12 Mart 2013 Salı

AHMET ÜMİT - SULTANI ÖLDÜRMEK

MERHABALAR

Tekirdağ sahiline nazır bir çay bahçesinde deniz kokusu eşliğinde çay içerken; en keyif verecek şeylerden biri elbette kitap okumaktır. Hele bir de kitap hediye ise...
Kitabımız Ahmet Ümit'in son romanı 

SULTANI ÖLDÜRMEK (Gün Akşamlıdır Devletlum !)  


ARKA KAPAK:

Yıllardır aynı kadını bekleyen bir adam. Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin. Şahane bir aşk için harcanmış bir hayat. Ve hayatını Osmanlı Tarihine adamış hırslı bir kadın… başarılarla dolu bir kariyer. Sapında Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü… Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri “Ulu Hakan”ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?

“…Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allahın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyyeyi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğunun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmedin şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Hanın cansız bedeni…”



“Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?” (S.1, Romanın Başlangıç Cümlesi )



GELELİM ÖZETİMİZE;

Müştak Serhazin, mesleğinde başarılı olması yanında kendi halinde yaşayan bir tarih profesörüdür. Karlı bir kış gününde, kendisini yirmi sene önce terk ederek, kariyeri için Amerika’ya giden ve kendisini bir daha asla aramayan gönlünün tek sultanı Nüzhet’ten bir telefon alır. Ertesi gün Nüzhet’in daha önce de buluştukları Şişli’nin Hanımefendi Sokağı’ndaki Sahtiyan Apartmanı’ndaki evinde buluşmak üzere anlaşırlar. 



Ertesi gün Tarih profesörü Müştak Serhazin; kendini eski bir apartmanın merdivenlerinde, biri kendine seslenmiş gibi bulur. Burada daha önce de yaşadıklarına benzer bir kriz yaşadığını anlar. Daha önceki krizlerinden biri Nüzhet’in kendini ilk terk ettiğinde, diğerini de annesinin ölümünde yaşamıştır. Teyzesinin kızı psikiyatr Şaziye; rahatsızlığına Psikojenik Füg, teşhisi koymuştur. Müştak bey kriz geçirdiği saatlerle ilgili hafıza kaybı yaşamaktadır.

Bulunduğu yerden kalkarak Nüzhet’in evine yönelir.  Daire ulaştığında kapıyı açık bulur ve Nüzhet’in yakın bir yere gittiğini düşünerek içeri girer. Orada Nüzhet’in boynunda bir eşi de Müştak beyde de olan mektup açacağının saplandığını ve Nüzhet’in öldüğünü görür. 

Dahası Kitabımızda..




KİTAPTAN NOTLAR;

SULTANI ÖLDÜRMEK; uzun yıllardır kendini terk edip giden kadına aşık ve onu bekleyen bir tarihçinin hikâyesi.  Yazarın deyimiyle; “Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi”... Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin'in başından geçen dört günlük son derece tuhaf bir serüven.

     Öncelikle kitabımızın arka kapak yazısı son derece ilgi uyandırıcı ve dozunda hazırlanmış. İlk paragraf romanımızın kahramanı aslında pek de kahraman sayılmaz ama Müştak Serhazin’e diğer paragraf ise; romanımızın fonunda yer alan diğer kahramanımız Fatih Sultan Mehmet’e ait. 


Romanın kapağından gülümseyen Ahmet Ümit'ten sonra yazılan ithaf cümlesinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Yazar Maraş olaylarında 1978 yılında öldürülen Eddebiyat öğretmenini unutmayarak çok güzel bir vefa örneği göstermiş. Öğretmenine gösterdiği vefadan dolayı kendisini kutluyorum. 


Kitapta Nüzhet’in öldürülmesi ve katilin aranması yanında, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u Fethi, taht kavgaları ekseninde “Tarih ne kadar gerçekleri anlatır” kavramı üzerinde de durmakta. Ulu Hakan’ın ölümü de irdelenmektedir. Kitapta bu kadar ilgi çekici konu ve Nüzhet’in ölümü ile ilgili pek çok renkli teori varken Nüzhet’in ölüm sebebi ve katili son derce sıradan oluyor maalesef… Romanın sonunu pek beğenmedim doğrusu…

“Sahi kimdik biz? Orta Asya steplerinden gelip, bu toprakların uygarlıklar kurmuş halklarıyla karışarak yeni bir imparatorluk kurmuş bir milletin kendini kaybetmiş çocukları… Kendini kaybetmiş… Şu kaybettiğimiz kendimiz neydi acaba? Irkımız mı? Dinimiz mi? Onurumuz mu? Aklımız mı? Hafızamız mı? Toplumsal Psikojenik Füg… Bir toplumun geçici olarak hafıza kaybı… Geçici olduğundan pek emin değildim ama bir hafıza kaybımız olduğu muhakkaktı. Çünkü her gelen hükümdar, her gelen iktidar, tarihi kendi çıkarına göre yeniden yazdırıyordu. Çıkarlara göre yazılan tarihin gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktu.” (s.171)



Kitabı tamamen beğenmedim diyemem ama polisiye – gerilim okumayı çok seven bir okur olarak; hissetmeyi beklediğim gerilim Müştak Serhazin’in iç sesiyle konuşmasıyla zaman zaman sıkıntıya dönüştü, kitap akmadı. Neyse ki Tahir Hakkı’nın İstanbul’un Fethi turu benim adıma kurtarıcı oldu. Kitabın en sevdiğim kısmı bu bölümleri oldu.

Yazarın karakter yaratmada da bazen kısır bir döngüye girdiğini de düşünmedim değil doğrusu. Müştak Serhazin; yazarın "Kukla" adlı eserindeki Adnan Sözmen’e neredeyse kardeşi kadar benziyor. Bir kere her ikisinin de iç sesi hiç susmuyor. Her ikisi de silik karakterler ve her ikisi de kendilerini terk eden kadınları hala seviyorlar. 

BLOGUMDAKİ KUKLA ÖZET İÇİN BURAYA..



Müştak’ın iç sesine tekrar değinecek olursak elbette Psikojenig Füg gibi bir rahatsızlığa sahip olan ve Nüzhet’in apartmanının girişinde kendini baygın bulan ve bakkalın çırağı tarafından görüldüğünü bilen bir insan kendinden şüphelenir ama aynı düşünceleri kitapta benzer cümlelerle sayısız kez tekrarlarsa elbette durum bir süre sonra sıkıcı olabiliyor. Bir de keşke yazar Müştak’ın hastalığını romanın ilk sayfalarında açıklamasaydı. Bu şekilde merak ve gerilim öğeleri daha yoğun olabilirdi.

Romanda Müştak’ın romanın bir bölümünde Tahir Hakkı’dan şüphelenmesi konuyu biraz dağıtmış bence. Kendi kendine Tahir Hoca’nın katil olmayacağını tekrarlamasına rağmen şüphelenmesi gereksiz olmuş. Katil olma ihtimali daha yüksek olan şüphelilerin üzerine daha çok gidilebilirdi. Yine de yazar romandaki merak öğesini beslemeyi başarmış.


       Elbette romanımızda bir kahraman var ki ; Ahmet Ümit okuyanların artık kanıksadığı karakter Başkomiser Nevzat… Sahneye çıktığı anlarda eski bir dostu görmüş gibi oldum. Okurken zaman zaman keşke başkahraman o olsaydı dediğim anlar da olmadı değil. Ben Ahmet Ümit’in başkahramanı Başkomiser Nevzat olan kitaplarını daha çok seviyorum sanırım. 


Roman boyunca tıpkı İstanbul Hatırası’nda olduğu gibi İstanbul’dan hayranlıkla ve hayranlık uyandıracak şekilde bahsedildiğini söylemeden de geçemeyeceğim. İstanbul romana mükemmel bir fon oluşturmuş.

Kitabın bazı yerlerinde adından söz ettiren Tolstoy’un Kreutzer Sonat adlı kitabını da okumanızı tavsiye ederim. Krreutzer Sonat’ı uzun zaman önce okumuştum ve Sultanı Öldürmek’ten sonra bir defa daha okudum. İkisini ard arda okumak romanda hatırlamadığım bazı ayrıntıları yerine oturtmak bakımından iyi oldu.

Sonuç olarak romanda daha önceki Ahmet Ümit romanlarında alıştığım tadı bulamadım maalesef... İstanbul Hatırası, Patasana, Şems ile ilgili farklı yorumuna rağmen Bab-ı Esrar’ın kurguları ve anlatımları daha başarılıydı.  



YENİ PAYLAŞIMLARDA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE..

BLOGUMDAKİ DİĞER AHMET ÜMİT KİTAPLARI 

18 yorum:

  1. Bu kitabın güzel olduğunu çok duydum ama henüz fırsatım olmadı. Zaten Ahmet Ümite karşı bir soğukluk girdi içime ama ilk kitapta Aşk Köpekliktiri okumak hataymış. Yorumlar için çok teşekkürler :) Sevgile ve kitapla kalın :))

    YanıtlaSil
  2. Ahmet Ümit hiç okumadım. Tanımadığım için yorum yapmam çok zor. Ancak, tarih motifiyle yazılan romanlar nedense bana çok suni geliyor. (Ne yazık ki şu anda okuduğum Esirler Hanı böyle-paylaşırken anlatacağım)
    Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
  3. merhabalar kelebeğin hisleri...kitap aslında okunmayacak kadar kötü değil de sanki biraz eksik ve yazarın katil seçimini bu kadar silik bir karakter üzerinden olayı anlatmasını sevmedim.. ben başkomiser nevzat'ın başkahramanı olduğu kitaplarını okuyacağım bundan sonra...

    YanıtlaSil
  4. çok haklısınız mehmet bey.. bazen tarihle birlikte yazanlar suni olabildikleri gibi tarihten esinlendikleri konuları da saptırabiliyorlar. ancak ahmet ümit'in verdiği bilgilere kaynakça bakımından güveniyorum ama bu kadar bilgiyi romanda vermek bu kadar gerekli mi bilmiyorum. ahmet ümit'in tarihle olayları anlatması bolca tarihi açıklama yapması bana Dan Brown kitaplarını hatırlatıyor. ama elbette Dan Brown tarihi modifiye etmekte çok daha başarılı ve tabi ki onun muhteşem bir baş kahramanı var. longdon...

    YanıtlaSil
  5. kesinlikle haklısınız doctorsherL0ck...

    YanıtlaSil
  6. Ahmet ÜMİT harika bir yazar, kitaplarını çok beğenerek okurum. Beyoğlu Rapsodisini okumalısın tabiki istanbul hatırası , yoksa Bab-ı Esrar mı demeliym :)
    Say say bitmezz, ama ters köşeye yatırıyor seni :))
    Keyifli okumalar ,
    Bana da beklerim ;
    http://ilknur--akpinar.blogspot.com/
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  7. çok güzel bir kitaptı ama sultanı öldürmek den önce istanbul hatırasını okumalıymışım sonra sultanı öldürmek...ben tam tersini yaptım

    YanıtlaSil
  8. Ben beğenmedim.Fazla ironi var.Tarihi kitap modasına uymuş yazar bence.

    YanıtlaSil
  9. Yanıtlar
    1. ben de beklediğimi bulamadım selim bey..

      Sil
  10. Kitap yorumlarınızın bir çoğunda hem fikir olsak da bu sefer ne yazık ki aynı fikri paylaşmıyoruz...Ahmet Ümit severek okuduğum bir yazar. İlk olarak da Sultanı Öldürmek isimli kitabını okudum ve tek kelimeyle bayıldım. Müştak karakteri bana o kadar samimi o kadar içten geldi ki henüz 17 yaşındayım ve onun ümitsiz aşık hallerinin de bu fikrimde etkisi oldu diye düşünüyorum ,hala unutamam kendilerini. Kitaptaki dış görünüşünün tasvirlerimi yoksa tarihçi olması mı bilemem kitabı okurken hep Murat Bardakçı olarak düşündüm kafamda hala her Murat Bardakçıyı görüşümde Müştak aklıma gelir ve gülümserim. Müştak karakteri çoğu kişinin aksine kafamda yer eden karakterlerden biri oldu benim için...Ayrıca blogunuz çok güzel okuduğum kitaplar hakkında sizin yorumlarınıza göz atmak keyifli sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. blogum için yaptığınız yorum için teşekkürler Tuba Hanım... Aslında benim Müştak ve kitap ile ilgili olumsuz yorumumun temel sebebi yazarın Kukla'daki Adnan karakter ile çok benzer bir karakter oluşturarak tekrara düşmesi... bir de romanda dan brown kitaplarındaki gibi daha önce bildiğimiz tarihi bir gerçeği temelinden sarsacak bir kurgu beklemiştim... ama beklediğimi bulamadım.. belki tanıtım kampanyaları beklentiyi yükselttiği için..

      Sil
    2. Kuklayı ne yazık ki henüz okuma fırsatım olmadı. Haklı olabilirsiniz. Zaten ben Ahmet Ümit kitaplarında genel olarak böyle bir şey olduğunu düşünüyorum. Kitap yorumlarından anladığım kadarıyla genel olarak herkes ilk okuduğu Ahmet Ümit kitabını çok beğeniyor. Sonrasında büyük bir hevesle diğer kitaplarını da okumalıyım diye düşünüyor ama kitaplardan aldıkları zevk her seferinde katlanarak düşüyor . En azından ben de ve Ahmet Ümit okuyan tanıdıklarımda durum böyle. Şu ana kadar 8 kitabını okudum hepsinde ilginç konular vardı ama ne yazık ki ilk okunan kitabın zevkini diğerleri veremedi..

      Sil
    3. Ahmet Ümit'le ilgili durumu güzel özetlemişsiniz.. Bir de Bab_ı Esrar'da Şems' yakıştırdığı karakter rahatsız etti beni. ben Ahmet Ümit'in başkomiser Nevzat'ın kitabın baş kahramanı olduğu kitapları okumayı daha çok seviyorum..

      Sil
    4. Teşekkür ederim:) Aynı fikirdeyiz. Elif Şafağ'ın Aşk isimli kitabını çok beğenmiştim. Ahmet Ümit'i yeni yeni okumaya başladığım zamanlarda onun da Şems ile ilgili bir kitabı olduğunu öğrenmek beni çok heyecanlandırdı ve hemen kitabı aldım. Merakla okumaya başladım ama sizin gibi beni de rahatsız eden yerler oldu. Şems ve Mevlana ile ilgili kitaplar çok revaçta. Ben açıkçası Bab-ı Esrar da Ahmet Ümit'in sadece Şems Mevlana popülerliğinden yararlandığını düşündüm. Her şey bir yana Ahmet Ümit kitabı almak bende büyük alışkanlık olmuş. Yeni kitabını alıp almamak konusunda çok tereddütlüyüm. Sevgilerr...

      Sil
  11. Güzel bir kitap. Birkaç yıl önce bana doğum günü hediyesi olaral verilmişti. Severek okumuştum. Tarih ve polisiye iç içe...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de severek okudum... Bu tarzı sevdiyseniz, diğer kitaplarını da tavsiye ederim

      Sil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.