6 Eylül 2015 Pazar

AKİLAH AZRA KOHEN – Çİ ()

MERHABALAR, 

Geçtiğimiz hafta paylaştığım Fİ'den sonra sıra geldi üçlemenin, en az ilki kadar başarılı ve sürükleyici kitabı Çİ'ye. Önce Çİ'nin anlamından başlayalım. 

(cÇi veya Japoncadaki söylenişiyle Ki ; geleneksel Çin kültürü ve tıbbının temel kavramlarından biridir. Çi'nin mevcut olan her şeyde yer alan "hayat gücü" veya "spiritüel enerji" olduğuna inanılmaktadır. Genellikle "hava" veya "nefes" olarak yabancı dillere aktarılan bu terimin aslında tam bir karşılığı yoktur. Çince'de Çi'yi gösteren ideogram formu şeklindedir. (Vikipedia) 



ARKA KAPAK

Hayat, insanın kendi potansiyeline ulaşabilmesi için dikkatle, incelikle, muhteşem bir zekâyla dizayn edilmiştir. Yapman gerekeni yapamıyorsan, olamıyorsan, doğamıyorsan hayat çok acıtır, anlaman için hırpalar, yorar. Seni sen yapabilmek için ne gerekirse yapmaya hazırdır.
Asla rahat bırakılmazsın.
Öylesine, anlamsız varolmazsın.
Mutluluğa saklanamazsın.
Öyleyse acına sahip çıkmalısın!
Çünkü acı, bilginin bedene inmesidir.
Bilgiyi bedene indirmeli, olman gereken şeye dönüşmelisin.
Bu kitap 'kendine gelmek' için burada olduğunun farkına varabilenlere yazıldı. Fi ile çıkılan yolculuğun tek durağıdır Çi. Sadece farkındalığa giden, değiştiren, mutlaka geliştiren bir yoldur bu ama sunduğu seks, macera, intikam, ihtiras sizi aldatmasın, zordur.
Hayatı değil sistemi yaşadığımızı fark edenler, harakete geçmek için işaret bekleyenler, umursamayanlara karşı umursayanlar, hissedemeyenlere karşı hissedenler adına ve kendi tekamülünde kaybolmuşlar için yazılmış, dengeye adanmıştır. Hayat harekete geçen herkesi varması gereken yere götürür.

İYİ BİR HİKAYE ASIL BİTTİĞİ YERDE BAŞLAR...


KİTABA BAŞLARKEN;

“Sabrın için minnettarım, diye başlıyor kitap ve şöyle devam ediyor:

Bilgisayarımın bir köşesinde, bürokrasi hapishanesinde bekleyen Çi’yi sana ulaştırabilmek için vazgeçmemecesine savaştığımı ve seninle kurduğum bu bağın, senin varlığının, benim için çok değerli olduğunu bilmelisin. Aynı kaynaktan geldiklerimizle buluşmanın, hayatı değil sistemi yaşadığımızı anlamanın, bir parazit gibi tükettiğimiz bu gezegende kurulmuş bu lanetli sistemi aşmanın, gerekeni yapmak için uyanmanın zamanı yakın. 
Aynı zamanda var olmamız hepimizin aynı gezegende yaşadığı anlamına gelmiyor maalesef. Tekâmüllerimiz farklı. Dip dibe olmamıza rağmen aynı anda, farklı boyutlarda, hatta farklı gezegenlerde, bambaşka deneyimlerde olabiliriz. Çi, ölmek için doğduğunu unutmadan bu gezegende hiçbir şeyin hiç kimseye ait olmayacağını anlayan, sahip olduklarının değil analizini yaptığı deneyimlerin gerçek zenginlik olduğunu bilerek yaşayıp kendi potansiyelinin savaşçısı olabilme cesaretini gösterenlere adanmıştır.
 Çi’nin satır aralarında pusuya yatmış anlamların sana ulaşması dileğiyle kocaman sarılıyorum sana, kendimden bir parçayı kucaklarcasına. 
Beynimizi bilgiyle yıkamanın zamanı geldi." 


ÖZET
İlk kitabımız Fİ Duru’nun Can Manay’ın ısrarlı ilgisine karşı koyamayıp, Can Manay’ın evine gitmesi ile bitmişti. Üçlemenin ikinci kitabı Çİ terk edilmenin acısı ile şehirden uzaklaşmış, köye gelmiştir. Acısı büyüktür. Zihninde evde bulamadığı başına bir şey gelmesinden korktuğu, hatta bulmak için polise bile gittiği Duru’nun Can Manay’ın gelini olduğu görüntüler hala canlıdır. Acısı o kadar büyüktür ki; Deniz’in zihninde durmadan çalan susturmak için bazen jointlere sarıldığı müzik bile artık susmuştur. Deniz yaşadığı acıyla artık şehirde yapılacak bir şey kalmadığına kanaat getirir ve bir köye yerleşir. Köyde karın tokluğunda tarlalarda çalışır. Yetişkinlerle hiçbir şekilde iletişim kurmazken, çocukları etkisi altına alır.

“Hayat ona çok güçlülerin nasıl bir darbede yenildiğini ve çok güçsüz gözükenlerin darbelere yıllarca nasıl dayanabildiğini göstermişti. Asıl önemli olan darbe almak değil,alınan darbeye rağmen hep ayağa kalkabilmekti.” (Sayfa 69)

Duru artık, Can Manay’ın evinde yaşamaktadır. Can Manay’ın ısrarlı ilgisi, Duru’yu elde edince tamamen saplantı haline gelir. Duru’yu herkesten kıskanır. Dans etmemesi için Duru’nun çalışma imkânlarını yok eder. Can’ın Duru ile ilgili saplantısı, cinsel anlamda da devam etmektedir. Önceleri ayrılmadan öneki günlerde Can’ın Duru’ya yaklaşmak için ortaya attığı sanat projesi ile fazlaca ilgilenen ve Duru’yu ihmal eden Deniz’den sonra, bu ilgi başlangıçta Duru’ya iyi gelir. Kendini değerli hissettirir. Ancak çok geçmeden Can’ın ilgisi Duru’yu sıkmaya, hatta boğmaya başlar. Hapishanede gibidir. 


“Bizi rahatsız eden şeyleri değiştirmek için çaba göstermezsek nefret ettiğimiz bir dünyada yaşarken buluruz kendimizi; sürekli kafamızı diğer tarafa çevirirsek bir gün kafamızı nereye çevirirsek çevirelim karşımızda aynı rahatsız edici manzarayı görürüz.” (Sayfa 141)


Can ile tartıştıkları bir gece evde yalnız kalan Duru tesadüf eseri, Can’ın Duru’yu izlediği pek çok kameranın yansıdığı ekranları bulunduğu gizli odayı bulur. Duru gördüklerine inanamaz. Kayıtlı son görüntü Duru’yu bulamayan Deniz’in çaresizliğinin resmidir. Duru ilk defa pişman olur ve Can’ın gerçek yüzüyle yüzleşir. Duru yaşadıklarının hesabını soracaktır.
Can’ın Duru saplantısı geçmişine onu geçmişe Çiçek’e götürecektir. Eti çok korkmaktadır bu durumdan. 

“...Bugün etrafınızda olanlara baktığınızda, kendine dindar deyip İslam'ı bir para basma makinası gibi kullanan din tüccarlarını görürsünüz. Her yerdeler. Deformasyonun böyle bir seviyeye varabilmesi için bir şeylerin daha en başında çok yanlış gitmiş olması gerekirdi. Ama ne yaparlarsa yapsınlar İslam'ı kirletemezler, sadece İslam'a olan inancı kirletirler. Bugün Yaradan adına öldürmek gerektiğine inandırılıyor gencecik insanlar, varoluşlarındaki en büyük günahı işlemek üzere olduklarını ve böyle bir günahla sadece şeytanın emri altına gireceklerini bilmeden kandırılıyorlar, Yaradan'a hizmet etme umuduyla şeytana satıyorlar ruhlarını, dokuz yaşındaki küçük kızlara tecavüz etme meraklısı, iş ilişkileri kurmak için camilerde toplanan bir kitlenin elinde inancımız, ta ki biz inancımıza sahip çıkana kadar.” (Sayfa 173)



Özge Darbe’yi internet üzerinden çıkarmaya devam eder. Sanat, iş hatta siyaset dünyasının ünlülerinin kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmaya devam ederler. Sadık Kolhan’ın her ne kadar Özge’ye ilgisi devam etse de Özge ona karşılık vermez. Murat Kolhan, her koşulda Özge’yi koruyup kollayan gizli bir el gibidir.

“Okuduğun her kitap, toplamda sadece 29 harfin kombinasyonundan oluşuyor, aynı etrafında gördüğün her şeyin aynı atomların bir araya gelmesiyle oluşması gibi ama her şey birbirinden ne kadar farklı değil mi? Bizi oluşturan aynı atom ve okuduğumuz yüzlerce değişik kitabı oluşturan 29 harf...Temelde biriz Bilge ama aynı değiliz, çünkü deneyimlediklerimiz farklı.” (Sayfa 165)

Bilge Can’ın asistanlık işine devam ederken, okulu bitirmesine de az kalmıştır. Can ile aynı programa çıktığından beri okulda silik bir karakter olan Bilge, dikkat çekmeye başlar. İlk defa okul partisine davet edilir. Aynı okuldan âşık olduğu Murat ile ilk defa davet edildiği bir partide yakınlaşırlar. Çok geçmeden ülkedeki eylemlerde polisler tarafından feci şekilde dövülen Murat’ın ölmesi ile Bilge alt üst olur. 


Ada aynı  zamanda okuldan da arkadaşı olan Göksel ile tuhaf bir ilişki yaşarlar. Göksel Ada’nın müziğine adeta âşık olur. Aynı dönemlerde Ada’nın hayatına Tugay girer. Tugay’la beraber Ada şöhret basamaklarını hızla çıkmaya başlar. Tugay sayesinde Şadiye, Deniz’den alamadığı müziği Ada’dan alır. Ada’nın kokainle tanışması da bu dönemlerde olur. Ada uyuşturucu ile uyutulup, yeteneği sömürülür, Tugay ve Şadiye tarafından. 


KİTAPTAN NOTLAR
Kitap yorumuma kapak ile başlayayım. Kitabın üçleme olduğunu bilmeseydim, ve sadece elimde bu iki kitap olsaydı kapaktan yola çıkarak, yazarın dört ana elemente gönderme yaptığını ve ateş ve suyun ardından toprak ve hava’nın geleceği bir dörtleme olacağını düşünürdüm öncelikle….

Arka kapak yazısına gelince yazarı kutlamak gerek. Bilmece gibi yazdığı kapak ve önsöz yazıları içerikle ilgili fazlaca bilgi vermemekte. Ancak yazar ilk kitabında sergilediği gelecek günlere göndermeler ile ilk kitaptaki üslubunu devam ettirmiş. Bu durum bazen karakterler ile ilgili içimi rahatlatırken, bir taraftan da merak öğelerinin dozunu düşürmüş gibi geldi bana.

Kötülük karşısında yapılabilecek iki şey vardı. Birincisi uzaklaşmak ki bu en ilkeliydi, ikincisi savaşmak ki bu en zoruydu. (Sayfa 78)

Karakterlere gelince Can amacına ulaşmış ve Duru’yu elde etmiştir. Deniz biraz da klişe bir biçimde şehirden kaçmıştır. Çi’de Deniz pek çok anlamda yaşadığı acıya uygun biçimde geri çekilmiş karakter oldu. Ancak ortaya çıktığı kısımlarda yaptığı konuşmalar yine okuyucuyu düşündürecek cinsten. Bu kısımlar okurken en keyif aldığım kısımlardı.

Can ve Duru bu kitapta da öne çıkan karakterler oldu. Birlikteliklerini okumak pek de sevimli gelmedi doğrusu. En beğendiğim kısımlar Duru’nun Can’ın gerçek yüzünü görmeye başladığı ve Can’ın evini yaktığı kısımlar oldu. Ancak Duru hastanedeyken bile Can’ın saplantısının devam etmesi, hatta uyuyan bir kadına bu şekilde yaklaşması midemi bulandırdı. Can Manay’dan bir kez daha iğrendim.

Yazarın ilk kitaptan da alışık olduğumuz olaylara yaptığı göndermeler yakın zamanda yaşadığımız, basında yer alan pek çok olayı hatırlattı bana Örneğin; Murat’ın polisler tarafından öldürülmesi…



Ada’ya gelince; Ada en üzüldüğüm ve en gerçekçi karakter oldu benim için. Kim bilir ne çok Ada vardır izlediğimiz, belki de hayran olduğumuz dünyada.

Muammer, Ömer, Özge ve Sadık Murat diyalogları, yazarın Özge’de biraz tekrara düşmüş gibi gelmesinden midir çok da keyif almadığım kısımlar oldu. Okurken kendimi zorladığım bölümler bile oldu zaman zaman.

Her şeyi bildiğini sanmayı anlarım, toyluktur ama her şeyi anladığını sanmak! Bunu anlayamam çünkü salaklıktır. (Sayfa 282)

Belki, bir başucu kitabı olmadı benim için. Gözlerimi alamayacağım bir aydınlanma da yaşamadım. Ama izlediğim, okuduğum pek çok şeye bakış açımı değiştirmedi desem yalan olur. Pek çok insanın bilip de bilmezlikten geldiği pek çok gerçeği yazarın paylaşma cesaretini takdir ettim doğrusu. Bir an Şenay Düdek’in kitabını okuduğumu bile düşündüm. Eminim okuyan pek çok okuyucu karakterleri kafasında ünlülerle eşleştirmiştir.

Kısacası okumaktan keyif aldığım, akıcı bir üslupla yazılmış bir kitap olduğunu söyleyebilirim. 

Hayat, sadece bir an, ya efendisi olursun ya da kölesi.  (Sayfa 248)

Çok yakında Pİ ile görüşmek üzere... 

SEVGİLER... 

5 yorum:

  1. Psikolog Abla'nız artık burda... Hepinizi bekliyorum!
    psikologabla.blogspot.com :)

    YanıtlaSil
  2. harika bir seri umarım bir gun ben de azra kohen gibi kitaplar yazabilirim

    YanıtlaSil
  3. Aslında öyle çok konuşulan,çok karşıma çıkan kitapları okumamakta direnirim. Ama bu seri o kadar ilgimi çekiyor ki,anlatamam. :) En kısa zamanda okuyacağım. :)

    YanıtlaSil
  4. Şöyle bir yarışma var ilginizi çeker diye düşünüyorum. Keyifli okumalar.

    http://zbam.org/kitap-hediyeli-yarisma/

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.