14 Ocak 2014 Salı

KEVIN GUILFOILE - KLON

MERHABALAR,

Uzun zamandır kendi kitaplığımdan kitap paylaşma imkanım olmadı. Geçen ay okuyup özetini hazırladığım bir kitabı paylaşmak istiyorum sizlerle.. 

Kevın Guilfoile - Klon


ARKA KAPAK

Klonlama uzmanı Doktor Davis Moore’un on yedi yaşındaki kızı tecavüze uğrayıp acımasızca öldürülür. Olay hakkında soruşturma açılır; ancak bir sonuca varılamaz. Aylar sonra Moore kızının eşyalarını polisten geri alır ve bunların arasında kazayla unutulmuş, içinde katilin DNA’sı bulunan küçük bir şişeye rastlar. İşte o an Moore’un beynine korkunç bir düşünce saplanır: Belki kızını değil ama onu öldüren adamı klonlama olanağına sahiptir. Peki kızının katilinin gözlerinin içine bakmaya ne kadar dayanabilecektir?

Justin Finn, üç yaşına bastığında diğer çocuklardan farksızdır. Canlı, neşeli ve sevimli: Ondan zerre şüphe etmeyen anne ve babasının gözündeyse masum bir bebek. Ne var ki yüzü, bir gün mükemmel bir genetik kopya olarak soğukkanlı bir katilinkine tıpatıp benzeyecektir.

KLON küçük bir çocuğun bir gizemi çözmesi için dünyaya getirilişinden yola çıkarak, kötülüğün kaynağını sorgulayan, klişelerden uzak, dahice yazılmış özgün bir roman. Kaldırdığınız her taşın altında bir zeka parıltısı göreceksiniz.
“Yılın en iyi kitaplarından biri.”CrimeSpree Magazine
 “Zekice kurgulanmış bir şaheser… Doğru ve yanlış, kader ve seçimlerimiz arasındaki farkı söyleyebilecek cesarete sahip eşine az rastlanır bir roman.”Salon
 “Hedefi on ikiden vuran bir kitap… Guilfoile, şaşırtmacalı anlatımı ve benzersiz kurgusuyla okuyucuyu ters köşeye yatırıyor.”New York Times

Bu defa kitabın ÖZET’ini vermeyeceğim. Zaten arka kapak yazısı özet biçiminde yazılmış. Hemen kitapla ilgili yorumlarıma geçmek istiyorum. 


KİTAPTAN NOTLAR:

Klon Kevin Guilfoile’un okuduğum ilk kitabı. Arka kapak yazısı kitabı almamdaki en büyük etkenlerden. Ancak kitabı okuyunca keşke arka kapak yazısı daha gizemli olsaydı diye düşünmedim değil. Kitabın arka kapağını okur okumaz neler yaşanacağının büyük bölümü anlatılıyor. Belli bir süre kitapta ne olacağına değil de nasıl olacağına kilitlendim doğrusu. 

Kitaptaki olayın başkahramanı bir klonlama alanında uzman bir doktor. Ancak yazarın karakteri yeterince yoğuramadığını düşünüyorum. Karakter hiç değilse hastane sahnelerinde daha teknik bir dil kullanabilirdi. Ya da klonlama süreciyle ilgili çok teknik olmasa da bilgi verilebilirdi. Her ne kadar kullanılan dil kitabın anlaşılırlığını arttırsa da inandırıcılığı azaltmış.


 Kitabın kurgusu ve konusunu beğenmeme rağmen Doktor Davis’in kızı AnnaKat’in ölüm sahnesinin ve katilin DNA’sından Justin’in oluşturulması olayları gibi romanda heyecan ve gerilim unsurlarının en üst düzeyde olması gereken kısımlarının geçiştirilmesi bence bir gerilim romanı için bulunmaz bir fırsatı tepmek gibi olmuş. Kısacası yazar gerilimi sürükleyici bir unsur olarak kullanamamış.  

Kitabın sonu etkileyici olmasına rağmen oldukça sönük kalıyor maalesef. Kitabın 39,40,41.’ Sayfalarında Anna ile Sam’in görüşmeleri, Sam’ın daha sonraki sayfalarda Martha’ya tecavüz girişimi ve şiddet eğilimi elbette onu olağan şüpheliler listesinin başına yerleştiriyor. 

Tabi ki Anna’nın ölümünden sonraki sperm vurgusu da bu şüpheyi güçlendiriyor. Bunun yanında Doktor Davis’in vurulmasından çok kısa bir süre sonra Anna’nın öldürülmesi de Aylak Mickey’i şüpheliler listesine sokuyor. Yani katil kitabın sonunda olağan şüphelilerden biri çıkıyor. Burada okuyucuyu şaşırtan tek unsur bence Doktor Davis’in kendince iyi iz sürmesine rağmen gerçeğe ulaşamaması ve Justin’in ölümü.


Yazar kitap boyunca kötülüğün kaynağı olarak genetik faktörler üzerinde daha da yoğunlaşmış. Justin’in oturduğu evin çevresindeki ölen ve kaybolan hayvanlardan Justin’in sorumlu olduğuna yer verilmiş. Ancak kitabın ilerleyen sahnelerinde bu olaylara kesinlikle Justin’in neden olduğuna dair bir bölüme yer verilmemiş. Konu havada kalmış. 

Ayrıca sıkça işlenen “Hasır Adam” cinayetlerini Sam’in işlediği üzerinde durulurken, son cinayeti Justin işliyor ve DNA taramasında Sam Anna Kat’in ölümüyle de şuçlanırken, ölen diğer kadınların üzerinde DNA örneği bulunmamakta. Ölen kadınlardan birinin ölümü de Sam’in Martha’ya tecavüz girişiminin ardından gerçekleşiyor ve Sam da aynı gece benzer özelliklerde bir kadınla beraber oluyor. Ama doktor ve Justin bu noktaya Anna’yı Sam’in öldürmesinden yola çıkarak geliyorlar. Peki Anna’yı Sam öldürmediyse “Hasır Adam” cinayetlerini kim işledi. Bu da romandaki belirsizliklerden biri.


Ayrıca kızının cinayetiyle aklını bozmuş Doktor Davis’in mavi odada yıllar boyunca saatlerce zaman geçirmesine rağmen Sam’in Anna’nın ölümünden sonra alınan ifadesine hiç rastlamaması, hatta Sam’dan şüphelenirken bile bu ifadeye ulaşmaması - hem de ifade mavi odadayken - kitabın ilginçliklerinden. Bu sonuca Joan’ın mavi oda boşaltılırken rastlanması da bir o kadar ilginç.

Kitapta en beğendiğim kısım “Gölge Evren” oyununun oynandığı kısımlar oldu. Bu kısımlar gerçekten yazarın parlak zekâsına dikkat çekecek türden ayrıntılar.


Son olarak; Sam’in ifadesinde Anna ile birlikte olduğunu söylemesine rağmen olay araştırılırken Sam ile bulunan spermin polis tarafından hiç karşılaştırılmaması, cinayet olan bir olayın yıllarca tecavüz olarak araştırılması da kitabın ilginçliklerinden. Yazar polise de gönderme yapmış böylece.

Sonuç olarak konusu ve kurgusunu beğendiğim ancak havada kalan bölümleriyle ve ritminin düşüklüğüyle beni sıkan bir kitap oldu. İlk defa bir gerilim romanı elimde bu kadar uzun süre kaldı diyebilirim.


YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE...


1 yorum:

  1. Geçen yıl okuduğum bir kitap .
    Güzeldi ..
    Bazı yerler fazla uzatılmıştı ama onun dışında heyecanlıydı :)

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.