11 Kasım 2018 Pazar

NİKOLAY VASİLYEVİÇ GOGOL – ÖLÜ CANLAR

MERHABALAR,

KİTABA BAŞLARKEN;
"Hayat dediğimiz ne?Acıların yer aldığı bir vadi. Dünya dediğimiz? Duygusuz insanlar kalabalığı."
“Ah, Rus Milleti! Bir türlü eceliyle ölmeyi beceremez!” (Sayfa 170)

ARKA KAPAK
Zengin olmak için akıl almaz bir plan yapan Çiçikov, sahip oldukları köylü sayısı üzerinden vergi ödemek zorunda olan toprak sahipleriyle görüşür. Rusya’daki önemli bir kanuni boşluk sayesinde, sadece resmi kayıtlarda yaşıyor görünen köylüleri kâğıt üzerinde satın almak ister. Ölü canlar üzerinden yapılan pazarlıklar, karikatürize edilmiş karakterlerle daha da çarpıcı hale gelir ve okurun aklında tek bir soru oluşur: Artık yaşamayan birinin sahibi kimdir?


Gogol’ün, Puşkin’in önerisiyle İlahi Komedya’dan esinlenerek yazdığı ve zengin olma hayalinin peşinde karanlık yollara sapmanın kolay ve alışılagelmiş olduğunun gösterildiği bu eseri, Uğur Büke’nin özenli çevirisiyle sunuyoruz.


19 yy.’ daki Çarlık Rusya’sında Pavel Ivanovic Çiçikov, her ne kadar farklı tanıtsa da yaptığı dolandırıcılıklardan dolayı gümrük dairesinden kovulmuş, işsiz güçsüz, düzenbaz biridir. Serflik sistemi kaldırılmadan önce; toprak sahipleri sahip oldukları köylü sayısına göre devlete vergi ödemekteydiler. Köylü sayımları dört yılda bir yapılmakta ve nüfustan düşme işlemi de buna istinaden dört yılda bir yapılmaktaydı. Toprak sahipleri köylülerini teminat olarak göstererek devletten para alabilmekteydiler. Bu durumu bilen Çiçikov bir plan yapar. 
Kendisini de zengin, nüfuzlu bir devlet görevlisi gibi tanıtan Çiçikov, tanıştığı toprak sahiplerini cüzi bir para karşılığında sayımdan sonra ölmüş, diğer sayıma kadar vergisi ödenecek “ÖLÜ CANLAR” dan kurtarmak ister. Amacı hem zengin bir toprak sahibi gibi görünmek, iyi bir evlilik yapmak hem de ölü canları teminat göstererek devletten para almaktır.
Çiçikov N. adlı kasabaya gelir. Öncelikle  geldiği kasabada kaldığı handa o bölgenin ekonomik durumunu, toprak sahiplerinin adlarını, devlet memurlarının karakterlerini ve köylülerinin sayısını öğrenir. Yanındaki arabacısı Selifan ve Uşağı Petruşka da ona yardımcı olur.  

Kasabanın eşrafı Çiçikovun girişkenliğine, sevimli mizacına aldanır; onu çiftliğinde çalışacak işçi arayan bir toprak sahibi sanarak aralarına alırlar. Çiçikov farklı biçimlerde tanıtıp, sevimli göstererek kendisini ileri gelenlerin evlerine yaptıkları eğlencelere davet ettirmeyi de başarır. Çiçikov toprak sahiplerini ölü canların vergi yükünden kurtarma bahanesi ile pek çok ölü canı satın alır. Silik ve şahsiyetsiz, Manilov’dan Kumarbaz, yalancı ve sarhoş Nozdrov’dan, kaba saba Sobakeviç’den ve pek çok toprak sahibinden ölü canlar alır. 


Ancak sonraları satın aldığı ölü canların eski sahipleri yavaş yavaş da şüpheye düşmeye başlar. Vergi yükünden başka bir işe yaramayan ölü canları Çiçikov ne yapacaktır. Çiçikov’un kendisine az para ödediğinden şüphelenen yaşlı bir toprak sahibi olan merhum bakanlık kâtibinin karısı Korobaçka Çiçikov ile ilgili ileri geri konuşarak insanların şüphelerini Çiçikov üzerine çeker. 
Dedikodular üzerine kentin ileri gelenleri polis müdürünün evinde toplanırlar. Çiçikov’un gerçekte kim olduğu ile ilgili iddialar ortaya atılır. Nozdrov’un söyledikleri büsbüütn ortalığı karıştırır. Kimileri onun valinin güzeller güzeli kızıyla evlenmek istediği iddiasını ortaya atar. Hatta Çiçikov bazılarına göre Valinin kızını kaçıracaktır. Bazıları da onun bir casus, hatta kılık değiştirmiş Napolyon olduğunu söyler. Çiçikov alelacele hazırlanır, kasabadan ayrılır ve aynı senaryoyu oynayacağı bir diğer kasabaya doğru atlı arabasını sürer. 
2 ve 3. ciltleri de kitabımızda...


“Rus halkı lafı gediğine tam koyar! Eğer birisine lakap uydurulmuşsa, o lakap bütün sülalesine yayılır, nereye giderse gitsin, ister memur olsun, ister emekli, ister Petersburg’a isterse dünyanın bir ucuna gitsino lakap peşini bırakmaz. Sonrasında her türlü kurnazlığa başvursa da, her yolu deneyerek, hatta parayla yazıcı tutup eski knyaz kütüklerinden sildirmeye çalışarak kurtulmaya çalışsa da hiçbir şey fayda etmez. Ne de olsa karga olanca sesiyle bağırıp yerini belli eder. Yakıştırılan lakap aynı yazı gibidir. Ne kazınır ne de baltayla kesip atılır.” (Sayfa 135)


ALINTILAR
“Ne olursa olsun, gençliğin neden olduğu boş hayallere değil, sağlam bir temele dayanmadığı sürece insanın hedefi tam olarak belli olmaz.” (Sayfa 181)
“Kadınların karakter olarak erkeklere göre daha zayıf ve güçsüz oldukları olaylar vardır ama yeri geldi mi yalnızca erkeklerden değil, dünyadaki her şeyden daha sert oldukları da gerçektir.” (Sayfa 211)
“Aptalın sözü ne kadar aptalca olursa olsun bazen akıllı birinin kafasını karıştırmaya yeterlidir.” (Sayfa 214)
“Korku bulaşıcılıkta vebadan daha tehlikelidir, anında yayılır.” (Sayfa 238)
“Yol sözcüğü nasıl da tuhaf, insanı çeken, alıp götüren muhteşem bir sözcüktür!” (Sayfa 271)
“…para dünyadaki en güvenilir şeydir.”( (Sayfa 276)


KİTAPTAN NOTLAR
Koridor Yayınlarının bez ciltli hazırlamış olduğu klasikler serisinden pek çok kitap aldım. Daha önce Franz Kafka’nın “DAVA”sını da yorumlamıştım kendimce. Kitapların baskısı, kağıt kalitesi ve kapağı gerçekten güzel. Ancak daha önce İletişim Yayınlarından almış olduğum Savaş Ve Barış, Suç Ve Ceza, Anna Karenina, Oblomov… gibi klasiklerin önsöz ve sonsözlerinde kitap  ve yazar ile ilgili ayrıntılı bilgileri okumak kitabı, kitabın yazıldığı dönemi ve ayrıntıları anlamak son derece güzeldi. Her ne kadar bez cilt görüntü olarak bir adım önde olsa da sanırım klasikleri İletişim Yayınlarından almak kitabı özümsemek isteyen okuyucu için daha doğru olacak diye düşünüyorum. Ya da belki Koridor Yayınları yeni basımlara bu tarz bilgiler ekleyebilir.
Kitabın ilk cidinin yazımının ardından yazar 3 cilt olarak tasarladığı seriyi tam anlamı ile tamamlamamış. Kimi kaynaklar sağlık sorunlarından kimisi de gelen ağır eleştirilere bağlı olduğunu belirmekte. Yazarın sağlığında basılmamış, el yazmaları ile 2. Ve 3. Ciltler eklenmiş. Fakat 2. Ve 3. Ciltte eksik bölümler, eksik sözcükler bolca bulunmakta. Bu durum kitaptaki notlar ve eklemeler dışında olsa da maalesef bazı bölümlerin anlaşırlığını eksik kılmış.



Yazar zaman zaman romanı keserek okuyucuya seslenmiş, bazen oldukça uzun gelebilecek betimlemeler ile özellikle Rus halkı ile ilgili hiciv içeren yorumlarını yapmıştır. Bu kısımlar benim kitapta en çok sevdiğim kısımlar oldu. 
Yazar kitabında karakterler aracılığı ile dönemi, Rus halkını, Rus köylüsünü oldukça mizahi bir dil ile eleştirmiş. Edebiyat tarihçilerinin iddiasına göre yazar üç cilt olarak tasarladığı eserin ilk cildinde adeta bir kolay yoldan para kazanma hayali kuran dolandırıcılar geçidi tasarlamıştır. İkinci ciltte ise; Rus insanının olumlu taraflarını işleyerek insanına olan umudu işleyecektir. Ancak yazarın hastalığı da ömrü de yetmemiştir maalesef… Keşke okuma imkânımız olabilseydi. 

NOT: İLK GÖRSEL ALINTIDIR.

2 Kasım 2018 Cuma

SADIK HİDAYET - KÖR BAYKUŞ


(BUF-İ KUR) (بوف کور: Bûf-e kûr)

İran edebiyatının Kafka’sı olarak da nitelendirilen Sadık Hidayet’in derin, karanlık ve hatta ölüm tadındaki Uzun Öyküsü “KÖR BAYKUŞ”u paylaşmak istiyorum sizlerle…
Bazı kitaplar vardır size çok şey anlatırlar ama bir türlü kitabın anlattıklarını sözcüklere dökemezsiniz. Böyle kitaplardan KÖR BAYKUŞ. İçerisinden pek çok altı çizilecek cümleye yer verebilirim. Hissettirildiklerini yazabilirim. Ama kitabın özeti derseniz orada dururum. Anlatılan olayları sırasıyla anlatmak bu kitap için mümkün değil gibidir. Sanki yazar okuru dairesel bir labirentin içine çekmiş, farklı imgelerle aynı olayı tekrar tekrar yaşatıp, orada unutmuş gibidir. Zaman ve mekanın yokluğundan dolayı bir çok yer anlatılsa da ana karakterin odasından hiç çıkılmamış aksine bizim onun rüyasına konuk olmuşuz gibidir.


ARKA KAPAK
Modern İran edebiyatının kurucularından Sadık Hidayet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı, kendi deyişiyle “özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu” ve “her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş” Kör Baykuş (Buf-i Kur), öteki yapıtları gibi, pek çok dile çevrildi, pek çok ülkede pek çok yazarı etkiledi.
Kör Baykuş, 1977'de Behçet Necatigil'in unutulmaz çevirisiyle Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. Philippe Soupault ve Andre Breton gibi önemli edebiyatçıların övgüsünü kazanan bu kült romanı, yine Necatigil'in çevirisinden, Necatigil'in “önsöz” ü (“Türkçede İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sadık Hidayet”) ve Bozorg Alevi'nin “sonsöz”ü (“Sadık Hidayet'in Biyografyası”) ile sunuyoruz.


KİTABA DAİR
Sadık Hidayet’in yakın dostlarından Bozorg Alevi’nin, Kör Baykuş’un Almancasına eklediği "Sonsöz"den alıntıdır : “Kör Baykuş’un eylemi, olayları, zaman ve mekân dışında kalır. Olayları bölüşenler tipik kimselerdir, daha doğrusu bir tipin değişik kişilerdeki varyasyonlarıdır, bu kişiler mitik bir psikoloji kanunlarına göre birbirlerine dönüşürler. Baba, amca, arabacı, mezarcı, ihtiyar hurdacı ve nihayet romanın "kahraman"ı, aslında tek kişidir, esrarengiz genç kız, Bayader ile kahramanın karısı kahpe de öyle. Normal zaman düzeninin kalkışı bununla bağlantılıdır; şimdiki zamanla geçmiş zaman; anı, rüya ve hayal olarak birbiriyle kaynaşmıştır. Sebeple sonuç arasında bir nedensellik yoktur, onları birbirine masallardaki mantık bağlar. Ama buna rağmen olay, şüphe yok ki gerçek bir hayatı saptar. Korkular, özlemler, ümit, ümitsizlik, bu olay içine, öteden beri insan kaderinde olduğu gibidir.”


ÖZET

“Bütün hayatımı bir salkım üzüm gibi avucumda sıkmak istiyorum, suyunu, hayır, şarabını damla damla, gölgemin kurumuş boğazına akıtmak istiyorum, kutsal su gibi.”(Sayfa 39)

Adı belirtilmeyen “kalemdan” olduğu belirtilen başkarakterimiz kendini gölgesine tanıtma ihtiyacıyla anlatmaya başlar. Karakter şehirden uzak bir evde kendi başına yaşar. Geçimini üzerine hep aynı resmi çizdiği kalemdanlar ile geçimini sağlar. Bir gün Hind fakirini andıran ihtiyar, kambur üzerine eski sarı bir aba sarmış  bir ihtiyar çıkagelir. Amcası olduğunu söyler. Ona ikaram edecek pek bir şey yoktur evde. Sadece bir şişe şarap. Bu şarap Zerdüşt’te kalma geleneğe göre ana karakterimizin doğduğu gün yapılmıştır. (Sonradan bu şarabın içinde “kobra” zehri olduğunu öğreniyoruz.) bir şişe de saklanmıştır. Tam şarabı raftan alırken duvardaki pencereden hayatına nüfuz edecek görüntüyle karşılaşır. Evin arkasındaki kırda bir servi vardır. Dibinde oturan bir ihtiyar. Karşısında bir genç kız sağ eliyle ihtiyara bir gündüz sefası uzatmakta, sol elinin işaret parmağını da ısırmaktadır. Tabureden indiğinde amcasının gittiğini görür. Şişeyi rafa geri koyarken duvarda bir pencere olmadığını fark eder.


Gece yürüyüşten dönünce hayalinde gördüğü kızı kapısında kendisini beklerken bulur. Kız içeri girer, karyolasına uzanır. Şarabı almaya gidip geldiğinde kızın derin bir uykuda olduğunu fark eder. Kızın ağzına bir yudum şarap akıtır. Bir süre sonra kızın ölmüş olduğunu fark eder. Kız ona ruhunu ve tenini teslim etmiştir. Bu yüzden kimse mezarını bilmemelidir. Kızı parçalar bir bavula koyar. Gömmek için evden çıkarken; yaşlı bir adamla karşılaşır. Adam mezarcıdır. Aslında amca ile tasvir edilen adamın yeniden yansımasıdır aynı fiziksel özellikleri taşır. Kitap boyunca yaşlı adam hurdacı, mezarcı, arabacı ve çizimlerde yer alan ihtiyar olarak karşımıza çıkar durur. Genç kızı Rey şehrinde bir servinin altına mavi gündüzsefalarının olduğu bir yere gömer.

DEVAMI KİTABIMIZDA…

KİTAPTAN NOTLAR

Geçmişte uğursuzluğu nedeniyle pek de sevilmeyen, günümüzde iade-i itibar yapan canlılardan Baykuş. Yazar yaşadığı dönem itibari ile uğursuzluğu simgeleyen Baykuşa atıfta bulunarak okuyacaklarımıza bizi hazırlamakta kitabın adıyla. Kör Baykuş, benim gibi Franz Kafka,  Edgar Allan Poe okumaktan hoşlanan okurlar için de biçilmiş kaftan bu haliyle.

Uzun Öykü biçiminde yazılmış kitabında yazar; adeta bir rüya tünelinde dolaşır gibi, yüzler yüzlere karışıyor dönüşüyor. Sesler olaylar gerçek onlara eşlik ediyor. Sanki olaylar farklı suretlere dönüşen özünde aynı insanlarla tekrarlanıp duruyor. Konuşmalar ise sayıklamaları andırmakta. Buradan yola çıkarak afyon bağımlılığı olduğu bilinen yazarın satırlarını afyonun etkisi ile mi yazdığını merak etmekteyim.


Yazar kitabın büyük bölümünde yazdığı cümlelerinde dine insanlara inancını yitirişine ve yabancılaşmasına sıklıkla yermiş. Bu haliyle bakıldığında yazarı intihara götüren yolun taşları her bir sözcük.

“Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı kesiyorsak, bunun nedeni, ölümü seslenişini duymuş olmamızdır... Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi. Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekanı fark etmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü; ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak, düşünmek için toparlanmak zorundadır. Bu da bir sesidir ölümün.”

Romanda yazarın olayları anlattığı pek çok bölümde “2” ve “4” rakamından sıklıkla söz etmesi de dikkat çekici. Özellikle masallarda rastlanan “1,3,5,7” rakamlarına yer verilmesi geleneğinden farklı bir yaklaşım olmuş. Acaba özel bir sebebi var mı diye merak etmeden geçemedim. “2 yıl 4 ay” "iki dirhem ve dört peşiz"gibi.

Kitapta karakterler birbirine dönüşür ve sürekli kendilerini farklı süretlerde tekrarlarlar. Ana karakterin dadısı hariç. Bu şekliyle de kitapta bir zaman örgüsünden bahsedilemediği gibi yazarın rüya( kabus) görüyormuş havası sanki perçinlenir.



Yazar ve baş yapıtı ile ilgili ilginç olarak değerlendirilebilecek bir ayrıntı ile bitirmek istiyorum yorumumu. Yazar 1936’da Hindistan da el yazması olarak yayımladığı kitabına “İran’da satışı yasaktır” koydurmuştur. Ülkesi tarafından sansürlenmeden kendini sansürlemiş bir yazar olarak kara mizaha imza etmiştir. Ne yazık ki; ülkesinde hala yasaklı durumundadır.

Kitaptan anladığım kadarıyla adamın hayatındaki neredeyse herkes (hizmetçisi hariç) bir farklı şekilde ilk bölümde yer alıyor. zorla evlendiği karısı o çok güzel kadın olarak, evin karşısında kadınla beraber olan yaşlı adam, mezarcı/arabacı olarak. diğer bir ayrıntı ise ayrıntıların sürekli tekrar etmesi. evler, kişiler durumlar vs. sürekli sürekli tekrar etmekte. 


ETİKETSİZ GÖRSELLER ALINTIDIR.

26 Ekim 2018 Cuma

HAYDAR ERGÜLEN - AŞK ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ

MERHABALAR, 

Her ne kadar şiir okumayı çok sevsem de blogumda pek de fazla şiire yer vermiyorum nedense. Geçtiğimiz günler kitap elime geçince bir kaç şiir paylaşayım istedim kitaptan. Bu arada Eskişehirli olmasından da ayrıca mutluluk duydum. 

 

EYLÜL
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
Yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
Yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu...
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
Yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
Yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
Eylülün semtine kadar böyle gidilir
Bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
Eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda...


EYLÜL

Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
“Yazın bittiği her yerde söylenir”se
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu…
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terk edilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terk edildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terk eder!
O kadın beni terk ederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terk etme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider

Bütün kadınlar şiiri bir kadına terk eder!



EYLÜL

Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir 
kadın gider ve bir şair doğar bundan 
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim) 
"Yazın bittiği her yerde söylenir"se 
kadının gittiği de her yerde söylenir 
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir: 
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde 
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir, 
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu... 
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse 
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir, 
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir 
eylülün semtine kadar böyle gidilir 
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle 
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda 
kadın tarafından terkedildi o söylenceye: 
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder! 
O kadın beni terkederse şair olurum 
oğul olduğum kadın sakın beni terketme, 
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider 


Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!



MAVİ GEÇTİ…

Öyle bir yazdı ki
Sanki gökyüzünde oturuyorduk
Seni öpmek gökyüzünü öpmek gibi
Mavi bir şeydi
Gençlik öyle bir yazdır ki
Ne yurt ne ev ne oda
Yalnızca gökyüzü
Yeter insana
Biz seninle gökyüzünde
Çok oturduk
Gençliğimiz
Çok mavi geçti… çok! 


19 Ekim 2018 Cuma

KRİSTİN HANNAH - GECE YOLU

MERHABALAR,

Yıllar evvel okuyup, paylaşmayı unuttuğum kitaplardan. Bu bu aralar geriye dönüp, geçmişin eksiklerini tamamlamaya çalışma zamanları benim için...


ARKA KAPAK

Ateşböceği Yolu, Kış Bahçesi ve Gerçek Renkler kitaplarının yazarı Kristin Hannah'ın aşka ve kaybetmeye dair dokunaklı yeni romanı

Hayat size bir dizi seçenek sunar. Beklemek... Geçmişe tutunmak... Unutmak... Affetmek... 
Siz hangi yolu seçerdiniz?
On sekiz yıldır çocuklarının ihtiyaçlarını her şeyden üstün tutan Jude Farraday'in ikizleri Mia ile Zach zeki ve mutlu birer gençtir. Defalarca evlatlık verilen ve karanlık bir geçmişe sahip olan Lexi kısa sürede Mia'nın en yakın arkadaşı ve bu birbirine bağlı ailenin de bir parçası olur. 

Jude çocuklarının iyi bir yaşam sürmesi ve tehlikelerden uzak olmaları için her şeyi yapmıştır. Ancak lisedeki son yılları hepsini büyük bir sınavdan geçirir ve sıcak bir yaz gecesi, verilen yanlış bir kararla hepsinin hayatları altüst olur. Farraday ailesi göz açıp kapayıncaya kadar paramparça olacak, Lexi her şeyini kaybedecektir. Sonraki yıllarda, hepsi o gecenin doğurduğu sonuçlarla yüzleşir ve unutmaya çalışır. Ya da affetme cesaretini kendinde bulmaya...

Hayat dolu ve evrensel bir roman... Gece Yolu annelik, kimlik, aşk ve affetmeye dair soruları derinlemesine işliyor. Hem kaybetmenin verdiği şiddetli acıyı hem de ümidin hayret verici gücünü gözler önüne seren aydınlatıcı, yürek parçalayıcı bir roman. Kristin Hannah aile özlemi, insan kalbinin direnci ve sevdiklerimizi affetme cesaretine dair unutulmaz bir hikâyeyi olabilecek en iyi şekilde anlatıyor.

"Gece Yolu insan ruhunun affetme konusundaki eşsiz gücüne dair özel bir kitap." 
New York Journal of Books


"Gece Yolu'nu okuyup da hikâyesinden ve karakterlerden etkilenmemeniz imkânsız. Kitabı bitirdikten sonra bile etkisini birkaç gün üzerinizden atamayacaksınız." 
The Huffington Post

 "Gece Yolu'nu son sayfasına kadar ağlayarak okuyacaksınız." 
The Daily Mail

"Vay canına! Sanırım Kristin Hannah en güzel kitabını yazdı. Hannah her zaman harika hikâyeler yazıyor ama Gece Yolu ilk sayfasından itibaren sizi etkisine alıp bitinceye kadar elinizden düşürmek istemeyeceğiniz türden bir hikâye."
Bestsellersworld.com



ÖZET

Lexi Baill, annesi tarafından terk edildiği için koruyucu ailelerde büyümüş, içine kapanık, insanlardan kaçan, kimse tarafından sevilmediğini düşünen bir genç kızdır. Mia ise onun tam tersidir.  Mia ailesi tarafından çok sevilen, deli dolu, neşeli, bir genç kızdır. Mia insanların kendisini Zack’a yaklaşmak için kullandıklarını düşündüğünden pek de sosyal olmayan bir genç kızdır. Zach ise; okulun popüler öğrencisi ve futbol takımı kaptanıdır. Zach, Mia ve Lexi’nin yolu okudukları lisede kesişir.

Annesi ölen büyükannesinin kız kardeşi ile kalmaya başlayan Lexi, önce Zach ile sonra da kardeşi olduğunu bilmeden Mia ile tanışır. Mia ile arkadaşlıkları ilerlerken Lexi Zach ve Mia’nın anneleri ile tanışır. Jude Farraday hayatını ikizlerinin etrafında kurmuş bir annedir. Hayatını onlara adamıştır. Lexi hiç yaşamadığı aile sevgisini bu ailede bulmuştur. Çok geçmeden ailenin de bir parçası olmuştur.  


Zach de çoğunlukla onların yanındadır. Aslında ilk gördüğü andan itibaren Lexi’den hoşlanmasına rağmen Mia’yı incitmemek için; bunu hiç belli edemez.  İlerleyen zamanlarda Zach Lexi’ye ilgisini söyler. Mia ilk başlarda tepki verse de çok geçmeden durumu kabul eder. Artık üçü bir arada hareket eder olurlar. Ta ki o geceye kadar...

Lexi’nin, Zach alkollü olduğu için otomobili kullandığı kazada Mia hayatını kaybederken, Lexi ve Zach yaşar. Jude ve Miles kızlarının ölümünden sonra bu acıyla nasıl yaşamaları gerektiğini bilemezler. Zach kendini suçlu hisseder ve yıkılır. Hem kardeşini kaybetmiş, hem de Lexi o gece direksiyonda olduğundan hapse girmiştir.
DAHASI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Kristin Hannah’ın daha önce ATEŞ BÖCEĞİ YOLU, KIŞ BAHÇESİ, GERÇEK RENKLER adlı kitaplarını okumuş ve blogumda yorumlamıştım. Yazarın akıcı kalemi bu kitaba da hakim. Oldukça hızlı okunuyor. Diğer yorumlar için kitabın ismini tıklayabilirsiniz.. 

Konusu ve karakterleri bakımından değenlendirecek olursak; yazarın daha önceki kitaplarıyla benzerliği çok fazla bana göre. Yazar genellikle kadınlar dünyasını ve anlatmakta. Lexi karakteri annesi ile ilişikisi bakımından Tully'yi hatırlattı kitap boyunca.

Kitaptaki hapishane sahneleri çok etkiledi beni. Bir de her ne kadar olaylarda Lexi öne çıkarılarak anlatılsa da ben kızını kaybeden bir annenin -torununa duygularını her ne kadar doğru bulmasam da- Jude’nin duyguları da beni çok etkiledi. 



Yeni evi.

Oradaki yaşamının farklı olacağını düşünmek istiyordu. Fakat buna nasıl inanabilirdi ki? On dört yaşındaydı ve çok şey bilmiyordu belki ama çok iyi bildiği bir şey vardı: Koruyucu ailelerin yanına yerleştirilen çocuklar, boş gazoz şişeleri ya da ayağı vuran ayakkabılar gibi iade edilebilirlerdi.
Dün sosyal hizmetler görevlisi onu erkenden uyandırıp eşyalarını toplamasını söylemişti. Yine.

YENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

12 Ekim 2018 Cuma

SALTIKOV ŞÇEDRİN – BÜYÜKLERE MASALLAR

MERHABALAR,



Sizlerle daha önce  Rus edebiyatının en büyük yergi ustalarından sayılan Şçedrin’in “GOLOVLEV AİLESİ”ni paylaşmıştım. Sırada yazarın Çar sansüründen kurtulmak adına, masal formatında yazdığı, toplum ve sistem eleştirileri içeren ve 27 masaldan oluşan kitabını paylaşmak istiyorum.



ARKA KAPAK
Büyüklere Masallar, Saltıkov Şçedrin'in sanatsal yaratıcılığının son on yılının ürünleridir. Ve onun en popüler olmuş yapıtıdır. Birkaçı dışında hemen hepsi 1883-1886 yılları arasında yazılmıştır. Şçedrin'in masal yazmaya başlamasının nedeni, yalnızca bir edebiyat türü olarak masalı denemek istemesi değil; Rusya'da gericiliğin alabildiğine azgınlaştığı o dönemin koşullarında masalın, ilerici sanatsal aktivitenin bir aracı olması ve Çar sansürünün uygulamasını zorlaştırmasıydı.



Şçedrin'in zengin düşsel içerikli masalları herkesin kolayca anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazar halk öykülerinden, destanlarından, söylencelerden, atasözlerinden, basit insanların konuşmalarından geniş ölçüde yararlanmıştır. Folklorik öğelerin bolluğuna rağmen, bütün olarak bakıldığında Büyüklere Masallar ne kompozisyon, ne konu yönünden geleneksel folklor şemalarının yinelenmesi değildir ve halk öykülerine benzemezler. Burada tıpkı Puşkin'in ya da Andersen'in masallarında olduğu gibi, sanatçının halk yaratıları üstündeki zenginleştirici etkisi söz konusudur.

KİTABA DAİR;
Kitabın içeriğindeki öykülerin tamamına blogda yer vermek  tek bir posta sığmayacağından bazı masallarda da benzer mesajlar sıklıkla verildiğinden kitapta yer alan 27 masaldan en çok dikkatimi çeken birkaç tanesini özetlemek istiyorum.

Vicdan Kayboldu (S.9 - 22, Kitabın İlk Öyküsü)

Vicdan ortadan kaybolur. Ancak insanlar bu durumdan rahatsız olmak bir tarafa vicdanın yokluğunun verdiği özgürlük ve mutluluğa çarçabuk alışırlar. Yerlerde ayaklar altında gezinene paçavraya dönene Vicdan’ı ilk olarak ayyaş bulur. Onu içki parasına çevirmek maksadıyla alır almaz, geçmişi ve yaptığı hatalar gözünün önüne gelir. Elektrik çarpmışa döner.
Ayyaş Vicdan’dan kurtulmak için onu meyhaneci Prohoriç’in eline bırakır. Neye uğradığını anlamayan meyhaneci ayyaşların çocuklarının ekmek parasını almamak için herkesi meyhaneden kovar. O gece rahat bir uyku çekerken tek kapik kazanamadıklarından rahatsız olan karısı adamın elinden Vicdan’ı semt pazarında Semt Komiseri Lovets’in cebine koyuvermiş. Köylülerden haraç alan onların mallarına kendini ortak gören ve eve çuvallar dolusu erzakla dönen Komiser bir anda değişir. Hatta doyurması için eve karısına kentin dilencilerini de getirir.
Karısı kocası uyuyunca cebinde Vicdan’ı bulur. Ondan kurtulmak için Vicdan’ı zarfa koyup Yahudi Samuel’ gönderir. Samuel de zarfı değiştirip Vicdan’ı hayır kurumuna bağışlar. Orada da barınamayan Vicdan kıt kanaat geçinen bir esnafa sığınır. Esnafın da Vicdan için yeri yoktur. Vicdan esnaftan kendisini yeni doğan bir Rus yavrusunun kalbine koymasını ister.

“Şimdi küçük yavru büyüyor; onunla birlikte yüreğindeki vicdan da büyüyor. Küçük çocuk büyüyüp koca adam olduğunda, vicdan da büyümüş olacak. Ve o zaman haksızlıklar, aldatmacalar, zorbalıklar yok olacak; çünkü o zaman vicdan çekingen olmayacak ve her şeye dilediği düzeni verebilecek.” (Sayfa 22)


Bilge Kayabalığı (S.33 - 39)


ÖZET
Ana babası çok akıllı olan bir kayabalığı vardır. Ana baba kayabalıkları yıllarca turna balığına yem olmadan, insanların çorbalarına girmeden yaşayıp gitmektedirler. Genç kayabalığı nereye baksa tehlikeleri görmektedir gözü. Yengecin kıskacı, turna balığının dişleri onu korkutmaktadır. İhtiyar kayabalığı bir gün genç kayabalığına nasıl balık çorbası olmaktan kurtulduğunu anlatır. O günden sonra genç balığının korkusu daha da büyür.
Kendine kayaların arasında sadece kendinin sığabileceği bir yuva yapar. Avlanmaya kimsenin olmadığı saatlerde çıkar. Sürekli yakalanma korkusu yaşayıp dururken; her gün kovuğunda yaşadığına şükreder durur. Böylece yaşlanıp gider.
Bir süre sonra kendine Bilge kayabalığı demeye başlar. Bilge kayabalığı bir taraftan yaşadığına sevinirken bir yandan da diğer kayabalıkları bana nasıl bu kadar yaşadığımı neden sormuyorlar diye hayıflanmaktadır. Ancak kayabalığı çevresinde kimseciklerin kalmadığını,  yalnız kaldığının da farkına varır. Ölüm korkusuyla, ne aile kurabilmiş; ne de arkadaş edinmiştir. Öylece kovuğunda ölümü bekler.

“Ona ne oldu? Turnabalıklarına mı yutuldu, yengece mi makaslandı, kendi eceliyle öldü de suyun yüzüne mi vurdu? Bunları ne gören, ne bilen var. Ama kendi kendine ölmüş olması çok olasıdır. Hastalıklı ve ölmekte olan kayabalığını yutup da ne yapsın turnabalığı? Ve kim ne yapsın, onun bilgeliğini.” (Sayfa 39)  

ALINTILAR

“Ancak onun böyle kıyıcı olması kendi isteğiyle değildir. Karışıkça bir yapısı vardır çünkü kurdun: etten başka bir şey yiyebilmesi olanaksızdır. Kendisine etli yemekler sağlayabilmesi için de can almaktan başka bir yolu yoktur. Sözün kısası, o, cinayet işlemek ve haydutluk yapmak zorundadır.” Zavallı Kurt (S.47 - 54)

“Bir hayvan olarak’ dermiş Aslan: “Tarihe geçmek hiç iyi bir şey değildir! Tarih yalnızca büyük kan dökmelere değer verir, küçükleri ise aşağılayarak anar!” (Sayfa 70)

“Akbalığı tutmuşlar, içini temizlemişler (Yalnızca üremesine yarayacak organlarını bırakmışlar) ve kuruması için güneşe asmışlar: Bırak kurusun güneşte! Üçüncü gün Akbalığın karın derisi buruşmaya başlamış, kafası kurumuş, beyni havalanıp gevşemiş. Ve akbalık böylece yaşamaya başlamış.

“Ne güzel” diyormuş durmadan, “İyi ki bütün bunlar başıma geldi. Artık benim ne fazla fikrim ne de fazla vicdanım var. Ve ne de bunlara benzer şeylerim olacak. Bendeki gereksiz her şeyi havalandırdılar, temizlediler, kuruttular ve bundan sonra ben artık kendi yolumda kolay ve sakin adımlarla yürüyebilirim!(Sayfa 83)

“Hayatta birinci derecede rol oynayan şey iyiliktir… Kötülük ise yanlışlıkla karışmıştır hayata. Hayat gücü, her zaman için iyiliğin içinde bulunur. Zaten hayatın iyilik gibi güven verici bir yanı olmasaydı, tarih de olmazdı. Hem hiç düşündün mü şu tarih denilen şeyin özü nedir? Tarih, özgürlüğün öyküsüdür; iyilikle mantığın, kötülükle kafasızlığa karşı kazandığı zaferin öyküsüdür.” (Sayfa 112)

“Havla dostum, havla”demiş, bugün çevresinde iyi etki bırakmak isteyen insanlar bile köpek gibi havlamak zorundalar.” (Sayfa 186)


“Varsıl İvan esner, haç çıkarır, yoksul İvan’a bakar acırmış. Sonra da: “Ne tuhaf şu dünyanın hali! dermiş. Sürekli çalışan, üreten adamın sofrasında bayram günleri bile yavan lahana çorbası bulunurken, işi gücü yatıp dinlenmek olanların sofrasında yalnızca bayram günleri değil, sıradan günlerde bile çorbalar etsiz olmuyor. Bu neden böyle acaba?” (Sayfa 195)


KİTAPTAN NOTLAR

Daha önce yazarın Golovlev Ailesini okumuş ve paylaşmıştım. Büyüklere Masallar yazarın 27 masaldan oluşan kitabı. Daha önce de belirttiğim üzere dönemin baskıcı rejiminin sansürlerinden kurtulmak, ve sistemi de eleştirmek adına yazar masal tarzını seçmiş. Kitapta yer alan her bir kahraman o dönemde olduğu gibi günümüzde de karşılığını bulmakta. Ölmemek aslında hiç yaşamayan Bilge Kayabalıkları, Vicdanını üç kuruşa satan insanlar, zalim yöneticiler.

Kitapta 27 masal ardı ardına okunurken; bazılarının konularının benzer hatta aynı olması masallar ilerledikçe biraz sıkıcı bir hal almış. Bence başlayıp bitirmek yerine parça parça okunursa; daha keyifli okuma olur diye düşünüyorum.

Yazarın yergi dilindeki başarı tartışılmaz. Ancak kitaba eklenmiş olan dipnotlar masalların anlaşılmasını kolaylaştırmış. Bu konuda yayınevini başarılı buluyorum.

YENİ OKUMALARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...