2 Ağustos 2019 Cuma

STEFAN ZWEİG – MECBURİYET (DER ZWANG)

MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU DEĞERLİ TAKİPÇİLERİ


“Vatan onun için artık daha çok bir hapishane, bir mecburiyetti. Yabancı diyar ise dünyada ki vatanı, Avrupa insanlık demekti.” (Sayfa 6)



ARKA KAPAK
Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Zweig I. Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmişti. Avrupalı ve “dünya vatandaşı” kimliğine büyük değer veren yazar, yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Mecburiyet ’in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre’ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder. Görev duygusu, savaş karşıtı düşünceleri ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kalmıştır. Ferdinand her ne kadar “insanlığın ötesinde bir vatanı” olmasa da, “yirmi milyon insanı boğan o zinciri” kıramayacağını düşünür...


ÖZET
Ülkesindeki savaştan kaçarak İsviçre’ye sığınan Ferdinand karısı Paula ile birlikte Zürih’te yaşamakta. Sanatına burada devam etmektedir. Her ne kadar Zürih’te özgür bir yaşam sürüyor olsa da; Ferdinand, kendisine ülkesinden gelecek savaş çağrısının tedirginliğini yaşamaktadır. Bu düşünce onun ve karısının huzurunu kaçırmaktadır.

“İnsanlığın ötesinde bir vatanım yok benim.” (Sayfa 11)


“İsmiyle bu kanlı çalılığa takılıp kaldığını, geçmişinden kurtulamayacağını biliyordu. Bilmediği, tanımadığı, fakat onu bilen ve özgür bırakmayan bir şeyler olduğunu hissediyordu.” (Sayfa 6)

 Çok geçmeden beklenen olur. Kendisini birliğine teslim olması için davet eden mektup gelir. Kendisini konsolosluğa çağırır. Mektubun gelmesinden sonra Ferdinand “ÖZGÜRLÜK” ile “MECBURİYET” arasında kalır. Özgürlük karısıdır. Mecburiyet ise inanmadığı savaş…

DEVAMI KİTABIMIZDA…



KİTAPTAN NOTLAR
Zweig’den okuduğum hemen hiçbir kitaptan pişman olmadım. Okuduğum her kitabı, sayfa sayısına oranla daha büyük dünyaları, daha fazla yaşamı anlatmakta… Kitap 1920’ler yazılmış olmasına rağmen zamansız bir eser… Hele ki son dönemlerde yaşanan Suriyeli Göçmen konusunu düşünecek olursak.

“Ben çoktandır bedenim burada; aklım, ruhum öbür tarafta yaşıyorum. Tüm dünya yerle bir olurken, insanın kendisi için çalışması bir suç. Günümüzde artık hiç kimse sadece kendisi için hissedemez, kendisi için yaşayamaz.” (Sayfa 12)

Mecburiyet de birkaç saat içinde okuduğum bir kitap oldu. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nı bu anlamda kutlamak lazım. Esmeye başlayan Zweig rüzgarını doğru hissedip, arkasına aldı ve pek çok okuyucunun Zweig ile tanışmasına, Zweig okumasına vesile oldu.

“Belki söylediklerimin hepsi doğru değildir. Sözcükler her zaman hedefini ıskalar. Ama gördüklerim tamamen doğru. Onlar yalan söylemez.” (Sayfa 20)

Konu olarak; inanmadığı savaşa katılma ile İsviçre’de özgür yaşama arasında kalmış bir ressamın duygularını anlatmakta. Bu anlamda yazarın kendi yaşantısından izler taşımaktadır. Bu anlamda Mecburiyet kitabında Ressam Ferdinand üzerinden Zweig'ın savaş hakkındaki fikirlerini yansıtmıştır. Bir ayrıntıyı da atlamamak lazım. O dönemlerde İsviçre tarafsız olduğundan dolayı, pek çok aydının sığındığı bir ülke olmuş.

“İnsan bir halkın üyesi olabilir, fakat halkı çıldırdığında kendisinin de çıldırması gerekmez. Sen onlar için bir rakamdan, bir sayıdan ibaretsin...”  (Sayfa 30)

Kitabın sonuna geldiğimde yazarın kendi yaşantısına benzer bir “intihar” bekledim. Yazarın pek çok eserinde “intihar” direk ya da satır aralarında işlenen bir tema olması da bu duruma etken oldu. Ancak yazar kitabı nispeten olumlu bir son ile bitirmiş.


Yazar baş karakter Ferdinand’ın duygularını çok güzel yansıtmış. Adeta yüz hatlarını bile sözcüklerle çizmiş. Yine bu konudaki başarısını konuşturmuş. 

 “Oysa öbür tarafta her sey benim için daha kolay olacak esaretin içinde de bir özgürlük vardır nasılsa . İnsan kendini kaçak hissettikten sonra hiçbir yerde özgür değildir, içerde ya da dışarda hiç fark etmez.”  (Sayfa 32)

Ancak Ferdinand’ın karısı Paula’nın duygu ve düşüncelerini yansıtma bakımından da her zamanki gibi kalemini konuşturmuş. Benim için keyifli ve güzel bir okuma oldu. Yazarın almadığım ve okumadığım az kitabı kaldı. Umuyorum onları da en kısa zamanda okur paylaşırım. Yazarın diğer kitaplarının yorumunu da merak ederseniz, sağ taraftaki STEFAN ZWEİG etiketine tıklayabilirsiniz… Yorumlarınız benim için değerlidir…

“İkisinin de yüreği sözlerin karışıklığından, insanların yasalarından kurtulmuş sonsuz özgürlüğün içinde uçuyordu.” (Sayfa 50)

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE….

SATRANÇ

7 yorum:

  1. Yazarın dediği gibi, tüm dünya yerle bir olurken insanın kendisi için çalışması çok zor. Gerçekten çevremizde olan olumsuz uygulamalara üzülürken kendi derdime üzülmek bile lüks geliyor, işe odaklanmak ise ayrı zor.

    YanıtlaSil
  2. İki dünya savaşını yaşamak çok berbat bir durum. Zweig'a hak vermemek elde değil.

    YanıtlaSil
  3. Zweig harikadır . Satranç ile tanıştım yazarın kalemi ile o gün bugündür vazgeçemiyorum :)

    YanıtlaSil
  4. Stefan Zweig'ın ilk okuduğum eseri yanılmıyorsam o ünlü "Satranç" eseriydi. Kaleminin akıcılığı okuru diğer kitaplarına yönlendiriveriyor kesinlike. Ben de blogumda kitap incelemeleri,alıntılarımı ve karalamalarımı paylaşıyorum. Dilerseniz göz atabilirsiniz.

    https://www.kafadefterim.com/

    YanıtlaSil
  5. her zamanki gibi harika bir inceleme, kendi bilgilerinizi de kullanarak okuduklarınızı yorumlamanız çok hoşuma gidiyor, elinizr sağlık, sevgiler:)

    YanıtlaSil
  6. Gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici bir hikayesi var.

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için zaman harcadığınız için Teşekkürler...

Blog sahibi olmayan ziyaretçiler Anonim'i işaretleyip, yorum bırakabilirler.

ARGO İÇEREN YORUMLAR YAYINLANMAZ.

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...