FANTASTİK ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FANTASTİK ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2014 Pazartesi

JASPER KENT - ON ÜÇ YIL SONRA


MERHABALAR, Sevgili Dostlarım;


Geçtiğimiz günlerde ilk kitabı On İki ile ilgili yorumumu yayınladığım Jasper Kent'in Danilov Beşlemesinin 2. kitabını paylaşmak istiyorum sizlerle.. 


ARKA KAPAK:

Yıl 1825. Rusya on yıldır barış içinde, Bonaparte çoktan ölmüş, istila tehlikesi kalkmış. Albay Aleksey İvanoviç hâlâ Çar I. Aleksandr'ı korumakla görevli ama korkacak bir şey yok. Fransızlar yenilmiş, Aleksey'in bir zamanlar önce omuz omuza, sonra karşı karşıya savaştığı o on iki canavar yaratık yok.




Ne var ki Çar hiçbir zaman huzura erişemeyeceğini biliyor. Ordusunun içindeki ayaklanma hazırlıklarından haberi var; ama gerçek korkusu çok daha korkunç bir şeyden, kendisinin, ailesinin ve ülkesinin üzerine çöken bir lanetten kaynaklanıyor. 

Aleksandr, çok eskiden verilmiş bir sözü unutamıyor: kanla mühürlenmiş ve yüz yıl önce yerine getirilmemiş bir söz. Şimdi Romanov hıyanetinin kurbanı, kendisine ait olan şeyi istemek için geri döndü. Bunu öğrenmek Aleksandr'ın kanını donduruyor. Aleksey'e gelince, bir zamanlar değer verdiği, sevdiği her şeyi tehdit etmiş olan kötülük on üç yıl sonra sanki geri gelmiş gibi.


Gerçek olaylarla fantezinin, dehşetle aşkın birlikte örüldüğü başdöndürücü bir tempo...

"Tarihî roman ile kara fanteziyi inanılmaz bir tempoda bütünleştiren bir roman."
-The Times-

"Tolstoy'un ya da Pasternak'ın soyundan bir yazarın biraz da Dracula'nın yaratıcısı Stoker'la akrabalığından kaynaklanan müthiş bir fantezi."
(Tanıtım Bülteninden) 



ÖZET

“On Üç Yıl Sonra”, “Danilov Beşlemesi”nin ikinci kitabı,daha önce paylaşmış olduğum “ON İKİ” adlı eserin devamı. Romanımızdaki hikaye bu defa 1825 yılından  başlıyor. Serinin ilk kitabının konu aldığı 1812 yılındaki Napolyon istilası gerilerde kalmış, Ruslar Fransızları yenmiştir.

Artık Fransa, Rusya’dan çekilmiştir. Bunun yanında Fransız ordusunu takip eden Rus askerleri Paris’e kadar girmişlerdir. Orada Fransız yenilgisini garantilemenin yanında Fransız Devrimin sonuçlarını bizzat gözleri ile şahit olmuşlardır.

Bu duruma Çar’ı 1.Alexander da şahit olmuştur. Başlangıçta daha özgürlükçü ve reformist bir yol çizen hatta serflere özgürlük tanımayı bile düşünen Çar, Fransa Seferi’nden sonra saltanatının devamı açısından daha katı bir politika izleye başlamıştır. 


İzlenen bu katı politika özellikle askerler olmak üzere içerisinde pek çok grubun hatta soyluların bile olduğu bir Çara karşı bir birlik oluşmasına sebep olur.(Kuzey Cemiyeti) Bu birliğin amacı ayaklanma çıkarıp, Çarı devirmektir.(Aralıkçılar İsyanı)

Ancak Çar’ı tehdit eden tek tehlike isyan değildir. Çarın büyük dedesi Büyük Petro’dan başlayarak, Romanovların gizli geçmişinden gelen lanet, Çar’a doğru yaklaşmakta, Geçmişte dedesinin vaat edip yapmadığını Çar 1. Alexander’den istemektedir.


KİTAPTAN NOTLAR

ON ÜÇ YIL SONRA; eserinin ilk kitabı ON İKİ’den farklı olarak Danilov’un ağzından değil de üçüncü şahıs ağzından anlatılmakta. İlk romandan farklı olarak bu durumun diğer karakterlerin bakış açısını yansıtması bakımından yerinde bir seçim olduğunu düşünüyorum.

Serinin bu kitabında savaş ve vampir avı daha geri plana atılırken; Ramanov Laneti, Cain’in vampirler üzerinde yaptığı deneyler Danilov-Yuda çekişmesi daha ön plana çıkarılıyor.


Daha önceki kitap yorumumda belirttiğim gibi yazar Danilov Beşlemesinin ön araştırmasını yaparken, Napolyon'un Rusya Seferi'nde izlediği yoldan giderek, Avrupa'yı batıdan doğuya geçip St. Petersburg'a, Moskova'ya ve Kırım'a gittiğini okudum pek çok yerde. Bu ön araştırmanın yazarın yaptığı tasvirlere ve takip sahnelerindeki gerçekçiliğe doğrudan yansıdığını düşünüyorum. Anna Kaenina’yı ilk okuduğumdan beri gitmek istediğim Petersburg, Trangog ve Moskova’nın betimlemeleri çok ayrıntılı ve doyurucu. Hele yazarın bir Bolşoy Tiyatrosu tasviri var ki; sanki sizde tiyatroda yerini alanlardan birisiniz ve birazdan temsil başlayacak.

Serinin ikinci kitabını okurken beni en çok sıkan ve okuma hızımı yavaşlatıp, okuma keyfimi azaltan özellik; yazarın konuyu aktarırken; sıklıkla ilk kitaptan bölümlere yer vermesi. Serinin ilk kitabını okumuş bir okuyucu olarak bu durum bana gereksiz geldi. Dahası yazar serinin ilk kitabını okumadan ikinci kitabı okuyacak okuyucu kitlesi ile ilgili kaygı taşıyorsa ilk kitabın kısa bir özetine yer verebilirdi. Sık tekrarlar bence romanın ritmini düşürmüş.

Bir de romanın olumsuz özelliğinden bahsederken bir şeyi daha belirtmeden geçemeyeceğim. Serinin özellikle ikinci kitabında sıklıkla harf hatalarına, eksik ya da yanlış harflere rastladım. Dizgi süreci biraz daha titiz olabilirdi diye düşünüyorum.



Bir de roman keşke Danilov’un Yuda ile mücadelesinin ardından bitirilseydi diye düşünüyorum. Danilov’un haksız yere sürgüne gönderilecek romanın tamamlanması serinin bundan sonraki kitabı için her ne kadar hazırlık olsa da; romanın ilk kitaptaki gibi Yuda- Aleksey mücadelesinden sonra tamamlanmasını tercih ederdim doğrusu.

İlk romanda soru işareti olarak bırakılan genelevin penceresinden görünenin kim olduğu sorusu bu romanda da tekrarlanmasına rağmen yanıtlanmayan merak unsurlarından. Belki üçüncü kitapta soru yanıtını bulur… 

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE... 

SEVGİLER...

2 Şubat 2014 Pazar

JASPER KENT - ON İKİ

MERHABALAR, 

Kitap Dostlarım;

Gerilimi fantastik öğelerle harmanlandığı kitapları okumayı sevenlere tavsiye edebileceğim beşlemenin ilk kitabını paylaşmak istiyorum sizlerle.. Ben de henüz ilk ikisini okudum "DANİLOV BEŞLEMESİ"nin. Diğerlerini henüz satın almadım. 


Kitapları Can Yayınlarının kampanyasından D&R'den almıştım, geçtiğimiz yaz. 


ARKA KAPAK:
Napoléon, Rusya seferinde dayanılmaz kış koşullarına mı yenildi, yoksa işin içinde başka güçler de var mıydı?
Rusya 1812 sonbaharında başa çıkılmaz bir düşmanla karşı karşıyadır: Napoléon Bonaparte'ın Büyük Ordu'su. Rus şehirleri Fransızlara birer birer teslim olmuş, İmparatorluğun kalbi Moskova'yı kurtarmak ancak bir mucizeye kalmıştır. Bir grup üst rütbeli Rus asker, son çare olarak Opriçniki adı verilen, Hıristiyan Avrupa'nın uzak köşelerinde efsane olmuş on iki savaşçının yardımına başvurur.
Sadece geceleri ve yalnız başlarına savaşan çete, koca bir savaşın kaderini değiştirir. Ancak Yüzbaşı Aleksey, çetenin yolu üzerindeki ölüm haberlerinden şüphelenir. Asıl karabasanın henüz başlamadığını kısa sürede anlayacaktır…



“Gerçek tarihî olaylar, sınırsız fantezi ve hiç eskimeyen halk hikâyeleri. Roman, esrarlı olayları, dehşet duygusunu ve tarihi inanılmaz bir ustalıkla birleştiriyor.”
Fantasy Book Review


“Tarihî romanla kara fantezinin kusursuz bir bileşimi, benzersiz bir gerilim.”
Lisa Tuttle, The Times


“İnsan olmayan varlıkların yarattığı dehşetin, insanların yarattığı dehşeti vurguladığı bir roman.”
New York Times Book Review




ÖZET

Romanımız 1812 Rusya’sında başlar. Napoleon Bonaparte; ve Fransız ordusu Rusya içlerine doğru ilerlemektedir. Fransız ordusunun Moskovo’ya ulaşması an meselesidir.
Bu anların yaşandığı dönemde Fransızlara karşı casusluk ve sabotaj faaliyetleri içinde olan dört kişilik grubun gündemi de elbette, Fransızların ilerleyişini durdurmaktır. Grup Dimitriy Fetyukoviç, grubun en kıdemlisi Vadim Fyodoroviç, Maxim Sergeyeviç ve Aleksey İvanoviç Danilov’dan oluşmaktadır. Grup uzun zamandır (yedi yıldır) birlikte çalışmaktadır ve birbirine çok yakındır. Hatta Danilov; oğluna kendi hayatını kurtaran Dimitriy’in adını vermiştir.

Dimitriy Fetyukoviç gruptaki diğer arkadaşlarına daha önce Türkler ile savaşırken yardımlarını gördüğü savaşma biçimi olarak,  Çar IV. İvan’ın, Rus topraklarını kendi egemenliği altına almak ve halk üzerinde baskı kurmak için oluşturduğu birliklerin mensuplarına yani OPRİÇNİK’lere benzeyen bir grubu yardım için çağırmayı teklif eder. 


Öneri grup içerisinde tartışılır. Her ne kadar durum tartışılıyor gibi görünse de Dimitriy grubu çoktan davet etmiştir. Opriçnikler çok geçmeden liderleri Zimeyeviç komutasında casus grubumuza katılırlar. Zimeyeviç beraberinde on iki savaşçı getirmiştir. Bu savaşçıların her biri on iki havarinin adını almıştır. Pyotr, Andrey, Yoan, Filipp, Varfolemey, Matfey, Simon, Yakov Zedeyev, Yakov Alfayev, Foma, Faddey, Yuda.

Bu arada söylemeden geçmeyelim. Opriçniklerin gelmeleri beklenirken Aleksey, yani Yüzbaşı Danilov, bir genelevde ilerde kendisi için kilit rol oynayacak güzeller güzeli Domnikiia’yla tanışır. Domnikiia; Napolyon’un karısı Marie-Louise’e benzerliği ile dikkat çekmektedir. 




Opriçnikler işe koyulduklarında; kendilerine ait kurallar çerçevesinde çalışan bu savaşçıların haklarında anlatılanların hiç de abartı olmadığı ortaya çıkar. Ancak ölüm makinesi gibi çalışan bu garip askerlerin geçtikleri yerlerden de veba şüphesini de barındıran bir takım garip haberler de gelmektedir. Bu haberlerin bir bölümü Danilov’a genelevdeki sevgilisi Domnikiia’dan da gelmektedir.

Çok geçmeden Yüzbaşı Danilov ve arkadaşları bir şeylerin ters gittiğinden şüphelenir. Aleksey bir yandan tersliğin ne olduğunu bulmaya çalışırken Maksim’i bir Fransız casusu olduğu ve Opriçniklerden üçünü Fransızlara teslim ettiği ortaya çıkar. Yüzbaşı Danilov gerçeği öğrenmek ve Maksim ile görüşmek için Desna’ya gider. Maksim Fransız casusu olduğunu inkâr etmez. Ancak Opriçniklerle ilgili söylemek istediklerini söylemeden Opriçnikler Desna’ya gelirler. Aleksey çaresiz arkadaşını Opriçniklere bırakıp Desna’dan ayrılmak zorunda kalır. Maksim Opriçnikler tarafından katledilir.


Çok geçmeden Aleksey bu askerlerle ilgili gerçeğe ulaşır. Gece savaşan bu askerler Vampirden başla bir şey değildir. (Vurdalak) Çocukluğunda babuşkasının anlattığı halk hikayelerine pek de itibar etmeyen Yüzbaşı Danilov; Vurdalak’ları tahta kılıcı ile teker teker öldürmeye başlar..

Tabi roman böylece devam etse de pek çok savaş sahneleri ve şaşırtıcı bir sona ev sahipliği yapmaktadır. 


KİTAPTAN NOTLAR:
Romanımız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm Fransızların Moskova’ya kadar gelmelerine kadarki bölümü anlatmakta. 2. Bölüm ise Fransızların geri çekilişini ve Aleksey’in vurdalaklar ile mücadelesini anlatmakta.

Romanımız Yüzbaşı Danilov’un ağzından anlatılmaktadır. Bu da durum romana Danilov’un bakış açısının hakim olmasına neden olmuş.

Öncelikle kitaba kapaktan başlayalım. Roman Can yayınlarından çıkmasına rağmen yayınevinin klasik kapak tasarımının dışına çıkarak yaptığı tasarımı doğrusunu söylemek gerekirse çok beğendim… Renkli büyük kapak tasarımı benden tam not aldı.

Yazar kitaba bir halk hikâyesi ile başlamaktadır.  Başlangıçta halk hikâyesi konu ile pek de ilişkilendirilebilir gibi görünse de sonrasında romanın özeti olduğu kolayca göze çarpmakta. Romanın 1. Bölümünü sonunda bu hikâyeyi Aleksey’in büyükannesinden de dinlediğini öğreniyoruz.


Jasper Kent ile ilgili netten araştırma yaparken yazarın Danilov Beşlemesinin ön araştırmasını yaparken, Napolyon'un Rusya Seferi'nde izlediği yoldan giderek, Avrupa'yı batıdan doğuya geçip St. Petersburg'a, Moskova'ya ve Kırım'a gittiğini okudum pek çok yerde. Bu ön araştırmanın yazarın yaptığı tasvirlere ve takip sahnelerindeki gerçekçiliğe doğrudan yansıdığını düşünüyorum.
Yazar genel olarak fantezi ile yoğrulmuş gerçekçi bir yazım tarzı benimsemiş. Bu tarz yazarın savaş sahneleri ve Rusya’nın kışını anlattığı sahnelerde zirveye çıktığını düşünüyorum. Hele Fransızların geri çekilirken yaşadıkları sefaleti gerçekten iliklerime kadar hissettim. Bir an vurdalakların gerçek olduğuna bile inandım diyebilirim.
 Ancak yazar kendi yarattığı gerilimi, Aleksey’in vurdalakları -Yuda Hariç-zorlanmadan öldürmesi gerilimin dozunu düşürmüş diye düşünüyorum.

Roman sona ermesine rağmen Yuda’nın ölümü ve Aleksey’in genelevin penceresinden gördüğü kişinin Margarita mı? Domnikiia mı olduğu serinin devamının yine çok heyecanlı olacağının habercisi gibi.. 

SERİNİN 2. KİTABI "ON ÜÇ YIL SONRA" İLE ÇOK YAKINDA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE 

SEVGİLER..

11 Ağustos 2013 Pazar

GÜLŞAH ELİKBANK - GÜNEBAKAN ÜÇLEMESİ - KIZIL ÖLÜM


MERHABALAR 
SEVGİLİ BLOG DOSTLARIM;

Daha önce ilk iki kitabını paylaştığım Gülşah ELİKBANK'ın Günebakan Üçlemesinin üçüncü ve son kitabını paylaşmak istiyorum sizlerle... 

"KIZIL ÖLÜM"







ARKA KAPAK:

Fantastik Edebiyatın Genç ve Güçlü Kalemlerinden Gülşah Elikbank'ın hayat verdiği ve gençler arasında kısa sürede efsaneleşen Günebakan Üçlemesi son buluyor.


Kararsızlık kör bir bıçak gibidir, kestiği her şeyi parçalar ve yırtar.
Öyleyse bir karar vermeliydi Nil! Aşkı ve yaşamı arasında ya da belki kaderi ve ailesi arasında...


Nil ve arkadaşları kasabadaki laneti ortadan kaldırmayı başarabildi mi?


Nil'in kalbinin yaptığı seçim, onları nasıl etkileyecek? Fimes'in aşkında geri adım atmaması işleri nasıl değiştirecek?
Aydınlığın Şövalyesinin kılıcı Supay'ın karanlık gücü karşısında yeterince güçlü olacak mı?


Kızıl Ülke'nin kapıları lanetlenen ırklara açılacak mı?
Siyah Gül, Supay'la olan yüz elli yıllık hesabını kapatabilecek mi?


Geç kalınmış pişmanlık,
Ana rahmindeki yalnızlık,
Dile gelmiş işte; sonsuz ayrılık...


Unutmayın!
Her şeyin, küçük bir başlangıcı vardır.



ÖZET:

Siyah Nefes romanıyla başlayan Günebakan Üçlemesi, Mavi Dağ’ın ardından son kitap Kızıl Ölüm ile sona eriyor. Nil ailesinin sırlarıyla yüzleşmiş, ağabey Rodin yani Aydınlığın Şövalyesi bedenine kavuşmuştur.

Nil’in tüm arkadaşları İdmonlar tarafından Çelik Kule’ye kaçırılmıştır. İdmonların lideri Levitson arkadaşlarına karşılık Nil ile evlenmek ve Nil’in sahip olduğu Kızıl Ülkenin Anahtarına sahip olmak istemektedir.

Nil, Rodin, Nisa ve daha önce gruptan ayrılmak zorunda kalan Logis; Levitson’dan arkadaşlarını kurtarmak için bir plan yaparlar. Nil evlenmeyi kabul etmiş gibi yapacak, düğün esnasında da arkadaşlarını kurtaracaklardır. Plan başarılı olur. Çelik Kule’den kaçarlarken onlara Levitson’un babalarından nefret eden iki kızı da katılır.

Bu şekilde kasabaya ulaşırlar. Ölüm melekleri tarafından canlandırılan Sumara da Nil ve arkadaşlarına katılır.  Artık gerçek düşmanları Supay’la yüzleşmeleri gerekmektedir. Ancak yüzleşecekleri başka bir gerçek daha vardır. Miranda, Supay ve Sumara ile ilgili gerçek çok farklıdır.

Kıyasıya savaşı Nil ve arkadaşları kazanır.  Nil savaş sonunda gerçek annesine de kavuşur. Ama Kayra’yı kaybeder. Ama roman burada bitmez…



Dahası romanımızda…



KİTAPTAN NOTLAR:
Kızıl Ölüm Günebakan Üçlemesi’nin son kitabı. Kızıl Ölüm’de serinin ilk kitabı Siyah Nefes’ten bu yana ortaya çıkan sırlar yavaş yavaş çözüme ulaşır.  Kızıl Ölüm’de Nil annesi ve babasıyla, Aneko Annesi Miranda ve babası Supay’la, kasabanın lanetlenmesine sebep olan Miranda; Supay, Sumara kızı Aneko ve diğerleriyle yüzleşmek zorunda kalır.

Romanda pek çok insanın gerçek yüzü ortaya çıkar. Soru işretleri yanıt bulur.

Sonuç olarak dil ve anlatım bakımından beğendiğim, kısa sürede tamamladığım bir seri oldu. 

Okuduğum ilk Fantastik edebiyat ürününü beğendiğimi söyleyebilirim ve Fantastik Edebiyat türünü seven arkadaşlarıma tavsiye edebilirim.



3 Ağustos 2013 Cumartesi

GÜLŞAH ELİKBANK - GÜNEBAKAN ÜÇLEMESİ - MAVİ DAĞ

MERHABALAR;

Sevgili Kitap Dostları, 


ARKA KAPAK

Türk Fantastik Edebiyatının güçlü kalemi Gülşah Elikbank yine kendine has bir dünya yaratmış, Mavi Dağ’da

Kasabaya çöken lanetten kurtulamadan gözlerini “gerçek” hayatta açan Nil ve Kayra’nın macerası sizleri de Mavi Dağ’a sürükleyecek.

Siyah Nefes isminin gizemi çözülürken, bambaşka gizemler serpilecek yolunuza, Supay’ın karanlık güçleri çoğalırken Günebakan Nil ve arkadaşları Ruhlar Konseyinin karşısında.
Üstelik Nil ve Kayra’nın efsaneleşe aşkı hiç beklemediği bir tehtidin pençesinde.
Kader, ayağımızdaki pranga mıdır? Aşk, savaşmanın en yalın haliyse eğer; kim karşısında durabilir bu savaşın?

Birini kaybetmek, onsuz yarım kalmak mıdır yoksa asıl olan onsuz yok olmak mıdır? Her sayfasını merakla çevireceğiniz Mavi Dağ’da heyecan hiç bitmeyecek. 


ÖZET

Günebakan Üçlemesinin ilk kitabı Siyah Nefes’in sonunda Nil’in laneti kaldırmak uğruna yaptığı fedakârlığın ardından; lanetin ortadan kalkmaması bir yana Nil ve arkadaşları kendilerini gerçek hayatta bulurlar.

Nil ailesinin yanındadır ve tüm arkadaşlarının da bir ailesi vardır. Her biri sanki doğduğundan beri aileleri ile birlikte gibidirler. Aneko bir huzur evindedir, Kayra bir üniversite’de öğretim görevlisidir. Fimes Aneko’nun yaşadığı huzur evinde çalışmaktadır. Noran ve Sofis de evlenmek üzeredir.

Noran ve Sofis’in nikah akşamı Supay harekete geçmiş ve Nil ve arkadaşlarının ailelerini kaçırıp kasabaya götürmüştür. Kasabaya girişin tek yolu Mavi Dağ’dan geçmektedir.

Nil ve arkadaşları Mavi Dağ’a doğru yola çıkarlar.  Nil  bu yolculuk sırasında uzun zamandır haber almadığı babası ve öldüğünü sandığı kardeşi ile karşılaşır.  Kasabanın kurtuluşu için onlara Aydınlığın Şövalyesi de katılır. 

Aşkına karşılık bulamayan Fimes, Nil’den vaz geçmek niyetinde değildir. Ancak Nil Kayra aşkı birçok yeni olaya gebedir. 


KİTAPTAN NOTLAR

Fantastik tür daha önce de paylaştığım gibi ilk defa okuduğum bir tür. Her ne kadar okuduğum bazı romanlarda fantastik unsurlar aralara serpiştirilse de tamamen fantastik bir dünyanın ve fantastik kahramanların yer aldığı okuduğum ilk roman. 

Serinin ikinci kitabında da heyecan ve gerilim devam etmekte. Ve ilk kitabın adı olan “Siyah Nefes” açıklanmakta. Ben Siyah Nefes’in Supay’ın gölge bulutuna benzer bir yaratık ya da buna benzer bir canlı olduğunu düşünmüştüm ilkin. Ancak “Siyah Nefes”in Nil’in yakalandığı bir hastalık olması ilginç olmuş.

Fantastik ögeler yine çok yerinde ve güzel kullanılmış. Bu ögelerden en çok  “Ruhlar Konseyi” ilgimi çekti doğrusu.

Bir de yazarın cinsel ögeler olmadan da tutkulu bir aşkı çok güzel anlatması çok hoşuma gitti. Bu durumun romanın akışına olumlu etkilediği görüşündeyim... 

Kendi adıma yazın sıcak günlerinde okumak için uygun olduğunu düşünüyorum. Zaten elinize alınca romanının akıcılığından dolayı elinizden bırakamıyorsunuz... 



Serinin üçüncü kitabı KIZIL ÖLÜM'le yakında görüşmek dileğiyle...

SEVGİLER...



31 Temmuz 2013 Çarşamba

GÜLŞAH ELİKBANK - GÜNEBAKAN ÜÇLEMESİ - SİYAH NEFES

MERHABALAR;

Sevgili Dostlar;

Bundan önceki yazımda çekiliş haberi paylaşmıştım, sizler de kayıtsız kalmamış, katılımlarınızla beni desteklemiştiniz, şimdiye kadar katılan tüm blog dostlarıma teşekkür ediyorum ve çekilişin 30 Ağustos'a kadar devam edeceğini hatırlatmak istiyorum. ÇEKİLİŞ İÇİN BURADAN..


Çekiliş ile vereceğim GÜLŞAH ELİKBANK'A ait, GÜNEBAKAN ÜÇLEMESİ'ni çekiliş bitmeden okuyup yorumlayacağımı bildirmiştim. Kısa sürede tamamladığım serinin ilk kitabını elimden geldiğince Spoiler vermeden paylaşıp, yorumlamaya çalışacağım...

Gelelim ilk kitabımıza...SİYAH NEFES

Gülşah Elikbank Profili resim

ARKA KAPAKLA BAŞLAYALIM...

ARKA KAPAK

On sekiz yaşındaki Nil’in yolu lanetlenmiş bir kasabaya düşer. O bu kasabaya dışarıdan gelebilen tek kişidir. Nil orada aşkı Kayra’yı bulacaktır. Uyku tozları serpen Fimes, kara kediye dönüşen Aneko, yetenekleri kopyalayabilen Nilve Kayra kötülüğü altedebilmek için amansız bir mücadele veriyor. Karşılarına habis bir Kader Bulutu ve diğer zorluklar dikilmiş durumda.

Aşk için her şeyden vazgeçer miydin? Yoksa sorumluluklar mı ağır basardı? Karşılıklı aşkın gözü kör olabilir mi? Nil’in sadık koruyucusu Fimes kızın aşkına niye şaşar? Yüz elli yıllık laneti sonlandırmada bu aşkın rolü olacak mıdır?

Laneti başlatan şey bir aşksa, diğer bir aşk çözüm sunabilecek midir? Her aşık gerçekten bir savaşçı mıdır? Bu sorular Siyah Gül ile Gelincik arasına gerilmiş incecik altın bir iplik. Nil ile Siyah Nefes’in sırrını çözmek üzere Mavi Dağ’a doğru yolculuğa çıkarken aklımızdan geçenler bunlar.



ÖZET
Her şey Nil’in on sekizinci yaş gününde annesinin aldığı arabayla kaza geçirip bu garip kasabaya gelmesiyle başlar.  Kasabanın ilk göze çarpan özelliği çok sessiz olmasıdır. Görünürde de pek kimse yoktur.

Çok geçmeden Nil yaşlı bir kadınla karşılaşır. Yaşlı kadın ona kasabadan çıkış yolunu tarif eder ve bu yolu karanlık çökmeden tamamlamasını öğütler. Ancak Nil karanlık çökmeden kasabadan çıkmayı başaramaz. Ve çok ilginç bir sahneye şahit olur. Kasabanın üzerinde bulunduğu toprak parçasının büyük bir gürültü ile ayrıldığını görür ve çok korkar. Bu sahnenin ardından Nil kendini bir yer yatağında bulur.  Çevresindekiler onun hakkında konuşuyorlardır. Nil Temen Kabilesi ile bu biçimde tanışır ve zaman içinde kasabanın lanetini de öğrenmiş olur.

Lanetin hikâyesi şöyledir; Bundan yüz elli yıl önce kasabada yaşayan iki kabile vardır; Temen’ler ve Süfenk’ler. Birbirinden yaşayış ve inanış olarak farklı olan bu iki kabilenin tek ortak noktası aynı nehrin suyunu içmeleridir. Bu nehir kasabayı ikiye ayıran Tusa Nehri’dir. Nehir öyle büyüktür ki; nesiller boyu kabileleri suyuyla ve balıklarıyla bakmıştır. Tek tanrıya tapan Temenler ile suya tapan Süfenk’lerin nehri kullanım günleri de farklıdır. Çok geçmeden bu iki kabile arsında su yüzünden anlaşmazlık çıkmaya başlar. Suya tapan Süfenk’ler tanrılarının Temen’lerin suyu kullanması istemediklerini söyleyerek suyu kullandırmak istemezler. İşin aslı farklıdır. Savaşçı ve avcı olan Süfenk’ler Temen’lerin yaşadığı verimli toprakları istemeleridir. Bir de inanışları gereği hayvan eti yemeyen Temen’lerin sahip olduğu büyük sürü Süfenk’ler için cazibe kaynağıdır.
Bu yüzden Temen’ler her gece köyün iki delikanlısını sürünün başına nöbetçi koyarlardı. Bunun üzerine Süfenk’ler, Temen’lerin kullanım günleri dışında nehrin başına nöbetçi koymaya başlarlar. Tek fark Süfenk’lerin nehrin başına kabilenin en güzel kadınlarını koymalarıdır.

Ardından Süfenk’lerin lideri Supay kadın nöbetçilerden Temen’lerin nöbetçilerini kendi taraflarına çekip öldürmelerini ister. Supay’ın planı başta istediği gibi gitse de Süfenk’lerden Miranda; Temen’lerden Sumara’ya âşık olur. Ve onu öldüremez. Ancak Süfenk’ler nöbetçilerden birini öldürmelerine rağmen; Tanrıları kabul ettikleri nehri kirlettiklerini söyleyerek Temen’lere savaş açarlar. Miranda’nın aşkını kendisi de isteyen Supay, Sumara’yı öldürür. Bu acıya dayanamayan Miranda canına kıyar. Bu olaydan sonra kasabanın üzerine lanet çöker.

Lanetin kasabayı ele geçirmesinden sonra kasabaya dışarıdan girebilen tek kişi Nil’dir. Kabile üyeleri baştan şüpheyle yaklaşsa da umutlarını Nil’e bağlarlar. 

Dahası romanımızda.....


KİTAPTAN NOTLAR

Gülşah Elikbank’ın Günebakan Üçlemesi Fantastik Edebiyat ürünü olması bakımından;  ilk defa okuduğum bir tür. Her ne kadar okuduğum bazı romanlarda fantastik unsurlar aralara serpiştirilse de tamamen fantastik bir dünyanın ve fantastik kahramanların yer aldığı okuduğum ilk roman. İlk olmasına rağmen okurken keyif aldığımı söylemeden geçemeyeceğim. 

Serinin ilk kitabında Nil’in kasabaya gelişiyle başlayan macerada bir taraftan karakterleri, bulunulan mekânı, olayları tanıtırken bir taraftan da heyecan ve gerilim öğeleri işin içine hemen giriyor.

Sırası gelmişken değinmeden geçemeyeceğim romandaki hemen hemen tüm karakterlere günlük hayatta kullanılmayan isimler verilirken örneğin; Logis, Noran, Sofis, Fimes, Aneko… gibi, Nil ve Kayra günlük hayatta seçilen isimler olmuş. Nil için bu durum dış dünyadan gelmesi bakımından normal görünse de Kayra’nın ismi bence Süfenk topluluğu içinde sırıtmış. Keşke yazar Kayra’ya farklı bir isim verseymiş.

İlk kitabın adı olan “Siyah Nefes” maalesef ikinci kitapta açıklandığı için diğer kitabı okuyana kadar soru işareti olarak kalıyor.

SERİNİN İKİNCİ KİTABIYLA ÇOK YAKINDA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE...






18 Temmuz 2013 Perşembe

İLK KİTAP ÇEKİLİŞİM BAŞLASIN....

MERHABALAR; 

Tatil, Ramazan derken üzerime çöken rehavetten dolayı ilgilenemedim blogumla... Yazlık okuma listemi hazırlarken; Mayıs ayında İzmit Kitap Fuarından aldığım ve unuttuğum kitaplar geçti elime. 

Hazır elime geçmişken kitaplar bir çekilişle blog arkadaşlarımla paylaşayım dedim. 

Çekilişle vermek istediğim kitaplar; 

Gülşah Elikbank'ın Günebakan Üçlemesi...  


Fantastik Edebiyat pek ilgimi çekmez ama stant görevlisinin tavsiyesi üzerine almıştım bu kitapları. Çekiliş sonucunda sahibini bulana kadar okuyup yorumlamayı düşünüyorum ben de. 

Tek tek görelim kitapları...

SİYAH NEFES; serinin ilk kitabı..


MAVİ DAĞ; serinin ikinci kitabı


KIZIL ÖLÜM; serinin üçüncü ve son kitabı....


Gelelim şartlarımıza..

1- Blogumun izleyicisi olmanız,
2- Blogumun Bloglovin'de izleyicisi olmanız,
3- Blogunuzda bir adet fotoğraf ile ile birlikte link vererek paylaşmanız,
4- Paylaşım linkinizi ve mail adresinizi yorum olarak bırakmanız. 
5- Çekiliş klasik yöntemle yani adların yazılıp çekilmesi yöntemiyle yapılacaktır.

Bol şanslar..

Çekiliş 30 Ağustos 2013 tarihine kadar devam edecek, sonucu 31 Ağustos 2013 tarihinde açıklanacak akabinde mümkün olduğunca hızlı bir biçimde kargoya verilecektir. Kargo tarafımdan karşılanacaktır. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...