CAN YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CAN YAYINLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2019 Pazartesi

PAULO COELHO – AKRA’DA BULUNAN ELYAZMASI


MERHABALAR; DEĞERLİ KİTAPLARIM OLMADAN ASLA OKUYUCULARIM;


ARKA KAPAK
Düşman onlardan çok daha üstün, ertesi sabah saldırıya geçecekti. Halkın çoğunluğu, yenileceklerini bildiği halde, şehirde kalmayı seçti. O akşam, her yaştan kadınlı erkekli bir grup, Kıpti dedikleri Yunanlı'yı dinlemek için meydanda toplandı.
Kıpti, hiçbir dine mensup değildi; sadece bütün duyduklarını, yarına aktarabilmek için aklında tutmuştu.
Kıpti, yalnızca içinde bulunduğu âna ve Moira denen varlığa inanırdı.
Yarından itibaren şu anda ahenk olarak gördüğümüz şey ahenksizliğe dönüşecek. Mutluluğun yerini matem alacak,” dedi Kıpti.
“Şehrimizi talan edebilirler, ama burada öğrendiklerimizi silemezler. İşte bu yüzden ilmimizin surlarımız, evlerimiz ve sokaklarımızla aynı kaderi paylaşmasına izin veremeyiz… Peki ilim derken neyi kastediyorum?

İlimle, gündelik yaşamın karşımıza çıkardığı zorlukların üstesinden gelerek hayatta kalmamızı sağlayan şeyi kastediyorum.
Yarın bize neler olacağını kimse bilemez... Çünkü her günün iyisi ve kötüsü aynı gün içinde olup biter. Öyleyse dışarıdaki askerleri ve içinizdeki korkuyu unutun...
Bizler şimdi, gündelik yaşamımızdan, yüzleşmek zorunda kaldığımız güçlüklerden bahsedeceğiz,” dedi Kıpti.
Ve sevgiyi, kaybı, yenilgiyi, yalnızlığı sordular ona. Korkuyu, sadakati, cinselliği, geleceği ve kaderi; ona kendilerini nasıl bulacaklarını sordular. Hayatın içinden gelen, cevapları binyıllar boyu değişmeden kalan soruları sordular ona.
Düşmanları beklerken, halk bir meydanda toplandı ve sordu.
Ve Kıpti, onlara cevap verdi.


ALINTILAR


“Kışın dalından kopan bir yaprak kendini soğuğa mağlup düşmüş gibi görür mü?” (Sayfa 25)

“Asıl fena olan düşmek değil, yerden kalkmamaktır.” (Sayfa 27)

“Mağlubiyet, yürekliler içindir. Kaybetmekten şeref, kazanmaktan ise mutluluk duymak yalnızca onlara özgüdür.” (Sayfa 31 )

“Mağlubiyet, yeni bir mücadeleye giriştiğimizde son bulur. Başarısızlığın ise sonu yoktur; bir yaşam tarzıdır.” (Sayfa 31)

“Sevgi bir alışveriş değil, bir inanç eylemidir.” (Sayfa 67)

“Giden gitmiştir işte... ve her vedanın ardında bir ümit gizlidir. Sevmek ve sevdiğini kaybetmek, hiç sevmemiş olmaktan iyidir.” (Sayfa 68)

“Sevilmek için herhangi bir bedel ödemekten kaçın, çünkü sevginin bedeli olmaz.” (Sayfa 88)

“Şarkı söyleyen, öyküler anlatan, yaşamın tadını çıkaran ve gözleri mutlulukla parıldayan insanlarla dostluk kur; çünkü mutluluk bulaşıcıdır ve mantığın, hatayı açıklamaktan öteye gidemediği durumlarda daima bir çözüm ortaya koymayı başarır.” (Sayfa 90)

“Zarafet giysilerimizde değil, giysilerimizi kullanım tarzımızdır.” (Sayfa 93)

“İnsanın haysiyetinin farkına varmasının tek yolu, yaşamı boyunca attığı her adımın hakkını vermektir.” (Sayfa 126)

“Sadakat, sadece güçlü ruhların tercih edebileceği bir tercihtir.” (Sayfa 137)

“Silahların en kuvvetlisi, insanı yaralayan mızrak ya sa surları parçalayan top değildir. Silahların en korkuncu sözdür; insanın yaşamını tek damla kan akıtmadan mahveder ve açtığı yaralar asla kabuk tutmaz.” (Sayfa 137)

“Sadık erkekler ve kadınlar ,gerçek kimliklerini göstermekten gocunmazlar ;çünkü başka sadık ruhların kendi iyi ve kötü yanlarını anlayışla karşılayacağını bilirler.” (Sayfa 142)

“Düşman, eline kılıcını alıp karşına dikilen kişi değildir. Hançerini arkasında gizlemiş halde hemen yanı başında duran kişidir.” (Sayfa 143)

“... tohumlarınızı gittiğiniz her yere serpiştirin, çünkü hangilerinin yeşerip sonraki nesli aydınlatacağı hiç belli olmaz.” (Sayfa 149)


ÖZET
Kitap sorular ve Kıpti’nin verdiği yanıtlardan oluştuğundan özet kısmını atlamayı uygun buldum.

KİTAPTAN NOTLAR

AKRA’DA BULUNAN ELYAZMASI,  Paulo Coelho'nun SİMYACI’san sonra okuduğum ikinci kitabı. D&R’nin Can Yayınları indirim kampanyası duyurusunu İnstagram’da görünce D&R’ye gittim. Bana hitap eden pek fazla kitap kalmamıştı. Ayfer Tunç ve Paulo Coelho’dan birer kitap bulabildim. Okumayı planladığım kitap olmadığı için hemen okuyayım istedim.

Kitap "AKRA’DA BULUNAN ELYAZMASI"nın hikâyesi ile başlıyor. 1945 yılında Mısır’da Hamra Dom bölgesindeki bir mağarada iki kardeş tesadüfen papirüslerle dolu bir testi bulurlar. Kardeşlerden bir şekilde bir papazın eline geçen papirüsler, papaz tarafından Kahire’deki Kıpti Müzesi’ne satılır. Papirüsler burada isimlerini alırlar: Nec Hemmadi Elyazmaları. Diğer elyazmaları ise karaborsaya düşer, ancak Mısır hükümeti duruma el koyar ve yazmalar ulusal miras ilan edilir. 1974 yılında bir İngiliz arkeolog, Nec Hemmadi yakınlarında başka bir elyazması bulur ve Arapça, İbranice ve Latince üç dilde yazılmış bu elyazmalarının dünyada yaklaşık 155 nüshası olduğunu bildiren Mısır hükümeti bulunan elyazmalarının arkeologda kalmasına izin verir. Yazar ise bahsedilen arkeoloğun oğluyla tanışır ve elyazmasının kopyasını elde etmeyi başarır. Elyazması Hıristiyanlığın ilk yüzyılı ile M.S. 180 arasında yazılmış, asıl dili Yunanca apokrif metinlerdendir.


Bilgilendirmenin ardından kitap başlıyor. Kıpti genç yaşında vatanı Atina'dan ayrılmış, yalnızca yaşadığı ana ve Moira denen varlığa inanıyor. Savaş arifesindeki Kudüs'lülere, onların soruları üzerine bir bir anlatır.  Kalabalık arasında onu dinleyenlere Kudüs'ün ruhunun nasıl baki kalacağını gösteriyor.

Kıpti’ye sorulan sorular ve onun verdiği cevaplardan oluşmakta kitap. Soru soranlar her defasında din, cinsiyet ve meslek olarak değişse de soruları Kıpti cevaplıyor. Kıpti her hangi bir dine mensup olmadığından cevapları dini olmaktan çok, felsefi anlamlar içeriyor.
Kitabın dili akıcı üslubu güzel. 150 sayfalık kitabın sorular arasındaki boş sayfalarını ve pek de küçük olmayan yazı puntosunu göz önünde bulundurursak, okuma süresi kısalıyor elbette.

Kitap bolca güzellik, zarafet, başarı, cinsellik, yenilgi, sevgi, başarı,aşk,savaş gibi başlıklar ile ilgili bolca nasihat içermekte. Paylaştığım alıntılardan bunu kolayca anlayabilirsiniz. Ancak nasihatler fazlaca klişe ve beylik laflar… Sosyal Medyada sıkça rastlayacağınız cinsten.
Kişisel gelişim ya da bu tarz nasihat okumaktan hoşlanmayanlar için keyifli bir okuma olmayabilir. Mutlaka her kitabın ana fikri var ancak kitap içerisinde bu ana fikre okuyarak çıkarım yaparak ulaşmayı seven okur için sıkıcı bir okumaya dönüşebilir. Aralıklarla bölüm bölüm okunursa daha keyifli bir okuma olabilir belki. Bir başvuru kitabı olarak daha keyifli okunacağını düşündüğüm kitaplardan… Son günlerde bolca paylaşılacaktır diye düşünüyorum. Okuyanların yorumlarını bekliyorum.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…
SEVGİLER...

28 Haziran 2019 Cuma

HALİDE EDİB ADIVAR – MOR SALKIMLI EV

MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU SEVGİLİ TAKİPÇİLERİ;

Yazıma HALİDE EDİB ADIVAR'ı anlatan bir alıntı ile başlamak istiyorum. Alıntı Wikipedia'dan... 

Halide Edib Adıvar (Osmanlıca: خالده اديب اديوار; d. 1884 - ö. 9 Ocak 1964), Türk yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen. Halide Onbaşı olarak da bilinir.

Halide Edib, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapmış bir sivil olmasına rağmen rütbe alarak savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı’nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.

II. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte yazarlığa başlayan Halide Edib; yazdığı yirmi bir roman, dört hikâye kitabı, iki tiyatro eseri ve çeşitli incelemeleriyle Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri Türk edebiyatının en çok eser veren yazarlarındandır. Sinekli Bakkal adlı romanı, en bilinen eseridir. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna özellikle yer vermiş, yazıları ile kadın hakları savunuculuğu yapmıştır. Birçok kitabı sinemaya ve televizyon dizilerine uyarlanmıştır.

1926 yılından itibaren yurtdışında yaşadığı 14 sene boyunca verdiği konferanslar ve İngilizce olarak kaleme aldığı eserler sayesinde zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur.

İstanbul Üniversitesi’nde edebiyat profesörü olan Halide Edib, İngiliz Filoloji Kürsüsü Başkanlığı yapmış bir akademisyen; 1950’de girdiği TBMM’de ise milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir. I. TBMM hükümetinde sağlık bakanı olan Adnan Adıvar’ın eşidir.


ARKA KAPAK

Evin kendisi, çocuğun hafızasında Mor Salkımlı Ev yaftasını taşır. Bu ev, yarım asırdan ziyade, bazan da her gece, bu küçük kızın rüyalarına girmiştir. Arka taraftaki bahçeye nazır pencereler, çifte merdivenlerin sahanlıklarındaki ince uzun pencereleri, baştan başa mor salkımlıdır ve akşam güneşinde mor çiçekler arasında camlar birer ateş levhası gibi parlar.
Halide Edib Adıvar, anılarını iki cilt haline kaleme almış, bu iki cildi de hayatının ayrı dönemlerinde yazmıştı. Mor Salkımlı Ev, yazarın çocukluk günlerinden 1918 yılına kadar olan dönemi anlatır. ‘İstiklâl Savaşı Hatıraları’ alt başlığını verdiği Türk’ün Ateşle İmtihanı ise bu tarihten 1923 yılına kadar olan olayları.Mor Salkımlı Ev’de, ülkesinin tarihine hem bir aydın, hem de bir eylemci olarak büyük katkılarda bulunmuş bir yazarın yetiştiği yılları okuyacaksınız.

“İçimde, mor salkımlı bir ev var, Beşiktaş taraflarında idi. Çocukluğum, o evde geçti, gittim, aradım, bulamadım, yanmış... Onu yazacağım.”  
       
Mor Salkımlı Ev'de, ülkesinin tarihine hem bir aydın, hem de bir eylemci olarak büyük katkılarda bulunmuş bir yazarın yetiştiği yılları okuyacaksınız. 


KİTAPTAN NOTLAR

Mor Salkımlı Ev Halide Edib Adıvar’ın kendi hayatını çocukluğundan itibaren 1918 yılına kadar anlattığı anı kitabıdır.

Yazar eserin başlarında bizi annesini küçük yaşlarda kaybetmiş küçük bir kız çocuğu karşılamakta. Bu küçük kız çocuğu kendisinin bakımını üstlenen haminnesinin Mevlevi bakışı ile babası saray görevlisi Mehmet Edip’in batılı bakışı arasında serpilmektedir. Kitabın bu kısımları üçüncü tekil şahsın ağzından yazılırken, kitabın ilerleyen bölümlerinde anlatım birinci tekil şahsın ağzından anlatılmıştır. 

Bu anlamda teknik olarak farklı bir anlatım tekniği olmuştur. Yazarın ilk dönem çocukluk anıları daha silik olduğu için mi bu şekilde bir teknik tercih edilmiştir bilemiyorum ancak ben birinci tekil şahıs kullanarak anlatılan kısımları yazarı anlamak bakımından daha çok beğendiğimi söyleyebilirim.

Yazar kendi çocukluğuna anılarına yer verirken, bir taraftan da dönemin siyasi, tarihi olaylarına da yer vererek hayatına yön veren olayları da anlatmıştır. Özellikle babasının saraydaki görevinden dolayı küçük yaşlardan itibaren siyasetin içinde olmuş, yaşadığı yıllar bakımından Osmanlı’nın son yılları ile Genç Cumhuriyetin ilk yılları Halide Edip’in hayatını şekillendirmiştir.

Kitabı dili pek ağır olmamakla birlikte yayın evinin metnin içerisinde yer alan kelimeleri Türkçeleştirmek yerine, dipnotlar ile anlamlarını vermesi doğru bir yaklaşım olmuş. Hem metne sadık kalınmış hem de kelimeleri anlamları için ayrıca araştırmaya gerek kalmamış. 
  

ALINTILAR

“Nevres Bacı'nın odasının karanlığı o kadar katı bir cisim halindeydi ki, Mark Twain'in dediği gibi, insan âdeta ısırabilirdi. Fakat dişlerini kırmadan çiğneyemezdi.”( Sayfa 28)

 “Hazreti Ali sadece savaş meydanı kahramanının karşısına çıkamadığı ilkel ve kollektif kafalardaki korku sembolünü yok eden bir manevî güç belirtiyordu. Ulusların kafasındaki ve halkın ruhundaki yerleri sürekli olan kahramanların arasında garip bir benzeyiş vardır.”( Sayfa 44)

“... hiçbir hayvan işkencenin ve vahşetin verdiği zevke dayanarak, başka hayvanları parçalamamıştır. Hayvanlar bekaları için her türlü canavarlığı yapabilirler, fakat hiçbir zaman bu, sadece bir eğlence değildir.”( Sayfa 50)

 “Bir kadın, her zaman kocasının dışarıdaki münasebetlerine tahammül edebilecek bir vaziyette olsa dahi kendi evini başkası ile paylaşması mümkün değildir. Çin yazılarında bunu ifade edebilen iki sembol vardır. Açıkta iki kadın sulh sembolüdür, dam altında iki kadın harp sembolüdür.”( Sayfa 106)

“Küçük yaştakinlerin serbest ve tabii inkişafları (gelişmeleri) ancak etraflarının lüzumundan fazla tesiri altında kalmamaları ile mümkündür.”( Sayfa 148)

 “İnsan tabii vatanını bir bütün olarak sever. Fakat ne olursa olsun, herkesin bir çocukluk hissi ile bağlı olduğu bir köşe vardır.” (Sayfa 202)

 “Burada hep Kant'ın bir sözünü hatırlarım: “Dünya sahnesine insanların girişini, şiddetle bir nefret duymadan seyretmek mümkün değildir. Çünkü insanların birbirlerine yaptıkları kötülük tabiatın yaptığından çok daha fazladır.”( Sayfa 226)

“İnsanların birbirine yaptıkları kötülük tabiatın yaptığından çok daha fazladır.”( Sayfa 256)

“-Sen niye şarkı söylemiyorsun Jale?
-Benim artık annem yok ki...” ( Sayfa 291)

YENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE....

SEVGİLER... 

29 Mart 2019 Cuma

ANTOİNE DE SAİNT – EXUPÉRY - KÜÇÜK PRENS

MERHABALAR
KİTAPLARIM OLMADAN BLOGUNUN Sevgili Takipçileri...

Benim için çok önemli olan bu günde; yine benim için çok özel olan bir kitabı paylaşayım istedim. Küçük Prens defalarca okuduğum, defalarca da okuyacağım "BÜYÜKLERE MASALLAR" tadında kitaplardan... Bu defa blogumu takip edenlerin bildiği klasik formatımın dışında sadece "Kitaptan Alıntılar"a yer vereceğim.  Böyle büyülü bir kitap için ne yazsam kendimi doğru ifade edemem gibi geliyor. 


Geçtiğimiz ay öğrencilerimle birlikte "Küçük Prens Okuma Etkinliği" yapmak istedim. Kitaplarımızı temin ettik. Serbest Etkinlikler ve Türkçe derslerinde uzunluğuna göre 3-4 bölüm okuyarak tamamladık okumayı. Resimleri inceledik. Her bölümden 5N1K soruları çıkardık, cevapladık. Keyifli bir okuma etkinliği yaptık. Birlikte okumanın ve kitaptaki güzel sözlerin büyüsünü birlikte yaşadım çocuklarımla... GELELİM KİTABIMIZA...


ARKA KAPAK

“Hoşça git,” dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit:
İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.
Gerçeğin mayası gözle görülmez.”
Küçük Prens unutmamak için tekrarladı:
“Gerçeğin mayası gözle görülmez.”


“Büyükler sayılara bayılırlar. Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar. Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile. Kaç yaşında, derler, Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor? Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.


Deseniz ki: “Kırmızı kiremitli, güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı”. Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama “yüz bin liralık bir ev gördüm” deyin, bakın nasıl: “Aman ne güzel ev” diye haykıracaklardır.” (Sayfa 30)


“Küçük Prens'in gezegeninde de öteki gezegenlerde olduğu gibi iyi bitkilerin yanı sıra kötülerin bulunduğunu öğrendim. İyilerin iyi tohumları, kötülerin kötü tohumları vardı. Ama tohumları kolayca göremezsiniz. İçlerinden biri uyanma hevesine kapılana kadar toprağın derinliklerinde öylece uyurlar. Günü gelince küçük tohum gerinir ve güneşe doğru ürkek, sevimli bir filiz sürer. Bir gül fidanının ya da bir turpun filizi söz konusuysa istediği gibi gelişip serpilmesine karışmasak da olur. Ama kötü bir bitkiyse görür görmez kökünden söküp atmalıyız onu” (Sayfa 37)

“İnsan üzgün olunca günbatımının tadına daha iyi varıyor.” (Sayfa 41)


“Çiçekler zavallı yaratıklardır. Kötülüğün ne olduğunu bilmezler. O yüzden mümkün olduğu kadar kendilerine güvenmeye çalışırlar ve dikenlerine bakıp bakıp güçlü olduklarını düşünürler.” (Sayfa 43)

“Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa, yıldızlara bakmak mutluluğunuz için yeterlidir. 'Çiçeğim işte şunlardan birinde', deriz kendi kendimize. Ama bir de koyunun çiçeği yediğini düşün, bütün yıldızlar bir anda kararmış gibi gelir. Bu mu önemli değil ?” (Sayfa 43)


“Kelebeklerle dostluk kurmak istediğime göre iki üç tırtılın kahrını çekeceğim elbet.”(Sayfa 56)

“O zaman sen de kendini yargılarsın. En gücü de budur zaten. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir” (Sayfa 64)

“Acaba bir gün hepimiz kendi yıldızımızı yeniden bulalım diye mi yıldızlar böyle parlıyor?” (Sayfa 94)


“-İnsanlar nerede? Çölde biraz yalnızlık duyuyor kişi...
-İnsanların arasında da yalnızlık duyulur, dedi yılan.” (Sayfa 95)

-”Evcil ne demek?”
+”Artık kimselerin umursamadığı bir geleneğin gereği. Bağlar kurmak demektir.”
-”Bağlar kurmak mı?”
+”Evet. Sözgelimi sen benim için  şimdi yüz binlerce oğlan çocuğundan birisin. Ne senin bana bir gereksinmen var, ne de benim sana. Bende senin için yüz binlerce tilkiden biriyim. Ama beni evcilleştirirsen birbirimize gereksinme duyarız. Sen benim için dünyada bir tane olursun, ben de senin için.”(Sayfa 108-109)


“Yalnız evcilleştirdiğin şeyleri tanıyabilirsin.” dedi tilki. “İnsanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkan olmadığı için dostsuz kalıyorlar.”(Sayfa 111)

“Sözcükler yanlış anlaşılma kaynağıdır.” (Sayfa 111)


“Küçük Prens güllere bir daha bakmaya gitti: “Siz benim gülüme hiç benzemiyorsunuz. Şimdilik değersizsiniz. Ne sizi evcilleştiren olmuş, ne de siz kimseyi evcilleştirmişsiniz. Tilkim eskiden nasıldı, öylesiniz. O da önceleri tilkilerden bir tilkiydi ama ben onu dost edindim, şimdi dünyada bir tane.”
Güller güç duruma düşmüşlerdi. “Güzelsiniz ama boşsunuz,” diye ekledi. “Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile o tek başına sizin topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgardan koruduğum odur, kelebek olsunlar diye bıraktığımız bir kaç tanenin dışında bütün tırtılları uğrunda öldürdüğüm odur. Yakınmasına, böbürlenmesine hatta susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o.”(Sayfa 113)

“İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.” (Sayfa 113)



 “Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.” (Sayfa 113)

“İnsanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar” (Sayfa 111)

“Evcilleştirdiğin şeyden her zaman sen sorumlusun. Gülünden sen sorumlusun…” (Sayfa 114)


“Bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik veren.” (Sayfa 123)

Birinin sizi evcilleştirmesine izin verirseniz, gözyaşlarını da hesaba katmalısınız.” (Sayfa 129)

“Bir yıldızda yaşayan çiçeği seversen, geceleri gökyüzüne bakmak güzel gelir. Bütün yıldızlar çiçeğe durur.” (Sayfa 134)

“Bırakılmış eski bir deniz kabuğu gibi olacak kalıbım. Eski deniz kabuklarına acınmaz ki.” (Sayfa 137)

“Kederliydim ama onlara “Yorgunum,” dedim” (Sayfa 141)

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...
SEVGİLER...

1 Şubat 2019 Cuma

GEORGE ORWELL – 1984 (NİNETEEN EİGHTY FOUR)

MERHABALAR KİTAPLARIM OLMADAN ASLA TAKİPÇİLERİ


Geçtiğimiz ay sizlerle HAYVAN ÇİFTLİĞİ'ni paylaşmış, 1984'ü sonraya saklamıştım. 1984, Hayvan Çiftliği'nden sonra daha uzun sürede okuduğum, beni sarsan bir kitap oldu. Yazarın 1984'te yaşanacağını ön gördüğü Distopya'yı umarım hiç yaşamayız diyerek başlıyorum paylaşımıma... 


ARKA KAPAK
Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.



George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.



ÖZET
Romanımızda olaylar 1984 yılının 4 Nisan gününde İngiltere ile Kuzey ve Güney Amerika’yı kapsayan Okyanusya’nın üçüncü en kalabalık eyaleti Havaşeridi Bir’in ana kenti Londra’da başlamaktadır. Okyanusya totaliter rejime sahip, dini inancın yasaklandığı,  bir asker- polis devletidir.
Otuz dokuz yaşındaki ufak tefek kavruk, vasat zekâlı, küçük bir memur olan Winston Smith, asansörü bozuk, sıkça elektrik kesintilerine maruz kalan, girişinde “BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ ÜZERİNDE” yazan posterin asılı durduğu Zafer Konutları’ndaki evine gelir. Evi yedinci kattadır. Evde “Büyük Birader”in insanların tüm yaşamlarını izlemesini sağlayan “TELE-EKRAN” vardır. Ekran’ın kapatılması Parti tarafından yasaklanmıştır. Bu yasak Düşünce Polisi tarafından da takip edilmektedir.
Winston Smith’in çalıştığı Gerçek Bakanlığı, Piramit şeklinde üç yüz metre yüksekliğinde bir binadır. Üzerinde partinin sloganı yazmaktadır.
“SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CAHİLLİK GÜÇTÜR.” (Sayfa 14)


Winston Smith, "Gerçek Bakanlığı"nda çalışmaktadır. Görevi Times Gazetsi’nde ve geçmişe ait haberleri Parti’nin isteğine uygun olarak değiştirmektir. Bunun dışında savaşla ilgilenen Barış Bakanlığı, yasa ve düzeni sağlayan Sevgi Bakanlığı, ekonomiden sorumlu Varlık Bakanlığı da vardır. Parti tarafından “Yeni Söylem” adı verilen içerisinden Parti’nin isteğiyle; gereksiz sözcükler çıkarılan, ifade özgürlüğünü ve çeşitliğini kısıtlayan bir dil oluşturulmakta halk bu dili konuşmaya zorlanmaktadır.

Ama bir gün her şey değişir. Winston çalıştığı bakanlıkta geçmişin Parti’nin isteğine uygun değiştirilmesinden yola çıkarak sistemi kendince sorgulamaya başlar. Antika eşyalar satan Mr. Charrington’un eskici dükkânından, bir defter ve kalem alır. Bu defteri günlük yapar ve"Tele-Ekran"dan görülmeyecek şekilde günlüğünü yazmaya başlar. Bu şekilde geçmişi kayıt altına almak, Büyük Birader’in varlığını sorgulamak suçtur. Ve Winston artık bir düşünce suçlusudur.


Winston gibi “Gerçek Bakanlığı”nda çalışan "Anti-Sex" adlı örgütün üyesi ve aynı zamanda Gerçek Bakanlığının Kurgu kısmında çalışan Julia, Winston’un avucuna gizlice  "Seni Seviyorum"  yazan bir kâğıt sıkıştırır. Winston ve Julia kayıt cihazlarının olmadığı yerlerde buluşurlar. Parti’nin kurallarına göre bu da suçtur. Çünkü evlilikler de Parti tarafından seçilen eşle yapılır. Aşk yasaktır. Winston hali hazırda başka bir kadınla da evlidir.
Winston’un eline O’Brien aracılığı ile Parti’ye karşı kurulan bir örgüte ait bir kitap geçer. O’Brien; sözü geçen Parti’nin yüksek kademesindeki küçük çevreye mensup çirkin, yüksek ölçüde zeki bir üyedir. Emmanuel Goldstein tarafından yazılan kitabı rahat okumak için Winston günlüğü aldığı eskicinin üst katındaki odayı tutar. Odada Tele-Ekran yoktur. Bu odada Julia ile buluşurlar hem ilişkilerini devam ettiririler hem de kitabı okurlar. Kitabı okudukça devlet düzenini anlamaya başlarlar. 
DEVAMI KİTABIMIZDA…


ALINTILAR
 “Düşüncesuçu, ölümü gerektirmez: Düşüncesuçunun KENDİSİ ölümdür.” (Sayfa 38)
 “En kötü düşmanımız sinir sistemimizdir.” (Sayfa 61)

“Bağlılık düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.” (Sayfa 78)

 “Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.” (Sayfa 81)

“NASIL”’ını anlıyorum:”NEDEN”’ini anlayamıyorum... (Sayfa 91)

“Bir zamanlar dünyanın güneşin çevresinde döndüğüne inanmak nasıl delilik belirtisi olarak görüldüyse, şimdi de geçmişin değiştirilemeyeceğine inanmak delilik belirtisi olarak kabul ediliyordu. Bu inancı bir tek kendisi taşıyor olabilirdi ve eğer öyleyse, o zaman delinin tekiydi. Ama deliliği pek dert etmiyordu, onu asıl ürküten yanılıyor olabileceğiydi.” (Sayfa 91)

 “Özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir. Buna izin verilirse, arkası gelir.” (Sayfa 92)
İnsan, tarihi, kitaplardan öğrenemediği gibi mimariden de öğrenemiyordu. Heykeller, yazıtlar, anıtlar, sokak adları... geçmişe ışık tutabilecek her şey sistemli bir biçimde değiştirilmişti. (Sayfa 110)

“Uğrunda savaştığımız davalar, savaş alanında, işkence odasında, batmakta olan bir gemide hep unutuluveriyordu, çünkü beden şişip büyüyerek tüm evreni kaplıyordu; korkudan çarpılmadığınız ya da acı içinde haykırmadığımız durumlarda bile yaşam her an açlığa, soğuğa, uykusuzluğa, mide buruntusuna ya da diş ağrısına karşı verilen bir savaşımdı.” (Sayfa 114)



“Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde buluşacağız" demişti O'Brien... ...karanlığın olmadığı yer, düşlenen gelecekti; hiçbir zaman göremeyeceğimiz, ama belli belirsiz de olsa paylaşabileceğimizi sezdiğimiz gelecek.” (Sayfa 115)
“Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.” (Sayfa 206)

“Yüzyıl ortalarında meydana gelen 'özel mülkiyetin ortadan kaldırılması', gerçekte, mülkiyetin eskisinden çok daha az kişinin elinde toplanması anlamına geliyordu.” (Sayfa 223)

 “Savaşın amacı toprak ele geçirmek ya da toprak yitirmeyi önlemek değil, toplum yapısının hiç değişmeden sürmesini sağlamaktır.” (Sayfa 230)

“En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır.” (Sayfa 231)
 “Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz; diktatörlük için devrim yapar.” (Sayfa 284)
“İnsan insana nasıl hükmeder, Winston?
Winston biraz düşünüp” acı çektirerek” dedi.” (Sayfa 302)


KİTAPTAN NOTLAR

George Orwell’ın 1947-1948 yıllarında yazdığı 20. yüzyılın en etkileyici distopyalarından biri kabul edilen 1984’ü okudum. Hayvan Çiftliği kadar akıcı ve sürükleyici olmadı benim için.
Hayvan Çiftliği’nde olaylar hayvanlar üzerinden anlatıldığından masal okumak gibiydi. Ancak 1984 kurgu ve konu olarak daha zorlayıcı, sarsıcı bir okuma oldu.

George Orwell, “1984” romanını ‘’Avrupa’daki Son Adam’’ adıyla yayınlamak istese de yayıncının müdahalesi ile “1984” adı ile yayınlanır. Hayvan Çiftliği’nde pek çok siyasetçiyi hedef alan yazar acaba kitabın adını seçerken; kimi kast etmişti diye merak ettim.
Yayıncının bu müdahalesi bence yerinde olmuş. 1984 daha akılda kalıcı ve çarpıcı bir isim olmuş. Eminim 1990’larda 2000’lerde uçan arabaların olacağını düşünen nesil için kitabın yazıldığı yıllarda 1984 uzak ve belki de hayali bir dünyaydı kim bilir. 

1984 romanında yeni ve özgürlüklerin olmadığı dünya yapısı, yeni bir sistem, kelimeleri azaltılmış yeni bir dil vardır. Kitabın sonunda ek olarak yeni dünya düzenini anlatan ayrıntılı bilgiler de verilmiş. Bu kısım, okuyucunun kitabın içeriğini anlaması bakımından doğru bir yaklaşım olmuş.

Ayrıca; Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’de sürekli tekrarlanan “Büyük Birader Seni İzliyor” uyarısının yeni bir kavram olarak ortaya çıkmasını ve dile yerleşmesini sağladığını öğrenmiş oldum.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...