15 Ağustos 2014 Cuma

TUBA AKYOL - ROMANTİK İRONİ

Merhabalar,
Tuba Akyol'un imzalı kitabı elime geçeli bir ay kadar oluyor. Tatile uygun bir kapakla bezeli kitabı tabi ki tatilde okudum ve altını çizdiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. 


Yeni bir iş… O'nunla aynı evde yeni bir hayat… çocuk?

Banu'nun yeni işinin bir iyi yanı, bir de kötü yanı var: Kötü yanı, sürekli bir yerlere gitmek. İyi yanı, sürekli bir yerlere gitmek. Banu'yla birlikte Dubai'den Diyarbakır'a, Moskova'dan Urfa'ya, Cape Town'dan Van'a gezeceksiniz.


Sevgiliyle aynı evde yaşamanın pek çok iyi, pek çok kötü yanı var. Bir ilişkinin mutlu günlerini, o kadar da mutlu olmayan günlerini, kavgaları, barışmaları, kahkahadan sessizliğe, özlemden umursamazlığa, meraktan şüpheye her halini Banu'yla birlikte yaşayacaksınız:



-Aidatı yatırdın mı?
-Hı hı.
Konuşunca barışmış sayıldık. Çocuk sahibi olmanın birçok iyi yanı ama bir zamanı var: Rüyamda artık ne gördüysem, sabah panikle Deniz'i arıyorum.



-Deniz, korkunç! Çok korkunç! Ben galiba çocuk istiyorum.
-Ve bu korkunç, çünkü..?
-Çünkü… Ya çocuğum olursa? 



Mutlu sonlardan sonra ne olur?



Ayrılık sevginin değil, hayat karşısında artık yan yana, omuz omuza, el ele durma arzusunun bitmesi demek. Sevgiyi bitiren, nefrete dönüştüren, ayrıldıktan sonra ayrılamamak.

Milliyet gazetesinin hafta sonu eklerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yapan, şimdi Psikeart dergisinde yazan ve Nar Kitap'ın yayın yönetmenliğini yürüten Tuba Akyol'dan maydanozun, şişme botların ve kullanma kılavuzları için kullanma kılavuzu yazılmasının faydaları, rüyalar ve oyunlar, gece hayatı ve sıkıntı, tembellik ve tembel fikirler üzerine, her şey ve hiçbir şey hakkında, sonu olmayan bir kitap.


(Tanıtım Bülteninden)



KİTAPTAN ALTINI ÇİZDİKLERİM

YAZ

“Dünyanın en iyi babası geçen yıl öldü.” ( s. 15)

“Vicdan, insan ile âlem arasındaki mesafesizlikteymiş.” ( s. 20)

“Varoluşun dinamiği, zıtlar arasında git- gel Konya altı saat
Tez, antitez… Hayat da sentez.” ( s. 35)

“Yaz, nihayet tembelliğin nihayet hak ettiği saygıyı gördüğü muhteşem mevsim.” ( s. 51)

“Tembellik çalışmamak değil, boşa yorulmamak. ( s. 52)


SONBAHAR
“Yaz bitti. Okullu çocuklar son arabalara doluşup yaşadıkları kentlere döndüler. “Hava ısınırsa,” dediler giderken, “belki hafta sonu yine geliriz.” Gelmeyecekler. Yaz bitti. Havalar ısınsa bile – eylül sonuna doğru yeniden ısınır genellikle – yine de yaz bitti.
… Yaz bitti. Geçti gitti. Çorapların saltanatı geri döndü.” ( s. 62)

“Hayaller yumurta gibidir. Civciv çıksın, kuş çıksın diye çatlar; ama bir yandan da yumurta çatlamıştı, hayal kırılmıştır ve gerçek hiçbir zaman hayal ile birebir aynı değildir. Daha iyidir, daha kötüdür… İyi – kötü görece kavramlar. Ama kesinlikle aynı değildir.
Her hayal gerçekleştiğinde kırılır.
(hayat : “Gerçek”leştiğinde kırılan hayal)” ( s. 69)

“Her Cuma ve her Pazar şehirlerarası otobüslerde iki hayat arasında gidip gelerek büyüyen çocuklar vardır. Camdan bakıp giden yolu ezber etmekten sıkılınca “bulutları benzetmece” oyunu ile tek başına zaman tüketmeye çabalarlar.
Yalnız seyahat eden küçük çocuklar uykuları gelse bile tekinsiz otobüslerde uykuya geçemezler. Yan koltukta uyuyan yüze bir mazi uydurarak, şarkılardan fal tutup şarkı sözlerini ezberleyerek, radyodan maç dinleyerek zaman geçirirler. …
…Ama ne zaman demli bir çay kokusuyla uyansalar gözleri dolar. Çünkü onların çocukluğu, hazırlanması gereken bavullar yüzünden yarım kalmış bir pazar kahvaltısıdır. Otobüse yetişmek için daima bir filmin, bir dizinin, bir şarkının, bir kitabın, bir konuşmanın, bir kahkahanın yarısında çıkmaları gerekmiştir.
Çocukken evinden sürgün edilen çocuklar kendilerini hiçbir kente, hiçbir yatağa ait hissedemeyerek bölünürler. En çok nereyi özlediklerini bilmeden özlerler. Hep biraz eksik oldukları, hep o eksiğin özlemini duydukları için yalnızdırlar.
Neden “tam” olamadıklarını bir türlü anlamayacak kadar da çocukturlar, hırçındırlar, kızgındırlar.
İki hayatın kesişim kümesinde, ne tarafa gitse öbür taratan çekiştirilerek büyüyen çocuklar öyle yalnızdırlar ki en çok yalnızlıktan korkarlar. Kimi büyüdüğünde de bu korkuda takılı kalır; “yalnızlık yollarına pusu kurup onu bekliyor” sanır. Kimi “tam”olarak sahip olunabilen tek şeyin yalnızlık olduğunu bildiği için, “yalnızlık ömür boyu” diyerek onu sevmek zorunda kalır.
Ben yatılı okudum.” ( s. 95-96)



KIŞ

“Merasim gelecek için tasarlanmış mazi projesidir.
Ya ileride hatırlanacak bir şey olmazsa paniğiyle kotarılmış üçüncü sınıf bir müsameredir.” ( s. 112)

“Ayrılık sevginin değil, hayat karşısında artık yan yana, omuz omuza, el ele durma arzusunun bitmesi demek.
Sevgiyi bitiren, nefrete dönüştüren, ayrıldıktan sonra ayrılamamak.” ( s. 127)

“Unutacağımı söylüyorlar.
Anlamadıkları şu: Bir gün bu acıyı unutacağını düşünmek acının kendisinden bile daha çok acıtıyor.” ( s. 133)


İLKBAHAR

“Aşkı seven sekse katlanır
Ya da: Seksi seven aşka katlanır.” ( s. 140)

“Açlıktan ölmemek için can sıkıntısından ölmeye yeterince hevesli görünmediğimiz için açlıktan ölmek zorunda bırakıldığımız bu dünya batsın.” ( s. 163)


KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle imzalı kitap hediyesi için yazarımıza teşekkür ediyorum.

Gelelim içeriğe yazarın konuşur gibi yazması, kitabın ilk göz çarpan tarafı. Konuluşur gibi yazıldığı için de kitap hızla ilerlemekte. Bölüm başlarına konan mini başlıklar da içeriği desteklemiş bence. 

Her bölüme yeni başlıklar konması birbirinden kopuk gibi gösterse de kitabı, kitap bütünlüğünü korumuş.

En çok yatılı okul ile ilgili kısmı beğendim. 


YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE.. 


1 yorum:

  1. Merak uyandırdı anlatımınızdan,teşekkürler aklımda bulunsun..

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.