11 Nisan 2016 Pazartesi

ORHAN PAMUK – KAFAMDA BİR TUHAFLIK

MERHABALAR,

Orhan Pamuk'un 2014'de yayımladığı kitabı Kafamda Bir Tuhaflık'ı paylaşmak istiyorum sizlerle... Aslında Yaşar Kemal, Dağın Öte Yüzü serisinin son kitabı "Ölmez Otu"nu paylaşmak istiyordum; ancak bu kitap elime geçince paylaşmadan edemedim. 

KAFAMDA BİR TUHAFLIK

“Boza satıcısı Mevlut Karataş’ın hayatı, maceraları, hayalleri ve arkadaşlarının hikâyesi
ve
1969 ile 2012 yılları arasında İstanbul hayatının pek çok kişinin gözünden anlatılmış bir resmidir



ARKA KAPAK

Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk'un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul'daki hayatlarını hikâye ediyor.

1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, Anadolu'dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez. 

Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor.



Kitaba başlarken;
Kafamda bir tuhaflık vardı. İçimde de ne o zamana ne de o mekâna aitmişim duygusu...      William Wordsworth, Prelüd


ÖZET

Kahramanımız Mevlüt Karataş, 1963’de İstanbul’a gelip abisi Hasan Aktaş ile sokaklarda boza ve yoğurt satan babasını yanına 1969’da henüz 12 yaşındayken gelir. Babasının amcası ile çevirdikleri arsaya yaptıkları tek göz odada babası ile kalırlar. Amcası ve babası birlikte çevirdikleri arsa yüzünden sürekli tartışmaktadır. 

Amcası bir bakkal dükkanı açmış, oğulları Korkut ve Süleyman’ın da yardımıyla İstanbul’da tutunmanın bir yolunu bulmuştur. Bunun üzerine Amcası Hasan hem yengesi hem de öz teyzesi olan Safiye’yi köyden İstanbul’a getirmiştir. Ama şans Mevlut’ün babasının yüzüne bir türlü gülmemştir. Her ne kadar Mevlüt İstanbul’a gelse de bir babası annesi ve kız kardeşlerini bir türlü İstanbul’a getiremez. Mevlüt bir yandan okula devam ederken, bir yandan da gündüzleri yoğurt, geceleri boza satarken babasına yardım eder. 


Mevlüt’ün Ferhat ile tanışması da okul yıllarına rastlar. Ferhat ile tanışıp, kısa sğrede kaynaşırlar. Birlikte “kısmet” satmaya da başlarlar. Ferhat Mevlüt’e amcaoğullarından da yakın olur. Ancak Süleyman ve Korkut Alevi olduğu için Mevlüt’ün Ferhat ile arkadaş olmasını istemezler. Mevlüt bir yandan geceleri Ferhat  ile duvarlara sloganlar yazıp, afişler asarken, bir yandan da Korkut ve Süleyman tarafından gece sloganlar yazmaya zorlanır. Aslında Mevlüt her iki görüşle de yakından uzaktan alakalı değildir. O ekmeğinin derdindedir. Bazen olayları evinin penceresinden izlemekle yetinir.
Yaşı ilerledikçe okula ilgisini tamamen kaybeden Mevlüt, müdür yardımcısının öğütlerine rağmen okulu bırakır. Bu esnada 21 yaşında ve okulun en yaşlı öğrencisidir. Mevlüt babasının tüm itirazlarına rağmen Korkut’un düğününe gider. O esnada yıl 1978’dir. Mevlüt amcasının oğlu Korkut’un düğününde gördüğü gelinin kız kardeşine âşık olur. Amcasının oğlu Süleyman’dan kızın adının Rahiya olduğunu öğrenir ve yıllarca kıza mektuplar yazar. Okuldan kaydı silinen Mevlüt çok geçmeden askere çağrılır. Mevlüt askerliğini Kars’ta yapar. Askerdeyken babasının ölüm haberini alan Mevlüt, İstanbul’a gelerek babasını defneder. Ardından birliğine geri döner. Mevlüt askerden geldikten sonra Rahiya’yı kaçırmaya karar verir. 


Mevlut’ün Rahiya’yı Beyşehir’in Gümüşdere köyünden amcasının oğlu Süleyman’ın da yardımıyla kaçırır. Her ne kadar Mevlüt kaçırdığı kızı ilk gördüğü anda yıllardır mektup yazdığı kız olmadığını fark etse de kaderine razı olur. Süleyman kendisine oyun oynamıştır ve Mevlut başta ne yapacağını bilemez. Sonunda Rayiha ile evlenirler ve Mevlut, Rayiha’ya giderek aşık olduğunu anlar.
Evlilikleri boyunca Rayiha, Mevlut’un en yakını,sırdaşı,hayat arkadaşı kısacası her şeyi olur. İki de kızları olur. Kızlarına Fatma ve Rahiya’nın dördüncü çocuğunu doğururken ölen annesi Fevziye’nin adını verirler. Eskisi kadar yoğurt satamayan Mevlüt pilavcılık, yazın da dondurmacılık yaparak geçimini sağlamaya çalışır. 


Aynı dönemlerde Süleyman ise, Samiha’nın babasına ve Samiha’ya hediyeler alarak, kendisini Samiha ile sözlü sayarken; Samiha Mevlüt’ün arkadaşı Ferhat ile kaçar. Samiha ile Ferhat da Mevlüt’ün Samiha’yı gördüğü düğünde karşılaşmışlardır ilk.
80’li yıllarda çıkan olaylardan sonra Duttepe’de yaşayamayan birçok doğulu ve Alevi ailenin yaptığı gibi Ferhat da Gazi Mahallesi’ne yerleşmiştir. Samiha ile Ferhat Gazi Mahallesi’ne yerleşirler. Süleyman’ın öfkesi ve Samiha’ya olan aşkı bu kaçışla daha da artar. Bu nedenle bir süre Ferhat ile Samiha ortalarda görünmezler. Ferhat’a destek olmak için Samiha, zengin evlerine gündeliğe de gitmeye başlar. Samiha ile evliliğinden dolayı Mevlüt, Ferhat ile görüşmeyi de keser.

DEVAMI KİTABIMIZDA... 


“Şehre söylemek, duvarlara yazmak istediği şey şimdi aklına gelmişti işte. Bu hem resmi, hem şahsi görüşüydü; hem kalbinin hem de dilinin niyetiydi:
-Ben bu alemde en çok Rayiha'yı sevdim," dedi Mevlut kendi kendine.”
“Bozayı sattıran satıcının yanık sesidir,”
-“Hiç vazgeçme bozacı. Bu kuleler, betonlar arasında kim alır deme. Sen hep geç sokaklardan”. 
-“Ben kıyamete kadar boza satacağım” dedi Mevlut.”



KİTAPTAN NOTLAR

Kitabımız farklı sayılarda alt bölümler içeren 7 kısımdan oluşmaktadır.  Her kısım farklı sayılarda bölümler içermektedir. Bölümler adlarını bölümün içinde geçen bir olaydan ya da cümleden almaktadırlar.

Kitabın tamamı Mevlüt’ün çalışmak için İstanbul’ geldiği 1969’dan 2012’ye kadar ki süreci kapsamaktadır. Elbette olaylar kronolojik sırayla değil de; olaylar ve tarihler arasında gelgitlerle devam etmektedir. Kitabımız Mevlüt’ün Rahiya’yı kaçırdığı akşam başlayarak, Mevlüt’ün okul yıllarından, askerliğine, Rahiya ile evliliğine olaylar verilmektedir. Tüm bu olayların arka fonunda günden güne ve hızla değişen değişen İstanbul yer almaktadır.
Romandaki olaylar bir anlatıcı tarafından üçüncü tekil kişi ile anlatılmaktadır ancak Orhan Pamuk’un pek çok romanında yaptığı gibi - özellikle ben bu üslubu “Benim Adım Kırmızı”da çok sevmiştim. – romanın çeşitli karakterlerini birinci tekil kişi ağzından konuşturmuş ve böylece karakterin olay ve durum ile ilgili duygu düşünce ve izlenimlerini bu şekilde aktarmıştır. Birinci tekilden üçüncü tekile her geçişte okuyucuyu uyarmak için bozacının küçük bir resmi yer alır. bu resim Ara Güler tarafından çekilen fotoğrafın bir illüstrasyonudur. 

Kitap konunun akışı olarak fazla inişli çıkışlı bir anlatıma sahip değil. Bir de kitabın pek çok bölümünde olacak olaylara göndermeler satır aralarında verildiğinden kitapta merak unsurlarına çok da yer verilmemekte diyebiliriz. Yazar merak unsurlarını daha canlı tutabilirdi diye düşünüyorum.
 Bir de Mevlüt’ün roman boyunca hâkim olan boyun eğmiş, her şeyi kolayca kabul eden ve mücadeleden kaçan hali bazen beni sinirlendirmedi desem yalan olur. Âşık olduğu kız yerine ablasını kaçırdığında, hakkı yendiğinde başkalarının seçimlerini bu denli kolay kabullenişi… Herhalde uğruna mücadele ettiği tek şey; tüm olumsuzluklara rağmen boza satmaktaki ısrarı…
Romanda en sevdiğim karakter Rahiya oldu nedense. Şartlara kolay uyumu, elinden geleni, yapmadaki çabası, samimiyeti, doğumda ölen annesinin kaderini yaşaması… Keşke gencecik ölmeseydi de, birlikte yaşlansalardı Mevlüt’le…