CENGİZ AYTMATOV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CENGİZ AYTMATOV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2019 Cuma

CENGİZ AYTMATOV – TOPRAK ANA


MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU DEĞERLİ OKUYUCULARI;


Sizlerle Kırgız yazar Cengiz Aytmatov‘un 1963’te yayınlanan ve Lenin Ödülü‘ne layık görülen romanı Toprak Ana’yı paylaşmak istiyorum. Eser pek çok dile çevrilerek ödülü hak ettiğini de göstermiştir bence. 


KİTABA BAŞLARKEN;
Babam Törekul Aytmatov,
Bilmiyorum mezarın nerededir
Bunu sana sunuyorum.
Anam Nahima Aytmatova,
Biz dört kardeşi sen yetiştirdin,
Bunu sana sunuyorum.


ARKA KAPAK
Cengiz Aytmatov, Toprak Ana romanında Erkekleri askere alınan bozkırın ortasındaki bir Kırgız köyünde geride kalanların çektiği sıkıntıları anlatıyor. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, anaların evlatlarını bir bir askere göndermesi, ayrılıklar, gözyaşları... Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş. Cengiz Aytmatov, o her zamanki berrak ve akıcı üslubuyla bizleri, adeta insanları öğütür gibi harcayan savaş düzeneğinin yarattığı trajedilerle sarsıyor.


ÖZET
135 sayfalık kısa romanımızda olaylar toprağını ailesi kadar seven romanımızın başkahramanı Tolgonay'ın ağzından anlatılmaktadır. Roman boyunca Tolgonay, acı tatlı tüm yaşadıklarını Toprak Ana’ya anlatır. Tolgonay'ın toprakla yarenliği henüz küçücük bir çocukken başlamıştır. Tolgonay, tıpkı ailesi gibi ataları gibi geçimini topraktan sağlamaktadır. Büyüyüp serpildiğinde, kendisi gibi toprak işçisi olan Suvankul'a aşık olur ve çok geçmeden evlenirler. Üç oğulları olur. Tarlalarda çalışarak geçimlerini sağlarlar.

Oğullarının en büyükleri babasına benzeyen Kasım’dır. İkinci evlatları Maysalbek, de babasına benzeyen öğretmen olmak isteyen bir gençtir. Üçüncü oğulları Caynak ise annesine benzeyen bir gençtir. Suvankul, kendini geliştirir, okuma öğrenir. Köye ilk traktörü getiren ekip başıdır.  
Aradan yıllar geçer. Çocuklar büyür. Kasım babasının izinden giderek biçerdöver sürücüsü olur. Çok güzel bir dağ kızı olan Aliman’ı eve gelin getirir. Aliman eşine çok düşkündür. Tolgonay da gelinini sahip olamadığı kızı gibi sahiplenir ve çok sever. Maysalbek öğretmen olmak için, köy okulunu bitirince kente gider ve en küçükleri Caynak da Gençlik Kolu Kulübü'nün başkanı olur. Her şey yolundadır.

Köyde buğday hasatı zamanı geldiğinde ansızın köye gelen bir Rus askerinden savaş çıktığı haberini alırlar. Köydeki erkekler birer birer askere çağrılır. 

DEVAMI KİTABIMIZDA... 


KİTAPTAN NOTLAR

Nora yayınlarından okuduğum, yazarın Beyaz Gemi’si ve Ötüken Yayınlarından çıkan Cemile’nin ardından okumak üzere seçtiğim üçüncü Aytmatov kitabı yine Ötüken yayınlarından çıkan Refik Özdek tarafından çevrilen Toprak Ana oldu. Her ne kadar Cemile ve Toprak Ana’yı severek okusam da Beyaz Gemi’nin benim için bambaşka bir yere sahip olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Biçimsel özelliklere gelecek olursak; kitap isminin ve editör bilgilerinin yer aldığı iki sayfadan sonra bölümler halinde yazılmış kitabımıza Aytmatov’un babasına ve annesine ithafen yazdığı şiir ile giriş yapılıyor. Kitap on sekiz bölümden oluşmakta.  


Toprak Ana ve Cemile aynı dönemleri konu alan II. Dünya Savaşı yıllarını, savaşın şiddetini, savaş yıllarında insanların yaşadığı sefalet, açlık, acı, ölümü anlatmakta. Bu nedenle ister istemez kitapları ve karakterleri kıyaslıyor okuyucu.
Cemile ve Aliman savaşın genç kadınları her ikisi de kocalarını cepheye göndermiş, kendileri de cephenin gerisinde, savaşa destek olan kadınlar. Tolgonay da evlatlarını kaybeden güçlü bir kadın. Her şeye rağmen  gelinine sahip çıkan güçlü bir kadın. Bu yüzden de eli öpülesi bir kadın.

Bu güne dek, “savaş” konulu pek çok kitap okudum. Filmler izledim. Toprak Ana’yı bunlardan ayıran en önemli özellik, tank, tüfek göstermeden olayları savaş tüm şiddeti ile devam ederken; geride kalanların üzerinden anlatması. Bunu yaparken de eski ve yeni nesli temsil eden iki güçlü kadını seçmesi. 


Acılarla savaşan Tolgonay, ile acılarına teslim olan Aliman.
Tüm bunları yaparken de duyguları okuyucuya geçirme bakımından yazarın başarısı tartışılmaz. Küçük bir Kırgız köyünün sahne olarak seçildiği bir savaş kesitinden yola çıkarak, açlığı, sefaleti, ölümü… tüm şiddeti hissediyorsunuz.
Hayattan aslında pek de büyük beklentileri olmayan Kırgız köylülerinin elindeki ufacık mutlulukları da kaybı ayrıca beni en çok etkileyen durum oldu. Suvankul’un cümleleri özetliyor olayı. Ancak bu ufacık mutluluk bile çok görülüyor romanımızdaki kahramanlara…

“Toprak ve su insanlar arasında eşit olarak paylaştırılınca, kendi tarlamız olunca, kendi tarlamızı sürüp eker, kendi ürünümüzü kaldırınca, biz de mutlu olacağız. İnsanın çok büyük mutluluğa ihtiyacı yoktur Tolgonay. Bir çiftçi için mutluluk, kendi tarlasını sürüp ekmek ve ürün almaktır.” (Sayfa 13)

Kitabın diline gelecek olursak. Yazarın kullandığı dil çok sade ve akıcı. Elinize almanızla bitirmeniz ve bitirirken de içinizde büyük bir burukluk hissetmeniz aynı anda oluyor neredeyse. Kitabı bu kadar hızlı okumaktan bahsetmişken aklınıza derinliği olmayan okuyup geçtiğiniz bir kitap olarak düşünmeyin. Kitap bittikten sonra etkisinden çıkması zor oluyor insanın. Bu anlamda kitabı okumanızı tavsiye ederim.


Okuduğum üç kitaptan da çıkardığım sonuç şu ki; yazarın kendi yaşantısından dolayı mıdır bilmem; kitaplarının mutlu sonla bitmemesi. Beyaz Gemi’nin boğazımda bıraktığı düğüm hala etkisini korurken; Toprak Ana ikinci düğüm etkisini yarattı.  Tek teselli Canbolat oldu. Ölümün içinden sıyrılan yaşam olarak…

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…

24 Mayıs 2019 Cuma

CENGİZ AYTMATOV – CEMİLE


MERHABALAR, 
KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU DEĞERLİ TAKİPÇİLERİ;



Okuduğum ikinci Aytmatov kitabı olan "CEMİLE" yi paylaşmak istiyorum sizlerle... 


“Şimdi onlara bakıyor ve Danyar’ın sesini işitiyorum. Beni de yola çağırıyor: Demek ki bavulumu alıp gitmenin zamanı geldi. Ben de bozkıra, kendi köyümüze döneceğim ve orada yeni renkler arayacağım.
Fırçayı her vuruşumda danyar’ın türküsü çınlasın ! Fırçayı her vuruşumda Cemile’nin yüreği çarpsın!” (Sayfa 80)

ARKA KAPAK 

Aytmatov’a ilk büyük şöhretini kazandıran Cemile, bir çoklarınca en güzel aşk hikâyesi olarak değerlendirilmiştir. Gerçekten de Cemile, aşk ve tabiatın çocuk dikkat ve masumiyetiyle sunulduğu şahâne bir duygu tablosudur. Ayrıca töre ve çevre şartlarının insan unsurlarıyla ilişkileri açısından da olağanüstü bir hikâyedir.

“İşte şimdi burada, Villon'un, Hugo'nun, Baudelaire'nin Paris'inde, kralların ve devrimlerin Paris'inde, ressamların yüzyıllık Paris'i olmakla övünen her taşı ya bir tarihi, ya bir efsaneyi hatırlatan şu Paris'te Werther, Bérénice, Antoine ve Kleopatra, Manon Lescaut, Education Sentimentale, Dominique, hepsi birdenbire gözümden düşüverdi. Çünkü ben Cemile'yi okudum. Roméo Juliette, Paolo ve Francesca, Hernani ve Dona Sol, artık bunların hiçbiri gözümde değil, çünkü ben ikinci dünya savaşının üçüncü yılı yazında, 1943 yılının o Ağustos gecesinde Kurkureu vadisinde bir yerde Zahire arabaları ile giden Danyar ve Cemile'ye, bunların hikâyesini anlatan küçük Seyit'e rastladım.” Louis Aragon


YAZARA DAİR;

Cengiz Aytmatov, 1928 yılında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e bağlı olan ve Talas vadisinde yer alan Şeker Köyünde doğmuştur. Babası Törekul Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatov’adır. Babası Törekul Aytmatov at yetiştiricisi, Tatar kızı olan annesi Nagima Hamziyevna ise Abdulvaliyeva tiyatro aktrisiydi.  Yazarın asıl ve tam  adı ise Cengiz Törekuloviç Aytmatov'dur.

Cemile adlı roman daha çok ülkemizde sevilmiş bir romancı olan Cengiz Aytmatov’un   Sosyalist idare altındaki Türk insanları  geleneklerini, destanlarını  ve atalarının anılarını yaşamak istiyorlar. mesajını vermeye çalıştığı romanlarından biridir.   Bu romanı da Aytmatov’un çocukluk yıllarını geçirdiği   Talas Vadisinin tarihi öğelerini ve kültürünü aktarmaktadır. Yazarın bu eserinde de folklorik unsurlar, masal kahramanları, geleneğin taşıdığı tecrübelerle doludur. (ALINTIDIR)
 


ÖZET
Olaylar ergenliğe yeni girmiş 15 yaşlarındaki Seyit’in ağzından anlatılmaktadır. Kurkurcu köyünde geçmektedir. Seyit romana adını veren Cemile’nin üvey abisi Sadık’ın eşidir. O yörenin gelenekleri gereğince Seyit’in babası, Sadık’ın babası öldüğünde, Sadık’ın annesi ile evlenmiştir. Seyit’in babası yaşlı bir dülgerdir. Büyük Ev ve Küçük Ev dedikleri iki ev bir bahçede yaşamaktadır. Büyük Ev’de annesi ve yaşlı babası ile Seyit yaşarken, Küçük Ev’de Küçük anne ve gelini Cemile yaşamaktadır.


 II. Dünya Savaşı devam etmekte ve Seyit’in iki ağabeyi ile Sadık ve Sadık’ın kardeşi de Kursk ve Orel bölgesinde üç yıldır savaşmaktadır. Erkekler cephede olduğundan tüm işler kadınların ve ergenliğe yeni girmiş henüz askerlik yaşına gelmemiş gençlerin omuzlarına verilmiştir.

“... savaşın öyle lâf olsun diye anlatılacak bir konu olmadığını, uyumak için bir peri masalı dinler gibi dinleyemeyeceğini çok açık bir şekilde anlatmış oluyordu. (Sayfa 33)

Güzel ve alımlı bir kız olan Cemile; bu ailenin tek gelinidir. Cemile, erkek gibi serbest yetişmiş, lafını esirgemeyen, çalışkan güçlü bir kadındır. Kocasının evlenmelerinden kısa bir süre sonra askere gitmiş, Cemile’ye onun yolunu gözlemek kalmıştır.


Savaşın devam ettiği günlerde köylerine Ozmat adında bir komutan gelir. İstasyona tahıl taşıma görevi için evin annesinden Cemile’yi ister. At arabaları ile istasyona buğday taşınacaktır. 

 “Hem konuşmaya ne gerek vardi? Insan her seyi anlatamaz, zaten kelimelerde her şeyi anlatmaya yetmez...” (Sayfa 51)


Kayınvalidesi bu olaya başlarda sıcak bakmasa da oğlu askerde olduğundan ve Seyit’in de Cemile’nin yanında gidecek olunca razı olur.  Yaralandığı için cepheden dönüp, köye yerleşen köyle uzaktan bağı olan Danyar da onlarla birlikte çalışacaktır. Danyar, kendi halinde,  içine kapanık ve çalışkan işini iyi yapan eski bir askerdir.


Tahıl taşıma görevi böylece başlar. Seyit ve Cemile çok yorulsalar da bu işi severek yaparlar. Bu sırada Cemile’ye sarkıntılık emeye çalışanlar da yok değildir. Özellikle Osman isimli bir genç musallat olsa da Cemile ona yüz vermez.

“Tabii o gün, bu işin nasıl sona ereceğini ne annem biliyordu ne de ben.” (Sayfa 15)
DEVAMI KİTABIMIZDA….


KİTAPTAN NOTLAR

Daha önce Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi’sini okumuş çok da beğenmiştim. Bunun üzerine yazarın kitaplarının bir bölümünü almıştım. Okuduğum birkaç sayfa sayısı fazla kitabın ardından (Sahilde Kafka ve Kumandanı Öldürmek) dinlenmelik kısa bir kitap okuyayım dedim. Elime Zweig’in Gömülü Şamdan’ı ve Aytmatov’un Cemile’sini aldığımda arka kapak yazısı nedeniyle Cemile’de karar kıldım. 


Ancak Aragon’un en güzel aşk hikâyesi dediği hikâyeyi ararken; savaştaki kocasının ardından yine savaşta sakat kalmış bir adamla giden Cemile’yi buldum. Nedense; aşktan çok içimde Cemile’nin ihanet burukluğu kaldı. Kaldı ki; Sadık da o dönemler savaşta yaralanmış ve hastanededir. Bir de Cemile’yi haklı göstermek adına Sadık’ın kaba, geleneklerine bağlı yapısının, Cemile’ye ayrıca mektup yazmamasının gösterilmesi de hoşuma gitmedi. İnsanların babasının yanında saygıdan kendi çocuklarını bile sevmediği dönemleri düşünürsek bu gerekçe haklı gelmedi bana. 


“- Seni ona değişir miyim hiç! Sen öyle mi sandın? Hayır, hayır asla! O beni hiç sevmedi. Mektubunun en sonunda bana bir tek selâm söylüyordu, o kadar. Bundan sonra sevse de istemem. Kim ne derse desin. Sevgilim, kimsesiz sevgilim benim! Uzun zamandan beri seviyorum seni…Bilmediğim zamanlardan beri seni sevmiş, seni beklemişim ben. Ve işte geldin, seni beklediğimi biliyormuş gibi geldin!” (Sayfa 71)

Belki de bu yorumu yapmamın nedeni yaşımla ilgili de olabilir. Üniversite yıllarında Anna Karenina’yı, ya da Madam Bovary’yi okuduğumda kadın karakterleri bu kadar yadırgamamıştım ve aşk kazansın istemiştim. Ama aynı kitapları 35’den sonra okuyunca ilk okumalarımdaki gibi düşünmüyor insan.  Belki de Alyazmalım’daki Aysel’i aradığım içindir. Bir de buna ek olarak Cemile’nin köy içindeki davranışları, serbestliği, -hele suya atıldığı sahne- şimdilerde bile hoş karşılanmayabilir pek çok kesimde. 


Elbette Seyit’in pastoral tablosu insana sempatik gelebilir ama Sadık tarafından bakılınca resim aynı güzellikte serilmiyor karşıma. Cemile-Danyar aşkı meşru kılınmak için Sadık’ın kötü gösterilmesi de gereksiz olmuş. Keşke Sadık askerde şehit olsaydı. Ya da Sadık ile Cemile zorla evlendirilmiş olsalardı. Bu şekilde hikayeye bakışım değişebilirdi.  Kaldı ki, Cemile kaçtıktan sonra Sadık'ın kötü gösterilmesi gereksiz olmuş. Çünkü evliliklerinin içerisinde bu durumdan bahsedilmiyor. 

Aklımı kaybetmiştim sanki. Dereye dalıp, suların içinde arkalarından koşmaya başladım. Hızla giderken birden düşüp yuvarlandım. Gözlerimden çeşme gibi yaş akıyordu. İşte o zaman yerde uzanıp yattığım o anlarda, birden anladım Cemile’yi sevdiğimi. Evet, sevmiştim ve bu benim ilk çocukluk, ilk gençlik aşkımdı an ben yalnız Cemile'den ve Danyar’dan değil, çocukluğumdan da ayrılmıştım.” (Sayfa 75)

Gelelim kitabın kurgusuna. Kitap uzun öykü uzunluğunda 80 sayfadan oluşmakta. Yazılış sırasına bakılacak olursa Aytmatov'un ilk eserlerinden. Olay ergenliğe yeni adım atmış Seyit’in ağzından anlatılmakta. Cemile, Seyit’in üvey ağabeyinin karısıdır. Küçük Seyit aslında kendisinin bile aşık olduğu bu güzel kadının, o toprakların sevdalı türkülerini söyleyen; hisli ve sevdalı Danyar’la olan aşklarının da tek şahididir.

Başlarda karakterler ayrıntılı anlatılırken; sonraları hiç yoklarmış gibi kurgu Cemile, Danyar, Seyit üzerinden ilerliyor. Evin annesinin daha fazla yer almasını isterdim doğrusu. Belki de bu yüzden bana yarım bırakılmış gibi geldi. Yazarın diğer kitabı Beyaz Gemi ile kıyaslayacak olursak, Beyaz Gemi kurgu olarak daha başarılı gelmişti bana.

“Fırtına, güçlü ve büyük bir ağacı devirirse, o ağaç bir daha doğrulamaz” (Sayfa 76)

21 Ocak 2019 Pazartesi

CENGİZ AYTMATOV – BEYAZ GEMİ

MERHABALAR;

KİTAPLARIM OLMADAN ASLA'NIN SEVGİLİ TAKİPÇİLERİ...

“İki masalı vardı onun. Biri kendisinindi, bu masalı kimse bilmezdi. Ötekini ise ona dedesi anlatmıştı. Sonra ikisi de yok olup gitti. Şimdi anlatacaklarımız bununla ilgilidir.” ( Sayfa 5, Kitaba başlarken…)

Aytmatov denince çoğumuzun aklına "SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM" gelir. Bir filmde karakterlerin biri diğerine "BEYAZ GEMİ"yi hediye ettiğinden beri merak ettiğim kitaplardan biridir; Beyaz Gemi. Geçtiğimiz günlerde okul kitaplığına hediye gelen kitapların içerinde görünce bu güzelliği ilk okuyan ben olmak istedim. Kitap kolisinde bu güzellikle karşılaşmak beklenmeyen bir armağan gibiydi.Okuduğum ilk Cengiz Aytmatov kitabıydı. Bu keyifli okumayı paylaşmak istiyorum sizlerle...


ARKA  KAPAK

İyi yürekli dedesinin himayesine terk edilmiş küçük oğlan balık olmayı, böylece Isık-Göl’de yavaşça seyreden beyaz gemiye ulaşmayı düşler. Gemide hiç görmediği babası vardır; çocuğun yanı başındaysa engin ve korkutucu bir orman... Dedesi hamarat Momun küçük torununa kimsesiz çocukların ve ormanın koruyucusu Boynuzlu Geyik Ana’nın masalını anlatır durmadan. Boynuzlu Geyik Ana ormanın içinden elbette çıkıp gelecektir; gelişiyle insan gaddarlığının bütün gerçekliğini gözler önüne sererek…

 “Dedemin daha bir nice masalı vardır! Kimi üzücüdür, kimisi acıklı, insan dinledikçe gözleri yaşarır. Ama ben bunlardan en çok Boynuzlu Geyik Ana masalını severim. […] Bu masalı sen de biliyor musun, baba? Dedem masalda anlatılanların hepsinin doğru olduğunu söylüyor. Bir zamanlar olmuş bu şeyler. Biz hepimiz Boynuzlu Geyik Ana'nın çocuklarıymışız.”


ÖZET
Roman annesi ve babası ayrılınca dedesi tarafından büyütülen yedi yaşını doldurmuş, sekizine basmakta olan bir çocuğun gözünden dünyayı anlatmaktadır. Isık –gölü kıyısında San-Taş vadisinde korucuların evlerin bulunduğu orman kenarında yaşamaktadır kahramanımız.  Burada topu topu üç ev vardır. Dedenin ikinci eşi olan nine ile dedeyle yaşamaktadır küçük çocuk.

“Peygamber olan peygamberliğini bilmez ki! O da hepimiz gibi insandır. Yalnız haydutlar bilirler haydutluklarını.” (Sayfa 45)

İkinci evde dedenin kızı Bekey teyze ile damadı Orozkul yaşamaktadır. Orozkul orman işçilerinin amiri konumundadır. Aynı zamanda Momun’un kızı ile evlidir. Çocuğu olmayan Orozkul, içki içip, eşini sürekli dövmektedir. Momun ise buna seslenememektedir; çünkü Orozkul'un yanında çalışmaktadır. Yaşlı olduğu için bu saatten sonra başka yere gitmeye cesareti yoktur. Aynı zamanda nine de Momun’a engel olmaktadır. Üçüncü evde Seydahmet ve karısı bebekleriyle yaşamaktadırlar. 


“Avunduğum başka bir şey daha var: İnsanın çocuksu, temiz vicdanı tohumun içindeki öz gibidir. Bu öz olmadan hiçbir tohum gelişemez ve bizleri ileride ne beklerse beklesin, insanlar da yaşadıkça hak,doğruluk denen bir şey de var olacaktır.” (Sayfa 182, Kitabı bitirirken;)


Dedesinin anlattığı masallarla büyüyen çocuğun hayal dünyası oldukça zengindir. Sürekli hayaller kurar. Kendince isim verdiği kayalarla konuşur. Dedesinin dürbününü eline alıp çevreyi seyredip düşünür. Dürbününden sonra en yakın arkadaşı dedesinin kaptıkaçtı çerçisinden aldığı okul çantası olur. 
Özellikle,  çocuk Boynuzlu Geyik Ana masalını çok sevmektedir. Aynı zamanda dedesiyle birlikte bu masala inanmaktadır. 


Dedesinin yaptığı gölün sığ bölümünde taşlarla çevirdiği havuzda yüzen çocuk balık olmayı istemekte ve böylece Isık Göl'deki Beyaz Gemiye ve hayalindeki babasına kavuşacağı günü düşlemektedir. Düşlerinde babasıyla konuşmaktadır.

"Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!"

DEVAMI KİTABIMIZDA....


KİTAPTAN NOTLAR

Kitabı kapattığımda içimde biriken, üzüntü, acıma, öfke gibi duygulara engel olamadım. Kitaptaki çocuğa sıkı sıkı sarılmak istedim.  İyi ki öğretmenim, iyi ki sıkı sıkı sarıldığım çocuklarım var. Kitabın duygusallığıyla kiminin gözlerinin ışığında, kiminin kurduğu hayallerde gördüm roman çocuğunu.  Derinden hissettim bekleyişini, çaresizliğini.

Yazarı ilk defa okumakta birlikte yazarın kahramanın başından geçenleri okuyucuya hissettirme gücü beni etkiledi. Koşarken çocuklar birlikte nefes nefese kalıyorsunuz, inandığı değerler yıkılıp gidince, onunla yıkılıyorsunuz. Muhteşem bir anlatım olmuş bence. 

Yazarın geçmiş ile gelecek arasında masal yardımıyla köprü kurması da çok güzel olmuş. Dedemin de anlattığı bir masal vardı. bazen hatırlarım. o geldi aklıma .Kısacası kitap yüreğime dokundu. 

Bu ayki alışverişime yazarın kitaplarından eklemek niyetindeyim. Önerileri olanlar varsa; paylaşırlarsa sevinirim…

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…
SEVGİLER...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...