2 Kasım 2018 Cuma

SADIK HİDAYET - KÖR BAYKUŞ


(BUF-İ KUR) (بوف کور: Bûf-e kûr)

İran edebiyatının Kafka’sı olarak da nitelendirilen Sadık Hidayet’in derin, karanlık ve hatta ölüm tadındaki Uzun Öyküsü “KÖR BAYKUŞ”u paylaşmak istiyorum sizlerle…
Bazı kitaplar vardır size çok şey anlatırlar ama bir türlü kitabın anlattıklarını sözcüklere dökemezsiniz. Böyle kitaplardan KÖR BAYKUŞ. İçerisinden pek çok altı çizilecek cümleye yer verebilirim. Hissettirildiklerini yazabilirim. Ama kitabın özeti derseniz orada dururum. Anlatılan olayları sırasıyla anlatmak bu kitap için mümkün değil gibidir. Sanki yazar okuru dairesel bir labirentin içine çekmiş, farklı imgelerle aynı olayı tekrar tekrar yaşatıp, orada unutmuş gibidir. Zaman ve mekanın yokluğundan dolayı bir çok yer anlatılsa da ana karakterin odasından hiç çıkılmamış aksine bizim onun rüyasına konuk olmuşuz gibidir.


ARKA KAPAK
Modern İran edebiyatının kurucularından Sadık Hidayet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı, kendi deyişiyle “özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu” ve “her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş” Kör Baykuş (Buf-i Kur), öteki yapıtları gibi, pek çok dile çevrildi, pek çok ülkede pek çok yazarı etkiledi.
Kör Baykuş, 1977'de Behçet Necatigil'in unutulmaz çevirisiyle Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. Philippe Soupault ve Andre Breton gibi önemli edebiyatçıların övgüsünü kazanan bu kült romanı, yine Necatigil'in çevirisinden, Necatigil'in “önsöz” ü (“Türkçede İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sadık Hidayet”) ve Bozorg Alevi'nin “sonsöz”ü (“Sadık Hidayet'in Biyografyası”) ile sunuyoruz.


KİTABA DAİR
Sadık Hidayet’in yakın dostlarından Bozorg Alevi’nin, Kör Baykuş’un Almancasına eklediği "Sonsöz"den alıntıdır : “Kör Baykuş’un eylemi, olayları, zaman ve mekân dışında kalır. Olayları bölüşenler tipik kimselerdir, daha doğrusu bir tipin değişik kişilerdeki varyasyonlarıdır, bu kişiler mitik bir psikoloji kanunlarına göre birbirlerine dönüşürler. Baba, amca, arabacı, mezarcı, ihtiyar hurdacı ve nihayet romanın "kahraman"ı, aslında tek kişidir, esrarengiz genç kız, Bayader ile kahramanın karısı kahpe de öyle. Normal zaman düzeninin kalkışı bununla bağlantılıdır; şimdiki zamanla geçmiş zaman; anı, rüya ve hayal olarak birbiriyle kaynaşmıştır. Sebeple sonuç arasında bir nedensellik yoktur, onları birbirine masallardaki mantık bağlar. Ama buna rağmen olay, şüphe yok ki gerçek bir hayatı saptar. Korkular, özlemler, ümit, ümitsizlik, bu olay içine, öteden beri insan kaderinde olduğu gibidir.”


ÖZET

“Bütün hayatımı bir salkım üzüm gibi avucumda sıkmak istiyorum, suyunu, hayır, şarabını damla damla, gölgemin kurumuş boğazına akıtmak istiyorum, kutsal su gibi.”(Sayfa 39)

Adı belirtilmeyen “kalemdan” olduğu belirtilen başkarakterimiz kendini gölgesine tanıtma ihtiyacıyla anlatmaya başlar. Karakter şehirden uzak bir evde kendi başına yaşar. Geçimini üzerine hep aynı resmi çizdiği kalemdanlar ile geçimini sağlar. Bir gün Hind fakirini andıran ihtiyar, kambur üzerine eski sarı bir aba sarmış  bir ihtiyar çıkagelir. Amcası olduğunu söyler. Ona ikaram edecek pek bir şey yoktur evde. Sadece bir şişe şarap. Bu şarap Zerdüşt’te kalma geleneğe göre ana karakterimizin doğduğu gün yapılmıştır. (Sonradan bu şarabın içinde “kobra” zehri olduğunu öğreniyoruz.) bir şişe de saklanmıştır. Tam şarabı raftan alırken duvardaki pencereden hayatına nüfuz edecek görüntüyle karşılaşır. Evin arkasındaki kırda bir servi vardır. Dibinde oturan bir ihtiyar. Karşısında bir genç kız sağ eliyle ihtiyara bir gündüz sefası uzatmakta, sol elinin işaret parmağını da ısırmaktadır. Tabureden indiğinde amcasının gittiğini görür. Şişeyi rafa geri koyarken duvarda bir pencere olmadığını fark eder.


Gece yürüyüşten dönünce hayalinde gördüğü kızı kapısında kendisini beklerken bulur. Kız içeri girer, karyolasına uzanır. Şarabı almaya gidip geldiğinde kızın derin bir uykuda olduğunu fark eder. Kızın ağzına bir yudum şarap akıtır. Bir süre sonra kızın ölmüş olduğunu fark eder. Kız ona ruhunu ve tenini teslim etmiştir. Bu yüzden kimse mezarını bilmemelidir. Kızı parçalar bir bavula koyar. Gömmek için evden çıkarken; yaşlı bir adamla karşılaşır. Adam mezarcıdır. Aslında amca ile tasvir edilen adamın yeniden yansımasıdır aynı fiziksel özellikleri taşır. Kitap boyunca yaşlı adam hurdacı, mezarcı, arabacı ve çizimlerde yer alan ihtiyar olarak karşımıza çıkar durur. Genç kızı Rey şehrinde bir servinin altına mavi gündüzsefalarının olduğu bir yere gömer.

DEVAMI KİTABIMIZDA…

KİTAPTAN NOTLAR

Geçmişte uğursuzluğu nedeniyle pek de sevilmeyen, günümüzde iade-i itibar yapan canlılardan Baykuş. Yazar yaşadığı dönem itibari ile uğursuzluğu simgeleyen Baykuşa atıfta bulunarak okuyacaklarımıza bizi hazırlamakta kitabın adıyla. Kör Baykuş, benim gibi Franz Kafka,  Edgar Allan Poe okumaktan hoşlanan okurlar için de biçilmiş kaftan bu haliyle.

Uzun Öykü biçiminde yazılmış kitabında yazar; adeta bir rüya tünelinde dolaşır gibi, yüzler yüzlere karışıyor dönüşüyor. Sesler olaylar gerçek onlara eşlik ediyor. Sanki olaylar farklı suretlere dönüşen özünde aynı insanlarla tekrarlanıp duruyor. Konuşmalar ise sayıklamaları andırmakta. Buradan yola çıkarak afyon bağımlılığı olduğu bilinen yazarın satırlarını afyonun etkisi ile mi yazdığını merak etmekteyim.


Yazar kitabın büyük bölümünde yazdığı cümlelerinde dine insanlara inancını yitirişine ve yabancılaşmasına sıklıkla yermiş. Bu haliyle bakıldığında yazarı intihara götüren yolun taşları her bir sözcük.

“Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı kesiyorsak, bunun nedeni, ölümü seslenişini duymuş olmamızdır... Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi. Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekanı fark etmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü; ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak, düşünmek için toparlanmak zorundadır. Bu da bir sesidir ölümün.”

Romanda yazarın olayları anlattığı pek çok bölümde “2” ve “4” rakamından sıklıkla söz etmesi de dikkat çekici. Özellikle masallarda rastlanan “1,3,5,7” rakamlarına yer verilmesi geleneğinden farklı bir yaklaşım olmuş. Acaba özel bir sebebi var mı diye merak etmeden geçemedim. “2 yıl 4 ay” "iki dirhem ve dört peşiz"gibi.

Kitapta karakterler birbirine dönüşür ve sürekli kendilerini farklı süretlerde tekrarlarlar. Ana karakterin dadısı hariç. Bu şekliyle de kitapta bir zaman örgüsünden bahsedilemediği gibi yazarın rüya( kabus) görüyormuş havası sanki perçinlenir.



Yazar ve baş yapıtı ile ilgili ilginç olarak değerlendirilebilecek bir ayrıntı ile bitirmek istiyorum yorumumu. Yazar 1936’da Hindistan da el yazması olarak yayımladığı kitabına “İran’da satışı yasaktır” koydurmuştur. Ülkesi tarafından sansürlenmeden kendini sansürlemiş bir yazar olarak kara mizaha imza etmiştir. Ne yazık ki; ülkesinde hala yasaklı durumundadır.

Kitaptan anladığım kadarıyla adamın hayatındaki neredeyse herkes (hizmetçisi hariç) bir farklı şekilde ilk bölümde yer alıyor. zorla evlendiği karısı o çok güzel kadın olarak, evin karşısında kadınla beraber olan yaşlı adam, mezarcı/arabacı olarak. diğer bir ayrıntı ise ayrıntıların sürekli tekrar etmesi. evler, kişiler durumlar vs. sürekli sürekli tekrar etmekte. 


ETİKETSİZ GÖRSELLER ALINTIDIR.

21 yorum:

  1. Bu kitap herşeyiyle uzun süredir aklımda :)) Farklı bir hikaye :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle çok farklı ve etkileyici bir hikaye...

      Sil
  2. Her kitap alışverişimde almanın kıyısına gelip geri bıraktığım bir kitaptı. Belki bir sonrakine..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her kitabın her okur için bir doğru zamanı olduğu düşüncesindeyim. Belki de zamanı henüz gelmemiştir.

      Sil
  3. Oldukça karamsar bir kitap olmakla birlikte, benim çok beğenerek okuduğum bir kitaptı. Çeviri de Behçet Necatigil olunca daha da bir değerli hale geliyor kitap. Nitelikli bir kitap değerlendirme yazısı olmuş. Tebrik ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. oldukça karamsar bir hikaye gerçekten. kuyuda kalmış hissi uyandırdı bende. karamsar bir dönemde okuyunca konuyu duyumsayarak okudum.

      Sil
  4. Bu kitap için çok farklı yorumlar var, açıkçası hiç emin olamıyorum. Elinize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı kitaplar için şiddetle tavsiye ederim diyorum ancak "kör baykuş" öyle bir kitap değil.büyük farklar olsa da Kafka, Edgar Allan Poe okumayı sevenler belki daha severek okuyabilirler kitabı.

      Sil
  5. Baykuş çizimini görünce Aman Allahım didim bu kitabı bende almalıyım ki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. iyi okumalar... umarım alıp okursunuz... sevgiler... :)

      Sil
  6. hep ertelediğim kitaplardan, hacı ağa okudum sadık hidayetten o da çok çok güzel bir romandır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kitabın ardından Aylak Köpek'i de okudum. öyküleri de çok güzel. yakında paylaşabilirim umarım. Diri Gömülen ve Hacı Ağa da merak ettiğim kitaplarından yazarın. tavsiyeye teşekkürler... sevgiler. :)

      Sil
  7. okumuş ve blogumda paylaşmıştım fakat sizinki kadar derinlemesine olmuyor benim paylaşımlarım , emeğinize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke ben de sizin kadar sık paylaşım yapabilsem. Az kitap paylaşınca ayrıntılı yapmaya çalışıyorum kendime arşiv oluşturmak için... hemen geliyorum ziyarete...

      Sil
  8. Sanırım başucu kitabı tarzında. Ara ara okunacak bir kitap gibi. Teşekkürler canım :)

    YanıtlaSil
  9. kitabı okumuştum ama sizin gibi ayrıntılar dikkatimi çekmemişti, bu yazınız benim için çok aydınlatıcı oldu, her zamanki gibi çok güzel anlatmışsınız, elinize sağlık, sevgiler:)

    YanıtlaSil
  10. Konu ve tarz olarak farklı bir kitap insan içine çakılıp kalmış gibi hissediyor
    Ö.Elif

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. labirent gibi gerçekten. her zaman beklerim. Ö.Elif...

      Sil
    2. bu arada isminiz kızımın adına çok benziyor. ilginç bir tesadüf oldu. blogunuz varsa takip etmek isterim.

      Sil
  11. Biraz Kafka karamsarlığı var bu yazarda. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galiba bu yüzden İran'ın Kafkası diyorlar yazara. Bence Kafka'dan bir tık daha karamsar...keyifle okuduğum, içinden sıyrılıp çıkamadığım bir kitap oldu.

      Sil

Yorum yazmak için zaman harcadığınız için Teşekkürler...

Blog sahibi olmayan ziyaretçiler Anonim'i işaretleyip, yorum bırakabilirler.

ARGO İÇEREN YORUMLAR YAYINLANMAZ.

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...