23 Haziran 2015 Salı

O.HENRY - KIZIL ŞEFİN FİDYESİ

MERHABALAR,

Uzun ve ağır ilerleyen romanları kışın kolaylıkla okurken, yaz geldiğinde okuyamaz oluyorum nedense. Dikkatim kolay dağılıyor, çabucak sıkılıyorum. İşte böyle zamanlarda öykü okumayı tercih ediyorum. Ve O.Henry de benim en sevdiğim yazarlardan biri. Üniversite yıllarında aldığım Kızıl Şefin Fidyesi'ni kaçıncı kez okuyorum bilmiyorum ama bu defa paylaşmadan geçmeyeyim dedim. 

Kitabımız 26 Kısa öyküden oluşmakta ve yazarımız her birinde okuyucuyu ters köşeye yatırmakta. Gelelim öykülerimize...


“Ders veren hikâye sivrisineğin ağzı gibidir. Bir delik açar, sonra da vicdanınızı kaşındıracak acı bir damla enjekte eder.” (Sayfa 32, Parlayan Altın)

“Bir adam kırk yıldır sizin arkadaşınızsa ve yağmur çamur, sel, fırtına demeden didinip durmuşsa onun için bir iyilik yapabileceğinz zaman yapmak istersiniz” (Sayfa 99,San Rosario’daki Arkadaşlar)

“Hırsızdan arkadaş olmaz, ama bir arkadaşı da hemen bir anda hırsız yerine koyamazsınız.”  (Sayfa 102, San Rosario’daki Arkadaşlar)



KIZIL ŞEFİN FİDYESİ

Olay Alabama’da yazarın tabiri ile uyduruk bir kek gibi duran yamyassı bir kasaba olan Summit’de geçer. Bıll Driscoll ve Sam (anlatıcı) altı yüz dolarlık sermayelerinin üzerine iki bin dolar daha eklemek için çocuk kaçırmaya karar verirler.

Kurban olarak da seçkin bir yurttaş olan Ebenezer Dorset’in oğlunu seçerler. Çocuğu kolaylıkla kandırıp kaçırmayı başarırlar. Buraya kadar her şey normal gibidir.

Ta ki, Kızıl Şef’le tanışana kadar… İki fidyeci ele avuca sığmayan bu küçük çocuğu kaçırdıklarına bin pişman olurlar. Çocuk onları canlarından bezdirir. Sonunda üzerine para vererek çocuktan kurtulurlar. 


YİRMİ YIL SONRA
Devriye gezen polis bulvardan yukarı çıkarken eskiden Brady’nin restoranı Büyük Joe’nun önünde 20 yıl önce buluşmak için randevulaşmış arkadaşlardan birinin diğerini beklediğini öğrenir. Bekleyenin adı Bob, beklenenin adı ise Jimmy Wells’dir.
Erken gelen arkadaş başlar polis ile sohbet etmeye. Zengin olan adam çok zorluklar çekip zengin olduğunu anlatır polis memuruna. Memur gittikten sonra da arkadaşını beklemeye devam eder. 
Çok geçmeden adam gelir ve sokağın yarı karanlığında sohbete dalıp yürürler. Çok geçmeden Bob, birlikte yürüdüğü adamın Jimmy olmadığını fark eder. Fark etmesiyle tutuklanması bir olur.
Bob aslında Riyakar Bob adıyla aranan bir suçludur. Arkadaşı ile buluşmaya gelip, aranan bir suçlunun yüzüyle karşılaşan Wells ise arkadaşını tutuklayamamış, sivil bir polis göndermiştir. 


ARCADİA’NIN KONUKLARI
Broadway’de pek de tanınmayan bir otel vardır. Temmuz ayında Madam Heloisé D’Arcy Beumont otele gelir. Asil ve güzel konuk otelden nadiren ayrılırdı. Madam’ın otele gelmesinin üçüncü gününde otele genç bir adam kayıt yaptırır. Adı Bay Farrington’dur.
Yakışıklı ve seçkin bu konuk ile madam yakınlaşırlar. Madam genç adamı kendisi gibi zengin ve seçkin sanmaktadır. Ancak kahvaltı sonrası Madam genç adama kendisi hakkındaki gerçeği itiraf etmek zorunda kalır.
Madam aslında Casey’in büyük mağazasında çorap reyonunda haftalıkla çalışan bir tezgahtardır. Bütün yıl bu tatil için para biriktirmiştir. Maksadı bütün yıl çalıştıktan sonra tatilini hanımefendi gibi geçirmektir. Gerçek adı da Mamie Siviter’dır.
Farrington’un da sırları vardır. O’Dowd & Levinski’de tahsildardır. Adı da James McManus’dur. Sırlarını birbirine açıklayan ikili arkadaşlıklarına sırları olmadan devam ederler. 


BİR DOLAR
Hâkim Derwent, bir yıl önce mahkum ettiği, mahkum ederken de “çıngıraklı yılan” dediği bir mahkumdan tehdit mektubu alır. dört yıl hüküm giyen Çıngıraklı yılan kodese girmesinden sonra hem fakirlikten hem de utançtan ölen kızının intikamını hakim ve savcıdan alacağını söyler.
Hâkim Derwent mektubu savcıya da gösterir. Başta mektubu önemsemeyen savcı Hâkim’in kızıyla tehdir edildiğini okuyunca tedirgin olur. Çünkü hâkimin kızı Nancy ile sonbaharda evlenecektir.
Her nekadar bir yıl önce hüküm verilen davalara bakıp, mektubu yazanın Meksiko Sam olduğunu tahmin etseler de işlerin kalabalıklığında mektubu unuturlar.
Nancy’nin nişanlısı Savcı Littlefield ile vakit geçireceği günün sabah saatlerinde bir kalpazan yakalanır. Adı Rafael Ortiz’dir.  Sahte bir dolar yapmış ve bunu eczaneye verirken yakalanmıştır. Dava ertesi gün görülecek Meksikalı mahkum olacaktır. Tutuklanacak Meksikalının sevgilisi gelip, savcıya çok hasta olduğunu, parayı da mecburiyetten yaptıklarını anlatsa da savcı yumuşamaz. Delili de ertesi güne kadar yanında taşımaya karar verir. Genç kız; savcının yanından ayrılırken “ Eğer sevdiğin kadının hayatı tehlikeye girerse; Rafael Ortiz’i hatırla” der.
O gün Nancy ve Savcı Littlefield bir av partisinde birlikte zaman geçirirlerken; çıngıraklı yılanın saldırısına uğrarlar. Kurşunları bitince bir anda savcının aklına Rafael Ortiz’in sevgilisinin söyledikleri gelir. Yanındaki sahte parayı kurşun yerine kullanır. Ve hem sevgilisinin hem de kendi hayatını kurtarır. Ertesi gün delil olmadığı için de Rafael Ortiz beraat eder. 


BÜYÜLÜ SOMUNLAR
Köşedeki küçük fırını işleten Bayan Martha Meacham kırk yaşlarındadır ve maddi durumu da iyidir. Bekâr olan Bayan MArtha dükkanından her gün bayat ekmek alan İngilizceyi güçlü bir Alman aksanıyla konuşan, orta yaşlı müşterisi ile ilgilenmeye başlar.
Adamın parmaklarındaki lekelerden onun bir ressam olduğunu çıkartır. Her gün sadece bayat ekmek aldığına göre; fakir bir ressamdır. Bayan Martha onun gururunu kırmamak adına fırındaki yiyeceklerden teklif etmeye de çekinir.
Bir gün Bayan Martha, tüm cesaretini toplayıp, ressamın aldığı bayat ekmeklerin içine cömertçe tereyağı sürer. Bunun ressamı çok mutlu edeceğini düşünür. Ekmekleri alıp uzaklaşan ressam çok geçmeden büyük bir öfke ile dükkâna geri döner.
Teknik ressam olan adam üç aydır bir devlet binası projesi için çalışmaktadır. Ödüllü bir yarışmaya katılacaktır. Bayat ekmekleri çizdiği projedeki lekeleri temizlemekte kullanmaktadır. Ve işin içine tereyağı girince aylardır üzerinde çalıştığı projesi mahvolmuştur. 



KİTAPTAN NOTLAR
O. Henry ile tanışmam lise hazırlık dönemine rastlar. İlk okuduğum aslında İngilizcesinden okuyup çevirmeye anlamaya çalıştığım öyküsü; Yeşilçam’a da ilham kaynağı olan “Noel Hediyeleri”dir. Ardından “Son Yaprak” gelir. Üniversiteye devam ederken; kantine tezgâh kuran kitapçılardan birinden almıştım bu kitabı. Önce yazarı, sonra da cildi cezp etmişti beni. 

Yazarın öykülerini beklenmeyen sonlarla bitirtmesinin yanında, beni etkileyen ikinci önemli özellik de yazarın karakter zenginliği. Öykülerden kovboylardan aristokratlara, Güneylilerden geniş bir yelpazede karakterler yer alır. Giysileriyle ha ve hareketleriyle karakterler o kadar canlılar ki, yazarın gözlem yeteneğine hayran kalmamak mümkün değil.

Yazarın öykülerinde zaman zaman hüzünlü konular seçilse de iyimser bir hava, hatta mizah havası sezilir. Kitabın isim öyküsü, Kızıl Şef’in Fidyesi yazarın mizah öğelerini en üst düzeyde yansıttığı öyküsü bence. Ardından Büyülü Somunlar da beni hüzünlendirirken güldüren öykülerden oldu. Kitabın en sevdiğim öyküsü San Rosario’daki Arkadaşlar oldu.

Yazarın hayatını Wikipedia’dan okuduğumda, ardından öykülerini okuduğumda yazarın karakter çeşitliliğinin tesadüfü olmadığını da fark ettim. Yazar muhasebecilikten, eczacı kalfalığına, harita ressamlığından bankacılığa kadar pek çok işte çalışmasının izleri öykülerinin ayrıntılarına da yansır. 

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE..