2 Ocak 2018 Salı

CHARLOTTE BRONTË - JANE EYRE

MERHABALAR,

Bir önceki yazımda Emily BRONTË'nin Uğultulu Tepeler'ini paylaşmıştım. Ardından eleştirmenler tarafından sürekli kıyaslanan kiminin Uğultulu Tepeler'i kiminin Jane Eyre'yi en iyi ilan ettiği bir kıyaslamanın içinde buldum kendimi. Jane Eyre yine İngilizce öğrenmeye başladığım yıllarda bölümlerini okuduğum kitaplardan. Klasik okumalarım için uygun bir roman oldu kendileri... 

ARKA KAPAK

“Ben kuş değilim ve hiçbir ağ beni tuzağa düşüremez. Özgür iradesi olan bağımsız bir bireyim ve şu an bunu sizden ayrılmak yönünde kullanıyorum”
“On yaşında öksüz kalan Jane Eyre, ona kötü davranan yengesinin evinde yaşamaktadır. Dayısının isteği üzerine, yengesiyle yaşayan Jane, kuzenleri tarafından da zorbalığa uğramaktadır. Yengesi Bayan Reed en sonunda çareyi Jane’i yatılı okula yollamakta bulur. Yatılı okulda da zor zamanlar geçirmeye devam eder. Sonunda orada öğretmen olarak çalışmaya başlayan Jane kendini okulda sıkışmış hissettiğinden hayatına farklı bir yerde devam etmek ister ve verdiği bir mürebbiyelik ilanına cevap gelince, Bay Rochester’ın malikânesinde çalışmaya başlar. Çok geçmeden oradaki hayatına alışan Jane, malikânenin gizemli efendisine âşık olur ama hayat ona beklemediği zorluklar çıkarmaya devam edecektir. Charlotte Brontë’nin güçlü ve kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen kahramanı Jane Eyre’ın bu klasik hikâyesi, gerek kasvetli havası gerek erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadın olmanın zorluklarını betimlemekte İngiliz edebiyatının en önemli romanlarından biridir.


ÖZET
Jane Eyre, küçük yaşlarda annesi ile Peder olan babasını kaybetmiştir ve dayısının yanına sığınmıştır. Dayısı ölüm döşeğinde; yanına sığınan yeğeni Jane Eyre’yi karısı Bayan Reed’e emanet etmiştir. Yengesi de ölen kocasına söz verdiği için istemese de çelimsiz ve çirkin kıza; Jane’ye bakmaya başlamıştır. Ancak dayısının başka çocukları da vardır.  Evin çocukları olan John, Eliza, Georgiana  evlerine sonradan gelen bu küçük çirkin ve çelimsiz  kızdan hiç hoşlanmamaktadır. 

Yengesi Bayan Reed ve çocukları John, Eliza, Georgiana, Jane’ye bu evde istenmediğini her fırsatta hatırlatır ve hayatı Jane için ellerinden geldiğince zorlaştırırlar. Fakir ve istenmeyen bir akrabadan ötesi olmadığını ve onlarla yaşıyor olduğu için kendilerine minnet etmesini bekler haksız yere eziyet ederler. Jane, tüm bunlardan sadece kitaplara sığınarak kaçabilmektedir. Jane bu aşağılanmalara ve mecburiyete katlanmak zorundadır. Jane, John’un davranışları ve iftiraları üzerine sessizliğini koruyamayarak isyan eder ve cezalandırılarak, dayısının hayatını kaybettiği kırmızı odaya hapsedilir. Korkudan kâbuslar görür yalvarıp yakarsa da kimse ona yardım etmez. Bunun üzerine hastalanır. Bu olayın ardından yengesi ondan kurtulmanın zamanının geldiğini düşünür ve Lowood Yatılı Kız Okuluna yazdırır.

- “Kötüler öldükten sonra nereye gider biliyor musun?
- Cehenneme giderler.
- Peki cehennem nasıl bir yer? Biliyor musun?
- Alev alev yanan bir çukur.
- O çukura düşüp sonsuza dek yanmak ister misin?
- Hayır efendim.
- Bunun olmaması için ne yapman gerek?
- Sağlığıma dikkat edip ölmemem.” ( S.42, Jane Eyre ile Bay Brocklehurst’un konuşmasından)


Jane, daha 10 yaşındayken uzunca yıllarını geçirecek olduğu bu okula adım atar. Okul bütün ihtiyaçları koruyucu aileler tarafından karşılanmaktadır. Disiplin oldukça ağırdır. Bunun yanında öğrenciler ne yeterince beslenebilmekte ne de ısınabilmektedirler. Jane, 18’li yaşlarındayken okulda tifüs humması salgını boy gösterir. Aynı günlerde en yakın arkadaşı ve can yoldaşı Helen de vereme yenik düşer. Çocuklara iyilikle sahip çıkmaya çalışan, zaman zaman da bu yüzden okulun koruyucuları ile ters düşen okulun müdiresi Bayan Temple da evlenerek okuldan ayrılır. Öğrenim hayatından sonraki iki yılını aynı okulda öğretmenlik yaparak geçiren Jane daha sonra okuldan ayrılma kararı alır. Bunun üzerine mürebbiyelik yapmak üzere gazeteye ilan verir. İlana bir tek cevap gelir.
İlk kez tattığım intikam duygusu aromalı bir şarap gibiydi. İlk yudumda boğazı hafifçe yakan hoş bir tadı vardı ama sonrasında ağzımda bıraktığı madeni, paslı tat sanki zehir içmişim gibi bir duygu veriyordu. (S. 49)

Bayan Fairfax, belirtilen tarihte bildirilen vasıflara sahipse yazılı adrese gitmesini talep eder. Mürebbiyelikten okulda kazandığından daha fazlasını kazanacağını söyleyerek okuldan ayrılır. Jane, Thornfield Konağı’na varır ve eğitim vereceği 7 – 8 yaşlarında ki Adela ile tanışır. Adela evin beyinin himayesindeki küçük bir kızdır. Annesi Fransız bir sahne sanatçısıdır ve ölmüştür. Jane küçük öğrencisine çabucak alışır. 

Jane’nin , kırlarda gezintiye çıktığı bir gün, Avrupa gezisinden dönmekte olan evin beyi Bay Roshester ile tesadüf eseri karşılaşır. Evin beyi attan düşerek küçük bir kaza geçirir. Jane ona yardım eder. Evin beyi olduğunu bilmeden sohbet ederler. Zaman içinde evin gizemli beyi, Rochester’e karşı Jane’nin duyguları zamanla değişmeye başlar fakat tüm duygularını içinde saklamayı tercih eder.
“Madem engel olamıyorsun, dayanmak zorundasın. Kaderin olan bir şeye dayanamam demek zayıflık ve aptallık.” (S. 74)
Jane’nin mürebbiyeliğe devam ettiği günlerde Bay Rochester, konağa misafirlerini, yakın dostlarını birkaç haftalığına yatıya davet eder. Misafirler gelmeden önce konakta hummalı bir hazırlık sürer. Konak çalışanları arasında, Bay Rochester ile davetlilerden güzelliği ile meşhur Blanche Ingram’ın evleneceği dedikodusu dolaşır. Dedikodular Jane’nin de kulağına gelir.
Bu sırada yengesinin uşağı konağa gelerek yengesinin ölmek üzere olduğunu ve Jane’yi görmek istediğini bildirir. Oğlu John’un kumar borçları yüzünden sarsılan yengesi, oğlunun intihar ederek ölümü üzerine felç geçirmiştir ve yataktan çıkamamaktadır.  

 Jane, Bay Rochester’dan izin alarak yengesine gider. Ölüm döşeğindeki yengesi, Jane’ye bir mektup verir. Mektup bundan üç yıl önce zengin bir tüccar olan amcası John Eyre tarafından gönderilmiştir. Mektupta Jane’yi görmek istediğini ve mirasını ona bırakmak istediği yazmaktadır. Yengesi, Jane’ye olan nefretinden dolayı mektubu Jane’den bunca zaman saklamıştır. Jane, herşeye rağmen yengesini affeder. Yengesi yaşama gözlerini yumduğunda Jane konağa geri döner.
“Nefreti yok eden şiddet değildir; nasıl ki yaraları iyileştirmenin yolu öç almak değilse.” (S. 77)

Rochester, Jane’ye evlenmek istediğinden bahseder. Jane, aldığı bu haber ile yıkılır duygularını Rochester’e belli eder. Bay Rochester’a evlenmesi durumunda Adela’nın yatılı okula gitmesinin, kendisinin de yeni bir iş araması gerektiğini söyler. Rochester, Jane’ye itirafta bulunması için oyun oynadığını ve Jane’den etkilenmekte olduğunu ve onunla evlenmek istediğini söyler. Nihayet Jane duygularına karşılık bulmuştur. 


Düğün hazırlıklarını tamamlayan çift, tam kilisede nikâh esnasındayken, içeriye daha önce de Bay Rochester’ı ziyaret etmiş olan bir adam Rochester’in evlenmesinin mümkün olmadığını çünkü halen kız kardeşi ile olan evliliğinin devam ettiğini söyler.
Herkesin çok iyi bildiği gibi, gübrelenmemiş sürülmemiş toprak gibi olan cahil kalplerden önyargıyı söküp atmak çok zordur. Önyargılar kayaların arasındaki otlar gibi sımsıkı yapışır bu kalplere. (S. 475)

Genç adamın açıklaması üzerine Jane için evdeki pek çok gizem aydınlanmış olur. Bay Rochester akli dengesi yerinde olmayan eşini bakıcısının gözetimi altında çatı katında kilitli tuttuğunu söyler. Olayın doğruluğunu öğrenen Jane, evi terk eder.
DEVAMI ROMANIMIZDA... 

KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle kitabın fiziki görüntüsü ile başlamak istiyorum. Kitap Yabancı Yayınları tarafından 2017 yılında ilk defa ve ciltli olarak basılmış. Ciltli kapağın üstünde bir de kuşe kâğıt kapak bulunmakta. Kitabın her iki kapağı da son derece şık hazırlanmış. Doğrusu hemen dikkatimi çekti. Daha önce herhangi bir yayınını okumadığım için yayın evi ile ilgili tereddütler yaşasam da estetik açıdan güzel bir kitaptı. Ancak Uğultulu Tepeler’in aksine birkaç dizgi hatasına ve imla hatasına rastladım. Bunun yanında iç kapak da dış kapak ile aynı renkte güzel hazırlanmış. Kullanılan kâğıt ve yazı karakteri de beni yormadı doğrusu.
Gelelim romanımızın içeriğine; Kadın yazarlar Viktorya dönemi İngilteresi’nde ciddiye alınmadığı için yazar, eseri bir erkek ismi olan “Currer Bell” adıyla yayımlamıştır. Kardeşinin ölümünden sonra ablası kitabı kız kardeşinin adıyla basmıştır. (Wikipedia'dan)


Kitabımız Viktorya Dönemi İngilteresinde farklı sınıftan iki kişi arasındaki bir aşkı anlatan roman, toplumda yaşanan dini baskıyı, sınıf ayrımını ve erkek üstünlüğünü gerçekçi bir biçimde yansıtır. Romanın ana karakteri, zorlu bir çocukluk geçirdikten sonra öğretmen olan ve toplumda kadına yakıştırılan edilgin rolü oynamayı reddeden Jane Eyre'dir. Karakterin hikâyesi, birinci tekil şahıstan anlatılmaktadır. 
Kadın özgürlüğü ve haklarına sahip çıkan feminist duyguların ön plana çıktığı ilk romanlardan biri olarak kabul edilen eser romantizm akımının en önemli örneklerinden kabul edilir. Jane Eyre kendisine yardım edecek kimse olmadığından kendi işini kendi gören, ayakları üzerinde duran sağlam karakterli ve kararlı bir genç kızdır. Bu da onu o dönem kadınları için hatta günümüz kadınları için bile; iyi bir rol model yapmaktadır bence. 

Yazarın romanı kendi hayatından esinlenerek kaleme alındığı söylenmektedir. Kitaptaki kız okulu, yazarın ablalarıyla birlikte öğrenim gördüğü Cowan Bridge’deki rahip kızları için açılmış okuldan esinlenir. Romandaki Jane Eyre’nin arkadaşını Helen’in veremden ölümünde ise; Charlotte Bronte’nin doğrudan ablası Maria’nın ölüm anını aktardığı söylenir. Bu ifadeyi yazarın romanda olayları aktarırken sunduğu gerçeklik yansıtıyor bence de. Küçük kızın ölüm ve ölüm karşısındaki tevekkülü okuyucuya çok iyi geçiyor. Yazarın bu konuda başarılı olduğunu düşünmekteyim. Bu şekliyle fazlaca da Çalıkuşu romanının Feride'sine de benzemektedir bana göre. Acaba Reşat Nuri bu romanı okumuş mudur? Öksüz ve yetim Feride'nin okuduğu yatılı okul, Kamran'ın hayatında başka bir kadın olduğunu öğrenip kendini yollara vurması, Munise'nin ölümü... İki romanı birbirine çok benzer hale getirmiş. 


Romandaki diğer kadın karakterlerle karşılaştırıldığında Jane Eyre; güçlü, dik başlı, kendi ayakları üzerinde duran tarafları öne çıkmakta. Romanda dönemin kırılgan, güçsüz, silik, kimliksiz ve birbirinin benzeri diğer kadın karakterleri ile kıyaslandığında farklılığı ortaya çıkmakta. Özellikle dış görünüş olarak silik pek de güzel olmadığı sıklıkla belirtilmesi de onun karakterini daha da ön plana çıkarıyor. Bence Bay Rochester’i de etkileyen onun bu boyun eğmez, güçlü karakteri. Bir de yazarın yaşadığı kasabadan çıkmamış genç yaşta ölmüş olduğunu göz önünde bulundurursak; yazarın kaleminin gücü daha da belirgin olmakta.


Yeni kitaplarla görüşmek üzere...

SEVGİLER... 

5 yorum:

  1. Küçükken okumuştum, aklımda yer etmiş. Yetişkin olunca tekrar okudum.

    YanıtlaSil
  2. Ben de Jane Eyre'i daha çok beğenmiştim. Keyifli okumalar, sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. çok güzel anlatmışsınız her zamanki gibi, kitabın baskı kalitesi de çok güzel, kütüphanenizde tutmak isteyeceğiniz bir kitap, elinize sağlık, keyifli okumalar dilerim:)

    YanıtlaSil
  4. Uğultulu Tepeler daha güzeldi benim için ama herkesin görüşü farklı olacaktır elbette :) iyi günler dilerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de Uğultulu Tepeler'de daha çok etkilendim.

      Sil

Yorum yazmak için zaman harcadığınız için Teşekkürler...

Blog sahibi olmayan ziyaretçiler Anonim'i işaretleyip, yorum bırakabilirler.

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...