8 Mart 2019 Cuma

HALİKARNAS BALIKÇISI (CEVAT ŞAKİR KABAAĞAÇLI) - AGANTA BURİNA BURİNATA

MERHABALAR, 



KİTAPLARIM OLMADAN ASLA TAKİPÇİLERİ...

Okuduğum ilk Halikarnas Balıkçısı kitabı, Aganta Burina Burinata;Halikarnas Balıkçısı’nın ilk kitabıdır. İlk baskısı 1946 yılında yapılmış roman, denizci bir aileden gelen Mahmut'un çocukluğundan başlayarak, gemicilik serüvenlerini anlatmaktadır. 



“Ne olacak, toprak insanı topraktan, deniz insanı da sudan yaratılır. Topraktan olanlar toprağa dönerler, sudan olanlar akıp denize karışırlar.”  (Sayfa 7)



ARKA KAPAK

Balıkçılar, sünger avcıları, dalgıçlar, gemiciler... Halikarnas Balıkçısı hikâye ve romanlarında deniz insanlarını bize tanıtırken, “denize bağlı olarak güzelliği, özgürlüğü, başkaldırıyı, insanoğlunun geçmişteki ve gelecekteki arayışlarını, kayıplarını, bunalımlarını, korkularını; ışığı kırar gibi kendiliğinden, alabildiğine etkin bir anlatımla ortaya koyarak, çağdaş insancıl bakışla eski uygarlıklar arasındaki bağları da göstermiştir.”


Balıkçı'nın ilk romanı olan Aganta Burina Burinata, yazarın şiirli ve müzikli dilinin, doğa ve insan sevgisinin, tanıtım ve duygusal gücünün en güzel örneklerinden biridir.



ÖZET
“Bunların sahipleri olanlar artık oralardan hiç kımıldamayacaklar. Köpeklerin boğazlarından tasma ile bir yere bağlı kaldıkları gibi bunlar da barsaklarıyla boğazlarından topraklarına bağlı kalacak, hep yanlarındaki komşuların mallarına göz dikerek hırlayacak, hep malıma göz diktin diye komşularına havlayacak, malım var diye ölünceye kadar mallarının kulu kölesi olarak evim var diye dört kuru duvarın içine mezara gömülmüş gibi gömülerek yaşayacaklar. Buna yaşamak mı denir, uzun ölüm bu.” (Sayfa 25)



Denizci bir aileden gelen Mahmut; sokaklarının tamamının denize çıktığı bir deniz kasabasında yaşamaktadır. (Bodrum)Her ne kadar babası Süleyman Kaptan; Mahmut’un dedesi, amcaları ve babası gibi denizci olmasını istemese de; Mahmut’un yüreğine deniz ateşi düşmüştür bir defa. Oyun oynarken denizcidir o. Bulduğu çalı çırpıdan gemiler yapar. Ama bu gemiler de babasının hışmına uğrar. Babasının amacı birkaç dönüm arazi alabilmek ve kara insanı olmaktır. Denize küskündür. Mahmut bu küskünlüğün sebebini sonradan öğrenecektir.



Mahmut, babası Süleyman Kaptan ile Milas'a gider. Burada eski denizci ahbabı Bakkal Fehmi’nin yanına gider. Her ne kadar karada düzen kursa da denize özlem duyan Fehmi’ye denize küskünlüğünü anlatır Süleyman:
Bir süre önce kardeşi Davut, Süleyman Kaptan'ın kayığına tayfa olarak yazılmıştır. Denizde çıkan fırtınada yeterince sıkı bağlanmayan rando maçosu, rüzgârda savrularak Davut'un kafasını uçurur. Davut'un başsız vücudu Süleyman Kaptan'ın üzerine düşer.

“Derler a, kaptanın iyisi fırtınada, dostun gerçeği de fıkaralık, hastalık ve hapishanede belli olurmuş, diye mırıldandı.” (Sayfa 73)

Her ne kadar Süleyman Kaptan kardeşinin bir mezarı olmasını istese de; deniz izin vermediği ve Davut’un cesedi koktuğu için denize atmak zorunda kalırlar. Süleyman Kaptan, bu kazadan dolayı kendisini suçlar, denize küser. Mahmut amcası Davut’un kendisini için yaptığı oyuncak geminin de sırrı çözülmüş olur.  Bir gün sonra Bodrum'a dönerler.



Süleyman Kaptan, oğlunu Kirpi Halil'in yanına çırak olarak verir. Denizde sakatlanan Kirpi Halil'in de kendisi gibi denizden alacaklı, küskün olduğunu düşünür Süleyman Kaptan. Oğlunu buraya denizcilikten uzak tutmak için vermiştir. Mahmut’un çalıştığı dükkan oldukça kasvetli, karanlık, dar bir mekândır. Ama işler istediği gitmez. Kirpi Halil’in içinde deniz aşkı bitmemiştir ve sürekli denizden bahsetmektedir.

Mahmut bu sırada mahalle mektebine de gider. Mektebi ve hocayı hiç sevmemekte, onun ezberletmek istediği metinleri ezberlememekte, bu yüzden hep azar işitmekte, çoğunlukla da dayak yemektedir. Babasından gizli gizli Ateşoğluve kızı Fatma ile denize çıkmaktadır. Fatma Mahmut’un ilk aşkıdır.




 “Elvedalar bile salon mobilyaları gibi, ancak dünyalığı yolunda olanların kendilerine peşkeş çekebilecekleri bir lükstür.” (Sayfa 117)

Mahmut bir kez daha onlarla balığa çıkınca denizin onun için vazgeçilmez olduğunu anlar. Mektebi bırakır. Babasının uzun süreliğine sefere çıkmasından yararlanarak, Küçük amcası, cimri Hakkı Reis'in gemisine yazılır. Özlediği açık denizlere doğru yol almaya başlar. Babası ile uğradıkları bir limanda karşılaşırlar. Babası ona kırılır ancak bir şey de yapamaz. Mahmut’un bu ilk seferi babasının son seferidir. Babası tek serveti gemisi ile denizde batarak kaybolmuştur. Bundan sonra annesinin nafakasını kazanmak da Mahmut’un görevidir. Çok geçmeden Mahmut annesini de kaybeder.




“İnsan bir mevsimde bir ağacın muayyen bir dalında bir yemiş buluyor. Yiyor ve hoşuna gidiyor. Bir iki mevsim sonra yine aynı dalda aynı yemişi arıyor; ya yemiş o dalda bulunmuyor ya da bulunursa hoşa gitmiyor.Belki de yemişi arayan değişmiş oluyor.” (Sayfa 124) 

Denizin haşin yüzüyle tanışan Mahmut, memlekete dönüp Erkek Fatma ile evliliği hayal etmeye başlar. Memleketine döndüğünde, ilk işi Ateşoğlu'nun evine gitmek olur. Ama hiçbir şey bıraktığı gibi değildir.

“Felaketin bazen kendine ait bir havası vardır. Onun yaklaşmakta olduğunu insan yüreğinde soğuk soğuk duyar; şen ve güneşli bir gün, güneşin üzerinden bir kara bulutun geçmesiyle, dünyanın benzinin solup kül oluvermesi gibi...” (Sayfa 125)

DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR


Öncelikle kitaba başlarken en çok merak ettiğim kitabın adının ne anlama geldiğiydi. “AGANTA BURİNA BURİNATA” denize açılırken söylenen bir terimmiş ve anlamı da  “serenlerin üstündeki üst ve alt yelkenleri tut” anlamına gelmekteymiş. (Google sağ olsun öğrenmiş oldum.)

Kitabın adından başlamışken; kitabın içerisinde bolca denizcilik terimi geçtiğinden; ara ara TDK sözlüğünden yararlandığımı söylemeden geçmeyeyim. Anlamını bulmama rağmen kafamda tam canlandıramadıklarım da oldu elbet. Aynı durumu İhsan Oktay Anar’ın “AMAT” ında da yaşamıştım. Yeni sözcükler öğrenme bakımından verimli bir okuma oldu benim için. Ancak kitabın sonunda terimlerle ilgili bir sözlük olsa fena mı olmazdı. 

Aganta Burina Burinata benim okuduğum, ilk Halikarnas Balıkçısı kitabı. Üç tarafı denizlerle kaplı güzel ülkemiz edebiyatında deniz, kara topraklar kadar yerini almasa çağdaşlarına bakıldığında denizi anlatan ki, bu denli sevdayla anlatan sayılı yazarlardan olmayı başarmış yazarımız.

Aganta Burina Burinata’yı Ernest Hemingway’ın “Yaşlı Adam ve Deniz” ile arka arkaya okuyunca, ister istemez bir kıyaslama da söz konusu oldu. Sonuç olarak halk arasında söylenen “balık yiyeni doyurmaz, tutanı ondurmaz” deyiminin haklılığı ortaya çıkmış oldu sanki.

İnsanın deniz ile mücadelesi her zaman çetin geçmiş, mücadeleyi kazanıp, karaya ayak basan bir daha denize çıkmayacağına yemin etse de; deniz sevdası içine işleyen denizci yine dümeni denize çevirmiştir. 

19 yorum:

  1. Çok sevmiştim bu kitabı . İçinde yaşamış gibi hissediyor insan okurken.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim ilk Halikarnas Balıkçısı okumam. çok sevdim kitabı ben de. yazarın duyguları okuyucuya geçirmedeki başarısı tartışılmaz...

      Sil
  2. Yazardan sadece Son Kuşlar isimli kitabı okumuş ve beğenmiştim. Yalın ve etkileyici bir dili var. Bu kitabın alıntıları da çok çarpıcı, muhakkak okuyacağım. Zaten Sait Faik kitaplarını genel olarak okumak istiyorum bu ara.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazarın dili sade ve okuması keyifli. Bu anlamda ve konu seçiminde Sait Faik ile benzerlikleri var elbette. İyi okumalar...

      Sil
  3. Başka bir blog yazısını okuyup buraya yorum yapmak :D Of çok güldüm. Bu kitabı da merak ediyorum ama yine de :))

    YanıtlaSil
  4. Ne güzel kitaptir Aganta Burina Burinata . Yillar olmus okuyali simdi olsa tekrar okurum 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi ki karşıma çıkmış da okumuşum dediğim kitaplardan oldu benim de... keyifle okudum ve kalemini çok sevdim yazarın.

      Sil
  5. Çok derin anlamlar barındıran bir kitaptır Aganta Burina Burinata. Ben de bunun bir denizcilik terimi olduğunu kitabı okuduktan sonra öğrenmiştim. Öğrenilecek o kadar çok şey var ki, çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok keyifli bir okuma oldu benim için de. Kesinlikle öğrenilecek çok şey var... Yeni bir şey öğrenmeden geçirilen gün ziyan bence...

      Sil
    2. Aynı kanaatteyim, çok teşekkürler.

      Sil
  6. ben de okumuştu gençliğimde ama unutmuşum konusunu tekrar hatırladımşimdi..teşekkürler...

    YanıtlaSil
  7. okuduum çok sevdiim bi de azra erhat oku baaak nefis yaaa :)

    YanıtlaSil
  8. Ben de henüz hiçbir kitabını okuyamadım bu yazarın. Hep okuyacağım dediğim halde. Hatırlatmış oldunuz, teşekkürler.

    YanıtlaSil
  9. nasıl okumak istiyorum bu kitabı da işte ah o işteler ...

    YanıtlaSil
  10. Ben bu kitabı okudum mu, adımı tanıdık geliyor bilmiyorum. O nedenle listemde yeniden:)

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için zaman harcadığınız için Teşekkürler...

Blog sahibi olmayan ziyaretçiler Anonim'i işaretleyip, yorum bırakabilirler.

ARGO İÇEREN YORUMLAR YAYINLANMAZ.

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...