14 Temmuz 2012 Cumartesi

İHSAN OKTAY ANAR - SUSKUNLAR


MERHABALAR;

Edebiyat eleştirmenleri tarafından İhsan Oktay Anar'ın ustalık dönemi eseri olarak kabul edilen;yazarın musiki terimlerini sıkça kullandığı Osmanlı döneminde bilinmeyen bir tarihte; Kostantiniye'de geçen romanını paylaşmak üzere karşınızdayım... 

"SUSKUNLAR"

Kitabın adı son dönem dizilerinden biriyle aynı olsa da (Hastanede kitabı okuduğum esnada dizinin sonunu soran bir hemşire olmuştu da....) elbette tüm İhsan Oktay Anar romanları gibi özgün bir konuya ve anlatıma sahip.... 


Suskunlar benim okuduğum 3. İhsan Oktay Anar romanı.. Diğer iki romanda aldığım keyfi artarak aldığımı söylemeliyim.. Bu kadar çok kişi, mekân ve yan hikâye barındıran bir romanı özetlemeye çalışmak boşuna bir çaba, asıl hikayeye bağlı gelişen bir çok yan hikaye mevcut ancak yine de konusunu bir özetleyecek olursak;

Bâtın Efendi ve oğlu Zahir’in Kostantiniye'ye gelmesi, Kostantiniye'deki musikîde en derin, en bilge ve en usta olan yedi kişiden altısının eleneceği, ve seçilenin kulağına Bâtın Efendini, kendi neyinden en mukaddes nağmeyi üfleyeceği, yani 'hayat veren nefesi' dinleteceği duyulması, roman kişilerinin hayatlarını etkileyecek, kaderler kesişecek, türlü kötülükler ve cinayetler işlenecek ve iyilerle kötüler arasında büyük bir kavga başlayacaktır..


Romanımız adlarını musiki makamlarından alan üç bölümden oluşuyor.. 


Roman başlamadan Mevlana'nın "Kulak eğer gerçeği anlarsa; gözdür" sözüyle sizi içine çekmeye başlıyor...


Diğer İhsan Oktay Anar romanları gibi son derece renkli ve çok sayıda karakteri barındırmakta romanımız.... Kitapla ilgili daha geniş yorumlarımı ve aldığım notları bir sonraki yazımda paylaşacağım.... 

Gelelim kısaca özetimize...



YEGAH
Roman, Yenikapı Mevlevihanesi'nde yaşlı gece bekçisi tarafından sema yapan bir hayaletin görülmesiyle başlar. Ardından Suskunların kahramanlarından Kalın Musa ve ailesi tanıtılır. 

Kalın Musa mehter takımında köszendir. Sesi kalın olduğu için “kalın” lakabını almıştır.. Oğlu Veysel Efendi, torunları Davut, Eflatun ile Sofuayyaş Mahallesi’nde oturmaktadır. Veysel efendi babası çok istediği halde közsen olmamış, armudi kemençe çalmayı tercih etmiştir. Bu seçiminde amcası Muhayyer Hüseyin’in etkisi olmuştur. Muhayyer Hüseyin; bir kahve işletmektedir.

Davut ve Eflatun Veysel Efendi’in ikizleridir. Aynı zamanda Veysel Efendi’in gayri- meşru çocuklarıdır. Anneleri kıptidir. Çocukları babasına bırakmış bir daha da çocuklar annelerini görmemişlerdir. Davut amcasının kahvesinde Bağdasar ve Kirkor ile birlikte ud çalmaktadır…

Kahvehanede işlerinin bittiği bir gece Davut; Bağdasar ve Kirkor’un söylediklerini dikkate almayıp; Asım’ın hayaletinin göründüğü sokağa girince Neva ile karşılaşır ve ona aşık olur. Neva’nın annesi Davut’tan ebced hesabı ile yazılmış büyüyü düzeltmesini ister. Büyü bir saz semaisidir. 

Bu esnada mahalleye meşhur vaiz Hacı İskender taşınır. Pereveli İskender’in en önemli özelliği cüce olması ve ellerinin parmaklarının uzun olmasıdır. Vaazları mahalleli tarafından çok talep görmektedir… Vaazlarında sıkça musiki dinlemenin de yapmanın da haram olduğundan bahseder….

Bu esnada Veysel Efendi babası ile birlikte  Hızır Ali Paşa Konağı’na iş için gider. Çaldığı hüzam bir eser Hızır Ali Paşa’nın Venedik Balyosunun genç ve güzel kızına vurulan yeğeninin ölümüne neden olunca Veysel Efendi hapse atılır. Hapisten çıkmak için can bedeli 630 Flemenk altınıdır. Parayı bulmak için Muhayyer Hüseyin kahveyi satışa çıkarır. Kalın Musa felç geçirir ve bacakları tutmaz.

Büyülü besteyi çalan Davut Asım’ın hayaletiyle karşılaşır. Hayalet Davut’a musallat olur.  




DÜGAH
Bu bölümde ikizlerin çocukluğuna dönüş yapılıyor. Veysel Efendi çocukları Kıpti bir güzel olan Goncagül’den peydahlamıştır. Goncagül bebekleri 1 yaşındayken Musa’nın kapısına bırakmıştır. 

Davut; atak, cesur ve musikiye düşkün bir çocukken, Eflatun diğer çocuklar tarafından itilip kakılan içe kapanık bir çocuktu. Bir gün Eflatun, kaybolup Davut Paşa Kabristanı’ndaki bir kadının mezarı başında bulununca üst kattaki daracık sandık odasına kapatılır. (Eflatun’un bulunduğu mezar aslında annesine aittir. Fakat ikizler bunu bilmez..) Eflatun bu odada 7 yıl kapalı kalır. Kaçmayacağı anlaşılınca kapı açık bırakılmaya başlanır.

Böyle bir günde Eflatun bir çağrı duyar. Bu çağrıya uyarak odadan çıkar. Sofuayyaş Mahallesi'nden ayrılarak pek çok mekandan geçip pek çok insana çağrıyı kendilerinin yapıp yapmadığını sorarak; Galata Mevlevihanesi’ne ulaşır. Çağrı Mevlevihane'dendir. Burada İsmail Dede ile tanışır. İsmail Dede ailesine haberci gönderir. Eflatun mevlevihanede kalmak ister. Davut ve Hüseyin efendi onu geri dönmeye ikna edemezler.

Eflatun mevlevihanede kalır ve çile doldurmaya başlar. İbrahim Dede ona ney çalmayı öğretecektir. Bu esnada Eflatun’un zaten ney çalmayı bildiğini şaşırarak görür. O geceden sonra İbrahim Dede’nin şeyhlik nişanı Eflatun’un boynundadır, Eflatun da o geceden sonra sağır ve dilsizdir. 




SEGAH

Bu bölüm Davut ve Neva’yla başlıyor. Kalın Musa kardeşi Hüseyin’in evine gitmiştir. Davut Neva’nın annesinin verdiği saz semaisini her çalışında Asım’ın hayaleti ile karşılaşır. Bunun için bir hayalet avcısı ile anlaşır. Ancak hayalet avcısı da Davut’u Asım’ın hayaletinden kurtaramaz.

Davut saz semaisi ile ilgili olarak İbrahim Dede’ye danıştığında bu semainin Asım’ın olamayacak kadar ağır ve ciddi bir eser olduğunu öğrenir. Aynı zamanda İbrahim Dedede bulunan Asım’ın yazısıyla semaideki yazı birbirini tutmaz. Asım ruhu bu yüzden gökyüzüne yükselememektedir.

Bu esnada Yedikule Kahini ile diğer Yedi kör kahin Neyzen Batın Hazretleri’nin oğlu Zahir’in yarın Kostantiniye’ye geleceği kehanetinde bulunurlar.  Bu durumu temsil eden yıldıza tek gözü ile bakan ve tek gözü kör olan Yedikule Kahini’nin onları Zahir’e götürmesi gerekmektedir.

Yedikule Kahini aynı zamanda gökyüzünde musiki konusunda üstad olan 7 kişiyi simgeleyen “Çalgı Takım Yıldızı’nı” da görür. Bu yıldızlardan musiki üstadlarından 6’sının eleneceğini ve 7.’sinin ise hayat veren nağmeyi dinleyeceğinin rasat eder. Bu kehanet tüm Kostantiniye’de duyulur.Ertesi gün Zahir zuhur eder.  7 kör kahin ona ulaşarak secde ederler. Zahir ekmeği taşa çevirerek; mucize gösterir. Ona biat edenler çok geçmeden 12’ye ulaşır.

Mevlevihane’ye yakın taş bir evde yaşayan Doktor Rafael’e bundan 30 yıl önce bir gece ateşler içinde yanan bir hasta getirilir. Adı Tağut olan hastanın ne yapılsa hastanın ateşi düşmez.. Hatta ateşiyle yatak çarşaflarında yanıklar oluştuğu bile olur. Ateşi Cuma günleri daha da artar. Tağut’u gece Rafael’e getiren yardımcısı ölümsüzlük karşılığında; Tagut’un adını söyleyeceği Musiki üstadlarını öldürecektir.

Ardından mükemmel çaldığı saz semaisi ile herkesi kendine hayran bırakan İbrahim Dede Kostantiniye’deki üstadlar arasına katılır. Davut taş evden gelen musikinin izini sürmeye başlar. Bu müzik ancak 11 parmakla çalınabilecek bir eserdir. Kendisine Mevlevihane’den İdris ve Yusuf dedelerin yardım etmesiyle;Alessandro Perevelli adına ulaşırlar. Bu adın bir cüceye ait olduğunu ve Asım tarafından cüzi bir miktara satın alındığını öğrenirler.

Bu arada öfkeli kalabalık Zahir’in peşine düşmüş Muhayyer Hüseyin evine sığındığı için ev taşlanmaya başlanmıştır. Zahir ayrılmadan önce Kalın Musa’yı iyileştirir. Zahir’e Ramazan ayının ilk günü birlikte akşam yemeği yediği 12 kişiden Yakuta isimli inananı ihanet edip yerini söyler. Zahir dövülüp tomruğa bağlanarak öldürülür.  

Bu esnada musiki üstadları Kıpti Gülabi, Meymenet, Amin kardeşler, ardından Kirkor ve Bağdasar kardeşler  sırasıyla öldürülürler. Hepsi Zincirli Han’ın katili Kabil ile iki yeğeni tarafından mezarlıkta boğularak öldürülmüştür.

Bağdasar’ın ardından İbrahim Dede de öldürülür. Davut’a bir mektup bırakır..... Ve...... 

Dahası kitabımızda...



Romanımızın arka kapağı... Kitabı ilk önce bir arkadaşımdan ödünç alarak okumuştum ve resimlemiştim.. Sanırım ilk basımlarından.. Daha sonra kendime aldığım SUSKUNLAR'ın kapağı ve arka kapak yazısı biraz farklı ama ben eflatun kapağı ve ilk basımlarını daha çok beğendim... Keşke bulabilsem....


Şimdilik bu kadar.. Suskunlar'dan alıntıların ve aldığım notların bulunduğu sonraki yazımda buluşmak dileğiyle...

SEVGİLER...

 

5 yorum:

  1. Ben de SUSKUNLAR'ı dün bitirip bugün bloğuma yazmıştım. Ne hoş bir tesadüf. :)

    YanıtlaSil
  2. Suskunlar'ı daha önce okuyan blog yazarlarının tavsiyesi üzerine aldık fakat hala raftaki yerini koruyor, bir türlü eşimin de benim de elim gitmedi.

    """Bâtın Efendi ve oğlu Zahir’in Kostantiniye'ye gelmesi, Kostantiniye'deki musikîde en derin, en bilge ve en usta olan yedi kişiden altısının eleneceği, ve seçilenin kulağına Bâtın Efendini, kendi neyinden en mukaddes nağmeyi üfleyeceği, yani 'hayat veren nefesi' dinleteceği duyulması, roman kişilerinin hayatlarını etkileyecek, kaderler kesişecek, türlü kötülükler ve cinayetler işlenecek ve iyilerle kötüler arasında büyük bir kavga başlayacaktır.."""

    Yazınızın sadece bu kısmı bile insanı meraklandırmaya yetiyor.

    YanıtlaSil
  3. çok iyi ve sevdiğim bir yazardır kendileri.
    :)

    baksana, nette şiir sitelerinde senin adında bir şair var. iyi de şiir yazıyor. sen yazamıyom demiştin. hımmm alçakgönüllülük yapıyomuşsun.
    :)
    veya senin adında bir başkası da var o zaman.
    :)

    YanıtlaSil
  4. Merak ettiğim yazarlardan biri aslında.Tanıtım çok güzel olmuş teşekkürler...

    YanıtlaSil
  5. Merak ettiğim kitaplardan biriydi değerlendirmeniz çok hoş olmuş:) bu arada kitap bloğuma sizi de bekliyorum :) elifinkutuphanesi.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.