerini görmesi için alınan ortalıkçı kadın dışında başkası yoktur. 


Birbirine kopyalanmış gibi benzeyen günler geçip gitmektedir. Perşembe gecesi gecikmeli Ankara treniyle gelen bir kadının otelde bir gece kalıp ertesi gün gene geleceğini söyleyip gitmesiyle başlar her şey. Zebercet kendisini bekleyen kadını beklemeye koyulur.

Kadın; Yirmi altı yaşlarında. Uzun boylu, göğüslü.  Saçları, gözleri, kara; kirpikleri uzun, kaşları biraz alınmış. Burnu sivri, dudakları ince. Yüzü gergin, esmer. (s.16)  

“ merhaba odam boş mu? merhaba oda boş mu? odam boş mu? yeriniz var mı? iyi akşamlar, yeriniz var mı? iyi akşamlar döndüm ben, odam boş mu?”
Zebercet kendisini bu kadının geri geleceği ana hazırlar. Her zaman gittiği berber dışında farklı bir berbere gidip bıyığını kestirir, yeni kıyafetler alır.
“karyola demirindeki havluya, yatağın ayak ucuna atılmış yorgana, kırışık yatak çarşafına, terliklere, sandalyeye, masasındaki gece lambasına, bakır küllükte bitmeden söndürülmüş iki sigaraya, tepsideki çaydanlığa,süzgüye,çay bardağına, tabaktaki şekerlere...”


 Aynı zamanda kadının odasını, çay içtiği bardağı, unuttuğu havlusunu bile olduğu gibi korur. Odada kalmak isteyen Emekli Subay olduğunu söyleyen adama da odayı vermez. Romanın büyük bir kısmında otelde müşteri olarak kalır. Çok okumakta, genelde otelin girişinde oturmaktadır. 

Kadının geldiğinde odasını bıraktığı gibi bulmasını ister sanki. Odaya Ortalıkçı Kadının girmesine, temizlik yapmasına dahi izin vermez. Çok geçmeden de takıntı haline getirdiği kadının odasında kalmaya başlar. Bu esnada Tren saatleri de takıntı olmuştur Zebercet için. Sürekli kulağı siren sesinde, gözü kapıdadır.

Zebercet bir süre sonra otele müşteri de almamaya başlar. Zaten takıntılı ve asosyal olan Zebercet tamamen içe kapanır.  Ortalıkçı kadını da köyüne gönderecektir. Ara ara uyurken cinsel ilişki yaşadığı kadın ile cinsel ilişki yaşarken kadını boğarak öldürür. Kadına düşkün olan kediyi de başına vurarak öldürür.


 Otele müşteri almamaya devam eder. Kadının cesedi de odasındadır. Kadını soran bakkala da kadının artık köyüne döndüğünü, otelin de tadilata gireceğini söyler. Çok geçmeden yanılsamaları, takıntıları Zebercet’i tamamen etkisi altına alır.

Sanrılarıyla beraber beklenen sona adım adım ilerler Zebercet...

“...Yeryüzünde canlı kalmanın birbakıma suç işlemeden olamayacağını bilmeyen, kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor, utanıyordu...” (s.96) 

“... Ne oldu? Yapmayı unuttuğu birşeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?...” (s.108)



KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle kitabın genel havasından bahsetmek istiyorum. Roman boyunca karamsar ve tek düzeliğin sıkıcı havası hissedilmekte. Ana karakter Zebercet de sanki bir türküden esinlendiği gibi “Ne yaşıyor ne de ölü”. Tek çivisi sökülen anayurt oteli levhasının ucunun yeri göstermesi de ironik doğrusu. Sanki Zebercet çoktan ölmemiş de mezar gibi kasvetli bu otele mahkûm olmuş gibi.

Romanın 12.-17. Sayfaları arsında romandaki karakterleri ayrıntılı bir biçimde anlatmış. Hatta romanın ilerleyen sayfalarında önemli bir yere kavuşacak havluya bile yer vermiş. Ancak havlu ile ilgili anlamadığım nokta aynı havludan Emekli Subay Olduğunu Söyleyen Adamda da olması. Buradaki mesajı anlayamadım.

Yalnızlığından dolayı acıma duygusu uyandıran Zebercet, ilerleyen bölümlerde iğrenme, hatta tiksinme duygusu uyandırdı bende. Horoz dövüşünde tanıştığı Ekrem ile ilgili düşünceleri iğrenme duygumu tamamen tetikledi doğrusu.

Romanda karakteri anlamamızı sağlayacak noktalar yazarın noktalama işaretlerine de pek fazla yer vermediği ara ara sayıklamaya benzeyen monologlar. Zebercet’i duygusal olarak sona sürükleyen süreci göstermek bakımından son derece iyi kurgulanmış.

Sonuç olarak; kurgu ve dil anlamında çok beğendiğim, ancak karamsar havası ve sevimsiz sahneleri ile üzerime kasvet havası çöktüren bir kitap oldu. 

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...