MODERN KLASİKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MODERN KLASİKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2019 Pazartesi

ANTHONY BURGESS – OTOMATİK PORTAKAL (A CLOCKWORK ORANGE)



MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU DEĞERLİ TAKİPÇİLERİ;

ARKA KAPAK
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…
…
Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. “Uqueer as as clockwork orange”. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezyada “canlı” anlamına gelen “orang” sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm…
-Anthony Burges-
Karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler… Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess antikahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu “nadsat”ı.

… ve Stanley Kubrick’in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir…


ÖZET
 “Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu terbiyeli olmaları söz konusu değildir.” (Sayfa 50)

Kitap karanlık bir zamanda, İngiltere’de geçmektedir. Alex on beş çete lideri bir gençtir. Çetesi ile birlikte sayısız olaya katılmaktadırlar. Gasp, darp, ırza geçme Alex ve çetesi için günlük rutindir. Ancak Alex ve çetesi tek değildirler. Neredeyse normal insanların geceleri sokağa çıkamaycağı kadar suç oranı artmış, toplum düzeni yozlaşmıştır. Polisin gücü olaylara müdahaleye yetmiyor gibidir.


Çetenin kendi aralarında kullandıkları Rusça sözcüklerden oluşan bir jargonları da vardır.  Bu dile “Nadsat” demektedirler. Çetede Pete, Georgie ve Dim de vardır.  Suç işlemenin yanında çete bol bol süt (içerisine uyuşturucu katılmış içecek) ve kanser (sigara) içmektedirler. Kısacası çetenin yapmadığı adilik yok gibidir. Çete yaptıklarından sadistçe haz duymakta, normal karşılamaktadır. Suçu kanıksamışlardır. Hedeflerinde kendilerinden güçsüz, savunmasız herkes vardır.

 “Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeceğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi?” (Sayfa 84)


Bir gece çaldıkları araba ile bir köye giderler. Kapısında “YUVA” yazan eve hastalık hilesi ile girerler. Evde  “Otomatik Portakal” adlı bir roman yazmakta olan F.Alexander adlı bir yazar ve karısı vardır. Evi hunharca dağıtırlar. Adamın karısına tecavüz ederler. Yaptıklarından zerrece de utanç ya da vicdan azabı duymazlar.

“Bir akıl çağının kafirliği: Doğruyu görür ve onaylar ama yanlışı yaparım.” (Sayfa 103)

Bu esnada çete içinde liderlik için küçük bir mücadele başlar. Ancak Alex diğer çete üyelerine haddini bildirir ve liderliğine devam eder. Ancak bu durum çete üyelerince unutulmaz.


Başka bir sefer de  evde pek çok kedi ile yaşayan yaşlı bir kadının evine gireceklerdir. Kadın önceki seferki kadın gibi kolayca açmaz kapıyı. Alex camdan içeri girip kapıyı açacaktır. İçeri girdiğinde kadın Alex’e direnir. Kadın yaralanır. Ancak yaralanmadan önce polisi aramayı başarmıştır. Çetenin diğer üyeleri, her şeyin Alex'in fikri olduğunu polise söyler. On dört yıl hapse mahkum olarak hapishaneye gönderilir.

DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR



Kitap seçimlerimi yaparken Kafka’nın “İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?” sözünden hareketle, son bir yıllık okuma seçimlerimde “distopya”lara bolca yer verdim. Distopyalar içinde bulunduğumuz ya da bulunmamız olasılığı bulunan felaket senaryoları ilgili düşünce yapımı geliştiriyor diye düşünüyorum. Kitap benim için her zaman pembe rüyalara dalma aracı değil… Hele bir de distopyalardaki olması zor görünen felaket senaryolarının olmaya başladığını görmek ayrıca sarsıcı…


Okuduğum distopyalardan Körlük, Görmek, 1984, Fahrenheit 421 ve Cesur Yeni Dünya… Her biri beni farklı anlamlarda sarsmış ve farklı açılardan olayları değerlendirmemi sağlamıştı. Uzun zaman önce kitaplığıma eklediğim “Otomatik Portakal”a geldi okuma sırası…

“Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir.” (Sayfa 176)

Kitabın yazım süreci ile ilgili bilgiler arka kapakta ayrıntılı verilmiş. Ancak yazım sürecinde yazar ile ilgili “yanlış teşhis” olayını okuyunca, sadece bizde olmuyormuş bu aksilikler diye düşünmedim desem yalan olur.


Kitabın kendine özgü argo bir dili var. Kitap anlatıcının ağzından anlatılıyor. Kitap boyunca Alex, okuyucu ile konuşuyor. Alex’in kullandığı nefret dili özellikle dikkat çekiyor. Konuşurken bu bol küfürlü ve argo dili kullanıyor. Açıkça belirtmeliyim ki; bu dil okuma esnasında beni rahatsız etti. Kitabın Alex’in ağzından anlatılması karakterin duygu durumunu yansıtması bakımından doğru bir seçim olmuş. 

Karakterin sosyopat, acımasız, her türlü adiliği yapmaya meyyal yapısı gözler önüne serilmiş. Yazar Süskind’in Koku’sundan sonra en rahatsız olduğum anti-kahramanı yaratmış diyebilirim. Buradan hareketle kitabın ikinci bölümünde Alex’e işkence edildiği zaman başka bir karakter olsa insani bakardım ama Alex’in hak ettiğini düşündüğüm için ona hiç acımadım.

Burada dikkatimi çeken diğer bir unsur da çete üyelerinin yaşları. Neredeyse ergenliğin başındaki gençler 15’li yaşlarda sokak çetelerinin üyesi olmuşlar. Yine diğer distopyalarda da olduğu gibi aile yapısı da yozlaşmış.

Sigaraya “kanser” denmesi, içki olarak içine uyuştrucu katılan sütlerin içilmesi dikkat çekici. Yazarın içki olarak “süt” ü seçmesinin anlamı nedir acaba? 

Kitaptaki yazarın yazdığı kitabın adının “Otomatik Portakal” olmasından hareketle yazarın benzer bir olay yaşayıp yaşamadığını araştırdım kitaptaki olayın çıkış noktasının İkinci Dünya savaşı Londra’sında Anthony Burgess’ın karısıyla birlikte yaşadığı gerçek bir olaya dayandığını okudum. Karısının tecavüz sonrası bebeğini kaybettiğini ve içki bağımlılığından öldüğünü okudum. Ancak bilgiyi yabancı kaynaklardan teyit edemedim.


Daha önce okuduğum distopyalarda teknolojik gelişmeler ön plandaydı. Ancak bu kitapta hala ev telefonu ve pikaplar kullanılıyor. Bu açıdan bakıldığında, diğer okuduğum distopyalardan ayrıldığını söyleyebilirim.

Kitabın ana karakteri Alex, Beethoven hayranıdır. Suç işlerken bile şiddet eğilimini de Beethoven’ın 9. Senfonisi ile doruk noktasına çıkarır. Ve yazar popüler müziği yine Alex aracılığı ile eleştirir. Kendisi de müzisyen olan ve senfoni bestelemiş olan yazarın bu konudaki görüşünü Alex aracılığı ile okuyucuya ulaştırdığını düşünüyorum. 9. Senfoni lise yıllarımda müzik öğretmenim sayesinde tanıştığım bir eserdi o zamanlar kasetini almış ve zaman zaman dinlemiştim. Keşke yazar Beethoven ve 9. Senfoni’yi böyle bir kahraman ile özdeşleştirmeseydi diye düşündüm.

Sonuç ilk defa okuduğum ve kalemi ile tanıştığım bir yazar oldu Anthony Burgess. Ancak yarattığı anti-kahramanı doğal olarak pek de sevemedim. Okumak isteyenlere şiddet, argo ve suç dünyasının kapısını aralayarak okuyacağını hatırlatmak isterim. Kitabı zaman kaybı olarak görmüyorum ancak herkese hitap eden bir kitap olduğunu da düşünmüyorum.

“Yarın mis kokulu çiçekler ve dönen leş kokulu dünya ve yıldızlar ve yukarıdaki bizim ay filan olacak ve eski kankanız tek tabanca Alex, kendine eş filan arayacak. Bok püsür işte. Cidden korkunç, adi, şerefsiz bir dünya bu, ey kardeşlerim. İşte küçük kankanız size veda ediyor. Ayrıca bu öyküdeki diğer herkese derin dudak müziği sesleri, bırrrrrr.” (Sayfa 168, Kitabın son paragrafı)


YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…

NOT: Bu arada kitap aynı isimle filme de çekilmiş. Etiketsiz görseller filme aittir. ALINTIDIR... 

24 Şubat 2019 Pazar

STEFAN ZWEİG - YAKICI SIR

MERHABALAR, 

SEVGİLİ KİTAPLARIM OLMADAN ASLA TAKİPÇİLERİ

Yine, yeniden bir Zweig kitabı ile karşınızdayım. Blogum son dönemlerde bir Zweig blogu olma yolunda ilerliyor. Takipçilerim özellikle de Zweig sevmeyen takipçilerim için biraz sıkıcı olsa da durum; ben de kitapları unutmadan paylaşmaya çalışıyorum. 


ARKA KAPAK

Kısa bir tatil için Avusturya Alplerine giden bir Baron, zamanını zararsız bir flörtle renklendirmenin yollarını aramaktadır. Kendine fazlasıyla güvenen ve gönül maceralarına her zaman açık olan bu müzmin kadın avcısı, kısa sürede kendisine bir av bulmakta hiç zorlanmayacaktır. Tanışıp yakınlaşmak istediği kadının on iki yaşındaki oğluyla ahbaplık kurarak işe koyulur. Yakıcı Sır annesini elde etmek isteyen bu narsist çapkın tarafından kullanılan bir çocuğun hikâyesidir aslında. Ne var ki, yetişkin dünyası bazen masum çocuklara büyüklere göründüğünden çok daha berrak görünmektedir… 


“Elindeki kartların üstünlüğünün bilincinde olup da yeşil çuhanın başında boşu boşuna oturarak oyuna girecek birini bekleyen kumarbazın gerginliğinden daha kötüsü yoktur.” (Sayfa 14)


ÖZET

Valilikte çalışan, memur aristokrasisinin önemsiz bir üyesi olan Baron kısa bir tatil için Avusturya Alplerine Semmering’e gider. Tatile gitmeye ihtiyacı olmasa da tüm meslektaşları ilkbahar iznini koparmayı başarınca o da bu durumu değerlendirmiştir. Otele varır varmaz,  zamanını zararsız bir flörtle renklendirmenin yollarını aramaya başlar. Otele vardığında otelin konuk listesini kontrol eden Baron, pek de tanıdık olmadığını fark eder, canı sıkılır.

Çok geçmeden otelde bir kadını gözüne kestirir. Kadın zengin Yahudi bir avukatın güzel karısıdır. Tek çocukları olan Edgar’ın hastalığı üzerine Viyana’dan Semmering’e dinlenmek için gelmişlerdir. Baron kadını gözüne kestirir. Kadına yaklaşmak için önce çocuğa yaklaşır.

Çocukla sohbet eder, onunla arkadaş olur adeta. Çocuğun bitmek bilmeyen sorularına sabırla katlanır. Çok geçmeden amacına ulaşır ve kadınla tanışır. Kadınla arkadaşlığını ilerlettikçe; çocuk onlar için fazlalık gibi olur. Kendisine arkadaş bildiği Baronun Edgar’dan uzaklaşması üzerine çocuk, duygusal patlamalar yaşar. Annesini kendisiyle Baronun arasına girmiş gibi kabul eder.

Büyüklerin dünyasını gözlemleyen çocuğun YAKICI BİR SIRRI vardır artık… 


KİTAPTAN NOTLAR

Son kitap alışverişimde aldığım Zweig kitaplarını okumaya ve paylaşmaya devam ediyorum büyük bir keyifle. Yakıcı Sır; 88 sayfadan ve 15 bölümü kapsayan bir novella.

Kitap çapkın Baron’un otele gelmesiyle başlar. Baron bir avcı edasıyla günlerini eğlenceli geçirtecek bir flörtün peşine düşer. Aslına bakacak olursak, kitabımızın konusu sıradan. Ancak; sıradan konuları ince ayrıntılar ve ruh tahlilleri ile en iyi işleyen yazarlar deyince; akla gelecek ilk yazarlardan.

Ağırlıklı olarak üç kişi arasında yaşanmakta olan olay, Edgar, Baron ve Kadın açısından anlatılırken; yazar yine ustalığını konuşturmuş. Kadının annelik ile, kadınlığı arasında kalışı, Baron’un kadınlara bakış açısı, Ve… en ayrıntılı verilen kısım ise; çocuğun Baron ile tanıştığındaki duyguları, Baron tarafından dışlandığında annesi ve Baron’a karşı duyguları dantel gibi işlenmiş. Yazar üç karaktere de bürünmüş adeta. 



Daha önce kadınları iyi anlattığını ve anladığını söylemiştim yazarın. Bence yazar çocuğun duygularını anlatmakta da çok başarılı olmuş. Acaba yazarın bu konuda eğitimi var mı diye düşünmeden de edemedim.


Bir de yazarın beğendiğim taraflarından biri de en bayağı, en sevimsiz durumları bile bayağılaştırmadan naif bir biçimde kaleme alması. Her ne kadar yazarın yaşadığı dönemin ruhunu yansıtsa da bu konuda yazarı kutlamak gerektiğine inanıyorum. Duyguları öyle öne çıkarıyor ki, olay ve durumlar geri planda kalıyor.  


“Hiçbir şey zekâyı tutkulu bir kuşku kadar bileyemez. Hiçbir şey olgunlaşmamış bir zihnin bütün olanaklarını karanlıkta kaybolan iz kadar harekete geçiremez”( Sayfa 36)

“….ama nefret insanın çabuk öğrenmesini sağlıyordu.” (Sayfa 45)

“İnsan birine yalan söylüyorsa, başkasına da söyler.” (Sayfa 52)

“Çocuk olmak korkun bir şey , her şeyi öylesine merak etmek ve kimseye soramamak, sanki aptal ve yararsız bir şeymişsin gibi şu büyüklerin karşısında gülünç düşmek.” ( Sayfa 55)

“Tek dileği, bu yabancı gökyüzünün altında artık bir dakika bile yalnız kalmamaktı.” (Sayfa 79)


“Yalnızca başlangıçtaki vesileye bakmakla yetinirseniz bir sevginin gücünü yanlış değerlendirirsiniz, aslında daha öncesindeki gerilime, ruhun bütün büyük sarsıntılarına zemin hazırlayan, yalnızlığın ve düş kırıklıkların yarattığı o bomboş karanlığa bakmak gerekir. Yaşanmamış duygular burada birikerek aşırı ağırlaşır ve değeceğine inanılan ilk kişiyle karşılaşıldığında alabildiğine boşalır.”( Sayfa 14)


8 Şubat 2019 Cuma

STEFAN ZWEİG – KORKU

MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA TAKİPÇİLERİ

“Korku cezadan daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.” (Sayfa 45)


“Sanıklar en fazla, gerçeği gizlemelerinin, her şeyin anlaşılacağı tehlikesinin ve bir yalanı sayısız saldırı karşısında savunmak zorunda olmalarının üzerlerinde yarattığı o dehşetli baskının eziyetini çekerler.” (Sayfa 46)


ARKA KAPAK
Rahat ve korunaklı bir yaşam süren saygın bir kadın, sekiz yıllık evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. Ancak bu gizli ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın zuhur etmesiyle, hayatında yeni farkına vardığı bütün güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve kahredici bir korkunun pençesine düşer. Korku insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt.


ÖZET
Kitabımızın kahramanı Bayan Wagner,  aşığının dairesinden çıkarken; içeri girmek isteyen bir kadın ile çarpışırlar. İrene geçip gitmek istese de kadın, geçmesine izin vermez. Kaba ve pervasız bir tonda konuşan kadın; Bayan İrene’yi sevgilisini elinden almakla ve onu sevgilisinden ayırmakla suçlar. bir anda kapıldığı telaş ve korkuyla; kadının eline cüzdanındaki banknotlardan sıkıştıran İrene, yaşadığı heyecan içinde kendini evine zorlukla atar. Bu sırada kocası gelmiş, yemek yenecektir. İrene elinden geldiğince doğal davranmaya çalışır.

“Fakat fırtına veya bunaltıcı sıcak kadar havanın durgunluğu da insanı rahatsız edebilir, aynı şekilde ılımlı bir mutluluk da talihsizlik kadar kışkırtıcı olabilir ve isteksizlik çeken pek çok kadın için, umutsuzluğun getirdiği sürekli bir doyumsuzluktan daha tekindir. Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir. Irene’de macera merakını uyandıran da hayatının tehlikesiz oluşuydu.” (Sayfa 8)


Günler geçtikçe; kendisinden para sızdırmaya başlayan ve alışan kadının bitmek bitmeyen şantajları devam ederken; Bayan İrene’nin de sinirleri harap olur. kadının istekleri her geçen gün artmakta, İrene köşeye sıkışmaktadır. 

“…oysa maceranın gerçek bedeli tehlikeye atılabilmektir.” (Sayfa 9)

Bir tarafta şantajcısına para yetiştirmek, bir taraftan kocasının olayı öğrenmesi ve toplumda lekeli bir kadına dönüşmenin utancı vardır.

DEVAMI KİTABIMIZDA…

“Bir anda yaşamının tüm zenginliğini hissetmeye başlamıştı ve artık yaşamında tek bir saati bile anlamsız geçiremeyeceğini biliyordu. Şimdi her şeyin sonuna yaklaştığı sırada ilk kez bir başlangıç hissediyordu.” (Sayfa 38)


KİTAPTAN NOTLAR

Daha önce Stefan Zweig’in Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nu paylaşmıştım. Yazara hayranlığım Satranç ile başlamışken, Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, Kızıl ve Kitapçı Mendel ile zirve yapmıştı. Daha önce okuduğum eserleri farklı yayın evlerine aitti. Ancak bu defa Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarını tercih ettim. Kitap 70 sayfadan ibaret ve tek bir öyküyü kapsamakta olan kitabın kapak tasarımını beğendim. 

Yazarın genel tarzına sadık kaldığı ruh tahlilleri, tasvirlerin bolca yer aldığı bir yapıt olmuş. Öykünün bazı bölümlerinde gerilim öyle yükseliyor ki; Bayan İrene’nin sokağa çıktığında yaşadığı şantajcısıyla karşılaşma korkusu kendini derinden hissettiriyor.

Yazar; pek çok eserinin tersine, kitabı olumlu bir havada bitiriyor. Ben daha karamsar bir son bekliyordum doğrusu.

Elinize alır almaz birkaç saatte okunacak, Zweig severlere ve henüz okumamış olanlara tavsiye edebileceğim,  güzel bir kitap…


Yeni kitaplarla görüşmek dileğiyle….


YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞME ÜZERE...

1 Şubat 2019 Cuma

GEORGE ORWELL – 1984 (NİNETEEN EİGHTY FOUR)

MERHABALAR KİTAPLARIM OLMADAN ASLA TAKİPÇİLERİ


Geçtiğimiz ay sizlerle HAYVAN ÇİFTLİĞİ'ni paylaşmış, 1984'ü sonraya saklamıştım. 1984, Hayvan Çiftliği'nden sonra daha uzun sürede okuduğum, beni sarsan bir kitap oldu. Yazarın 1984'te yaşanacağını ön gördüğü Distopya'yı umarım hiç yaşamayız diyerek başlıyorum paylaşımıma... 


ARKA KAPAK
Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.



George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.



ÖZET
Romanımızda olaylar 1984 yılının 4 Nisan gününde İngiltere ile Kuzey ve Güney Amerika’yı kapsayan Okyanusya’nın üçüncü en kalabalık eyaleti Havaşeridi Bir’in ana kenti Londra’da başlamaktadır. Okyanusya totaliter rejime sahip, dini inancın yasaklandığı,  bir asker- polis devletidir.
Otuz dokuz yaşındaki ufak tefek kavruk, vasat zekâlı, küçük bir memur olan Winston Smith, asansörü bozuk, sıkça elektrik kesintilerine maruz kalan, girişinde “BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ ÜZERİNDE” yazan posterin asılı durduğu Zafer Konutları’ndaki evine gelir. Evi yedinci kattadır. Evde “Büyük Birader”in insanların tüm yaşamlarını izlemesini sağlayan “TELE-EKRAN” vardır. Ekran’ın kapatılması Parti tarafından yasaklanmıştır. Bu yasak Düşünce Polisi tarafından da takip edilmektedir.
Winston Smith’in çalıştığı Gerçek Bakanlığı, Piramit şeklinde üç yüz metre yüksekliğinde bir binadır. Üzerinde partinin sloganı yazmaktadır.
“SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CAHİLLİK GÜÇTÜR.” (Sayfa 14)


Winston Smith, "Gerçek Bakanlığı"nda çalışmaktadır. Görevi Times Gazetsi’nde ve geçmişe ait haberleri Parti’nin isteğine uygun olarak değiştirmektir. Bunun dışında savaşla ilgilenen Barış Bakanlığı, yasa ve düzeni sağlayan Sevgi Bakanlığı, ekonomiden sorumlu Varlık Bakanlığı da vardır. Parti tarafından “Yeni Söylem” adı verilen içerisinden Parti’nin isteğiyle; gereksiz sözcükler çıkarılan, ifade özgürlüğünü ve çeşitliğini kısıtlayan bir dil oluşturulmakta halk bu dili konuşmaya zorlanmaktadır.

Ama bir gün her şey değişir. Winston çalıştığı bakanlıkta geçmişin Parti’nin isteğine uygun değiştirilmesinden yola çıkarak sistemi kendince sorgulamaya başlar. Antika eşyalar satan Mr. Charrington’un eskici dükkânından, bir defter ve kalem alır. Bu defteri günlük yapar ve"Tele-Ekran"dan görülmeyecek şekilde günlüğünü yazmaya başlar. Bu şekilde geçmişi kayıt altına almak, Büyük Birader’in varlığını sorgulamak suçtur. Ve Winston artık bir düşünce suçlusudur.


Winston gibi “Gerçek Bakanlığı”nda çalışan "Anti-Sex" adlı örgütün üyesi ve aynı zamanda Gerçek Bakanlığının Kurgu kısmında çalışan Julia, Winston’un avucuna gizlice  "Seni Seviyorum"  yazan bir kâğıt sıkıştırır. Winston ve Julia kayıt cihazlarının olmadığı yerlerde buluşurlar. Parti’nin kurallarına göre bu da suçtur. Çünkü evlilikler de Parti tarafından seçilen eşle yapılır. Aşk yasaktır. Winston hali hazırda başka bir kadınla da evlidir.
Winston’un eline O’Brien aracılığı ile Parti’ye karşı kurulan bir örgüte ait bir kitap geçer. O’Brien; sözü geçen Parti’nin yüksek kademesindeki küçük çevreye mensup çirkin, yüksek ölçüde zeki bir üyedir. Emmanuel Goldstein tarafından yazılan kitabı rahat okumak için Winston günlüğü aldığı eskicinin üst katındaki odayı tutar. Odada Tele-Ekran yoktur. Bu odada Julia ile buluşurlar hem ilişkilerini devam ettiririler hem de kitabı okurlar. Kitabı okudukça devlet düzenini anlamaya başlarlar. 
DEVAMI KİTABIMIZDA…


ALINTILAR
 “Düşüncesuçu, ölümü gerektirmez: Düşüncesuçunun KENDİSİ ölümdür.” (Sayfa 38)
 “En kötü düşmanımız sinir sistemimizdir.” (Sayfa 61)

“Bağlılık düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.” (Sayfa 78)

 “Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.” (Sayfa 81)

“NASIL”’ını anlıyorum:”NEDEN”’ini anlayamıyorum... (Sayfa 91)

“Bir zamanlar dünyanın güneşin çevresinde döndüğüne inanmak nasıl delilik belirtisi olarak görüldüyse, şimdi de geçmişin değiştirilemeyeceğine inanmak delilik belirtisi olarak kabul ediliyordu. Bu inancı bir tek kendisi taşıyor olabilirdi ve eğer öyleyse, o zaman delinin tekiydi. Ama deliliği pek dert etmiyordu, onu asıl ürküten yanılıyor olabileceğiydi.” (Sayfa 91)

 “Özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir. Buna izin verilirse, arkası gelir.” (Sayfa 92)
İnsan, tarihi, kitaplardan öğrenemediği gibi mimariden de öğrenemiyordu. Heykeller, yazıtlar, anıtlar, sokak adları... geçmişe ışık tutabilecek her şey sistemli bir biçimde değiştirilmişti. (Sayfa 110)

“Uğrunda savaştığımız davalar, savaş alanında, işkence odasında, batmakta olan bir gemide hep unutuluveriyordu, çünkü beden şişip büyüyerek tüm evreni kaplıyordu; korkudan çarpılmadığınız ya da acı içinde haykırmadığımız durumlarda bile yaşam her an açlığa, soğuğa, uykusuzluğa, mide buruntusuna ya da diş ağrısına karşı verilen bir savaşımdı.” (Sayfa 114)



“Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde buluşacağız" demişti O'Brien... ...karanlığın olmadığı yer, düşlenen gelecekti; hiçbir zaman göremeyeceğimiz, ama belli belirsiz de olsa paylaşabileceğimizi sezdiğimiz gelecek.” (Sayfa 115)
“Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.” (Sayfa 206)

“Yüzyıl ortalarında meydana gelen 'özel mülkiyetin ortadan kaldırılması', gerçekte, mülkiyetin eskisinden çok daha az kişinin elinde toplanması anlamına geliyordu.” (Sayfa 223)

 “Savaşın amacı toprak ele geçirmek ya da toprak yitirmeyi önlemek değil, toplum yapısının hiç değişmeden sürmesini sağlamaktır.” (Sayfa 230)

“En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır.” (Sayfa 231)
 “Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz; diktatörlük için devrim yapar.” (Sayfa 284)
“İnsan insana nasıl hükmeder, Winston?
Winston biraz düşünüp” acı çektirerek” dedi.” (Sayfa 302)


KİTAPTAN NOTLAR

George Orwell’ın 1947-1948 yıllarında yazdığı 20. yüzyılın en etkileyici distopyalarından biri kabul edilen 1984’ü okudum. Hayvan Çiftliği kadar akıcı ve sürükleyici olmadı benim için.
Hayvan Çiftliği’nde olaylar hayvanlar üzerinden anlatıldığından masal okumak gibiydi. Ancak 1984 kurgu ve konu olarak daha zorlayıcı, sarsıcı bir okuma oldu.

George Orwell, “1984” romanını ‘’Avrupa’daki Son Adam’’ adıyla yayınlamak istese de yayıncının müdahalesi ile “1984” adı ile yayınlanır. Hayvan Çiftliği’nde pek çok siyasetçiyi hedef alan yazar acaba kitabın adını seçerken; kimi kast etmişti diye merak ettim.
Yayıncının bu müdahalesi bence yerinde olmuş. 1984 daha akılda kalıcı ve çarpıcı bir isim olmuş. Eminim 1990’larda 2000’lerde uçan arabaların olacağını düşünen nesil için kitabın yazıldığı yıllarda 1984 uzak ve belki de hayali bir dünyaydı kim bilir. 

1984 romanında yeni ve özgürlüklerin olmadığı dünya yapısı, yeni bir sistem, kelimeleri azaltılmış yeni bir dil vardır. Kitabın sonunda ek olarak yeni dünya düzenini anlatan ayrıntılı bilgiler de verilmiş. Bu kısım, okuyucunun kitabın içeriğini anlaması bakımından doğru bir yaklaşım olmuş.

Ayrıca; Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’de sürekli tekrarlanan “Büyük Birader Seni İzliyor” uyarısının yeni bir kavram olarak ortaya çıkmasını ve dile yerleşmesini sağladığını öğrenmiş oldum.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...