30 Mart 2015 Pazartesi

GABRİEL GARCİA MARQUEZ - KOLERA GÜNLERİNDE AŞK

MERHABALAR,

Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Büyülü Gerçeklik'in büyük ustası Gabriel Garcia Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık'tan sonra en tanınan ve sevilen, filme de çkilmiş eserini paylaşmak istiyorum sizlerle.

"KOLERA GÜNLERİNDE AŞK"


“Kaçınılmaz bir şeydi: Acıbadem kokusu ona mutsuz aşkların yazgısını hatırlatırdı hep” (S. 13)

ARKA KAPAK

"Kolera Günlerinde Aşk", bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü. "Marquez"in, ustalığı, bu öyküyü bir destana dönüştürüyor: aşkın, deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründüğü bir destan. On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar. Roman boyunca, aşk acılarının lirik rüzgarlarının esintileri arasında, Marquez'in, insancıl mizahı, sürekli olarak duyuruyor kendini. Bu nitelikleriyle, "Kolera Günlerinde Aşk", Marquez'in başyapıtı sayılan "Yüz Yıllık Yalnızlık"ın yanında tartışılmaz bir biçimde yerini alıyor.


ÖZET
Juvenel Urbino, 80 yaşında saygın, meslek eğitimini Avrupa’da yapmış, Doktor olan babasının ardından babasının da ölmesine sebep olmuş Kolera salgınında eyalette aldığı önlemlerle salgını etkisiz hale getirmiş, eyalette haklı bir ün kazanmış bir doktordur. Fermina Daza ile yarım asırdır evlidir.

“Kim olursa olsun, herkes kendi ölümünün sahibidir; o an gelip de çattığında yapabileceğimiz tek şey, insanların korkusuz ve acısız ölmelerini sağlamaktır.” (S. 22)

Yedinci Pazar Ayinin olduğu ve öğrencisi Lacides Olivella’nın gümüş yılının kutlanacağı gün gelen haberle Jeremiah de Saint-Amour’un evine gider. Antilli göçmen, harp malulü, çocuk fotoğrafçısı ve satrançta en yufka yürekli rakibi altın siyanürü ile intihar etmiştir. Jeremiah de Saint-Amour, hem yatak odası hem de laboratuar olarak kullandığı odada, portatif karyolasında karyolanın bacağına bağlı köpeğiyle beraber ölmüştür.  


Ölünün eşyaları arasında doktora yazılmış uzunca bir mektup çıkar. Mektupta cenaze masrafları için paranın bulunduğu yerden, ölünün gizli sevgilisinden ve Jeremiah de Saint-Amour’a ait ne varsa sevgilisine bıraktığından ve bugüne değin doktordan gizlediği kirli geçmişinden bahsedilmektedir. Doktor aynı gün arkadaşının sevgilisini görmeye gider. Ondan Jeremiah de Saint-Amour’un intiharına kadının da yardım ettiğini ve fotoğrafçının yaşlanma korkusundan dolayı (gerontofobi; yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma) intihar ettiğini öğrenir. Doktor Juvenel Urbino, gerçekler karşısında hayal kırıklığına uğramıştır.

“Savaş dağlarda, dedi. Kendimi bildim bileli kentlerde insanlar kurşunla değil, kararnamelerle öldürülüyorlar.” (S. 101)

“Aşk yüzünden ölmekten daha büyük bir onur yoktur.” (S. 111)

Cenaze işlemlerinden sonra öğrencisinin yemeğine gitmek üzere eve gelir. Yemekten önce biraz kestirmek istese de evdeki telaş ona izin vermez. Doktorun çok sevdiği Paramaribo cinsi papağanı kaçmıştır. Papağan için itfaiye bile seferber edilir. Doktor Juvenel Urbino,  karısı Fermina Daza ile birlikte yemeğe giderler. Ufak tefek aksaklıklar olsa da yemek güzel geçer.  Doktor ve karısı cenaze için hazırlanmak üzere eve geri dönerler. 

Doktor Juvenel Urbino, biraz kestirir. Uykudan iç sıkıntısı ile uyanır.  Fermina Daza, mutfakla ilgilenirken Doktor Juvenel Urbino,  papağanı evin yanındaki Hintkirazı ağacının alt dallarından birinde olduğunu görür. Onu yakalamak için merdivene çıkar ve merdivenin kaymasıyla saat dördü yedi geçe, komünyonsuz, hiçbir şey için tövbe edemeden, kimseyle vedalaşamadan ölür. Son sözleri karısına; “ Seni ne kadar sevdiğimi bir Tanrı Bilir.” olur. 

Doktor Juvenel Urbino’nun cenazesinden sonra Florentino Ariza; yarım yüzyıl sonra Fermina Daza’ya sonsuz bağlılığını ve bitmeyen aşk andını tekrarlamak üzere Urbino’nun dul karısının karşısına çıkar. 

“Bu yaşamdan götüreceğim biricik hayal kırıklığı şu: Birçok cenazede şarkı söylediğim halde, kendi cenazemde söyleyemeyeceğim.” (S. 341)


Genç bir telgraf memuru olan romantik ve şair ruhlu Florentino Ariza, Karayipler Irmak taşımacılık Şirketini kuran üç kardeşten Don Pio Beşinci Loayza’nın rasgele ilişkisinden doğan tek çocuğudur. Nesebi herkesçe bilinmesine rağmen babası tarafından tanınmadığı için annesinin soyadını taşımaktadır. Babasının on yaşında ölümünden sonra okulu bırakmak, postanede çalışmak zorunda kalmıştır. Bir akşamüstü şehre yeni taşınmış olan zengin bir katır tüccar olan Lorenzo Daza’nın evine telgraf götürmek üzere gider. Evden ayrılacağı sırada sonradan öğreneceği üzere Escolastica Halasına okuma öğreten Fermina Daza’yı görür. Ona ilk görüşte âşık olur.
“…ve bu rasgele bakış, aradan yarım yüzyıl geçmesine karşın hala bitmeyen bir aşk tufanının kaynağı oldu.” (S.78)
Çok geçmeden gençlerin arsında gizliden gizliye devam eden bir mektup trafiği başlar. Mektup trafiğinin ikinci yılında Florentino Ariza, Fermina Daza’ya  kamelya çiçeği göndererek evlenme teklif eder. Ancak genç kız hemen kabul etmez. Yaşadıkları şehirde saygınlık ve paranın simgesi olan Presentacion de la Santisima Virgen Koleji’ne devam eden Fermina Daza; Florentino Ariza’ya okulda gizlice mektup yazarken yakalanınca; hem okuldan atılır hem de ilişkisi babası tarafından öğrenilmiş olur. Babası çılgına döner ve onların evlenmelerine asla izin vermeyeceğine yemin eder. 


Escolastica Halayı evden uzaklaştırır kendisini de kızını da alarak uzun ve çetin bir yolculukla San Juan de la Cienaga’ya akrabalarının yanına giderler. Ancak telgraf memuru olan Florentino Ariza’nın çabaları ile Fermina Daza’yla bağlantıları kopmaz, mektuplar devam eder. Fermina Daza kente geri döndüğünde on sekiz yaşında bir genç kız olmuştur. Ancak Florentina’ya olan aşkı da küllenmiştir. Çok geçmeden Fermina Daza, babasının da isteğiyle; aristokrat olan Doktor Juvenal Urbino ile evlenir ve birlikte doktorun öğrenimini de yaptığı Paris'e giderler.

“Bacağı kesilmiş kimseler, artık olmayan bacaklarının yerinde acıları, krampları, karıncalanmaları duyarlar. Onsuz kendisi de böyle duyumsuyordu kendini; artık olmadığı yerde duyuyordu kocasını. (S. 355)

Paris’ten döndüklerinde Fermina Daza oğluna hamiledir ve yeni yaşamına ayak uydurmuş, Florentino Ariza’yı unutmuş görünmektedir. Ancak Florentino Ariza, Fermina Daza’yı unutmaz. Bundan sonraki hayatını bir daha karşılaşacakları güne hazırlanmakla geçirir. Bunun için tam yarım asır bekler…

”Gerçekte, her zaman Fermina Daza’nın sonsuza dek kocasıymış gibi davrandı; aldatan, ama bağlı bir koca.”

DAHASI ROMANIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Kolera Günlerinde Aşk; benim okuduğum dördüncü Marquez kitabı. Daha önce Yüzyıllık Yalnızlık’ı okumuş ve blogumda paylaşmıştım. Ardından Hanım Ana’nın Cenaze Töreni, Benim Hüzünlü Orospularım’ı da okuduktan sonra sıra yazarın ikinci büyük eserine geldi.

Öncelikle kitabın adından yola çıkarak; kitabın ana temasının “kolera” olduğunu, belki de kolera olan, ölümün kıyısındaki âşıklardan bahsettiğini düşünmüştüm açıkçası. Ama “kolera” fon olarak biraz geri planda kalmakta romanımızda. Romanımızdaki aşkın Kolera’nın pek çok insanın ölümüne sebep olduğu bir dönemde geçmesiyle birlikte, aşkı kolera gibi ölümcül ve bulaşıcı bir hastalıkla özdeşleştirilmekte. Bir de yarım asırlık aşkın başkahramanı Florentino Ariza, 13 yaşındaki Fermina Daza'yı ilk kez gördüğünde bakışlarındaki masumiyetten etkilenip, yazdığı mektuba yanıt beklerken; kolera hastalığının belirtilerini taşımaktadır.  

Romanımızın konusuna gelince; aslında klişe bir konu. Romanı ayrıcalıklı yapan, konusundan çok yazarın olayları, karakterleri aşkı işleme şekli, olay örgüsü ve yazarın sonuca ulaşırken izlediği yol bence. Önce Jeremiah de Saint-Amour’un intiharı ardından; Doktor Juvenel Urbino’nun aynı gün ölümüyle başlayan romanımız; yıllar öncesine dönerek, Florentino Ariza’nın Fermina Daza’yı görmesi ve âşık olmasıyla devam etmekte. Bu sırada Fermina 13, Florentina 18 yaşındadır. Romanın içindeki zaman örgüsü tekrar Doktor Juvenel Urbino’nun ölümüne ve sonraki döneme gelerek adeta dairesel bir döngü izlemekte. 

Roman kabaca 1880- 1930 arasındaki zaman dilimini içermekte. Florentino Ariza sevdiği bir ömür boyu sevdiği Fermina Daza'ya kavuşabilmek için tam 53 yıl 7 ay 11 gün beklemekte.
Romanda olayların geçtiği yer tam olarak belirtilmemişse de Karayip kıyısı boyunca uzanan bir körfez şehridir. Yazar şehri sıklıkla “sömürge kenti” , “Amerika’nın en büyük Afrikalı köle pazarı” ismiyle tarif etmekte ve şehrin ticari anlamda önemli limanlardan olduğu sıklıkla tekrarlanmakta. Bunaltıcı sıcağın yoğun olduğu şehir aynı zamanda badem ve portakal ağaçlarının da mekânıdır. Romanın yazar henüz hayattayken film çekimlerinin Kolombiya’nın Cartegena kentinde yapılmasından dolayı adı verilmese de şehrin Cartegena olması ihtimali güçlenmekte.

Romanda her ne kadar marazi bir aşk işlense ve Florentino Ariza da Fermina Daza’yı beklediği sırada evlenmese de evlilik dışı sayısız aşk yaşamıştır. Her ne kadar bunlar tensel aşklar olsa da özellikle kendinden 60 yaş küçük olan ve ilişkileri başladığında on dört yaşında olan America Vicuna ile ilişkisi açıkçası beni rahatsız eden ayrıntılardan oldu. Hele bir de kızın ailesinin kızlarını Florentino Ariza’ya teslim ettiği ve onun da kızın velisi olduğu düşünülürse… Özellikle küçük kızı tarif ederken okul kıyafeti giydiği bölümler özellikle rahtsız etti beni. Aynı duyguyu Yüzyıllık Yalnızlık’ta Amaranta ile yeğeni Jose Aureliano  ilişkisi ile bir de Güzel Remedios ile yeğeninin ilişkisinde de yaşamıştım. Kırmızı Pazartesi’de Santiago Nasar’ın ölümüne sebep olan durum Florentino Ariza’nın başına gelememesi şans olsa gerek !?  


Romanda kimi zaman satır aralarına serpiştirilmiş kimi zaman da sıklıkla tekrar edilmiş rakamlar da dikkat çekici. Florentino Ariza, Fermina Daza’ya aşkını ve sadakatini bir kez daha söylemek için 51 yıl, 9 ay, 4 gün bekler. Ve bu süre içinde başından geçen aşk ilişkilerini not aldığı 25 defter tutar. Bu defterlerde 622 aşk serüveni vardır. Doktor Juvenel Urbino, ölümünden sonra Florentino, sevdiği kadına yeniden kavuşabilmek için karşılığında hiçbir yanıt alamadığı hepsine numara verilmiş 132 mektup gönderir. Rakamların bulunduğu bölümler bana yazarında temsilcisi olduğu Büyülü Gerçekçilik Akımının etkilerini hissettirdi doğrusu.

Romanda mektuplar önemli yer tutmakta. Florentino Ariza’nın Fermina Daza’ya gençliğinde ve Doktor Juvenel Urbino’nun ölümünden sonra yazdığı mektupların içerikleri satır aralarında verildiği halde romanda özelleşmiş mektuplar bulunmamaktadır. Bunlar romanın gizemi olarak kalmış bence. Benim en çok merak ettiğim mektup ise intihar eden Jeremiah de Saint-Amour’un, Doktor Juvenel Urbino’ya yazdığı 11 sayfalık mektup.

Sonuç olarak; daha önce okuduğum Yüzyıllık Yalnızlık, kadar başarılı bulmadığım, yazarın daha sade bir anlatım tarzını tercih ettiği, diğer kitaplarına göre daha az karaktere yer verdiği daha anlaşılır bir roman olmuş bence. (Her ne kadar Florentino Ariza’nın sevgililerinden ve yaşantılarından bahsedilse de bu karakterler romanın ana konusuna Yüzyıllık Yalnızlıktaki karakterler kadar etki etmemekte.)

“Yüz yıl önce, ikimizde çok genç olduğumuz için, şu zavallı adamla bana yaşamı haram ettiler; şimdi de çok yaşlı olduğumuz için aynı şeyi yapmak istiyorlar.” (S. 411)

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE...

2 Mart 2015 Pazartesi

IŞIKLAR İÇİNDE UYU BÜYÜK USTA...



Kitaplığımın en değerli hazinesi, Yaşar Kemal serisidir. Ve artık okuduğum pek çok kitaptan keyif alamamam da Yaşar Kemal okuduğum içindir.