6 Şubat 2018 Salı

JOSE SARAMAGO – GÖRMEK

MERHABALAR;

Nobel ödüllü Portekizli yazar; Distopik Edebiyatın en önemli temsilcilerinden; Jose Saramago'nun KÖRLÜK'ün ardından okuduğum ikinci kitabı GÖRMEK'i paylaşmak istiyorum sizlerle... 


ARKA KAPAK
Körlük’ün adı bilinmeyen ülkenin adı bilinmeyen kentindeyiz yine. Üstelik yaşanan trajedinin üzerinden çok da geçmemiş, uyandırdığı dehşetin hatırası taze, mağdurları da hâlâ sağken yeni bir felaket, daha doğrusu olağandışı bir hal geliyor kentin başına. Seçim yapılıyor, sandıklar kuruluyor. Ancak beklenmedik bir şey oluyor ve oyların büyük çoğunluğu boş çıkıyor. Hükümet bir komplo şüphesiyle derhal teyakkuza geçerek bu beklenmedik durumu siyasal düzenin çarkları içinde öğütmeye çalışıyor; sonuç alamayınca da çareyi sıkıyönetim ilan ederek kenti terk etmekte buluyor. Fakat beklentinin aksine, düzenin yokluğunda düzensizlik baş göstermeyince, onu çıkarmak da yine siyasal erke düşüyor.
Saramago, hiciv ile alegoriyi derin bir kavrayış ve keskin bir görüyle harmanladığı, o muazzam dil cambazlığıyla devamlı eşeleyerek zihnimizde karıncalanmadık yer bırakmadığı bu unutulmaz eserinde, hamaset denen düşünce fukaralığının ve onun kovuklarında yuvalanan güç saplantısının ipliğini pazara çıkarıyor. Fars hiç bu kadar trajik anlatılmamıştı.


ÖZET
Körlük kitabında yer alan adı bilinmeyen ülkenin başkentindeyiz. Beyaz körlük salgının üzerinden dört yıl geçmiş. Seçim sandıkları ve seçim memurları hazırlanmış, seçmenlerin oy kullanmaya gelmesini beklemekteler. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaktadır. Öğleden sonra saat dörtte yağmur kesilip, güneş açınca tüm seçmenler anlaşmışcasına sandık başına yığılırlar.
Oy kullanma işlemi bittikten sonra; sandıklar açılıp, oylar sayıldığında görevliler ilginç bir tablo ile karşılaşırlar. Oyların neredeyse %70’i “boş oy” dur.



“Umarım şeytan sizi işitmemiştir, sayın bakan, Şeytan öyle iyi işitir ki yüksek sesle konuşmak gerekmez, O halde tanrı bizi affetsin, Zahmet etme, o doğuştan sağır.” (Sayfa 111)

“Kelleleri düşünmeye fırsat vermeden kesmenin en iyi çözüm olduğu iktidarın değişmez kuralıdır, sonra çok geç olabilir.” (Sayfa 118)

 Hükumet tablo karşısında çaresizdir. Hükumet bu durumun anarşist bir örgütün işi olduğunu düşünür. Demokrasiye olan inancın sarsılması olarak değerlendirilen seçim bir hafta sonra tekrarlandığında sonuç daha vahim bir noktaya ulaşır. İkinci seçimde de %83 “boş oy” çıkar.  Bu defa hükumet halkın olduğu her yere ajanlar koyar. Ajanlar “boş oy” salgınının suçlusu ya da kaynağı ile ilgili bilgi toplayacaklardır. Ajanların topladıkları bilgiler, yapılan soruşturmalar sonuç vermez. Hükumet “boş oy” salgınının kaynağına inemez. 

“… öncelikle geçerli oylar gelir, sonra da boş oylar, sonra da geçersizler, son olarak da çekimserler vardır, bu ikincil kategorilerden biri temel kategorinin önüne geçerse demokrasi tehlike altında demektir, ...”(Sayfa 235 ) 


Hükumet çare olarak;  “boş oy” kullanan lanetli  şehri terk etmekte bulur. Polis, ordu ve devlet idaresi şehri terk ederek şehri kaderine bırakırlar. Böylece şehirde çıkacak kaos ile şehre verdikleri oyun bedeli ödetilecektir. Ancak işler hükumetin öngördüğü gibi olmaz. Devlet yöneticileri bir süre sonra yanıldıklarını anlarlar. Şehirde suç işlenmediği gibi, polise orduya hatta devlete de ihtiyaç yoktur. Çünkü başkent, devlet olmadan da kendi düzenini kurabilmiştir.

“artık tek gözün iki gözden daha iyi gördüğünü biliyorum, çünkü ona yardım edecek bir diğeri olmadığından, bütün işi yapmak zorundadır, Belki de bu yüzden körler ülkesinde tek gözlüler kral olur…(Sayfa 241)

“gözün görmediğini yürek hissetmez, bilmeyen kişi görmeyen kişi gibidir,” (Sayfa 248)

 Bu defa devlete ihtiyacı olmayan şehre, devleti hatırlatmak, ihtiyaç hissettirmek için yine devlet eliyle bir Metro İstasyonu’na bir bomba yerleştirilir. Şehirde halkın nabzını tutmaya çalışan Belediye Başkanı da metronun yakınındadır. Olay mahalline gelir. Küçük bir yara alır. Pek çok insan ölür en az otuz ya da kırk kişi yaralanır.

Yangın kontrol altına alınıp, yaralılar sevk edildikten sonra, cesetleri taşıma işi yapılırken Belediye başkanı evine gelir. İçişleri Bakanını ile telefon görüşmesi yapar onu bilgilendirir. Ancak Bakan tüm bilgilere Belediye Başkanından önce sahiptir. Bakan patlamaya “boş oy” kullananların sebep olduğunu söyler. Belediye Başkanı, Bakan’ı bombayı devlet eliyle patlatmaktan suçlar, görevinden istifa eder.

“…Bombayı kimin koyduğu hakkında bir fikriniz var mı, Bence yeterince açık, boş oy kullanan dostlarınız doğrudan eyleme geçmeye karar verdiler, Sanmıyorum, Siz sansanız da sanmasanız da hakikat bu, Bu mu yoksa olduğu ortaya çıkacak mı, Dilediğiniz gibi anlayın, Sayın bakan, burada olan şey iğrenç bir cinayet, Sanırım haklısınız, genellikle böyle adlandırabilir, Bombayı kim koydu, sayın bakan, Sizin kafanız karışmış, size dinlemenizi tavsiye ederim, gündüz arayın beni, ama sabah ondan önce kesinlikle aramayın, Bombayı kim koydu, sayın bakan, Ne ima ediyorsunuz, Soru ima değildir, ikimizin aynı anda düşündüğü şeyi size söyleseydim ima olurdu, Benim düşüncelerimle bir belediye başkanının düşünceleri arasında örtüşen bir şey olamaz, Bu kez örtüşüyor, Dikkat edin, fazla ileri gidiyorsunuz, Ben ileri gitmiyorum, zaten oradayım, Ne demek istiyorsunuz, Patlamadan doğrudan sorumlu olan kişi ile konuştuğumu söylüyorum, Delirmişsiniz siz, Deli olmayı tercih ederdim, …” (Sayfa 129)

Ardından kömürleşmiş cesetler enkazdan çıkarılırken tüm gazeteler söz birliği etmişcesine patlamaya “boş oy” kullananların düzenlediği saldırının sebep olduğunu yazar. Hükumet tarafından ölenlerin ailelerine ve yaralılara yardım yapılır. 


Otuz dört cenazeden yirmi yedisinin mezarlık yerine metro istasyonunun bitimindeki çiçeklendirilmiş araziye toplu halde gömülmesine karar verilir. Cenaze töreninin olacağı gün şehir sakinleri beyaz şerit taktıkları kollarıyla; beyaz bayrak sessizce ciddiyet içinde yol aldılar ve cenazeleri toprağa verdiler.

“Meçhul askerlerin hak ettikleri onur, borç ve fırsatların iade edilmesi için hayatta kullandıkları adlara ihtiyaç yoktur, …”(Sayfa 137)

Ölülerin hiç birine DNA testi yapılmaz. Çünkü ölülerin her birini herkes kendi ölüsü sayar. Törenden sonra kalabalık dağılmaz. Devlet sarayı istikametinde yol alırlar. Belediye başkanı da yürüyüş yapanlar arasındadır. İnsanlar kapalı saraya sessizce baktıktan sonra dağıldılar. Bu gösteri boş oy kullanmayan azınlığı korkutur. Şehri terk etmeye karar verirler tıpkı devletin şehri gizlice terk etmesi gibi. Ancak bu kitlenin abluka altındaki şehirden çıkmasına izin verilmez. Ya “boş oy vebası” salgınını yayarlarsa...  


Kabine içinde de sorunlar çıkar, Adalet Bakanı istifa eder. Ardından Kültür Bakanı da istifa eder.  Görevleri başbakan devralır. Kabine içinde dört yıl öncesi yaşanan “körlük” salgınından bahsedilir. “Boş oy” kullanma durumu ile bu durumun bağlantılı olduğu üzerinde durulur.

“Masum kimse yoktur, herkes bir suçtan sanık olmasa da bir kabahatten suçludur, hiç şaşmaz bu,” (Sayfa 229)

Başbakana gelen mektup üzerine körlük salgınında kör olmayan tek kişi olan “Doktorun Karısı”nın “Boş Oy” kullanmayla bağlantılı olduğunu iddia eden mektup alırlar. Mektup ilk kör olan adamdan gelmektedir. 

Devamı Kitabımızda...  


KİTAPTAN NOTLAR
Gelelim kitaptan iz bırakan ayrıntılara; aslında söylemek istediğim pek çok şey var bakalım ne kadar ifade edebileceğim. Bazı kitaplar insanda çok duygu ve fikir uyandırsa da ifade etmek zor olabiliyor. 

“GÖRMEK”, “KÖRLÜK” ten sonra okuduğum ikinci Jose Saramago kitabı. Kitap başlangıçta Körlük’ten bağımsız gibi görünse de 172. Sayfada ilk defa “körlük salgınından” bahsederek iki kitap birleştirilmiş oluyor. İlk körün göndermiş olduğu mektup ile hem hükümetin sorumlusunu bulamadığı suça bir suçlu bulunmuş oluyor hem de kitaplar birbirinin devamı halini alıyor.  

Kitap körlük kadar kaotik bir dünyayı anlatmıyor esasında. Daha umutlu bir içerik karşılıyor okuru. Kitabın ilk 150 sayfalık bölümü bolca siyasi konuşma içerdiği için oldukça yavaş ilerledi benim için ta ki tanıdık kahramanlar sahneye çıkana kadar. Kahramanlar çıktıktan sonra kitabı okumak ve tamamlamak daha kolay oldu. Körlük’ün sonunda karakterler ile ilgili görmeye başladıktan sonra ne oldu sorusunun bir bölümü yanıtını bulmaya başladı. Yedi kişilik gruptan Şaşı Çocuk sahneye çıkmadı maalesef. Bu durum aklıma şu soruyu getirdi. İlk kitabın kapağında 7 karakter vardı. Görmek’te ise oy kullanan 6 el var. Acaba şaşı çocuğa oy kullanacak yaşta olmadığı için mi yer verilmedi?

Bir de kitap boyunca Doktorun karısının “körlük” döneminde kendilerine kötülük yapan ya da kendi haline bırakan insanlarla karşılaşmasını bekledim. Hatta kitap boyunca sahneye çıkan siyasetçilerden biri ile doktorun karısının yolu kesişecek mi diye düşünmeden kendimi alamadım. Ama böyle bir yüzleşme olmadı.

Kitabı okuduğumda yaşanan pek çok olay tanıdık geldi bana. Sanırım yazarın amacı da bu; aslında bir şehir üzerinden evrensel olayları ve durumları aktarmak. Gerçekten başarılı bir hiciv olmuş. Okurken keyif aldığım siyaset içeren kitaplardan biri oldu benim için.

Merak ettiğim ayrıntılardan biri de şu; yazar daha önce Körlük’ten aşina olduğumuz biçimde karakterlerine isim vermiyor. Ve onları fiziksel görünümleri, konumları… vb. ile tanımlıyor. Yazar ile yeni tanıştığım için çok iyi bilmiyorum ama acaba bu tanımlamalarda kullanılan özelliklerin seçiminde yazar hangi noktalara önem veriyor. Bunlar her hangi bir olguyu ya da durumu simgeliyorlar mı acaba? 

Bir de Belediye Başkanı ve Komiser gibi karakterler siyasetin kirli oyunları içerisinde umut veren karakterler olsalar da sistemin çarkları tarafından kolayca sindiriliyorlar. Bu karakterlerin azınlık olması da ayrıca dikkat çekici ve gerçeğe yakın elbette.

Yazarın nokta ve virgül dışında; noktalama işareti kullanmaması, diyalogların paragraflar halinde yazılması yani yazarın kendi şahsına münhasır tarzı okuma hızımı yavaşlatsa da; verilen mesaj ve olayların örgü bakımından; “GÖRMEK” benim için daha etkileyici bir okuma oldu. Her ne kadar Komiserin çabaları olsa da yazar kitabı çizdiği distopik dünyaya uygun biçimde bitirmiş. Bu anlamda kurgusunu çok beğendiğim bir yazar ve kitap oldu.

Okumayı ve yazarla tanışmayı isteyen kitap dostlarına şiddetle tavsiye ederim. Yazarın kalemi yorsa da; farklı bakış açıları katıyor elbette.
Her ne kadar Saramago’nun birkaç kitabını daha alsam da bir süre ara verdikten sonra okuyacağım. 

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE… 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.