MERHABALAR, KIZIMIN CİCİLERİ TAKİPÇİLERİ;
Blogumu takip edenlerin bildiği üzere Alman Edebiyatı'ndan en sevdiğim üç yazardan blogumda en çok yer verdiğim Stefan Zweig'dir. Kendine has kalemini, ruhsal çözümlemelerini keyifle okurum. Yazara ait pek çok kitaba blogumda yer vermeye çalışıyorum. Sırada Lyon'da Düğün var...


ARKA
KAPAK
Lyon’da Düğün Fransız Devrimi sırasında yaşanan kargaşa ve
zulüm günlerinde ölüme yaklaşan insanlara umut veren bir aşkın hikâyesidir.
1793’te kentte kurşuna dizilmeyi bekleyen karşı devrimcilerin toplandığı
hapishane tuhaf bir nikâha sahne olur. İki Yalnız İnsan, acı çeken iki çaresiz
insanı buluşturur. Birinin yüreğinden kopan çığlık diğerininkinde karşılık
bulurken, farkında olmadan birbirlerinin yıllar süren yalnızlığına son
verirler. Wondrak ise yazarın savaş karşıtı yapıtlarından biridir. Bohemya’nın
küçük bir kentinde çirkinliğiyle sürekli alaya maruz kalan bir kadın tecavüze
uğradıktan sonra doğurduğu çocuk sayesinde yaşama tutunmuştur, ama patlak veren
Birinci Dünya Savaşı yüzünden oğlunu askere alarak ondan koparmaları söz
konusudur. Zweig bu öykülerde toplum dışına itilmiş karakterleri üzerinden
insanlık durumunu analiz eder. Karakterlerinin başlarından geçenler “yazgı”
değil, insanlığın iflasının sonucudur.
LYON’DA
DÜĞÜN
“Hayır,o
mutluydu,sonsuzca mutluydu,çünkü sevdiğiyle aynı saat öleceğini biliyordu ve
biri diğeri için yas tutmak zorunda kalmayacaktı.Mutluluğunu gölgeleyen tek bir
şey vardı,Tanrı katına sevdiğinin ismiyle,onun eşi olarak çıkmayacaktı.” (Sayfa
8 )
“Fakat
hayat mucizeleri sevse de, gerçek mucizeler konusunda cimri davranır.” (Sayfa
12)
12 kasım 1793’te Barére, Fransız Ulusal Meclisi’nde
sadakatsiz ve nihayet kuşatılrk ele geçirilmiş Lyon kentini yok edecek öldürücü
önergeyi verir. Önergenin son cümlesi “Lyon özgürlüğe karşı savaş açmıştır.
Lyon artık yoktur” cümlesidir. Bu önerge ile direnen halk kurşuna dizilerek
idam edilmektedir.
İdam edilmeden önce hükümlüler mahzende bekletilmektedir. Mahzende
çok ilginç bir olay gerçekleşir. Mahzene yeni gelen bir genç kız öldü sandığı,
daha öncesinde evlenmek üzere olduğu nişanlısı ile mahzende karşılaşır. Genç
kız sevdiği erkek ile tanrının huzurunda evli olarak ölmek istemektedir. Genç adamın
arkadaşının da çabasıyla, mahzende bulunan papazın nikâhlarını kıyması için
hazırlıklar yapılır…
YALNIZ
İKİ İNSAN
“Kusurlarını
görmeden birbirlerini anlamanın kör duygusu bu iki yalnız insanın gönlüne bir
mutluluk gibi inmişti.” (Sayfa 19 )
“Şimdiye
kadar kimseye söyleyemediklerini, hatta kendilerine bile itiraf edemedikleri
şeyleri birbirlerine anlatıyordu bu iki yalnız insan, oysa birbirlerini doğru
dürüst tanımıyorlardı bile. Fakat birinin yüreğinden kopan çığlık diğerinde
karşılık buluyordu, çünkü onların acıları akrabaydı” (Sayfa
19 )
ÖZET
Fabrika işçileri akın akın büyük kapıdan çıkarlarken;
kalabalığın ardından bir işçi tek başına yürümektedir. Ötekilerin hızına ayak
uyduramayan işçinin sakat ayağı yürümesine engel olmaktadır. Sakatlığı
nedeniyle yalnız kalmaya alışan işçi içine kapanık bir filozof gibi
yaşamaktadır.
Yürüyüşü esnasında tarlaların yanına geldiğinde bir hıçkırık
sesi duyar ve dikkat kesilir. Önce çekip gitmeyi düşünse de çok geçemeden genç
kızı tanır. Onunla aynı fabrikada çalışan “çirkin” lakaplı Julia’dır bu kız.
Adam sorduğunda fabrikadakilerin kendisi ile dalga geçtiklerini söyler. Çileden
çıkan genç kız üstelik bir de haksız yere dayak yemiştir.
Adam kendi yaşantısını örnek göstererek kızı sakinleştirmeye
çalışsa da kız yaşadıklarını anlatıp büsbütün öfkelenir. İkisi de çocukluklarında yaşadıklarını
birbirlerine anlatırlar. O güne kadar kendilerine bile itiraf etmediklerini
itiraf etmek onları birbirine yaklaştırır.
“Fakat
doğa bizi yasalarındaki ahenge , uyuma öyle bir alıştırmıştır ki , onun görmeye
alışık olduğumuz uyumundaki en ufak bir kayma bizi tiksindirir , korkutur.” (Sayfa
22)
“Daha
da kötüsü tiksindiğimizi onu özensiz yaratana değil , hiçbir suçu günahı
olmayan eserine yöneltiriz : Sakat ve biçimsiz varlık yeterince sıkıntısı ,
derdi yokmuş gibi sağlıklı ve kusursuz varlıkların nahoş davranışlarına da
katlanmak zorunda kalır. Bu nedenle şaşı bir göz, yamuk bir dudak , yarılmış
bir ağız gibi doğanın bir kereliğine yaptığı bir hata , bir insanın gittikçe
artan acısına , ruhunda onarılmayacak bir yaraya dönüşebilir ; etrafımızı saran
, dünya dediğimiz ve inanmakta güçlük çektiğimiz gezegendeki anlam ve adalete
olan inancımızı şeytani bir felakete dönüştürür.” (Sayfa
23)
“Kendisi
gibi tiksinti ve nefret uyandırmayan, tam tersine yaşıtlarının çoğundan daha
akıllı ve hayat dolu olan oğlu Karel' i tertemiz giysiler içinde, önünde eğri
tahtası, diğer çocuklarla okula giderken bir köşede gururla seyretmek için tüm
gece sekiz saat yürüyordu. Sadece bu sahneyi görmek için sekiz saatte geliyor,
sekiz saatte dönüyordu. Ormandan kente yumurta, tereyağ getiriyor, sırf oğluna
yeni bir giysi diktirebilmek için her geçen gün daha büyük bir hırs ve hevesle
çalışıyordu.”(Sayfa 30 )
“Her
yer sessizdi, hiç kimse nefes almıyordu sanki öyle sessizdi.” (Sayfa
49 )
ÖZET
Her yerde “Kurukafa”diye tanınan Ruzena Sedlak’ın 1899 yılının
sonbaharında bir bebek dünyaya getirmesi, Bohemya’nın güneyinde küçük bir kent
olan Dobitzan’da büyük şaşkınlığa ve neşeye sebep olur. Yüzündeki doğuştan
gelen bozukluk nedeniyle Ruzena yıllarca toplumdan dışlanmış, yok sayılmıştır. İnsanların
onu görmek istememesi nedeniyle konta ait evde bekçilik yapmaktadır. Bu ev
kasabaya uzun bir yürüme mesafesindedir. Ruzena bu ev ile kasaba arasında
gidip, gelirken gezici çingeneler tarafından tecavüze uğramış ve hamile
kalmıştır.
Kadının aksine doğan çocuk çok güzel ve sağlıklıdır. Çok geçmeden
Ruzena, çocuğu vaftiz ettirip, kaydını kendi üzerine yaptırır. Ruzena Karel
adını verdiği oğluna tutku seviyesinde bağlanır. Onun için yapmayacağı şey yok
gibidir. 1914 yılında savaşın patlaması Ruzena ile oğlunu ayıracak mıdır?
KİTAPTAN NOTLAR
Lyon’da Düğün yazarın kısa üç öyküsünü barındıran 50
sayfalık bir öykü kitabı. Öyküler kısa olmakla birlikte bir o kadar da vurucu.
Zweig’in genel tarzının hâkim olduğu karakterler.
Tüm öykülerde içimi burkan taraflar oldu. Lyon’da Düğün adlı
öyküde gerçek aşkın ölüme giderken bile insana yaşattığı güzel duygular çok
güzel vurgulanmış. Ancak insanlar idama
giderlerken de yazarın çoğu eserinde hakim olan melankolik hava yerine son
satıra kadar umut vaat eden bir öykü olmuş bence.
Yalnız İki İnsan, fiziksel özelliklerinden dolayı dışlanan,
küçümsenen iki insanın birbirlerini bulmaları ve birbirilerinin hayatlarındaki
boşluğu doldurmaları çok güzel anlatılmış yine. Öyküdeki kadın karakterin
diyalogları toplumun acımasızlığını anlatması bakımından çok da anlamlı.
Wondrak’da fiziksel özelliğinden dolayı çirkin bulunan,
toplumdan dışlanan bu çirkin kadın bana yine yazarın daha önce okuduğum öyküsü Leporella’nın
ana karakteri Crescenz Anna Aloisia Finkenhuber’i hatırlattı. Her iki kadın da
bir dönem tutkuyla bağlanacakları amaçlar bulmuş olsalar da sonları hüsranla
bitiyor nihayetinde…Kitaptaki karakterlerden özellikle Ruzena, beni en çok etkileyen karakter oldu.
Ancak 3. Öyküye öyküdeki Belediye Katibi “Wondrak”ın adının
verilmesi bence çok da uygun olmamış. Her ne kadar öyküde önemli bir karakter
olsa da Ruzena ve Oğlu Karel üzerine kurulmuş öyküye daha anlamlı bir isim verilebilirdi
diye düşünüyorum.
Bunun dışında kitabın yazı karakteri, kapak tasarımı
anlamında da başarılı olduğunu düşünmekteyim. Ayrıca sayfa sayısının az
olmasının bir avantajı da çabuk bitmesi ve gün içinde bir ya da daha fazla
kitabı okumaya olanak tanıması.
Bu kitabını kaçırmışım ben, Zweig' ın. Güzel bir sürpriz oldu bana.. teşekkürler tanıtıma :)
YanıtlaSilZweig serisini okuyup paylaşıyorum ara ara... Keyifli bir okuma oldu benim için... Tavsiye ederim... :)
SilBu öyküsünü hiç bilmiyordum Zweig i çok seviyorum hemen listeme aldım. Paylaştığınız için teşekkürler :)
YanıtlaSilİş Bankası Kültür yayınları sayesinde ben de pek çok Zweig eseri ile tanışmış oldum. Tavsiye ederim. :)
SilInsanlardaki hırs açgözlülük maalesef dünya çekilmez hale getiriyor Çok teşekkürler tanıtım için.
YanıtlaSilKesinlikle...İnsanı en çirkinleştiren duygular hırs ve açgözlülük bence de...ve insana en çok hata yaptıranlardan... :(
SilÇok güzel bir kitap... Klasikler kesinlikle okunmalı! 🙂
YanıtlaSilKesinlikle... :)
SilBen bu aralar ne okusam diye karar veremediğimde Zweig okuyorum. En sevdiğim kalemlerden...
YanıtlaSilZweig in bu kitabini bilmiyordum. Hemen kütüphane listeme alayım 😊
YanıtlaSilKeyifle okumanız dileğiyle... Sevgiler...
SilMerhabalar,
YanıtlaSilAvusturyalı roman, tiyatro, biyografi yazarı Stefan Zweig'i ilk olarak ''Satranç'' kitabıyla tanımıştım. ‘’Olağanüstü Bir Gece’’ adlı romanını da dün itibariyle bitirdim. ”Olağanüstü Bir Gece”, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimini anlatmaktadır. Romanda beni en çok etkileyen cümle şu iki cümle olmuştu:
-Kendisini bulmuş olan insan dünyada hiçbir şeyi kaybetmeyecektir. Kendi içindeki insanı kavramış olan insan ise bütün insanlığı anlayacaktır.
-Ne var ki bu satırları zaten sadece kendim için yazacaktım ve kendime bile tam açıklayamadığım bir şeyleri başkaları için anlaşılır kılmak gibi bir niyetim hiç yoktu.
‘’Olağanüstü Bir Gece’’ adlı romandan altını çizdiğim, en sevdiğim yirmi alıntıyı okumanız için sizinle de paylaşmak isterim: http://www.ebrubektasoglu.com/yazi/olaganustu-bir-gece-romanindan-muhtesem-20-alinti/
Umuyorum ilgiyle okursunuz,
edebiyatla ve sağlıkla kalın.