1 Nisan 2018 Pazar

PATRİCK SÜSKİND – KOKU

 MERHABALAR;

Kitabı okumadan çok uzun zaman önce filmi izlemiş, çok da etkilenmiştim. Sonra filmin kitabının varlığını unuttum ta ki, okula kitap satmak için gelen kitap tezgâhında görünceye dek... Hemen alıp okuyayım istedim. 


ARKA KAPAK

Alman edebiyatının şimdiden efsaneleşmiş münzevisi Patrick Süskind, koku romanıyla artık klasikler arasında…
XVIII. yüzyıl,  Fransa. Kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille, tüm insancıl duygulardan yoksun, yalnızca kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten çekinmeyen biridir. Herkesin, her şeyin kokusunu alma, dilediği tüm kokuları üretme konusunda gerçek bir dahi olan bu genç adamın, kendi kokusunun olmadığını, bu nedenle insanların kendisinde koku alamadıklarını anladığı gün dünyası başına yıkılır. Tek çıkar yol, başkalarına varlığını hatırlatacak kokular sürmektir. 


Toplum içinde bir birey olarak var olamamış; ama kendi benliği dışında her istediğini yaratabilmiş, bir dahiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde Kafka'nın eserinde görülebilecek bir insanlık tragedyasının anlatısıdır.



ÖZET
“Onsekizinci yüzyılda Fransa’da, dahi ve iğrenç kişiler yönünden hiç de yoksul olmayan bu dönemin en dahi ve en iğrenç kişilerinden birisi sayılması gereken bir adam yaşadı. Burada onun hikayesi anlatılacak. Adı; Jean Baptiste Grenouille.” (Sayfa 9)
Kitabımız günümüzde dünyanın parfüm başkenti olarak da kabul edilen Paris’te geçmektedir. Tabi ki o dönemde Paris kötü kokuların hükmü altındadır.  Ve Paris’in en kötü kokan yeri Rue Aux Fers’deki semt pazarıdır.

Krallığın en kötü kokan yerinde 17 Temmuz 1738 günü Rue Aux Fers’de bir balıkçı tezgahında balıkları temizlemekte olan yirmilerindeki kadının sancısı tutar. Ve oracıkta ölen diğer beşi gibi altıncı çocuğunu dünyaya getirir. Öncekileri ya ölü ya da yarı ölü doğmuştur. Kadın yeni doğan bebeği elindeki bıçakla kendinden ayırıp, çöp yığının üzerine bıraktıktan sonra bayılır. Polis gelir. Bebeğin ağlaması üzerine bebek çöpten çıkarılır. Polis tarafından sorgulanan kadın; bebeği önceki beş bebeğini de benzer şekilde ölüme terk ettiğini itiraf edince idam cezasına çarptırılır. Bebek de manastır tarafından sütanneye verilir.


"On sekizinci yüzyılda Fransa’da, dâhi ve iğrenç kişiler yönünden hiç de yoksul olmayan bu dönemin en dâhi ve en iğrenç kişilerinden biri sayılması gereken bir adam yaşadı. Burada onun hikâyesi anlatılacak. Adı Jean- Baptiste Grenouille; eğer bu ad, de Sade,Saint-Just, Fouché, Bonaparte vb. mendebur dâhi adlarının tersine bugün unutulmuşsa, bu kesinlikle Grenouille’un, kendini beğenmişlik, insan saymazlık, ahlaksızlık, kısacası allahsızlık bakımından bu ünlü ve karanlık adamlarla boy ölçüşemeyeceğinden değil, dehası ve tek hırsı, tarihte iz bırakmamış bir alanla kısıtlı kaldığı içindir: o, varla yok arası kokular dünyası." (Sayfa 9 )
Çok geçmeden Grenouille sütanne Jeanne Bussie tarafından, Saint Merri Manastırına getirilir. Kadın çocuktan kurtulmak istemektedir. Grenouille diğer bebeklerden farklıdır, normal bir bebek gibi kokmamaktadır. Daha doğrusu hiç kokmamaktadır. Sütanne çocuğun içinde şeytan olduğunu söyleyerek bebeği Papaz Terrier’ye bırakır. Bebeğin kokmadığını anlayan ve sütannenin söylediklerine inanmaya başlayan Peder de çocuktan çarçabuk kurtulmak ister. Papaz Terrier çocuğu Madam Galliard adında bir sütanneye verir ve geri gelmemesini garantilemek için bir yıllık ücreti de peşin öder.

“Tabii gerçi o gün, önünde açık olan ikinci şıkkı seçip susabilir ve doğumla ölüm arasındaki yolu, hayat üzerinden dolaşmadan geçebilirdi, hem böylece gerek dünyayı gerek kendini bir sürü uğursuzluktan korumuş olurdu.” (Sayfa 27)
“Yaşamaya sırf inat, sırf kötülük olsun diye karar vermişti.” (Sayfa 28)


Grenouille artık Madam Galliard’ın evinde büyümektedir. Grenouille ne madam ne de orada kalan diğer çocuklar tarafından pek sevilmez. Hatta çevresindenki herkes ona karşı çekinmeyle karışık bir nefret bile hisseder. Öte yandan  Grenouille de tüm insani duygulardan yoksundur.  Kokusu olmayan bu ilginç çocuğun en önemli özelliği çok iyi koku almasıdır. 



Grenouille genç bir çocuk olduğunda Madam tarafından bir dericinin yanına çırak olarak verilir. Çok zeki bir çocuk değildir ama çok çalışkandır. En zor işleri bile çok rahat yapabilmektedir. Onu derici çırağı olarak en değerli yapan da hastalıklara karşı direncidir. Çünkü çalıştırıldıkları ağır koşullar nedeni ile derici çırakları kolayca hasta olmak da hatta ölmektedirler.

“İkinci kural der ki: Parfüm zaman içinde yaşar; gençliği,olgunluğu,yaşlılığı vardır.Ve ancak hayatının üç çağında da aynı hoş biçimde koku veriyorsa başarılı olmuş denebilir.”  (Sayfa 70)
1 Eylül 1753’de kralın tahta çıkması şerefine kutlamalar yapılırken; ırmağın sağ kıyısında oturan Grenouille bir koku duyar ve kokuyu takibe başlar. Paris sokaklarında burnunun rehberliğinde dolaşır. Daha önce hiç böyle bir koku duymamıştır. Kokunun sahibi, kızıl saçlı güzel bir genç kızdır. Bir süre sonra kıza ulaştığında panik içinde kızı boğar. Grenouille burada kızın her yerini koklayarak güzelliğin ve ölümün kokusunu içine sindirir.Her ne kadar ölen kız bulunsa da katili hiç bulunamaz.

Bir gün patronu Bay Grimal tarafından, işlenmiş derileri teslim etmek için Guiseppe Baldini’nin parfüm dükkânına gönderilir. Burada kokular konusundaki marifetini gösterir. Parfümcü tarafından işe alınmak ister. Baldini iyi bir para karşılığında Grenouille’yi dericiden alır. Parfümcü şehrin en iyi parfümcüleri arasındadır. Ancak eski popülaritesini yitirmiş, işleri de bozulmaya başlamıştır.  Artık iyi kokular üretemediği için iflas etmek üzerededir. Rakibi Pelissier yeni parfümü ile gözde durumundadır. Çok geçmeden Baldini; Grenoille sayesinde, eski şaşalı günlerine döner çok para kazanır. 

“Çünkü insanlar büyüğe karşı, korkunca, güzele karşı gözlerini yumabiliyor, ezgilere ya da gönül çelici sözlere kulaklarını tıkayabiliyorlardı. Ama kokudan kaçamıyorlardı. Çünkü koku, soluğun kardeşiydi. Onunla birlikte insanların içine giriyordu, yaşamak istiyorlarsa karşı duramıyorlardı. Hem de tam orta yerlerine gidiyordu koku, doğrudan kalplerine ve orada akla karayı ayırır gibi ayırıyordu ilgiyle aşağılamayı, iğrentiyle zevki, aşkla nefreti. Kokulara egemen olan, insanın kalbine egemen olurdu.” (Sayfa 165 - 166)

Bu arada Grenouille’yi iyi bir para karşılığında parfümcüye veren derici, Bay Grimal bu karlı alışverişi bir yerde içki içerek kutlar. Fakat sarhoş olmuştur ve evine gitmek isterken nehire düşer ve boğulur. 
Ancak Grenouille’nin artık bir hedefi vardır. Her şeyin kokusunu esir edebilmek. Baldini’den damıtma tekniğinin inceliklerini öğrenir. Baldini'den bunu ona öğretmesini ister. Güllerden imbiklerle koku üretimini gören Jean her şeyin kokusunu bu sayede çıkarabileceğini düşünür. Ama canlıların kokusunu esir etmek çiçeklerin kokusunu esir etmek gibi kolay değildir. İmbikte kaynatıp damıtmayı denediği cam ve kedinin kokusunu alamaz. 

Baldini'nin yanında onun teknikleri ile bu kokuları elde edemeyeceğini anlayan Jean ondan Grasse'e doğru yola çıkar. Grenouille’nin ayrıldığı gün Baldini elim bir kazada karısı ile birlikte ölür.
DEVAMI KİTABIMIZDA....  

 “Dirençli bir bakteri kadar inatçı, sessizce bir ağaçta bekleyip yıllarca önce ele geçirdiği küçücük bir damla kanla geçinen kene kadar kanaatkardı.” (Sayfa 27 )

 KİTAPTAN NOTLAR
Kitabı okumadan önce filmini izlemiştim. Filmde anlatılan kafamda soru işareti olarak kalmış olan pek çok ayrıntı kitap sayesinde aydınlanmış oldu. Karakteri daha iyi çözümlemiş oldum. Tabi ki anladım derken karaktere olan olumsuz duygularım azalamadı. Karakteri acıma ile iğrenme arasında bir yerlerde konumlandı. Bu denli duygusuz “koku” duyusunun esiri bir adamı sevmek de pek mümkün değil maalesef.

Kitabın ana karakteri belki de edebiyat tarihinin en ilginç, en duygusuz katillerinden biri. Görüntü ve karakter olarak da bir o kadar ilginç. 

Kitap boyunca Grenouille’in her ne kadar habis bir antikahraman olsa da hayatına giren herkesin onu maddi ve manevi kullandığına ve ona bunun karşılığında sevgi bile vermediklerine şahit oluyoruz. Her kes ona başta annesi olmak üzere kötü ve acımasız davranıyor. Bununla birlikte Grenouille’nin  ilişkisinin bittiği insanların bir şekilde öldüğünü görüyoruz. Annesi doğumdan sonra asılır. Süt annesi sefalat içinde ölür, yanında çalıştığı derici boğularak ölür, Daha sonra Baldini’den koku yapımı ile ilgili bütün bilgileri ve kalfalık belgesini de alıp yola çıktıktan sonra Baldini’nin evi yıkılır. Hatta Duruot da suçlarının üstüne kaldığı kişi olarak idam edilerek öldürülür. Yani kimin hayatına girerse; lanetini de beraberinde götürür.

Romanda karakter dışında özellikle kokular ile ilgili betimlemelerde yazarın başarısını kabul etmemek mümkün değil. Paris’in kötü kokusundan çiçek kokularına, suyun hatta taşların kokuları bile çok iyi betimlenmiş. Her ne kadar elde ediliş biçimi genç kızların ölümü olsa da son ürettiği kokuyu merak ettim doğrusu.

Bir de aklıma gelmişken eklemeden geçmeyeyim. Jean Baptiste Grenouille annesinin altıncı doğumu, ve süt anneleri onu şeytana benzetiyor. Yazar bu sayıyı acaba hissettirmek istediği düşüncenin altını çizmek için özellikle mi seçmiştir.

Okumaktan keyif aldığım ve tarzını beğendiğim bir yazar ile daha tanışmış oldum kitap ile birlikte.

Yorumumu Jean-Baptiste Grenouille'yi çok iyi tanımlaya bir alıntı ile tamamlamak istiyorum. 

“...yaşamın kendisine hep sürüp giden bir kışlamadan başka bir şey vermediği, ağaçtaki o kene gibi. Dış dünyaya olabilecek en küçük yüzeyi göstermek için kurşuni gövdesini küre biçimine sokan, dışarıya bir şey sızdırmamak, kendinden bir damla ter bile yitirmemek için derisini düm- düz, kaskatı yapan küçük, çirkin kene. Kimse görmesin de ezmesin diye özellikle küçülen, gösterişsizleşen kene. Kendi içine toplaşıp ağacına çöreklenmiş, kör, sağır, dilsiz, yalnız havayı koklayan, yıllarca, fersah fersah öteden geçen, kendi gücüyle hiçbir zaman erişemeyeceği hayvanların kan kokusunu alan, yalnız bir kene. Kendini bırakıp düşebilirdi de. Ormanın örtüsüne düşüp minicik altı bacağıyla birkaç milimetre şu yana bu yana sürünüp yaprakların altında ölmeye yatabilirdi; yazık olmazdı keneye, Allah için olmazdı. Ama inatçı, dik kafalı, iğrenç kene, yapışır ağaca, yaşar ve bekler. Bekler ki, o en olmayacak rastlantı, kanı bir hayvan biçi- minde doğruca ağacın altına sürüsün. İşte ancak o zaman bırakır çekingenliğini, düşer, geçirir tırnaklarını, ısırır, burgu gibi dalar yabancı ete...
Böyle bir keneydi işte Grenouille çocuk. Içine kapanmış yaşıyor,daha iyi zamanları bekliyordu. Dünyaya dışkısından başka bir şey verdiği yoktu; ne bir gülümseme, ne bir bağırış, ne bir göz ışıldaması, ne de kendi kokusu” (Sayfa 28)

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE SEVGİLER...

10 yorum:

  1. Ben de yeni okudum ama sevmedim.. Rahatsızz oldum okurken

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanda iğrenme yaratan bir anti kahraman...karakter beni de rahatsız etti ama yazarın kurgusunu ve kalemini beğendim.

      Sil
  2. Geçen yıllarda çalıştığım okulda Almanca öğretmeni öğrencilere okuturken tanımıştım bu kitabı. Sonra filmini izledim. Farklı, ilginç bir konu...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten ilginç bir konu... yazar böyle bir kahramanı nasıl kurguladı nelerden esinlendi doğrusu çok merak ettim okurken. sık rastlanacak bir karakter değil.

      Sil
  3. okumadım bu romanı denk gelirse bir göz atarım,
    sevgiler....

    YanıtlaSil
  4. Bu kitabı 16-17 yaşlarımda ablamın evimize almasıyla okumuştum. 25 sene geçmiş üstünden ama hala hatırlıyorum. Etkileyici bir kitap, sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de etkisinden uzun süre çıkamadım. ilginç bir karakter..

      Sil
  5. Çok farklı bir kitap gerçekten 10 yıl ara ile iki kez okudum bu yıl da filmini izledim itici yani çok olduğu için çekici buldum kısaca.
    Takipteyim sevgiler.

    YanıtlaSil
  6. Bu kitabı çok kişiden duydum. O zaman listeye alalım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.