1 Haziran 2012 Cuma

İSKENDER PALA - KATRE - İ MATEM (MATEM DAMLASI)

MERHABALAR;

Uzun süre önce okuduğum ancak paylaşma fırsatı bulamadığım kitaplardan KATRE-İ MATEM... Kitap pek çok arkadaşım tarafından okundu, yorumlandı ve paylaşıldı... Ben İskender Pala ile geç tanışanlardanım. Katre - i Matem  ekim ayında yerini aldı kitaplığımda Şah ve Sultan'dan sonra....(Kitabın kışın okunduğu ve fotoğraflandığı kitaba eşlik eden sahlepden de anlaşılıyor zaten...)

Gelelim Kitabımıza;

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesiyle başlıyor. Bu elyazması kitap 66 sualden oluşuyor. 66'nın ebced hesabında laleye karşılık geldiğini söylemeyi de unutmayalım... 

Bir devre adını veren ‘lale’nin izinde yol alıyoruz roman boyunca. Roman, sevdiğini aşklarının ilk gecesinde elinde ikiz bir lale soğanının biriyle kaybeden Şahin’in, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar uzanan yolculuğunu anlatıyor.


Kapa gözlerini ve dinle sakî, bir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!.. İstanbul’a çıkmayan bir lale yolu, laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır, yitiktir. Rüzgârları toplayan hüzünler aşklar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında ışıklar yas tutar gibi laleler ağlar seher vakitlerinde.
Uyan sakî, lale devrindeyiz!..

Bir aşk cinayetiyle başlayan yolculuğumuzda karşımıza İshak Efendi, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, III. Ahmet ve gönüllerin şuh şairi Nedim. (Bu aralar Lale devri bir dönem dizisinde de konu ediniliyor..)



İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.


Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor. 

 

Akşamın ılık meltemleri filbahrilerin kokusunu fesleğenlere karıştırıyordu. Vuslatın derinliğinde kucaklaşmışlardı. Sevgilisinin zülüfleri ilk kez yüzüne değdiğinde içi ürperen delikanlı sordu:
" Işığı görüyor musun?"
" Şu kaybolmayan ışığı mı?"
" Evet!.. Tıpkı kalbimdeki sen gibi..."
" O ışık gibi bende kalbinden hiç kaybolmayacak mıyım?!" 
"?!.."




Sevgilisinin eli eline ilk kez değdiğinde titreyen genç kız sordu:
" Laleyi sever misin?"
" Yanağının renginden mi?.."
" Hayır aşkımın renginden; mor lale!.."


Kız zarif parmakları arasındaki lale soğanını delikanlının avucuna koydu. İkiz bir soğandı bu. Tıpkı o anda birbirine sarılmış iki beden gibi.
"?!.."
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
O sırada deniz, dolunayın kendisini çektiğini bilememişti. Nasıl bilebilirdi ki?!


Şahin uyandığında hâlâ dudağında uyku öncesinin ihtişamlı tebessümü ve gözlerinde mahmur bir aşk baygınlığı vardı. Uyanıp uyanmamak arasında tereddütte gibiydi. Kolunda yatan Nakşıgül’ün saçlarını kokladı ve avucunda toparlayıp kulağına sevgi sözcükleri fısıldamaya başladı. Geceye birlikte başlamışlar, birlik olmuşlar, birlikte uykuya dalmışlardı. Evliliğin ilk gününe de birlikte başlamak istiyordu.
“ Nakşıgül… Sultanım!...”
“ ?!...”
“ Canım, yaraşığım, Nakşıgülüm!”
“?!...”
Nakşıgül derin uykulardaydı, uyanmıyordu. Elleriyle yüzünü okşadı. Saçlarından tutup alnını öptü. Hayır, uyanmıyordu.
Gözlerinden yaşlar döküldü...



Kitaptan Notlar

Yazar kendisine uygun görülen "Divan Edebiyatını Sevdiren Adam" sıfatına layık olabilmek adına bol bol Divan edebiyatına ait eserlere yer vermiş.. Başlarda ilginç ve güzel gelen bu şiirler kitabın ilerleyişi ile sıkıcı hale gelebiliyor.. Bazılarını atladım maalesef. 

Yazar sonuca ulaşırken biraz dolambaçlı bir yol izlese de kurgusu sağlam bir roman ortaya çıkarmış.. 

Roman boyunca  yer verilen derkenar başlığıyla ayrılan kısa öyküleri okumak ayrıca keyifliydi. Ancak bazen asıl konudan uzaklaşmış hissi yarattı bende. 

Yazar, Şah ve Sultan, Od ile kıyaslandığında daha ağdalı bir dil kullanmış.. Bu durum ilginç olan cinayeti ve cinayetin çözülme aşamalarını bazen sıkıcı hale getirmiş..Kitabı okurken çok sıkıldığım ve sonunu okuyup bırakmayı düşündüğüm zamanlar olmadı değil. 

Sonuç olarak yüreğinizde lale bahçelerinin ve İstanbul'un fonunu oluşturduğu hüzünlü bir aşk hikayesinin buruk bir tad bırakacağı , kurgusu sağlam bir roman. Okumak isteyenlere tavsiye edebilirim. 

SEVGİLERİMLE...


NOT: İskender Pala'nın Fotoğrafı alıntıdır.


















15 yorum:

  1. Benimde okuduğum kitaplardan biri.Bence okumaya değer. Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir dönem romanıydı çok severek okuduğum kitaplardan biri.

    YanıtlaSil
  3. Iskender Pala@nin saglam kitaplarindan. Sadece sonunda hayal kirikligina ugradim biraz. :)

    YanıtlaSil
  4. İskender Pala kurgunun içine tarihi işleyerek çok güzel eserler ortaya çıkarıyor. Her kitabında insan yeni bir şeyler öğrenebiliyor.

    YanıtlaSil
  5. blog harika kitabida cok guzel anlatmişsin, takipteyim
    http://tatlikiraz.blogspot.nl/

    YanıtlaSil
  6. Şuan bu kitabı okuyorum. Henüz ortalarındayım ama gayet keyifli bi birlikteliğimiz var şimdilik. Sonunu gerçekten merak ediyorum umarım hayal kırıklığına uğramam. Kitabın giriş bölümü gayet hoş ve ilginçti İskender Pala yine konuşturmuş kalemini kitapla ilgili tek olumsuz söyleyebileceğim şey bölümlerin kısa tutulması olabilir biraz akıcılığı kesiyor gibi geldi bana nedense genel olarak güzel bi kitap bende henüz bitirmememe rağmen tavsiye edebilirim. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babil'de ölüm, İstanbul'da Aşk'a göre daha severek okuduğum bir roman oldu.. ama konu o kadar bilgiye boğulmuş ki kitabın sonunda bile heyecanlanamadım doğrusu...

      Sil
    2. Teyzem çok beğendiği için bende beğendiğimi düşünerek okuyorum ama kitapta bir şeyler eksik neyin eksik olduğunu henüz bulamadım. Konu ilginç merak unsuru var ama o eksikliğin giderilmesinde bunlar yeterli olmamış belki de dediğiniz gibi çok bilgiye boğulduğundandır bilemiyorum...

      Sil
  7. Ayrıca eklemeyi unuttum Elif Şafak'ın Mahrem adlı kitabını okuyan var mı bilmem ama oradaki cüce karaktere büce cücenin kısaltılışı olan BeCe ismi verilmiş bu kitapta da Yanık Yusuf'un YeYe olarak isimlendirilmesi bana garip bir tesadüf olarak geldi. Bunu fark eden tek ben miyim bilemiyorum ama bu kadar tesadüf olabilir mi diye sormadım değil. Bunu benden başka fark eden varsa düşüncelerini okumak isterim. Tekrar sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ilginç bir tesadüf olmuş.. mahremi okumadım maalesef..

      Sil
  8. Herkese merhabalar :) 6 saat aralıksız okuduğum tek kitap (henüz böyle).Mükemmel diyebilirim.Benim gibi bir Osmanlı hayranıysanız daha da mükemmel oluyor gözünüzde. İskender Pala yine döktürmüş.Şiddetle tavsiye ediyorum ölmeden önce okunması gereken kitaplar arasından benim nazarımda. en çok etkilendiğim yer beklemediğim bir anda tabi ki Hafız Çelebiden Topaç Yeye'nin hayranlık dolu sözlerine cevap niteliğinde geldi:
    ''Ne kadar çok şey biliyorsunuz efendim.''
    '' Bilmek mi oğulcuğum?Hıh... Bilmediklerimi ayağımın altına koysam başım göğe değerdi'' ....

    YanıtlaSil
  9. Merhabalar. Bu kitabı okuyup tek anlamayan benmiyim ? Lale kitabta ne anlama geliyo ? Lütfen biri yardımcı olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. romanı okuyalı uzun zaman oluyor.Hatırlayabildiğim kadarıyla yazayım. Umarım yanlış hatırlamıyordum. Lale öncelikle Allah'ın tekliğini gösteren bir çiçek.. Yılda sadece bir defa çiçek veriyor. Ancak romandaki lale soğanı ikiz ve renk anlamında az bulunan bir renk . Bu da onu özel kılıyor. Ve ikiz soğanlardan biri kayıp.

      Sil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.