AMERİKAN EDEBİYATI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AMERİKAN EDEBİYATI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2019 Cuma

RAY BRADBURY – FAHRENHEİT 451


MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU TAKİPÇİLERİ, 

"YAKMAK BİR ZEVKTİ."

 Distopya türü ile Jose Saramago’nun Körlük’ü tanışmış oldum. Ardından yine Saramago’nun Görmek’i geldi.  George Orwell’in 1984’ünden sonra Ray Brandbury’nin Fahrenheit451’i, Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı ve Ursula L.Quin’in Mülksüzler sıradaki kitaplardı. 

Tercihimi  Fahrenheit 451’den yana kullandım. Fahrenheit 451 Ray Brandbury tarafından 1953 yılında kaleme alınmış distopya türünden bir romandır ve yazıldığı tarihten 500 yıl sonrasını anlatmaktadır. 

“Mutluluğunu maske gibi takıyordu, o kız da maskeyi kapıp çimenlikte koşarak gitmişti ve onun kapısını çalıp maskeyi geri istemenin yolu yoktu.” (Sayfa 32)

“Sen orada değildin, görmedin,” dedi Montag. “Bir kadının yanan bir evde kalmasına yol açtıklarına göre, kitaplarda bir şeyler olmalı. İnsan bir hiç uğruna kalmaz.” (Sayfa 72)     


ARKA KAPAK
“Yazılmış en iyi bilimkurgu romanı. İlk okuduğumda, yarattığı dünyayla kâbuslar görmeme sebep olmuştu.” -Margaret Atwood

Hugo En İyi Roman Ödülü,
Prometheus Şeref Kürsüsü Ödülü
Amerikan Ulusal Kitap Ödülü,
Pulitzer Onur Ödülü

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. 1953’te yayımlanır yayımlanmaz  klasikleşen, türü  kökten etkileyen distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir  başyapıt.

Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu karanlık dünyada okuma eylemi ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag’ın işi ise yasadışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları.

Montag yaptığı işi tek bir gün dahi düşünmemişti  ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred’la beraber ömrünü geçiriyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse’le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı.

İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne var? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi?

Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.



“Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.”


ÖZET

Guy Montag; dedesinden itibaren itfaiyecilik yapan bir ailenin yine itfaiyeci olan mensubudur. İşini severek yapar. Ancak kitabın geçtiği zamanda itfaiyecilerin görevi yangınları söndürmek değil, yanmayan evlerdeki yasaklı kitapları –aslında tüm kitapları- yakmaktır.  

 “Kitaplar aptal, salak olduğumuzu bize hatırlatmak için var. Onlar gösteri alayı caddeden gürültüyle geçerken Sezar’a “Fani olduğunu hatırla Sezar” diyen muhafız kıtası gibiler.” (Sayfa 108 )

Çünkü kitaplar insanların düşünmelerine, eleştirmelerine ve sorgulamalarına neden olduğu için mutsuzluk kaynaklarıdır.  Montag, yıllarca gecenin gelen ihbar ile yola çıkışını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamadan işine devam eder. Çünkü kitapları yakmakla toplumun mutlu olmasını sağladığını düşünüyor ve bundan da zevk alır. Çünkü şiirler acıdır, romanlar insanı düşünmeye zorlar. Oysa düşünmeyen eğlenen insanlar mutludur.


Montag’ın evine döndüğü esnada 17 yaşındaki Clarisse  adlı genç kızla karşılaşana dek yaptığının aslında nasıl bir yıkım olduğunun farkında değildir. Komşusu olan kız ile sohbet ederler. Clarisse ona mutlu olup olmadığını sorar. Ve bir de yaktığı kitapları okuyup okumadığını…

“Güneş her gün yakıyordu.Zaman'ı yakıyordu. Dünya hızla çember çiziyor ve kendi ekseni etrafında dönüyordu, zaman da Montag 'dan yardım almadan seneleri ve insanları yakıyordu zaten.Yani Montag itfaiyecilerle birlikte nesneleri yakarsa,güneş de Zaman'ı yakarsa bu her şeyin yanması anlamına gelirdi.” (Sayfa 168)

 “İyi bir iş. Pazartesi günleri Milly, Çarşamba Whitman, Cuma Faulkner, yak kül olsun, sonra küllerini yak. Bu bizim resmi sloganımız”(s.29)

Clarisse ile tanıştıktan sonra Guy Montag, hayatını sorgulamaya başlar.

DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Fahrenheit 451 kağıdın yanma derecesidir.  Yazar kitabını yazdıktan sonra isim olarak kağıdın özellikle de kitap kağıdının yanma derecesini kitabına isim olarak seçmiştir. Kitap 3 bölümden oluşmaktadır. Şömine ve Semender, Elek ve Kum, Işıl Işıl Yanan... 

"Demek yürüyorsunuz?" dedi polis memuru, "Sadece yürüyor musunuz?"
Başımla onaylayarak açık gerçeği hazmetmesini bekledim.
"Pekala," dedi polis memuru, "Bir daha yapmayın!"(Yazarın Önsözünden)

Kitaba Neil Gaiman tarafından Önsöz, ve yazarın kendisi tarafından da bir Sonsöz yazılmıştır. Kitabı anlamak ve spolier olmaması bakımından yazarın sonsözünün kitabın bitimine eklenmesi doğru bir karar olmuş bence. 

“Şimdi uygarlığımızın azınlıklarını ele alalım, tamam mı? Nüfus arttıkça azınlıkların sayısı artar. Köpek sevenleri, kedi sevenleri, doktorları, avukatları, tüccarları, şefleri, Mormonları, Baptistleri, Üniteryenleri, ikinci kuşak Çinlileri, İsveçlileri, İtalyanları, Almanları, Teksaslıları, Brooklynlileri, İrlandalıları, Oregonlu veya Meksikalı insanları sinirlendirmeyeceksin. Bu kitaptaki, bu oyundaki bu televizyon dizisindeki insanlar herhangi bir yerdeki gerçek ressamları, haritacıları, makinistleri temsil etmemektedir. Pazarın ne kadar büyürse ihtilaflarla başa çıkma gücün o kadar azalır.” (Sayfa 78)

Yazıldığı zamandan 500 yıl sonrasında geçen kitabımızda, mekanik tazılar, duvarları kaplayan televizyonlar, uyku hapları bulunmaktadır. Aile ve çocuk kavramı yozlaşmış, aile bağları neredeyse yok olmuş gibidir.


1984 ile kıyaslayasacak olursak, her iki kitapta da Totoliter ve baskıcı yönetimler söz konusudur. Her iki kitapta da baskı açıkça hissedilmektedir. Sistemi kabul edip, uyum sağlayanlar varken, sisteme isyan etmeyi düşünenler de vardır. Fahrenheit 451 nispeten daha olumlu bir son ile biter. 1984’ü okuduğumda daha fazla etkilemiştim. Özellikle sürekli izlenme duygusu beni huzursuz etmişti. 

“Özenle, bir çiçeğin taçyapraklarını tutar gibi. Birinci sayfayı yak,ikinci sayfayı yak. Bölüm bölüm, o sözcüklerin bütün saçma anlamlarını, bütün o boş vaatleri, bütün o papağan gibi tekrarlanan fikirleri ve zamanın eskittiği felsefeleri.” (Sayfa 98)

Fahrenheit 451’de de kitapların yakıldığı sahneler ve kitaplarından ayrılmamak adına kitaplarıyla yanan kadının olduğu sahne çok etkiledi beni. Bir de Guy Montag'ın kendi evini yakmak zorunda kaldığı ve ihbarın da karısı Mildred tarafından yapıldığı sahne kitabın etkileyici sahneleriydi. 

Montag’ın eski bir akademisyen olan Faber’in yanına giderken kurtarmış olduğu kitaplardan “İncil” i seçmesi bence ironik olmuş. acaba yazar toplumdaki yozlaşmanın din ile mi çözüleceğine dikkat çekmek istemiştir.


Kitaptaki yozlaşan aile vurgusu da bence çok dikkat çekici. Bir evde yaşayan iki yabancı eşler, sadece doğurulmuş ve ne olduğu önemsenmemiş gibi görünen çocuklar. Bu kısımlarda sarsıcı öngörüler bence. Distopyaların aile yozlaşmasına vurgusu insanı dehşete düşürüyor elbette.

“Anayasanın dediği gibi, herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir.” (Sayfa 79)

Ayrıca kitap ilki 1966'da ikincisi 2018 'de olmak üzere iki defa filme çekilmiştir. Her iki filmi de izlemeyi düşünüyorum en kısa sürede...

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE....
SEVGİLER...

5 Nisan 2019 Cuma

ERNEST HEMİNGWAY - YAŞLI ADAM VE DENİZ (İHTİYAR BALIKÇI)


MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA TAKİPÇİLERİ;

Ernest Hemingway’ın 1952 yılında yayımlanan; önce 1953’te Pulitzer Ödülünü, ardından 1954’te Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmasında mihenk taşı olarak görülen “Yaşlı Adam ve Deniz” romanını paylaşmak istiyorum sizlerle…


“İnsan Yenilmek İçin Yaratılmadı. Âdemoğlu Mahvolur Ama Yenilmez”


“Yaşlı Adam ve Deniz” kimi edebiyat eleştirmenleri tarafından Küçük Prens’e benzetilerek, Küçük Prens’in her çocuk tarafından okunduğu gibi, Yaşlı Adam ve Deniz’in de her yetişkin tarafından okunması gereken bir başyapıt olduğu söylenmektedir.


ARKA KAPAK

Mutlak korkusuyla yarışırcasına, dünyanın dört bir yanında, kendini serüvenden serüvene atan HEMİNGWAY, fırtınalarla dolu yaşamına yön veren karakterini, bir bakıma bu romanıyla özetlemiş gibidir. Büyük yazar, sert, acımasız fakat bir o kadar da dokunaklı bir yazgıyı, yşlı bir balıkçının okyanusta geçen birkaç günüyle özdeşleyerek,  yalın, yoğun ve çarpıcı bir başyapıt koymuştur ortaya. İlk yayımlandığından bu yana, bütün ülkelerde artan bir ilgiyle okunan Yaşlı Adam ve Deniz, yazarın Nobel Ödülü kazanmasında birinci etken sayılmaktadır. Roman filme de alınmış, ünlü aktör 

Spencer Tracy'nin oyunuyla dünya sinemalarında olay yaratmıştır.
Yaşlı Adam ve Deniz, HEMINGWAY'in en ölümsüz eserlerinden biridir. Yaşlı bir Kübalı balıkçının açık denizde Gulf Stream'e kapılmış olarak dev bir kılıçbalığıyla olan can yakıcı mücadelesini son derece sade ve kuvvetli kelimelerle anlatır. Bu hikâyesiyle Hemingway, yenilgiye karşı cesaret, kayba karşı şahsi başarı temasını kendine has modern üslubuyla yeni baştan heykelleştirmiştir.


ÖZET
Kübalı yaşlı balıkçı Santiago, seksen dört gün boyunca çıktığı balık avından eli boş gelmiştir. Hazırlığını yapıp, Florida sahillerinden okyanusa açılan Santiago’nun, oltasına, okyanusun açıklarında büyük bir kılıçbalığı yakalanır. Yakalanır yakalanmasına ama balık kolay teslim olacak gibi değildir. 

“Okyanus böyle vahşi ve acımasız olurken zavallı kuşlar niye böyle narin ve güzel yaratılmış acaba?” (Sayfa 26)

Balığı avlamak için Santiago’nun yılların deneyimi ile balığı yorması gerekir. Balık ile İhtiyar Balıkçı’nın mücadelesi başlar böylece.
Santiago, avını yakalamak için yaşlı, yaralı elleriyle, koluyla, mızrağıyla, küreğiyle, çakısıyla savaşmaya başlar.

DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Yaşlı Adam ve Deniz, benim yıllar önce filmini seyrettiğim bir başyapıttı. Her ne kadar oyuncu kadrosunun ve diyalogların azlığı nedeniyle başlarda sıkıcı gelse de; yaşlı adamın denizle ve deniz canlıları ile mücadele etmesi, gerçekten insanın içine işleyecek bir filmdi. Elbette Anthony Quinn'in oyunculuğu da tartışılmaz.


Kitaba gelince; kitap filmin yaptığı etkinin birkaç katını yaptı bende. Bazı kitaplar vardır. Ciltler dolusu okuruz, pek çok olay anlatılır ama insanın dimağında pek bir şey bırakmaz. Ama Yaşlı Adam ve Deniz 130 sayfalık içeriğiyle, yaşlı adam ve onu çok seven küçük yardımcısı Manolin ile buruk bir tat bıraktı bende.

“Ben her işimi hesapla yaparım. Ne var ki kısmetim yok. Ama kimbilir, belki bugün. Günün her doğuşu yepyeni ayrı bir gün getirir. Talihim bugün yaver gidiverir bakarsın. Ben işimi eksiksiz yapayım da kısmet geldiğinde beni aradığı yerde bulsun.” (Sayfa 29)

Yazarın anlattığı mücadelede kendimi kah kayığın içinde kürekle, mücadele ederken, kah balığı yakalamak için mızrağımla beklerken hissettim. Belki de büyük yazar olmak böyle bir şey; az kelimeyle çok şey anlatmak.


 “Umutsuzluğa kapılmak aptallıktır. Ayrıca günahtır.” (Sayfa 79)

İhtiyar Balıkçı sahile ulaştığında mücadelenin kazananı mı kaybedeni mi belli değil gibidir. Balıkçı her şeye rağmen sahile ulaşmıştır. Burada sözü  ve Nobel Ödüllü yazar. William Faulkner’e bırakmak istiyorum. Herhalde Hemingway’in “Bu, tüm yaşamım boyunca yazabileceklerimin en iyisi”dediği kitap daha iyi anlatılamazdı.

  
“Hemingway’in en iyi romanı. Bizimkiler -bizimkiler derken çağdaşımız olan yazarları kastediyorum- içinde de en iyisi olabilir, bunu zaman gösterecek. Bugüne dek Hemingway’in karakterleri kendi kendilerini yaratıyor, kendi hamurlarından kendilerini şekillendirip güçlüklerle nasıl baş edebildiklerini kanıtlarcasına, zaferlerini de yenilgilerini de kendi elleriyle hazırlıyorlardı. Hemingway, bu kitapta ilk kez Tanrıyı keşfetti.” demişti.”

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE... 

1 Mart 2019 Cuma

GEOFFREY GİRARD – KLON

MERHABALAR...


"Kötülük genlerden mi yoksa yetiştirilme tarzından mı gelir?"


ARKA KAPAK
Bir grup bilim adamı, yeni nesil biyolojik silah üretmek amacıyla akıl almaz bir bilimsel programa imza atarak yüzyılın en ünlü seri katillerinin DNA'larını kopyalar. Jeffrey Dahmer, Ted Bundy gibi bilinen en acımasız ölüm makinelerinin genleri, artık kopyalarında yaşamaktadır.




Programın ileri aşamasına gelindiğinde, kendilerine miras kalan genlerden habersiz düzinelerce genç, ülkenin çeşitli yerlerinde, para karşılığında evlatlık verildikleri aileleriyle hayatlarını sürdürmektedir. Kötülüğün genlerden mi yoksa yetiştirilme tarzından mı geldiğine dair tehlikeli bir oyun oynayan bilim insanları, klonlardan bazılarına iyi bir aile ortamı sunarken, diğerleri hayatta karşılarına çıkabilecek en olumsuz şartlar altında yetişir. Ve asıl kâbus, tüm gerçekleri öğrenen en tehlikeli klonların, yaratıcıları tarafından salıverilmesiyle başlar.


"Bu kitap korkunç nitelemesini gerçekten hak ediyor. Bilim, yakın gelecekte hepimiz için böylesine dehşet verici bir terörü elinde tutuyor olabilir mi?" 
-R.L. Stine


ALINTILAR


“... Çoğumuz etrafta bir sosyopat varken pek rahat olamayız. Çünkü orada olduğunu mutlaka anlarız.”

“Ama psikopatlar böyle değil.”

“Kesinlikle. Söylediğin gibi psikopatlar son derece düzenlidir, ağzı sıkı ve yönlendirici tiplerdir. Toplum kuralları onun da umrunda değildir ama o sağduyu sahibidir. Normal davranışları çalışarak öğrenmeyi kendilerine iş edinirler ve böylece sıradan görünürler. Oyunun nasıl oynandığını bilirler ve bizim kurallarımızla bizi yenerler. Yanında bir psikopat duruyor olsa bunun farkına bile varamazsın.”(Sayfa 133)

“İnsanlar için mümkün olmayan şeyler vardır ama Tanrı için her şey mümkündür.” (Sayfa 205)


KİTAPTAN NOTLAR

Arka Kapağı kısaca kitabın özetini verdiğinden Özet kısmını atlayıp, kitap ile ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
KLON; A-101’de gezerken gördüğüm kitaplardandı. Arka Kapağı okuyunca konu ilgimi çekti, aldım. Kısa sürede de tamamladım.

Kitabın konusu; yumurta- tavuk sorunsalından sonra en çok tartışılan konulardan biri bence. Şiddetin kaynağı genetik midir yoksa aile ve çevre mi? Özel bir biyoteknoloji şirketinde (DSTI) başta Jacobson olmak üzere bir araya gelen genetik bilimciler ve bilim adamları bitki ve hayvanlardan sonra insan klonlamak gibi tehlikeli bir ise bulaşırlar. Bir grup bilim adamı laboratuar ortamında en tehlikeli, Albert Fish, Jeffrey Dahmer, Henry Lee Lucas, Dennis Rader, Ted Bundy ve David Berkowitz gibi seri katillerin DNA’larınından klon bebekler üretirler.


Bebekler para karşılığı ailelere evlatlık verilirler. Bu bebeklerin kimi sevgi dolu aile ortamında büyürken; kimi de DNA’larını aldıkları seri katilerin maruz kaldıkları aile içi şiddete, istismara maruz kalarak büyürler. Bu çocuklar kökenlerini öğrendiklerinde birbirini bulan çocuklar suç çetesi olarak sokağa salıverirler. Yaşanan dehşetin sınırı yok gibidir.

Bir taraftan suç çetesinin peşine düşen  Castillo ve hem ona yardım eden hem de babası sandığı Dr. Jacobson ile yüzleşmek isteyen Jeff vardır. O da aynı zamanda bir seri katilin DNA’sını taşımaktadır.

Kitabın sonuna geldiğimde kurduğum ilk cümle bu kadar iyi işlenecek ve ilgi çekecek bir konunun ziyan edilmiş olduğunu düşündüm. Bölümler arası geçişlerde kopukluklar vardı. Bu kitabın ritmini düşüren kurgu hatalarından biriydi bence. Klonların yapım aşamaları ki benim en merak ettiğim kısım birkaç cümle ile geçiştirilmişti.


Polisiye- gerilim ve psikolojik gerilim tarzı kitapları okumayı seven bir okur olarak kitapta beklediğimi bulamadığım söylemeliyim. Orta seviyeli bir kurguydu bence. Bu konu iyi bir yazarın elinde harika bir kitaba dönüşebilirdi.

Bir de katil klonları daha fazla suça karıştırılması, aksiyonu tırmandırabilirdi belki. Polisin hep bir adım geride kalması biraz sıkıcı oldu bir süre sonra.

Son olarak; yazım hataları da beni rahatsız eden diğer sıkıntı oldu.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…
SEVGİLER…

12 Ocak 2019 Cumartesi

BRİAN FREEMAN – HİPNOZ

MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA TAKİPÇİLERİ

"Bazı sırların yaşama tekrar geri dönmesine izin verilemezdi." (Sayfa 28)

BRİAN FREEMAN ile ilgili görsel sonucu

En İyi Roman Dalında Edgar ödüllü Amerikalı yazar Brian Freeman'ın okuduğum ilk kitabını paylaşmak istiyorum sizlerle...

"HİPNOZ"


ARKA KAPAK

Catalina, on altı yaşında bir yetimdir. Bir gece ansızın Dedektif Jonathan Stride’ın evine gelir. Üzerindeki ıslak kıyafetleri, kana bulanmıştır. Korkuyla titreyen Cat, kendisini öldürmek isteyen biri tarafından takip edildiğini ve canını zor kurtardığını sayıklamaktadır.
Jonathan’ın ilk aklına gelen, anne ve babası yıllar önce vahşice katledilen genç kızı korumaktır.
Ancak bu kadarı yeterli değildir.
İçinde bulundukları kış mevsimi gibi soğuk kalpli olan katili de yakalamak zorundadır.
Diğer taraftan, kimsenin bilmediği bir gerçek vardır. Cat, ailesi katledilirken yaşananlara şahit olmuştur.
Geçirdiği travmanın etkisiyle gördüklerini hatırlamakta zorlanan genç kız için yapılacak tek şey, onu hipnotize etmek ve gerçeği ortaya çıkarmaktır…


"Çok gençti. Geçmişin asla kendisini terk etmeyeceğini öğrenmesi uzun zaman alacaktı." (Sayfa 181 )


ÖZET
Catalina on yıl önce henüz 6 yaşındayken annesi babası tarafından defalarca bıçaklanarak katledilmiştir. Ardından babası intihar etmiştir. Babasının eve geldiğini ve kendisine zarar vereceğini hisseden annesi Cat’e saklanmasını söylemiştir. Anne ve babasının ölümünü yaşayan Cat travma yaşamış, donmuş halde Jonathan Stride tarafından bulunmuştur.


Jonathan Stride Cat’in annesi Michaela ile arkadaştır ve eski kocası Marty Gamble’ye karşı onu koruyamadığı için Jonathan Stride kendini suçlu hissetmektedir. Anne babasının ölümünden sonra Cat, koruyucu aile ve uyuşturucu bağımlısı teyzesi Dory arasından ve bazen de sokaklarda yaşamıştır. Fuhşa da karışmıştır. Fuhuş yapması için gittiği bir partide tatsız olaylar yaşayıp, partinin yapıldığı gemiden kaçarken takip edildiğini fark eder. Takipçi Cat’e saldırır. Cat kaçmayı başarır Stride’ye sığınır. 


Başından geçenleri anlatır. Jonathan Stride onu himayesi altına alır. Soğukkanlı katil işbaşındayken, Jonathan Stride olayları çözmeye başlar. Cat'in annesinin ölümünden kendini sorumlu tutan Jonathan Stride onu koruyacağına söz verir. Olaylar polis, şehrin zenginleri ve Cat arasında ilerler. Çoğu polisiyede olduğu gibi sürpriz sonla biter.


KİTAPTAN NOTLAR

Bu kitap da yine bir marketten cüz-i fiyatlara aldıklarımdan. (5 lira) Marketlerde kitap satışı tam benlik, ekmek alırken kitap almak güzel… Bazen içlerinden başarılı olanlar da çıkıyor üstelik. Bir de hiç tanımadığım yazarlarla tanışma fırsat bulmuş oluyorum.  Brian Freeman da bu yazarlardan.


Kitabın adından başlayalım. Ben isminden yola çıkarak; psikanaliz sahneleri olacağını, heyecanlı seansların olacağını hayal etmiştim. Ama Hipnoz sahnelerinin kitaba ismini verecek kadar ağırlıklı olduğunu düşünmüyorum. Sahneler psikiyatrist Vincent  ile Cat’in cinsel ilişkilerinin gerisinde kaldığı gibi, aslında Vincent’in ölümünü bu sahnelere bağlar diye düşünmüşken, hayal kırıklığı yaşadım doğrusu.

Roman boyunca cinsel sahneler hiç makaslanmadan anlatılmış, romana herhangi bir şey katmadığı gibi, konuyu dağıtmaktan başka işe yaramamış.
Konunun ilerleyişi fena değil. Katil seçimi de yerinde olmuş. Yazar şaşırtmayı başarmış. Bunun yanında yazarın üslubu ve ince zekâsının birleşimi ile okunabilir bir kitap ortaya çıkmış.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

22 Aralık 2018 Cumartesi

DEBBİE HOWELLS – RİTİMSİZ RUH



ARKA KAPAK
Herkesin sırları vardır ancak bazıları, diğerlerinden daha karanlıktır.

Kate, Rosie Anderson’un kayıp olduğuna dair haberleri aldığında şok geçirir ve duyduklarına inanamaz. Rosie, Kate’in kızı gibi on sekiz yaşında, güzel, sessiz, kibar bir genç bayandır. Kasaba halkı, Rosie gibi bir kızın başını belaya sokmayacağını düşünmektedir ancak Rosie’nin bedeni ölümüne hırpalanmış ve bıçaklanmış bir hâlde bulunduğunda Kate’in önsezileri doğru çıkar. Mükemmel bir aileye sahip olan kusursuz Rosie’yi kim öldürebilirdi?


Kate, Anderson ailesine yaklaştıkça aslında gerçeklerin göründüğü gibi olmadığına daha fazla emin olur. Kimden geldiği belli olmayan notlar, sonunun nereye gideceği belli olmamasına rağmen Kate’e, Rosie’nin birbirine karışmış yaşamını ve ölüm iplerini çözmesi için baskı yapar.


Rosie’nin geçmişine dair bir bakış açısıyla anlatılarak örülmüş Ritimsiz Ruh; fedakârlıkların, yalanların, umutsuzlukların ve aşkın iç içe geçtiği bir roman.


ALINTILAR

“Yıldızlar ölü şairlerin ruhlarıdır,

ama yıldız olabilmek için ölmeniz gerekir.” (Sayfa 7)


“...özlüyorum ama önceki gibi değil. Sanki ölen bir sinir ya da çekilen bir diş gibi. Acı bittiğinde bir boşluk kalıyor.” Ölümün gölgesi, dünyamızı korkuyla doldurarak, üzerimize düşüyor. (Sayfa 46)

“En hoş insanların en karanlık sırları olabilir.”(Sayfa 119)

“Herkesin bir kaderi var. Önceden belli olan bir gelecek bizden gizli ama orada. Gelecekte ve sana olan her şey, yaptığın her seçim ve hayatındaki her insan seni ona yaklaştırıyor.” (Sayfa 85)

 “Güven, çok kırılgan. Umut, hiçbir anlama gelmiyor. Ve daha önce söylediğim gibi, hayal kırıklığı sizi öyle yiyip bitiriyor ki insanlara inanmaktan vazgeçiyorsunuz.” (Sayfa 150)

“İnsanlarla dolu bu dünyada yalnızım.” (Sayfa 200)



“Bu dilek nereden çıktı bilmiyorum ama sekiz yaşında hayatta en çok istediğim şey,yavru bir köpek. Kalbim sadece sevmek için attığından ve karşılığında sevgi görmek için kıvrandığından mı ya da sadece Lucy Mayes‘in yaşlı ve oynamayan küçük bir spanieli var diye mi bilmiyorum. Eğlenceli olmadığını ve kötü koktuğunu söylüyor ama tüyleri yumuşak ve bana baktığında içim eriyor. Babamdan köpek almasını isteyince, biraz daha büyüyene kadar beklememi söylüyor . Ben de bu zamanı yavru köpekler hakkında bilgi edinmek için kullanıyorum. Nasıl eğitildiklerini, nasıl yürütüldüklerini, beslendikleri, kuyruk sallamanın anlamları hakkında bilgi ediniyorum. bir sonraki doğum günümden hemen önce, annemin de orada olmasını bekliyorum.”( Sayfa 67)


ÖZET
Rosie’nin ölüm sahnesi ile başlıyor romanımız. Rosie at eğitmeni Kate’nin kızı Grace’nin de arkadaşıdır. Kate on sekiz yaşındaki Rosie Anderson’un kayıp olduğuna dair haberleri aldığında çok şaşırır. Rosie içe kapanık, sessiz kibar bir genç kızdır. Kendi isteğiyle başını belaya sokabilecek, kaçıp gidebilecek bir genç kız gibi görünmemektedir. Rosie’nin annesi Joanne kızı için çok endişeli olsa da haber spikeri olan babası kızıyla ilgili haberleri soğukkanlılıkla karşılamış gibi görünmektedir. 

Çok geçmeden Rosie’nin cesedine ulaşılır. Ve cesedin etrafında gerçeklere de yaklaşılır. Kitap boyunca olaylar bir taraftan Kate, bir taraftan da Rosie tarafından anlatılarak adım adım katile yaklaşılırken; bir ailenin iç yüzü bir bir ortaya dökülür.


Çok geçmeden Kate, Neal ve Joanne Anderson ailesine yaklaştıkça aslında gerçeklerin göründüğü gibi olmadığına daha fazla emin olur ve aynı zamanda Kate kimden geldiği belli olmayan notlar almaya başlar. Her ne kadar uzak durmaya çalışsa da cinayetin içine çekilir.


DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Geçtiğimiz ay bir marketten çok da cüzi fiyatlarla aldığım birkaç kitaptan biri de “Haritalı Adam” ile birlikte “Ritimsiz Ruh”du. Arka kapak yazısı ilgimi çekti. Tatil için de uygun diye düşündüm. Hızlı ama bir o kadar da tatmin etmeyen bir okuma oldu.

 Kitabın konusu aslında oldukça sıradan. Küçük bir kasaba, başta kayıp sanılan, sonra öldürüldüğü anlaşılan bir genç kız. Genç kızın kariyer olarak da, görüntü olarak da muhteşem görünen ama sadece görüntüden ibaret olan ambalajı sağlam, içi boş ailesi. 

Kitapta ölen genç kızın ağzından yazılan günlük tarzı kısımlar duyguları güzel aktarmış.
Roman Rosie’nin ölüm anı ile başlasa da roman bir taraftan Rosie’nin ölümünden sonraki süreci anlatırken; diğer taraftan Rosie’nin beş yaşına dönerek; okuldaki ilk gününe dönerek anılarını Rosie’nin ağzından anlatmaktadır. Rosie’nin ağzından anlatılan kısımlarda bir genç kızın mükemmel gibi görünen ailesi içerisindeki çaresizliğini, örselenen çocukluğunu hissettim ve babasından onu koruyamayan annesine öyle çok kızdım ki.

Sonuç olarak; çok da tatmin etmeyen bir okuma oldu. Bu tarz bir konu içerisine farklı gerilim öğeleri de katılarak daha sağlam bir kitaba dönüşebilirdi kolayca. Yazarın konuyu ziyan ettiğini düşünmekteyim.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...