6 Temmuz 2012 Cuma

MURATHAN MUNGAN - ŞAİRİN ROMANI - 2

MERHABALAR; 

Geçtiğimiz haftalarda MURATHAN MUNGAN'ın ŞAİRİN ROMANI adlı kitabından altını çizdiğim bölümleri paylaşmıştım.. Altını çizdiğim kısımlar o kadar çoktu ki; kitapla ilgili düşüncelerimden bahsetmek için yeni bir post yazmak farz oldu.. 


Romanımız 7 bölümden oluşuyor.. (benim uğurlu sayım....)
Şairin Dönüşü
Şairin Toprağı
Şairin Levhaları
Şairin Gölgesi
Şairin Hayvanı
Şairin Kanı
Şairin Oyunu
Bu alt başlıklar ŞAİRİN ROMANI adı altında birleşiyor...


Romanın kapak tasarımı kahverengi bir zemin üzerine siyah ve beyazla hazırlanmış.... Hazırlanan illüstrasyonu inceleyecek olursak biraz da hayal gücünün yardımıyla hem romandan hem de kendimizden pek çok şekil görebiliriz.. Benzer illüstrasyonlardan bölüm başlarında da var....



Arka kapak yazıları beklentiyi yükselterek bazen okuyucuyu hayal kırıklığına uğratabiliyor. Bu açıdan değerlendirecek olursak; kitabın arka kapak yazısı son derece ölçülü olmuş. Romanda geçen hemen hemen önemli tüm karakterler 1-2 sözcükle de olsa arka kapakta yerlerini almışlar…

ARKA KAPAK TANITIMI (Parantez içleri tarafımdan eklendi.)

“Adı Yerküre olan bir gezegen. En büyük kara parçası sayılan Anakara'da farklı yerlerden farklı nedenlerle Odragend'e varmak üzere yola çıkan gezginler. Elli yıl sonra yurduna dönen bir bilge şair (BENDAG). Yirmi yıl evinden hiç çıkmadan yaşadıktan sonra, çıraklarıyla birlikte kendisini yollara vuran bir şiir filozofu (MOOTTAH çırakları Zeey ve Tagan). Yalnızca şairleri öldüren bir katilin izini süren atlı polis ve yardımcısı (GAMENN ve PEPQEMOK).

Yol boyu içinden geçtikleri yerler, yaşamlar (MAKRAMASH,KIRMIZI KENT, NABURRİ,MİCLA…).

Kehanet dolu rüyalarında şimdi ile gelecek arasında gezerek zamanı zamansızlaştıran yarı şair yarı kâhin tekinsiz bir kadın (ÜMMA).
Ününü sesinin büyüsünden almış, kocasının sırrının ve ihanetinin ardına düşen bir okumacı kadın(ZEHEYRA). 
Gezip dolaştığı yerlerin haritasını vücuduna dövmeleten bir haritacı (HARİTACI KAA).
Surlarında şiir bayrakları dalganan şehirler.
Kanatları göğün gizemlerini birbirine bağlayan kuşlar (LELALU’NUN POSTA GÜVERCİNLERİ).



Sayıların, sözcüklerin, şifrelerin ardında ömür tüketen matematikçiler (MATEMATİKÇİ QKHANYUS), dilciler, sözlükçüler (DOHANARALI TARYUSKU), şairler (DEHEMAR…)… İnsanların ruhlarını sağaltan rüya terbiyecileri (KHORA,KUYUHERA).
Yolculuk, başkasının yerine geçme, gölgelerle yaşamak, boşluk ve oyun, aşk ve ihanet, şiir ve cinayet, tutku ve intikam. 
Batı'nın modern çağ fantezi romanlarıyla Doğu'nun Binbir Gece Masalları'nın özgün bir bileşimi.
Tabiata, emeğe ve şiire övgünün romanı.”


Romanımızı Kısaca Özetleyecek Olursak;


Ünü okyanuslar ötesine ulaşmış, Bilge Şair Bendag 50 yıl once ortadan kaybolmuş ve kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Bu süre zarfında Anakara’da insanlar çok sevdikleri şairlerinin öldüğüne inanırlar.  Bendag ise geride bıraktığı bu elli yılda, değişik kimliklerle Yerküre’yi dolaşmış ve izini bilerek ve isteyerek kaybettirmiştir. 

Bilge Şair Bendag, 50 yıl sonra, ölmek için, tekrar Anakara’ya, doğduğu topraklara geri dönmüştür.  Bendag, elli yıl önce, beklendiği halde gitmeyip, kayıplara karışmayı tercih ettiği Odragend’deki On Üç Dolunaylı Yıl şenliklerine, elli yıl sonra başka bir kimlikle gitmek üzere, gemiden karaya ayak bastığı Makrakamash şehrinden yola çıkar.

Usta şiir filozofu Moottah, Cadebra’da ki evinde geçirdiği 20 yıllık inziva, okuma, düşünme ve demlenme döneminden sonra, yanına 2 çift ikizin birer tekleri olan 9-10 yaşlarındaki zeytin karası Zeey ile başak sarısı Tagan’ı da alarak, Anakara’yı bir baştan bir başa geçecek, yolu üzerindeki şehir ve kasabalarda şiir ve hayat üzerine kutlu dersler verecektir.  Onun amacı da yolculuğun sonunda On Üç Dolunaylı Yıl Şenliklerine katılmaktır. Moottah, yolculuğu boyunca, gittiği her yerde şiiri, yazıyı ve sanatı dinleyenlerine anlatırken, iki küçük çırağını da hayatla tanıştıracaktır.



Tüm bunlar olurken; şairlerin hedef alındığı saldırılarda biri ya da birileri kurbanlarını vahşice katletmektedir. Katilin elinden bir tek son kurban şair Dehamar sağ olarak kurtulmayı başarmıştır. Katilin izini ise atlı polis Gamenn sürmektedir.  

Yeni şiirlerini tanıtacak olan Dehamar da, katilin şenliklere katılacağını düşünen Gamenn de  On Üç Dolunaylı Yıl Şenliklerinin yapılacağı Odragend’e doğru yol almaktadır.

Odregend’e doğru yol alanlar bu kadarla sınırlı değildir, haritacı Kaa, Matematik bilimci Qkhanyus, Gamenn’in kabullenmekte zorlandığı yardımcısı Pepqemok. Her birinin kendi yol hikayesi vardır ve her hikaye bize Anakara’nın ve Yerküre’nin nasıl bir yer olduğunu farklı yönlerden açıklar.


KİTAPTAN NOTLAR

Bir şair bir roman yazar ve bu romanda şiirin ve şairlerin egemen olduğu ütopik bir dünya yaratırsa; bu dünya nasıl bir dünya olur? ” sorusunun yanıtıdır bu roman bence. Bizimkinden çok farklı bir aynı zamanda Anadolu’dan esintiler taşıyan bir dünyayı yazmış romanında Murathan Mungan. Kentlerin şiir flamalarıyla tanındığı, şairlerin el üstünde tutulduğu, neredeyse yaşamın her alanında şiirin egemen olduğu, coğrafyanın şiire bölündüğü, dilin baştan  başa şiirle kuşatıldığı bir ütopya bu. Fakat yine, şiirle şair cinayetleri kol kola geziyor…

Okuduklarım içinde , Murathan Mungan’ın en güzel kitaplarından biri Şairin Romanı. Ama yalnızca onun değil, son dönemde okuduğum en güzel romanlarından biri, bana kalırsa. Bitmesin diye kitabı usul usul, azar azar okudum.  Romanın sonunda yer alan “1995-2010” ibaresini görür görmez düşündüğüm ilk şey; sarfedilen emeğe değmiş oldu.. Bir de hacimli (582s.) ve üstelik pek küçük puntolu bir kitap. Üç kitaba bedel bu anlamda…

Çok uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir roman olmamıştı. Kitap, konusunun yanında anlatımı ve diliyle de  beni büyüledi. Bir çok paragraftan sonra  kendimi cümleleri not alırken buldum.. Öyle çok not almışım ki ajandama başladığım sayfa ile tamamladığım sayfa arasında iki ayı tamamlamışım. Birçok cümle tek başına bir romana dönüşebilecek kadar anlamlı ve felsefi… (zaten bir önceki yazımda paylaşmıştım beğendiğim bölümleri.)



Murathan Mungan’ın kurguladığı dünyaya ve medeniyete gelince; Henüz dillerin farklılaşmadığı bir dönemde, Kızılderili doğa kültürünün, Selçuklu mimarisinin (Künt Kapılar, kervansaraylar), komünal yaşam ile oluşmuş kentlerin (Kırmızı Kent; özellikle öne çıkıyor), şiir okunan kahvehanelerin (Naburri), rüya terbiyecilerinin, ruh sağaltıcılarının birbirinin içinde eridiği bir ütopya.

Yerküre sahip olduğu fiziksel özellikleriyle  (dağlar, gökyüzü, deniz, ırmaklar) Dünya’ya çok fazla benziyor. Mungan’ın hayal gücüyle kitapta yer alan pek çok bitki hayvan -özellikle de kuşlar-  dışında bitki örtüsü, hayvanlar yer yer benzerlik gösterse de  buradaki hayatın dünyadan farklı olduğunu görüyoruz. En güzeli ise Mungan’ın dünyasının insanları, bizden  daha uzun yaşıyorlar. (100 yıl çok normal görünüyor roman boyunca…)

Ayrıca Moottah’ın çocukluğunu ve kardan adamını anlattığı bölüm (Doğu’da kış), Mavi Kamass çiçeğinin yetiştiği vadinin denize benzerliği (Muş ovası), künt kapılar (Selçuklu Dönemi), kervansaraylar… pek çok yönüyle Anadolu izlerini taşıyor .. Anakara Anadolu mu? Sorusunu da akla getirmiyor değil.. Fakat çok farklı izlenimler yaratan şehirler de var. Kırmızı Kent gibi…


Gezegenlerimiz benzese de Ankara’da kurulu medeniyet bizimkinden çok farklı. Teknolojik gelişmelerin, makinelerin, motorlu araçların olmadığı, dolayısıyla günümüzde kullandığımız anlamda iletişimin olmadığı dünyada yolculuk ve yol kavramına, bizim dünyamızdakinden daha farklı anlamlar yüklenmiş. 

Teknoloji olmadığı için, emek çok önemli. Dolayısıyla, emeğe ve insana saygı var. Şiirde, sanatta ve her şeyde usta çırak ilişkisi var. Teknolojinin gücü olmadığı için, insanlar doğayla savaşmak, ona kafa tutmak yerine, onunla barışık yaşama yolunu seçmişler. Buna en güzel örnek ağaç kesme töreni…

Ayrıca kadınların saygı gördüğü, değer verildiği hatta mistik anlamlar yüklendiği bir toplum. Romanda genel anlamda erkek sayısı fazla olsa da Ataerkil bir yapıya işaret etmiyor bu durum…

Romanın en fantastik olan kısmı da, Yerküre’de şiire ve şairlere verilen önem, sanata gösterilen özen. Şehirlerin surlarına, üzerinde şiirler yazılı büyük flamalar asılıyor. Şehrin şairleri için, şiirlerini surlarda dalgalandırmak bir onur meselesi. Hatta şiir, düğün hediyesi olarak, geline sunulabiliyor. (Agabu tarafından Zeheyra’ya “Gölgelerin Anadili” şiirinin hediye edildiği gibi..) Herkesin şair olmak istediği, ancak şair olamayanların başka bir şey olmak zorunda kaldığı bir medeniyet.  (Keşke gerçek olsa dediğim bir hayat…)


Fakat bir özelliği daha var Şairin Romanı’nın. Roman, aynı zamanda bir şiir kılavuzu.  Şiir nedir? Sorusunun sıklıkla yanıt bulduğu 582 sayfalık bir şiir.. Bu durumu örneklemek istersek;

 “İyi şiir doğa gibidir... en çok kullanılan kelimelerle bile şaşırtmayı başarır"(s.10)
"Bazen şiir yazılmaz, şiir uyandırılır. Taze yağmur sonrası yapraklarda kalan su nasıl umulmadık bir şeyi uyandırırsa. ... " (s. 104 Şiir Filozofu Moottah)

Aslında bu şekliyle Murathan Mungan’ın şiir ile düz yazıyı birleştirdiği uzun şiirlerini de andırmıyor değil.. Kısaca şöyle diyebiliriz; roman Murathan Mungan’ın şiir görüşünü taşıyan bir düşünce kitabı aynı zamanda… Bu görüşlerden biri;  

"Şairin ayakları doğduğu topraklara sağlam basarken, sözlerini bütün yerküreye söyleyebilmelidir. Bazı çiçeklerin varlıklarını yalnızca yetiştikleri iklime borçlanmış olmaları elbette onların güzelliğini azaltmaz, ama başka iklimlerde yaşayamamaları varlıklarını eksiltir. Yalnızca kendi toprağında okunur, okunabilir olmak, iyi şiire yetmez. İyi şiir, doğduğu toprağın iklimini başka iklimlere dönüştürebilme gücüne, yeteneğine sahip olmalıdır. Şiir doğduğu yerlerin sesi, kokusudur.Kendi güneşini, kendi rüzgarını, kendi yağmurunu her yere taşır. Hem de gittiği yerin güneşi, rüzgârı, yağmuru olur. İyi şiir tıpkı bir çömlek gibi, vücut bulduğu toprağını başka diyarlara taşıyabilmeli, oralarda da kullanılabilmelidir. Gündeliğin yalınlığında unutmayın: Şiir kullanışlı bir şeydir. Bir eşya gibi kullanışlı bir şey." (s. 71-72, Şiir Filozofu Moottah)


Romanın felsefi boyutunu değerlendirecek olursak; pek çok romanda felsefi görüşleri paylaşan bir ya da birkaç kahraman olurken; romanda her kahraman ayrı ayrı filozof.. Kimisi hayat, kimi şiir, kimi de ölüm… konusundaki duygularını ve düşüncelerini paylaşıyor birer birer… Her kahraman düşünceleriyle alıyor romanda yerini… Bir de gizli filozoflar var, roman boyunca sadece düşünceleriyle yer alan ama adları bilinmeyen.. Bendag’ın ilk ustası gibi…

Şiiri anlatan romanda bir tane bile şiir yok maalesef.. Bendag’ın şiirlerini ve Serhenas’ın “Gölgelerin Anadili” şiirlerini öyle merak ettim ki roman boyunca yazar bir kaç dize paylaşır mı diye… Ama iyi ki böyle bir şey yapmamış şair.. Çünkü hayalimdeki şiirlerin büyüsü bozulsun istemezdim.

Roman boyunca şiir sadece  edebiyatın doğanın değil savaşın da sesi olmuştur… Buna en güzel örnek savaş şairi Serhenas’tır. 

Bir de Sözlükçü Dohanaralı Tarkusyu’yu anlatan şu satırlar bana Kaşgarlı Mahmut’u hatırlattı.

"Çarenin olmadığı yerde, yol çaredir. Yeni sözcükler bulmak da bir tür şairliktir; maharet ister. Bunu kendine yol bilir. Bir hayat yolu. "(s. 73)


"Yazdığım değil ama yağtığım, bir şiirdi. Bunun zamanla herkese faydası dokundu belki, ama ben yalnızca kendim için yaptım" (s.74, Dohanaralı Taryusku)

Romanda katilin kendiyle konuşmalarına ayrılmış bölümlerinde bazı imla kurallarına ve noktalama işaretlerine yer verilememiş.. Bu kısımları yüksek sesle okuduğumda katilin sayıkladığı izlenimini edindim... Romanın ilerleyen sayfalarında Rüya Terbiyecisi Khora'nın katili; zararsız bir meczup olarak tanımlandığını ve sayıklar gibi konuştuğunu öğrendiğimde yazarın duyguları yansıtışına bir defa daha hayran kaldım...




Bir de romanda kullanılan isimler var ki; bence bunlar bile tek başına Murathan Mungan'ın ustalığının eseri.. Neredeyse kitap için yeni bir dil oluşturacakmış....

Gamenn, marangoz dostu ile toprağa uzanıp da Şairin Romanı’nın son cümlesine anlatıyı bıraktığı zaman, bizim bıkkınlığımızı da anlatmış olur: 


“Yarın kendileri için yeni bir gün olmayabilirdi, ama bugün burada batan güneş kâinatta başka bir yerde, belki de rüyasından yeni uyanmakta olan dünyada doğacaktı.”

Bir de kitapta inanılmaz çarpıcı bir zaman kurgusu var. Sırf bunun için bile okumaya değer.


Kısacası felsefi boyutu olan, özümlenerek okunması gereken ve zaman zaman dönüp tekrar okuyacağı kitap arayan kitap sevrelere kesinlikle kitabı tavsiye ediyorum...

GÜZEL BİR HAFTA SONU GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE...
SEVGİLER...


4 yorum:

  1. Çok güzel bir tanıtım olmuş,teşekkürler...

    YanıtlaSil
  2. tavsiyen çok güzel bende murathan mungan'ın bu kitabını okumayı isteim

    YanıtlaSil
  3. tanıtımınız çok güzel olmuş ,elinize sağlık.bu arada bir çok kitap çekilişinden haberim oldu sayenizde ,teşekkürler.

    YanıtlaSil
  4. Ellerinize yüreğinize sağlık, şu an kütüphanemde duran bu roman daha da okunası hale geldi sayenizde.. ve diğerleri de

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.