“KAPLUMBAĞALAR”, benim üniversite yıllarında
okuduğum, Köy Enstitülerini anlatan romanı “YILANLARIN ÖCÜ”
romanından sonra okuduğum ikinci Fakir Baykurt romanı.
Köy romanı
dendiğinde Türk Edebiyatı’nda ilk gelen isimlerden sayılan Fakir Baykurt
bizleri kaplumbağaların önderliğinde ; Anadolu bozkırına götürüyor. Roman için
seçilen mekân Ankara’ya 100 km uzaklıktaki bir Alevi köyü Tozak. Fakir, kurak
bir köy. Yazar harman kaldırma dönemi buğday hasadı ile başlıyor romana.
Romana başlamadan önce dört sayfalık Önsöz’den başlamak
istiyorum. Yazarın “YILANLARIN ÖCÜ” romanının film gösterimi sırasındaki anlatımından yola çıkarak romanın
nasıl yazıldığı sorusunun cevabı niteliğinde olmuş yazı.
“(...) Halkı selamlamak için perdenin önüne çıktığım zaman
alkış, ıslık birbirine karıştı. (...) Birkaç saniye sonra, kıran kırana bir
dövüş başladı. Başkentli seyirciler kravat kravata geldi. Hınçla, istekle
vuruşuyorlar. (...) Birtakım sersemler gerçeği tekmeyle, yumrukla örteceğini
sanıyor. (...) Getirdiğim öykünün kendilerine batan yerleri vardı tabii.
(...)kafamdaki romanı yazdığım zaman ne yapacaklar acaba?”
“Bu roman,her
türlü teknik ve elektronik araçların büyük gelişmeler gösterdiği ve üretkenliği
alabildiğin arttığı bu dünyada,yiyeceği yıllık zahireyi,yanıp kül olmuş
topraklardan parmaklarıyla toplamaya çalışan ve varlığını sürdürebilmek için
istekle üreten Türk köylüsünün hayatından kesittir.”
Yazısını da şöyle bitirir. Köylülere ithafen… “Oturup
yazdım. Kaplumbağalar odur, onlarındır.” der. “Acı, buruk bir roman oldu.” diye
ekler. En çok da yumrukçu ya da neme gerekçi aydınların değil köylülerinin
okumasını, severse onların sevmesini, ıslıklarsa onların ıslıklamasını istediğini
belirtir.
ARKA
KAPAK
Tozak köyü şu koca yeryüzünde, kıyıda köşede kalmış bin yamalı bir yoksul
yorganı, alabildiğine kurak, bakımsız, unutulmuş. Ahalisi desen günümüz
köylüsü: Hâlâ devletten medet uman, “Hökümetimiz en iyisini bilir” diyen,
cahil, kaba saba ama bir o kadar çalışkan, sahici ve vicdanlı. Köyün Eğitmen
Rıza’sı, Muhtar Battal’ı ve akıllı delisi Kır Abbas’ı gün olur akıl yürütür, el
ele verir, köylüyü de peşine takıp bir bağ kurar, hem de taşlı bir tarlada, bin
bir emekle, özveriyle ve gece gündüz çalışarak. Tam ağızları üzümlerle
tatlandı, yürekleri umutla doldu derken, hiç ummadıkları bir anda hükümetin
tokadını yerler... ama ne tokat! Bir anda, bürokrasinin çarkında bir çapak olup
çıkarlar. Hak hukuk ararlar aramasına ama neyin hakkı, neyin hukuku?
Mazimizde yer etmiş ama bugün hala varlığını sürdüren sorunlara değinen, yalın
ama zengin bir dille yazılmış, özgün ve aydınlık bir edebiyat eseri olan
Kaplumbağalar, yaratıcı ülkemiz köylüsünün olduğu kadar, onun bürokrasi
karşısındaki çaresizliğinin ve cehaletinin de hikayesini anlatıyor.
ÖZET
“Gecenin düşleri, gündüzün işlerinden,
gündüzün belasından daha çok yoruyor, daha çok eziyor Tozaklıları.” (Sayfa 107)
Roman, Ankara'ya 100, Kızılırmak'a 15 km
uzaklıkta bulunan Tozak köyünde geçmektedir.(Bugünkü Tozaklı köyü sanıyorum)
Olay karakterlerin konuşmalarından hareketle Atatürk’ün ölümünden sonraki
süreden 1960’lı yılları kapsamaktadır. Araştırdığım kadarıyla Türkiye’de ilk
arazi kadastrosu 1950 yılında yapılmaya başlanmıştır. Buradan hareketle romanın
geçtiği tarih aşağı yukarı bahsettiğim dönemi kapsamaktadır.
Tozak, çevresi Sünni köyleriyle çevrili
bir altmış hanelik bir Alevi köyüdür. Köy kuraktır. Köylüler, geçimlerini
ektikleri, buğday (ki ondan da bazen tohum ektikleri kadar buğday
almaktadırlar) ve hayvancılıktan sağlamaktadırlar. Köy Ankara’ya bu kadar yakın
olmasına rağmen bir o kadar da uzaktır aslında.
Alevi geleneklerini sürdüren köy halkı,
düğünlerde eğlencelerde içmek için şarap yapmak için üzüm almak isteseler de
Sünni köylerden alamamaktadırlar. Sünniler şarap yapmak üzere üzüm satmayı
haram sayarlar. Köye gelen üzüm satıcıları da üzümü ve kili buğday karşılığı
satsa da çoğu köylü üzümün tadını bile bilmez. Hal böyleyken köyün eğitmeni
Rıza; eğitmen olmak için enstitüde okurken öğrendiği bağ yetiştirme teknikleri
ile köyde bağ yapma, üzüm yetiştirme teklifinde bulunur. Köyün ileri
gelenlerinden Kır Abbas ve Muhtar Battal ile ölçüp biçtikten sonra köyün Purluk
denen bölgesinin Rıza’nın gördüğü Mahmudiye’de gördüğü bağların toprağına ve
havasına çok benzemesinden dolayı buraya bağ yapmaya karar verirler. İlk sorun
bahsi geçen toprağın taşlık olmasıdır. İkincisi ise köylünün kabul edip,
etmeyeceğidir..
Kır Abbas’ın kardeşinin oğlunun düğününde
konuyu köylüye açarlar. Her ne kadar köylünün aklına başta yatmasa da; bol bol
üzüm yemek, pekmez kaynatmak, şarap yapmak fikri onları cezp eder. Bu
fikirlerinde onları köye gelip, okulu denetleyen Hamdi bey de destekler. Yardım
sözü verir.
“Milleti
tenzih ederim! Ölmemiştir, hem de ölmeyecektir! Şu yaz gelince damların
üstünde, yıldızların altında yatanlar öyle bin canlı ki, kimse bunu bilmiyor.
Bu gelinler, bu çilekeş analar, her kıtlıktan, savaştan, askerlikten sonra
milleti yeni baştan fışkırtıyorlar! Çok mutlu bize ki, ayrık otu gibiyiz,
eşekler kemirdikçe yeniden bitiyoruz. Neden? Hep bu insanların gücünden,
onların canlı suyundan!” (Sayfa 324)
Çok geçmeden köylüler, ölçerek her haneye
iki dönüm arazi düşecek biçimde yüz yirmi dönümlük araziyi ölçüp biçerler. Ve
bağ ekimine uygun biçimde toprağı aktarır, taşlarından temizlerler. Ziraat
dahil kimseden yardım görmeden çubukları bulup, bağları ekerler. Bağı
hayvanlardan korumak için hendek kazıp, bağa gittiklerinde kullanmak için bir
de kuyu yaparlar.
Kır Abbas öyle sevinçlidir ki; yorganını
yatağını toplayıp, bağda yatmaya, bağın gönüllü bekçiliğini yapmaya başlar. Çok
geçmeden kaplumbağalar da Purluk’a akın etmeye, yuvalarını buraya yapmaya başlar.
Çünkü bağın serinliği onları güneşin yakıcığından kurtarmaktadır. Karınlarını
da bağın yapraklarından doyurmaktadır. Kır Abbas da onları koruyup,
kollamaktadır. bağın yeşermesinin sevincini üçüncü torununa “Yeşer” vererek
kutlar adeta.
Birkaç yıl sora verdikleri emeğin
karşılığını alırlar ve ilk ürünü alırlar. Şenlikli, eğlenceli kendilerine
yakışır bir bağ bozumu yaparlar. İlk ürünlerinden Ankara yoluna çıkıp,
arabaları durdurup, saçı yaparlar. Pekmez kaynatır, şarap yaparlar. Ama
mutlulukları çok sürmez.
Bir akşamüstü, köye havadan kara bir şey
düşer. Düşen şey, meteoroloji gözlem aracıdır. Köylü, çok çekinir ve bu
yabancı cisimden korkarlar. Bu cismi okulun bir odasına kapatırlar. Bu bir
uğursuzluk emaresi gibidir.
DEVAMI KİTABIMIZDA...
KİTAPTAN
NOTLAR
Olay örgüsü, Kır Abbas, Eğitmen Rıza ve Muhtar Battal
etrafından biçimleniyor. Köye gelip gidenleri, diğer köylüleri de sayarsak,
oldukça kalabalık ama bir o kadar da sade bir kahraman kadrosu eşlik ediyor
romana. Çok istekleri olmayan, sade, oyun hile bilmeyen, çalışkan, devletten
çekinen bir Anadolu köylüsü çıkıyor karşımıza.
Romanda yazarın kullandığı dil öyle güzel kullanılmış ki;
yazarın bu konudaki başarısına hayran kalmamak elde değil. Romana başlamadan önce yazar tarafından
yazılmış “Yılanların Öcü” kitabının filminden sonra yaşadıkları ve kitabı
yazamaya nasıl karar verdiğini yazısı ilgi çekici bu yazı kitabı bence daha
anlamlı kılıyor.
Yazar kitabında kaplumbağaları ve onların köylüyle iç içe
geçmiş yaşantısını çok güzel anlatır. Kır Abbas’ın bir anlık öfkeyle, ters
çevirip, sıcakta ölümüne sebep olduğu, yine Kır Abbas’ın torununun beşiğine
asmanın uğurlu sayıldığı için öldürdüğü yavru kaplumbağalar, Kır Abbas’ın
kaplumbağa benzeyen gözleri, kaplumbağa sırtına benzetilen eller…
Yazarın kaplumbağa alegorisini sıklıkla kullanması, kitabına
adını vermesinin altındaki sebep acaba nedir diye merak ettim. Aklıma, devlet
işleyişindeki yavaşlığa gönderme olarak Osman Hamdi tarafından yapılan "Kaplumbağa Terbiyecisi" gelince acaba yazar bir gönderme mi yapmış diye
düşünmeden edemedim. Bir taraftan da kaplumbağanın direnci, uzun yaşaması,
küçük ama emin adımlarla ilerleyişini acaba köylülere mi benzetti diye
düşündüm.
Söz etmeden de geçemeyeceğim. Tasvir yapan, uzun uzadıya
anlatım, açıklama yapan pek çok başarılı yazar vardır. Ancak diyalog yazmak
bence ayrı bir ustalık gerektirir. Yazarın ikili ve çoklu diyaloglardaki
başarısını takdir etmemek elde değil. Kitaptaki diyaloglar ayrıca hoşuma gitti.
(...)"Büyükle büyük, küçükle küçük olsun. Gönül kibir
tanımasın. Düşenlerin, darda kalanların dostu olsun. Unutulmuşların, aranıp
sorulmamışların, gariplerin arkadaşı olsun. İşleyecek işi, herkesle yiyecek aşı
olsun. Büyüsün, iyi bir insan olsun. Adı da, bağlar yeşerince doğdu, Yeşer
olsun!"
(...)"İyi ad!" dedi Cennet Kadın. "Ama
duyulmamış!"
(...)Yüreğimin derinlerinden söyledim. Duyarak söyledim.
Nasıl duyulmamış! Duymayan duysun! Yeni doğan torunumun adı Yeşer olsun!”
(Sayfa 159)
YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...
Kitabın konusu ilgi çekici gözüküyor devamı kitabımızda yazısına gelince bir üzüntü oluştu :D listeye ekleyelim :D
YanıtlaSilKesinlikle cumhuriyetin yeni kurulduğu dönemlere ışık tutması bakımından ilgi çekici bir kitap. sonu da ne yazık ki buruk bitiyor biraz... :(
SilKaplumbağalar romanı köy yaşantısı ve köylülerin bürokrasi karşısındaki çaresizliklerini anlatması adına çok harika bir eserdir. Tanıtım için çok teşekkürler.
YanıtlaSilÇok keyifli bir okuma oldu benim içinde... Fakir Baykurt'un tüm kitapları da farklı konular etrafında dönse de aynı ana fikre parmak basması bakımından etkileyici geliyor bana. yüzleşme gibi...
SilSize katılıyorum. Çok teşekkürler.
SilSevgiler...
SilKaleminize sağlık. Köy Enstitüleri romanı ilgimi çekti. Mutlaka okurum.
YanıtlaSilBozkırdaki Çekirdek de çok etkileyici romanlarındandır yazarın. Fırsat bulursam tekrar okuyacaklarımdan...
SilKonusuna bakınca pek bir şey değişmemiş sanki... :(
YanıtlaSilDeğişmeyen pek çok şey var elbette ama, şimdilerde olsa medya ve kamuoyu desteği ile sonuç değişebilir gibi geliyor bana...
Silkitabın çıkış macerası da ilginç ve etkileyicimiş demek ki,öncesinde yaşanan kavgalar da çok ilginç geçekten..okunması gerken kitapardan biri bence,elinize sağlık..😊
YanıtlaSilKesinlikle okunması gerekenlerden... Özellikle de yakın dönem Türk edebiyatı'na ve yakın tarihe ışık tutması bakımından...
Silfakir baykurt ivit çok iyi yaa. mahmut makal, abbas sayar ile birlikte köy edebiyatının temsilcilerinden :) yılanların öcü güzel ivit. bikaç kitabını daha okudum. onbinlerce kağnı, onuncu köy, tırpan, ırazcanın dirliği :) bu kaplumbağaları okumadım duymadım. ama iyimiş yani baksana. konu iyi. alevi sünni ve köy. okurum bunu daaa :) bi de ne detaylı nanlatıyon ki ne güzeel :)
YanıtlaSilMahmut Makal ve Abbas Sayar okumadım maalesef. Fakir Baykurt kalemini seviyorum. Onuncu Köy aklımda olan kitaplardan... yoruma teşekkürler... Sevgiler...
SilKaleminize sağlık, Köy Enstitüleri toplumun gelişiminin temel taşıdır. Bu kitabı muhakkak okuyacağım, teşekkürler..
YanıtlaSilKöy Enstitülerini anlatan kitapları okumayı, belgeselleri izlemeyi sevenlerdenim. Kemal Tahir'in Bozkırdaki Çekirdek'i tavsiye ederim.
SilYazarı okumadım ama çok okumak istiyorum :))
YanıtlaSilTavsiye edilir... Okuma sonrası yorumunuzu da beklerim...
SilÇok teşekkürler... Her zaman beklerim... SEvgiler..
YanıtlaSil