21 Ekim 2013 Pazartesi

DOĞAN ERDEM - SIĞIRCIĞIN İNTİHARI

MERHABALAR;

Sevgili Dostlar;

Geçtiğimiz aylarda okuduğum ama fotoğraflarını bir türlü çekemediğim için paylaşamadığım bir kitap ile karşınızdayım. 

DOĞAN ERDEM'in İkinci Kitabı "SIĞIRCIĞIN İNTİHARI"


ARKA KAPAK:
Yazarlar kimi şehirlere sahip çıkar, şehirler de yazarların adlarıyla özdeşleştirilirler. İstanbul'u da sahiplenenler olmuştur elbet; ama, yazın dünyasının sahiplendiği şehirlere öfke taşıyanlar da vardır. Büyük şehirlerin tümüne duyulan öfkedir aslında bu.

Modern dünyanın, nasıl içimizi boşalttığını, bizi soğuk ve yalnız bir insan müsveddesine dönüştürdüğünü betimlerler. Doğan Erdem bu manada İstanbul'la cebelleşmeyi seçiyor. Küçük bir kasabada, modernitenin kapıları zorlamadığı sade bir dünyada, kendimizin farkına vararak yaşama hevesini depreştirmeyi yeğliyor. Ama yazar bu seçiminde de huysuz ve aksi...

Doğan Erdem, roman kahramanı Özer'i çocukluğunun travmalarını anımsayacağı, küllenen acılarını ortaya çıkaracağı bir yere taşımayı seçiyor. Yorulmuş bir şehirli için kalan tek umudu; yani ücra bir kasabada, içine dönüp kendini keşfederek yaşayabilme beklentisini de yok etmeyi, okuyucusunu umutsuzluğa sürüklemeyi tercih ediyor yazar.

Şehrini taparcasına sevenlerle, taşrayı sade ve ruh yüklü bulanları kızdıracak kadar ileri giden bir roman oluyor en sonunda "Sığırcığın İntiharı..."

Doğan Erdem, şehirlerin nimetlerinden ustaca faydalanmayı bilen, küçük kasaba düşleri kurup hala saf olduğunu düşünen toplumsal bir kesiti öfkelendirecek, uygunsuz, rahatsız edici, sorgulayan bir roman koyuyor önümüze.

Hiçbir satırını atlamadan okuyun. Sizi anlatan her tümcenin altını çizin. Her korkunuzla yüzleşin. Umudu umutsuzlukta aramayı deneyin. Olacak.
"Memleket denilen şey bir yere ait olmanın sonucudur ve ben bu yaşa değin hiçbir yere memleket demeyi beceremedim. Ait olmak tutsaklıktır, diyordum soranlara. Oysa bazen kendimi dahi inandıramadığım bana saçma sapan gelen bir laftı. Bir yere ait olmayı çok isterdim aslında. Caddelerinde yürürken tanıdığım, çekinmeyeceğim, kendimi kollamak zorunda olmadığım insanlara rastladığım bir yere... Üstümden yağmur boşalırken sığınacağım bir saçak altı kadar korunaklı duyumsayacağım bir yere..."


ÖZET

“Sığırcık uçtu üstünden, İstanbul’da… Eski kıtada bir şehrin üzerine çullanmışlardı bulut bulut. Ben İstanbul’da bir tanesini bile görmemiştim önceden, ne o yakada ne de bu yakada. Aslında sığırcık görebilecek halim de yoktu. Ne sığırcıklardı, ne de öteki kuşlar ya da börtü böcek benim yaşamımda odaklanabileceğim, güzelliklerini izleyip, keyif alabileceklerim… benim görebildiklerim pahaı, ucuz,kolay, zor, iyi ya da kaçırılmaz yeni fırsatlardı. Ben de her İstanbullu kadar bakar kördüm. Görmem gerekenleri görüyor, kalan dünyayı umursamadan vakti dolduruyordum.” ( Sayfa 7)

Cümleleri ile başlıyor romanımız. Özer icralık malları en ucuza mal edip, satan bir şirkette çalışmakta ve iyi de para kazanmaktadır. Toplantı için gireceği odayı karıştırıp, odadaki üç bürokratla dalga geçinceye kadar. Bu olaydan sonra şirketten atılır. Tam şirketten çıkmak üzereyken; iki yıl önce tanıştığı, aynı kasabadan olduğu kurye ile karşılaşır. O güne kadar kuryeye pek de yakınlık göstermeyen hatta görmezlikten gelen Özer o gün ona yakınlık gösterir. Kurye Cemil, Özer’in babasını da tanıyor ve tüm hikâyesini de biliyordur.


Cemil ile içmeye giderler. İçkili oldukları esnada Cemil’in kasabaya gitme teklifini kabul eden Özer; ertesi gün Cemil’i ve yanından ayırmadığı M.Bartlett’in  “GÖLGESİ ÜSTÜMDE” adlı kitabını da yanına alarak kasabaya doğru yola çıkar. Ancak kasabaya çok yaklaştığında bile içinde geri dönme isteği hâkimdir. Kasabanın girişinde ilk olarak arkadaşı Ferhat ile karşılaşır. Geçmişe doğru iç yolculuk başlar böylece…

Yıllar sonra kasabaya dönüş, Özer için, babasıyla, kasabalıyla, eski aşkıyla, intihar eden annesiyle ve kendisiyle yüzleşme olacaktır.  Acaba bu yüzleşme Özer’ ne getirecektir…

DAHASI ROMANIMIZDA….


KİTAPTAN NOTLAR

Doğan Erdem’in ikinci romanı olan Sığırcığın İntiharı’nı bir fuarda satın almıştım. Yazarı tam olarak tanımama rağmen adının yabancı gelmemesi, arka kapak yazısının okuyucuyu etkilemedeki başarısı etkili oldu kitabı almamda.

Romanımız İstanbul’da başlamakta. Ardından yazarın ismini vermediği ancak; kullanılan şive, Almancıların çokluğu ile sezdirdiği kasabaya doğru başlıyor yolculuğumuz. Sonra yavaş yavaş yüzleşmeler ve iç hesaplaşmalar başlıyor. Özer’in annesinin intihar öncesi hazırlığına şahit olduğu cümleler kitabın en etkileyici kısımları...

“Canına kıydığı gece de aynısını yaptı. Bu kez aynasını yere indirmişti. Saçlarını taradı. Suratında her zamanki dalgın ifadeyle aynada taradığı saçlarına bakıyordu. Görmüyordu ama. Benim içeri girip uzun uzun onu izleyişimi de görmedi. Gözleri bu kez bir kaplumbağanınki kadar küçülmüş, ağlamaktan yeşili yok olup tümden kırmızıya dönmüştü. Dudağının bir yanında babamın elinden çıkmış izleri gördüm. Yakası açık çiçekli uzun bir entarisi vardı. Yatarken hep giydiği eski püskü bir şey, onu giymişti yine. Duyup görmesi için bir iki aksırıp öksürdüm. Aynada o zaman gördü benim de yanında olduğumu.”



Yazar bu duyguları elbette romanımızın başkahramanı Özer üzerinden okuyucuya yansıtıyor. Özer işiz kaldığı için önce çok üzülmüştüm ama kadınlara bakış açısını yansıttığı kısımlarda ona kızıp, “oh olsun” bile dedim. Ardından da kasabada Fatine ve Şerife ile geçen bölümlerde ona kızgınlığım üst seviyeye çıktı. Son olarak da babasıyla yüzleşmesinde acımaya başladım. Kısacası ona karşı birden fazla duygu besledim.

Bu cümlelerin ardından söylemeden geçemeyeceğim. Yazarın kadın erkek ilişkilerini işlerken; göz önüne serdiği sınıfsal farklılıklar da dozunda işlenmiş. Yazarın İstanbul’da kadınlara bakışı farklı iken, kasabada Şerife ile hala ilk aşkın saflığını yaşamasının, Özer’in içindeki saf kalan tarafı iyi yansıttığını düşünüyorum.


Bir de yazarın ara ara “İntihara Övgü” niteliğindeki M.Bartlett’in GÖLGESİ ÜSTÜMDE”adlı kitabından kitaba aktardığı satırlar Özer’in bilindik sonuna okuyucuyu tamamen hazırlıyor diye düşünüyorum. Ama bazen bu bölümler kitabın ana konusundan beni uzaklaştırmasın ya da merak duygumdan dolayı bu bölümleri atlayıp daha sonra geri döndüğüm de oldu. Gölgesi Üstümde kitabını nette araştırınca karşıma Doğan Erdem’in “Sığırcığın İntiharı” çıkınca Gölgesi Üstümde’nin kurgu olduğuna kanaat getirdim.

Sonuç olarak; Doğan Erdem’le tanıştığım bu ilk romanda yazarın kalemini, konuyu ele alış biçimini beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Bundan sonra da; yazarın adıyla birlikte sıkça anılan ilk kitabı “İda’nın Merhameti”ni kısa sürede okumak istemekteyim.


YENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE….

5 yorum:

  1. İlgimi çekti.Tanıtım için teşekkürler.Bir gün okuruz inşallah..

    YanıtlaSil
  2. ben de yazdım kenara , okuyacağım kısa zamanda :)

    YanıtlaSil
  3. üstüne çok düşündüğüm kitaplarımdan, bir çırpıda okunup çok sorgulanacak cinsten...

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.