16 Eylül 2019 Pazartesi

ANTHONY BURGESS – OTOMATİK PORTAKAL (A CLOCKWORK ORANGE)



MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU DEĞERLİ TAKİPÇİLERİ;

ARKA KAPAK
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…
Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. “Uqueer as as clockwork orange”. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezyada “canlı” anlamına gelen “orang” sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm…
-Anthony Burges-
Karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler… Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess antikahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu “nadsat”ı.

… ve Stanley Kubrick’in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir…


ÖZET
 “Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu terbiyeli olmaları söz konusu değildir.” (Sayfa 50)

Kitap karanlık bir zamanda, İngiltere’de geçmektedir. Alex on beş çete lideri bir gençtir. Çetesi ile birlikte sayısız olaya katılmaktadırlar. Gasp, darp, ırza geçme Alex ve çetesi için günlük rutindir. Ancak Alex ve çetesi tek değildirler. Neredeyse normal insanların geceleri sokağa çıkamaycağı kadar suç oranı artmış, toplum düzeni yozlaşmıştır. Polisin gücü olaylara müdahaleye yetmiyor gibidir.


Çetenin kendi aralarında kullandıkları Rusça sözcüklerden oluşan bir jargonları da vardır.  Bu dile “Nadsat” demektedirler. Çetede Pete, Georgie ve Dim de vardır.  Suç işlemenin yanında çete bol bol süt (içerisine uyuşturucu katılmış içecek) ve kanser (sigara) içmektedirler. Kısacası çetenin yapmadığı adilik yok gibidir. Çete yaptıklarından sadistçe haz duymakta, normal karşılamaktadır. Suçu kanıksamışlardır. Hedeflerinde kendilerinden güçsüz, savunmasız herkes vardır.

 “Tanrı ne ister? Tanrı iyilik mi ister yoksa iyi olma seçeceğini mi? Kötülüğü seçen bir insan, kendisine iyilik dayatılmış bir insandan bazı açılardan daha üstün olabilir mi?” (Sayfa 84)


Bir gece çaldıkları araba ile bir köye giderler. Kapısında “YUVA” yazan eve hastalık hilesi ile girerler. Evde  “Otomatik Portakal” adlı bir roman yazmakta olan F.Alexander adlı bir yazar ve karısı vardır. Evi hunharca dağıtırlar. Adamın karısına tecavüz ederler. Yaptıklarından zerrece de utanç ya da vicdan azabı duymazlar.

“Bir akıl çağının kafirliği: Doğruyu görür ve onaylar ama yanlışı yaparım.” (Sayfa 103)

Bu esnada çete içinde liderlik için küçük bir mücadele başlar. Ancak Alex diğer çete üyelerine haddini bildirir ve liderliğine devam eder. Ancak bu durum çete üyelerince unutulmaz.


Başka bir sefer de  evde pek çok kedi ile yaşayan yaşlı bir kadının evine gireceklerdir. Kadın önceki seferki kadın gibi kolayca açmaz kapıyı. Alex camdan içeri girip kapıyı açacaktır. İçeri girdiğinde kadın Alex’e direnir. Kadın yaralanır. Ancak yaralanmadan önce polisi aramayı başarmıştır. Çetenin diğer üyeleri, her şeyin Alex'in fikri olduğunu polise söyler. On dört yıl hapse mahkum olarak hapishaneye gönderilir.

DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR



Kitap seçimlerimi yaparken Kafka’nın İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?” sözünden hareketle, son bir yıllık okuma seçimlerimde “distopya”lara bolca yer verdim. Distopyalar içinde bulunduğumuz ya da bulunmamız olasılığı bulunan felaket senaryoları ilgili düşünce yapımı geliştiriyor diye düşünüyorum. Kitap benim için her zaman pembe rüyalara dalma aracı değil… Hele bir de distopyalardaki olması zor görünen felaket senaryolarının olmaya başladığını görmek ayrıca sarsıcı…


Okuduğum distopyalardan Körlük, Görmek, 1984, Fahrenheit 421 ve Cesur Yeni Dünya… Her biri beni farklı anlamlarda sarsmış ve farklı açılardan olayları değerlendirmemi sağlamıştı. Uzun zaman önce kitaplığıma eklediğim “Otomatik Portakal”a geldi okuma sırası…

“Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir.” (Sayfa 176)

Kitabın yazım süreci ile ilgili bilgiler arka kapakta ayrıntılı verilmiş. Ancak yazım sürecinde yazar ile ilgili “yanlış teşhis” olayını okuyunca, sadece bizde olmuyormuş bu aksilikler diye düşünmedim desem yalan olur.


Kitabın kendine özgü argo bir dili var. Kitap anlatıcının ağzından anlatılıyor. Kitap boyunca Alex, okuyucu ile konuşuyor. Alex’in kullandığı nefret dili özellikle dikkat çekiyor. Konuşurken bu bol küfürlü ve argo dili kullanıyor. Açıkça belirtmeliyim ki; bu dil okuma esnasında beni rahatsız etti. Kitabın Alex’in ağzından anlatılması karakterin duygu durumunu yansıtması bakımından doğru bir seçim olmuş. 

Karakterin sosyopat, acımasız, her türlü adiliği yapmaya meyyal yapısı gözler önüne serilmiş. Yazar Süskind’in Koku’sundan sonra en rahatsız olduğum anti-kahramanı yaratmış diyebilirim. Buradan hareketle kitabın ikinci bölümünde Alex’e işkence edildiği zaman başka bir karakter olsa insani bakardım ama Alex’in hak ettiğini düşündüğüm için ona hiç acımadım.

Burada dikkatimi çeken diğer bir unsur da çete üyelerinin yaşları. Neredeyse ergenliğin başındaki gençler 15’li yaşlarda sokak çetelerinin üyesi olmuşlar. Yine diğer distopyalarda da olduğu gibi aile yapısı da yozlaşmış.

Sigaraya “kanser” denmesi, içki olarak içine uyuştrucu katılan sütlerin içilmesi dikkat çekici. Yazarın içki olarak “süt” ü seçmesinin anlamı nedir acaba? 

Kitaptaki yazarın yazdığı kitabın adının “Otomatik Portakal” olmasından hareketle yazarın benzer bir olay yaşayıp yaşamadığını araştırdım kitaptaki olayın çıkış noktasının İkinci Dünya savaşı Londra’sında Anthony Burgess’ın karısıyla birlikte yaşadığı gerçek bir olaya dayandığını okudum. Karısının tecavüz sonrası bebeğini kaybettiğini ve içki bağımlılığından öldüğünü okudum. Ancak bilgiyi yabancı kaynaklardan teyit edemedim.


Daha önce okuduğum distopyalarda teknolojik gelişmeler ön plandaydı. Ancak bu kitapta hala ev telefonu ve pikaplar kullanılıyor. Bu açıdan bakıldığında, diğer okuduğum distopyalardan ayrıldığını söyleyebilirim.

Kitabın ana karakteri Alex, Beethoven hayranıdır. Suç işlerken bile şiddet eğilimini de Beethoven’ın 9. Senfonisi ile doruk noktasına çıkarır. Ve yazar popüler müziği yine Alex aracılığı ile eleştirir. Kendisi de müzisyen olan ve senfoni bestelemiş olan yazarın bu konudaki görüşünü Alex aracılığı ile okuyucuya ulaştırdığını düşünüyorum. 9. Senfoni lise yıllarımda müzik öğretmenim sayesinde tanıştığım bir eserdi o zamanlar kasetini almış ve zaman zaman dinlemiştim. Keşke yazar Beethoven ve 9. Senfoni’yi böyle bir kahraman ile özdeşleştirmeseydi diye düşündüm.

Sonuç ilk defa okuduğum ve kalemi ile tanıştığım bir yazar oldu Anthony Burgess. Ancak yarattığı anti-kahramanı doğal olarak pek de sevemedim. Okumak isteyenlere şiddet, argo ve suç dünyasının kapısını aralayarak okuyacağını hatırlatmak isterim. Kitabı zaman kaybı olarak görmüyorum ancak herkese hitap eden bir kitap olduğunu da düşünmüyorum.

“Yarın mis kokulu çiçekler ve dönen leş kokulu dünya ve yıldızlar ve yukarıdaki bizim ay filan olacak ve eski kankanız tek tabanca Alex, kendine eş filan arayacak. Bok püsür işte. Cidden korkunç, adi, şerefsiz bir dünya bu, ey kardeşlerim. İşte küçük kankanız size veda ediyor. Ayrıca bu öyküdeki diğer herkese derin dudak müziği sesleri, bırrrrrr.” (Sayfa 168, Kitabın son paragrafı)


YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…

NOT: Bu arada kitap aynı isimle filme de çekilmiş. Etiketsiz görseller filme aittir. ALINTIDIR... 

35 yorum:

  1. OTOMATİK PORTAKAL HAYATI SORGULAYAN ÇOK GÜZEL BİR ESER. DAHA ÖNCEDEN İSMİNİ ÇOK DUYMUŞ ANCAK OKUMA İMKANI BULAMAMIŞTIM. BU KAPSAMLI TANITIM İLE DAĞARCIĞIMDA YENİ BİLGİLER OLUŞTU. TEŞEKKÜRLER EMİNE HANIM, NE GÜZEL BİR TANITIM YAPMIŞSINIZ BÖYLE.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim için de farklı bir okuma deneyimi oldu. İlginç bir anlatımı var. herkese hitap etmeyebilir ama distopya severlere tavsiye edilebilir.

      Sil
    2. Bence, de çok teşekkürler.

      Sil
  2. AYRICA GÖZLEMLEDİĞİM KADARI İLE KİTAP TANITIMLARINDA YOĞUNLAŞTIĞINIZ GÖRÜLÜYOR. ÇOK DA İYİ OLUYOR. DAHA BAŞKA TANITIMLARINIZI DA OKUMAK İSTERİM. İYİ ÇALIŞMALAR.

    YanıtlaSil
  3. Hakan Günday'ın bir romanını okumuştum. O da distopya tarzındaydı ama hayal gücüne hayran kalmıştım. Bu tarzı beğenenler olduğu kadar beğenmeyenler de olacaktır mutlaka:)
    Kitabını okusam da filmini izlemek istemem muhtemelen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de polisiye gerilim konusunda sizinle aynı fikirdeyim. okumak ve izlemek farklı etkiler yaratabilir insanda. Filmi izleyecek ceareti bulamayabilirim ben de.

      Sil
  4. bu yazıyı okuyunca anladım ki hem kitabını okumamakla hem de filmini okumamakla çok şey kaybetmişim. Güzel anlatımınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Farklı bir tür ve bakış açısı ile tanışmak bakımından güzel bir okuma oldu.

      Sil
  5. Düşündürücü, güzel bir film gerçekten.

    YanıtlaSil
  6. resimleriyle içeriğiyle harika bir yazı olmuş elinize sağlık, filmi güzeldi ama kitabını ayrıca etkileyici bulmuştum ben... sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. FİLM görselleri bile çok ley anlatıyor. vakit bulduğumda izleyeceğim... ya da hazır hissettiğimde..

      Sil
  7. Otomatik Portakal ilginç bir kitaba benziyor.

    YanıtlaSil
  8. okudum filmini de izledim, ilginç değişik bir dil, zor geldi banaa ama iyi tabiii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kafka'nın ısıran diye tabir ettiği tarzdan kitaplardan...

      Sil
  9. okumak için elimin hep gittiği ama kararsız kaldığpım bir kitap, ğek çok kişi filmi kitabından çok daha iyi dese de ben önce kitabıu okuyacağım o kesin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben almamın üzerinden bir hayli zaman geçtikten sonra okudum kitabı. Farklı bir kitap..

      Sil
  10. Konunun önemine binâen yazıyla ilgisiz yorum bırakıyorum. Başka türlü ulaşmak için yöntem bulamadım çünkü.

    Blogger profilinizde sol taraftaki "Websayfam" tuşuna tıkladığınızda "bebeğiminİcicileri" yazdığınız için asıl sayfanıza yönlenmiyor insanlar çünkü arada fazladan bir "İ" harfi var.

    Bilginize...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle dikkatiniz için çok teşekkürler... Ancak böyle bir hatanın nasıl gerçekleştiğine dair en ufak bir fikrim yok. Düzeltmeye çalıştım. Profilimi düzenlemeye çalıştım . Ancak başaramadım.

      Sil
    2. Düzenleme bölümüne geçebilmeniz için izlemeniz gereken yol:

      Blogger > Ayarlar > Kullanıcı Ayarları > Kullanıcı Profili Düzenle.

      Bu yolu takip ettiğinizde düzenleme yapabilirsiniz.

      Hatanın gerçekleşme sebebi siz zamanında yazarken fazladan "İ" yazmışsınız.

      Sil
    3. çok teşekkürler...2010'dan beri yazıyorum ne ben ne de başka kimse hatayı fark etmemiş. bir şey daha sorayım sizi yakalmışken. ben bir blogu takibe aldığımda profil resmim değil de google+ da kullandığım foto çıkıyor. profilim çıkmıyor.

      Sil
    4. Dolayısı ile izlediğim bloglar beni ziyaret edemiyorlar.

      Sil
    5. Ona biraz gündüz vakti bakayım ondan sonra size bilgi vereyim. :) Zor bir işlem değildir zaten. Lütfen unutursam hatırlatın bana.

      Sil
  11. Çok dramatik bilgiler vermişsin. Kitabın tanıtımı bile etkiledi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de okurken etkilendim doğrusu... yorum için teşekkürler..

      Sil
  12. Seveninin olduğu kadar, sevmeyenin de olduğu kitap. Ama ben çok merak ediyorum. Mutlaka okuyacağım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitap kurgu anlamında başarılı ama herkese hitap etmediği kesin... okursanız, okuma sonrası yorumunuzu da beklerim...

      Sil
  13. enteresan bir şekilde okumadım diye hatırlıyorum bu kitabı ama hep gördüğümden hep aklımda olan kitaplardan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Distopya türünü seviyorsanız tavsiye ederim...

      Sil
  14. Ben de insanların uyandıran, kafasına indirip farkındalık yaratan kitaplar okuması gerektiğine inanıyorum. Her zaman olmayabilir ama araya sıkıştırılmalı kesinlikle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen insan çerezlik tabir edilen kitapları da okuyup zihnini boşaltmak istiyor. Ancak bu tarz kitaplardan geriye pek bir şey kalmıyor. uyandıran kitapları seviyorum...

      Sil
  15. Güzel ve faydalı bir blogunuz var takip ettim.Sizi de beklerim https://dizifilmkitaptavsiye.blogspot.com/

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için zaman harcadığınız için Teşekkürler...

Blog sahibi olmayan ziyaretçiler Anonim'i işaretleyip, yorum bırakabilirler.

ARGO İÇEREN YORUMLAR YAYINLANMAZ.

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...