12 Mayıs 2014 Pazartesi

ELİF ŞAFAK - MAHREM

MERHABALAR,
Geçtiğimiz ay Kitap Okumak İster misin? aracılığı ile okuduğum ve çok beğendiğim MAHREM'i paylaşmak istiyorum sizlerle... Kitap Okumak İster misin?'e çok çok teşekkür ediyorum.. 
MAHREM
Görmeye ve görülmeye dair bir roman…

“Her kafes ardında mütecessis gözler vardır; denilebilir ki, 

kafeslerin her bir deliği baklava biçimi bir casus gözüdür; 
binlerce tahta çerçeveli göz mahalleyi bekler.”



Refik Halid ( Üç Nesil-Üç Hayat )


Rüyamda bir uçan balon görüyordum. Rengini seçemiyordum ama gökyüzü gıpgri, bulutlar bembeyaz, güneş de sapsarı olduğuna göre, gıpgri, bembeyaz ya da sapsarı dışında bir renk olmalıydı muhakkak. Afisi takdirde onu göremezdim. Rüyamda gördüğüm uçan balon görüldüğü müddetçe var, görülmediği anda yoktu.

Uçan balon usul usul ağıyor, bembeyaz bulutlar nazlı naili süzülüyor, gıpgri gökyüzü katre katre kararıyor, sapsarı güneş sessiz sedasız batıyordu ki, şiddetli bir rüzgar çıktı aniden. Aniden çıkan rüzgârın şiddetiyle sarsıldık hep birden. Kireç, katran ve balçık; çalı çırpı, börtü böcek ve toz toprak yağıyordu üzerimize. Tufan gördüklerime kaçmasın diye, iki gözümü birden kapatmaya mecbur kaldım. Kirpiklerim kirpiklerime değdiğinde, suyla temas eden kızgın yağın çıkardığı sese benzer bir ses duyuldu. Balon hava kaçırıyordu: gözden ırak kaldığı her saniye için bir tutam boşluk püskürtüyordu boşluğa. Kusuyordu balon, şimdiye değin yediği ne varsa. Telaşla gözlerimi açtım. Geç kalmıştım. O yoktu artık. Ben vardım. Uyanmıştım. (Sayfa 7)


“Öyle güzel ki uçmak… Öyle güzel ki tüyden hafif, uçurtmadan serseri, buhardan oynak, toz zerresinden kıvrak, kar tanesinden savruk olabilmek gökkubbede. Niyetim daha, daha da yükseklere çıkmak. (…) Niyetim gökyüzünde fersah fersah yükselip güneşin gölgesine değerek, bembeyaz bulutların üzerine çıkıp bağdaş kurmak ve bir de oradan bakmak dünyaya. Çünkü bilmek istiyorum aşağıda olup biten her şey görülüyor mu buradan bakıldığında? Merak ediyorum arka bahçelerde sırlanmış sırlar, işlenmiş kabahatler, yarım kalmış oyunlar kaydediliyor mu satır satır, kelime kelime? Bilmek istiyorum bir mahremiyeti var mı insanoğlu-insankızının, insan olmanın?” 


ARKA KAPAK

“gözbebegi: insanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.

Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için maşuka “gözbebeğim!”diye hitap edilir.”


ÖZET

Yazar romana Refik Halid’den bir alıntıyla başlamaktadır. Ardından bir rüya ile başlamaktadır roman. Romanın baş kahramanı Şişman Kadın rüyasında gri gökyüzünde uçan bir balon görmektedir. Rüya balonun içindeki havayı kusar gibi boşluğa kusmasıyla sona erer. Daha sonra öğreneceğimiz üzere, Şişman Kadının yediklerini kusması gibi…

Ardından Şişman kadın ve romanımızın diğer önemli karakteri Be-Ce’nin birlikte yaşadıkları Hayalifener Apartmanı'nın bulunduğu sokakta geçen bir olay anlatılır ve “Mahrem” başlığı konulduktan sonra bir önceki bölümde görülen düş tekrar anlatılır ve romanımız böylece başlamış olur.  


1-     YUM GÖZÜNÜ !

1885 Pera’sına geri dönülmekte. Sonradan hikayesini ayrıntılarıyla öğreneceğimiz Keramet Mumî Keşke Memiş Efendi, Vişne Rengi, devasa bir çadır kurmaya karar verir. İçerisinde en güzelinden en çirkinine değişik kadın tipleri sergilenecektir. 

Çadırın batıya bakan kapısı kadınlar içindir. Buraya kadınlar akşam ezanından sonra, toplu halde ve yokuşu yürüyerek gelen kadınlara dünyada rastlanabilecek en çirkin kadınlar sergilenmektedir. Bunların en ilginci sahneye en son çıkan Hilkat Garibesi “Samur Kız”dır. 

Samur Kız’ın; Atalarının hikâyesi taa 1648 Sibirya’sına dönerek anlatılır.
Ardından geçmişten günümüz 1999’a dönülür. Romanın şişman Kadın karakterinin Sevgilisi Be-Ce bir Nazar Sözlüğü yazmaya başlamıştır. Sözlük “Z” harfinden “zahir” sözcüğünden başlamaktadır.

 Be- Ce başlangıçta sıralamaya pek önem vermese de sevgilisinin sözünü dinler ve “Z”den sonra sözlüğe “A”dan devam eder. Pek çok sözcük anlamının yanında bir hikâyeyi de barındırır.

“Babil Kulesi: İnsanlar Tanrı’yı o kadar çok merak ediyorlarmış ki, onu görebilmek için arşı delen bir kule yapmaya karar vermişler. İnşaat tez zamanda yükselmiş. Bütün işçiler uyumla, şevkle çalışmaktaymış. Ama tam da göğün yedinci katının sınırları zorlanırken, Tanrı her işçiye ayrı bir dil vermiş. Artık kimse kimseyi anlayamadığı için inşaat durmuş.
Zira Tanrı görülmek istemiyormuş.” (S.87)


2 - AÇ GÖZÜNÜ !

Bu bölümün başında 1885 Pera’sına geri dönülür. Keramet Mumî Keşke Memiş Efendi’nin vişne renkli çadırının doğuya bakan kapısı akşam ezanından sonra erkekler için açılmaktadır. Ancak erkekler kadınların tersine erkekler çadıra yalnız geleceklerdir.
Erkeklere sergilenen kadınların her biri, bir birinden güzeldir. Bunların en güzeli bizi 1868’e götürür. Güzeller güzeli le Belle Anabelle’nin Fransa’dan İstanbul’a uzanan hikâyesi anlatılır.

Ardından günümüze dönülür. Be- Ce Nazar Sözlüğü’ne hararetle devam etmektedir. 1980 İstanbul’una geri dönüldüğünde sonradan öğreneceğimiz üzere Şişman Kadının çocukluğuna ve yeme takıntısının nasıl ortaya çıktığına dönülmekte. Tüm bölümlerde olduğu gibi burada da “Mahremiyet”” vurgusu vardır. Vurgu bu defa küçük kızın öldürdüğü kedi üzerinden yapılır.  Yine bölümlere adını veren “Yum Gözünü !” ve “Aç Gözünü !” tümceleri bu kısımda anlamlanmaktadır.

“Çocuk yediği vişnelerin çekirdeklerini oraya fırlatırdı. Çinko dama düşen çekirdekler tıpır tıpır sesler çıkarttıkça, çocuk da dolu yağdırabildiğine inanırdı. Er ya da geç, attığı her çekirdek, kendi açtığı deliğin içinde kaybolacaktı. Belki de yeterince vişne yerse, yani sadece yerdekileri değil dallardaki vişneleri de bitirebilirse, delik deşik edebilirdi çinko damı. Her vişne çekirdeğinin açtığı her bir delik, bir benzeri ile kucaklaşıp, nihayet ortada delecek tek bir nokta, deşecek tek bir yara dahi kalmadığında, kömürlük son bir gayretle tutunacaktı kurdeşen olmuş damına. Pul pul kabaran sıvaları sapır sapır döküldükçe, alttan çıkan boşluk, sıyrılan derinin yerini alacak ve işte o zaman çiko damlı kömürlük ebediyen yok olacaktı. Ebediyete kadar.” (S. 162)   


 “kömürkötülükkötükömürlükömür” (S.164)

Şişman kadın, henüz küçük bir çocukken saklambaç oyunu esnasında saklandığı kömürlükte cinsel tacize uğrar. Bu tacizin bıraktığı iğrenç tadı yok etmek için de sürekli yer. Tacize görgü tanığı olan kediyi de öldürüp, gözlerini babaannesinin kendisine verdiği eşarp kapatarak vişne ağacına asar. Küçük çocuk büyüdüğünde bile asla 3’ e kadar sayamaz.

“Kömürlük karası bir gölde yüzüyordu. Ilıktı göl. Üşümüyordu. Daha önce değil göl, su birikintisi bile yoktu burada. Demek ki gölü kendi yaratmıştı. “Meğer ne çok ağlamışım” diye mırıldandı. Bu kadar çok ağlamış olduğu için büyük rahatlama duydu. Belki de biraz daha ağlamayı başarırsa, gözyaşları her tarafı kaplayacak, kömürlüğün kapısı kendiliğinden aralanacaktı” (S. 180)

Çocukluğun arka bahçesi vişne ekşisi tadındadır.” (sf.186)

Hatırlamak, bayramlık elbiselerde leke bırakır.” (sf.186)

“Tadına bakanların dişleri kamaşır”(sf.186)

“Oysa her şeyi unutmak kabil değildir. Göz dedikleri şu hayatta tekmil gördüklerini unutmayı becerebilir de, görüldüğünü bir türlü çıkaramaz aklından. Şahitler olmasa geçmişini unutabilir insan. Şahitler varsa iş değişir. Çünkü onların her bakışı bir itham, varlıkları unutmaya engeldir.
Bu yüzden işte, bir türlü sayamıyordu birden üçe. Bir’i bir kenara kaldırmıştı. İki’yi bir kenara. Ha bire savruluyordu, toplamlarına varamadıkça. (S. 186)


 DAHASI ROMANIMIZDA… 


KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle romanın arka kapağından başlamak istiyorum. Kitabın arka kapağı Be-Ce’nin Nazar Sözlüğü’den bir madde. Sayfa 133’de yer almakta. Kitaba en uygun arka kapak olmuş bence. Kitabın kapağı renk ve biçim itibari ile biraz depresif bir yapıda arka kapak da bunu destekler nitelikte.

Kitabın içeriğine geldiğimizde kitapta en çok göze çarpan en önemli nitelik yazarın bazı sözcük, cümle paragraf ve hatta bölümleri birebir ya da biraz değiştirerek sürekli tekrarlaması. Romanın sonunda önemini anlayacağımız üzere “bir, iki, üç” sayılarına da sıklıkla yer verilmekte.

Tekrarın en yoğun yapıldığı kısımlar elbette Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi’nin kurduğu çadırda teşhir ettiği Samur Kız ile la belle Anabelle’nin hikayesi elbette. Bu bölümler benim en severek okuduğum kısımlar oldu. Bence bu bölümler romanın ritminin de arttığı bölümler.


Tabi ki söylenmeden geçmek olmaz. “Sobe” başlıklı kısımda anlatılan Şişman Kadın’ın çocukluğuna dönüldüğü kısımlar hikâyeyi anlamak adına güzel kurgulanmış bir bölüm olmuş. Bu bölümler içimi burktu. O kömürlüğü içindeki adamla birlikte yakmayı çok isterdim doğrusu.

Romana ilginçlik katan önemli unsurlardan diğeri de karakterlerin tipleri. Şişman Kadın’ın sevgilisi bir cüce ve adı Cüce- Büce’den devşirilmiş Be-Ce. Keramet Mumî Keşke Memiş Efendi’nin acayiplikleri elbette tartışılmaz. Yazar son derece ayrıntılı anlatmasına rağmen ben kendi adıma bu iki adamı gözümde canlandırmakta bir hayli zorlandım; her ikisinin birbirine benzer gözleri dışında:

“sanki acele gelmiş gibi incecik , iki kesik çizgi halinde çekilmiş ve sanki ne hissettiğini ele vermemeye ahdetmiş, acı çikolata karası gözlerine.”(S.187)

“Çini mürekkebiyle çekilmiş iki incecik; iki kesik çizgiydi gözleri: acı çikolata karası renginde.” (S.190)

Bir an Samur Kız’ın atalarını anlatınca, yazar; Keramet Memiş Mumi Efendi’nin de Be-Ce ile bir bağlantısı olabileceğini düşündüm ama haksız çıktım.

Var oldukları halde var olmayan, seyirlik oldukları halde ortalıkta görünmeyen insanlar vardı bu şehirde; cüceler, sakatlar, şişkolar...göze tuhaf görünen bütün insanlar... Dışarının gözlerinden sakınan, evlerin mahremiyetine sığınan, varlıkları mahrem olan insanlar...” (S.190)


Söylemeden geçemeyeceğim bir ayrıntıyı da paylaşmak istiyorum sizlerle. Madame de Marelle’in öyküsünde başlangıçta kocasının öldüğü söylenirken, ardından kocasının yaşadığı söyleniyor. Kahyanın saçı da kocasının saçına benziyor: pas rengi. Doğan ikiz bebeklerden birinin de saçları, pas rengi.

Hiç doğmadı la belle Anabelle. Hiç olmadı böyle biri. Yoktu zaten. Ne denli güzel olursa olsun, sırf seyirlik olsun diye seyrine bakılacak suret yoktu. Güzeller güzeli, porsukağacı ormanlarının yegâne perisi, menevişli hayat iksiri de olsa, hakkı vardı gözlerden ırak kalmaya. O olmayınca vişne rengi çadırın seyircilerinin gözlerini daha da açmaları gerekmedi. Hiç olmadı İki. Bir rakam eksildi.” (s.204)

Romanın sonunda Samur Kız ile la belle Anabelle’nin öyküsü inkâr edilmekte. Bu durum bana romanın ya da filmin sonunda izledikleriniz ya da okuduklarınız bir rüyaydı demek gibi geliyor. Bence bu şekliyle yazarın BİTPALAS’ındaki sonu andırıyor.

 “Hiç doğmadı Samur-Kız. Hiç olmadı böyle biri. Yoktu zaten. Ne denli çirkin olursa olsun, sırf seyirlik diye seyrine bakılacak suret yoktur. Çirkinler çirkini, hilkat garibesi, cibilliyet vebali de olsa, hakkı vardı gözlerden ırak kalmaya. O olmayınca vişne rengi çadırın seyircilerinin gözlerini daha, daha da yummaları gerekmedi. Hiç olmadı Bir. Bir rakam eksildi.” (S.206)



Unutmak: Göz temizliği” (S.207)

Bilmek istiyorum bir mahremiyeti var mı insanoğlu-insankızının, insan olmanın? Ara sıra da olsa, gözlerden kaçabileceğimiz, görülmekten kurtulabileceğimiz gececil bir an, karanlık bir nokta, kadid bir boşluk, belirsiz bir yırtık, ufacık bir çatlak, önemsiz bir kaçak...hani sanki, bit ısırmış, kene yapışmış, tırtıl kemirmiş, sülük emmiş, güve yemiş, gökten düşen üç elmanın birinden kurt çıkıvermiş kadar küçük, küçücük bir mahremiyet var mı bu seyirlik dünyada.” (s.211)

Bir uçan balonum ben. Sönüyorum şimdi. Havalandıkça hava kaçırıyorum. İçime aldığım havayı, içine karıştığım hayata veriyorum. Gövdem, üzerine inen sineklikten kıl payı kurtulup sersemlemiş bir sinek gibi vızırdaya vızırdaya, bir oraya bir buraya savruluyor havada. Eğer aşağıda bana bakan bir yalnız-çocuk varsa şu anda, gözden kaybolmak üzere olduğumum farkındadır herhalde. Ama zaten bu kadar seyretmek yeter. Zaten daha fazla görülmek istemem. Çünkü mahremdir hayat. Ve mahrem olan her şey gibi, bazı bazı ırak kalabilmelidir gözden, gözlerden.” (S.211)

Romanın son bölümünde romanın başına şişman kadının minibüste olduğu anlara geri dönülmekte. Bence romanı bir kısır döngü olarak göstermesi bakımından son güzel olmakla birlikte biraz klişe olmuş. Bana kalırsa bu kitap daha iyi bir sonu hak ediyordu.
Son olarak; Nazar Sözlüğü’nden bahsetmeden geçmek olmaz. Nazar Sözlüğü seçilen sözcükler ve sözcüklerin anlatımları bakımından çok güzel bir anlatım sergilemekte. Nazar Sözlüğü’nde yer alan bazı olaylar tarihte gerçekten olmuşken büyük bölümü hikâye ve kurgu zannediyorum. Bazı bilgileri teyit edebildim. Ancak bazıları ile ilgili açıklama bulamadım.


ALINTILAR:

“bir sürahi basiretin kalorisi bir yudum musibetinden azdır” (S. 20)

“…ŞİŞMANLIK, bazı insanların başına geliveren talihsiz bir olay ya da “kader” değil, bizzat şişmanların eseridir. Her şişman, kendi şişmanlığının başlıca müsebbibidir. Bir insanın şişmanlığı onun pisboğazlığının, aç gözlülüğünün, tamahkarlığının tescilidir.” (s.20)

 “Kaç kitap okuyunca âlim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin oluyordu insan? Kaç olunca çok, kaçta kalınca azdı rakamlar? Madem ki kırılmıştı ayna, bir yeterdi Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi’ye. Biri bine böler; kıtlıkta kuraklıkta eksilte eksilte, bollukta berekette çoğalta çoğalta çarpardı bini birle. Zaten o rakamlardan Bir’i fevkalade bulurdu.” (s.45)

“İnsanın canı neresinden acırsa, kalbi orada atardı.” (s.45)


“Daha kaç erkek tanımalıydı ki, erkekleri yeterince tanımış olmak için? Kaç kitap okuyunca âlim, kaç diyar görünce gezgin, kaç tekrarla yıpranınca müzmin olurdu insan? Kaç olunca çok, kaçta kalınca azdı rakamlar? Bu, gördüğü ikinci örnekti. Ve mademki kırılmıştı ayna, iki de yeterdi keramet efendi'ye. Zaten o, rakamlardan İki’'yi fevkalade bulurdu. (S. 104)

 “Bazen böyle birdenbire yaralanıveririz. Ama her yara iyileşir. Eninde sonunda kabuk bağlar, üstünü kapatır. Gözlerden saklanır. Çünkü hiçbir yara görülmek istemez.” (S.123)
 “Yeter ki bu yara gözbebeklerinde çıkmasın. Çünkü eğer gözbebeklerin yaralanırsa, bir daha asla aynı gözle bakamazsın dünyaya. Baktığın her şeyin kötü yanını görmeye başlarsın.” (s. 123)

“Unutmak göz temizliği. Her bahar mutlak yapmalı. Unutmazsak yaşayamayız! Unutmazsak yaşatmayız! (S.135)

“Elmas bir gözdür yürek. Ve çizilmeyegörsün bir kere, artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle âleme. (S.154)

“Mide bir masal diyarıdır.” (s.185)



“Aşk bir korsedir. Niye bu kadar kıymetli olduğunu anlayabilmek için haddinden fazla şişman olmak gerekir. Senebesene katman katman çoğalmış, vıcık vıcık yayılmış, pelte pelte yığılmış yağları sarıp sarmalar, hizaya sokar. Ve sonra da geçip karşısına kendi eserinin, seyrine bakar kudretinin. Aşk bir hayal taciridir. Kıyıda köşede kartlaşmış hayalleri çekip çıkartır, yıkayıp paklar, allayıp pullar ve terütaze sıfatıyla sahibine kakalar. Aşk insanı güzelleştirir. Görüntülerle oynar pervasızca; yani sıfatlarla, yani aynalarla. Küskünleri aynalarla barıştırır, yalnızları aynalarda çoğaltır.



Aşk bir korsedir. Gün gelir, hiç beklenmedik bir yerde, hiç beklenmedik bir anda, atıverir çıt çıtlarından biri yahut çözülüverir iplikleri. Neler olup bittiğini anlamaya vakit kalmadan, korsenin cenderesinden kurtulan yağlar sürüsepet dışarı çıkmıştır çoktan. O keşmekeşte, göz açıp kapayıncaya kadar eski haline dönüverir gövde. Aşk bir korsedir. Niçin bu kadar kısa sürdüğünü anlayabilmek için haddinden fazla şişman olmak gerekir.” (s.200)


SANA GÜL BAHÇESİ VADETMEDİM İLE ÇOK YAKINDA GÖRÜŞMEK ÜZERE..

9 yorum:

  1. elif şafak'ı bu kitap sayesinde tanıdım ilk kez. bir arkadaşım doğum günü hediyesi olarak vermişti sağolsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elif Şafak'la tanışmak için muhteşem bir kitap bence... iyi ki okumuşum dediklerimden..

      Sil
  2. Elif Şafak 'ın en sevdiğim kitabı diyebilirim . Çok güzel tanıtmışsın ellerine sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. benim de en sevdiklerim arasında yerini aldı... ziyaretinize teşekkürler..

      Sil
  3. Elif Şafak'ın en sevdiğim kitabı diyebilirim . Çok güzel tanıtmışsın ellerine sağlık :)

    YanıtlaSil
  4. elif şafağı önce sevdim sonra beni itti.ama bu yazıyı okuyunca bu kitabı almayı düşündüm.teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir çok okuyucu gibi ben de Elif Şafak'ın ticari olmadan önceki kitaplarını daha çok seviyorum. keşke Metis'te kalsaydı..

      Sil
  5. Elif safak. Kitaplari bitince bir sure kendime gelemem. Boslukta kalirim. Uzun sure yazdiklarini tekrar tekrar dusunurum. Arada birkac kitap okuyup yada begenmeyip yarim birakip tekrar elif safak kitaplarina donerim. G.g.marquez tadinda kitaplari vardir. Zaten bu tarzda kaliteli yazarlarin kitaplari okunduktan sonra herhangi bir kitap okundugunda yarim birakilmaya mahkum oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de elif safak'tan sonra bir süre başka bir kitap okumamayı tercih ediyorum ki, zihnim dinlensin ve kavramlar zihnimde yerleşsin diye.ancak ustam ve ben'de pek aradığımı bulamadım. sanıyorum ilk kitapları daha iyi yazarın.

      Sil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.