NEHİR ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NEHİR ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2019 Pazartesi

YAŞAR KEMAL - YILANI ÖLDÜRSELER

MERHABALAR, DEĞERLİ KİTAPLARIM OLMADAN ASLA OKUYUCULARIM;


“Anavarza kayalıkları onun için bu yankılardır, bu kurşun sesleridir, bu kokudur. Anavarza göğünde kanlı kartallar döner. İyi anımsıyor. Onun her zaman en korkunç anısıdır bu kurşunlu gece, bu yankılar, bu sabah sabah kartalların süzülmeleri.” (Sayfa 8)


ARKA KAPAK
Hasan aile onuru uğruna akrabaları ve köylülerin baskısıyla annesini öldürmek zorunda kalır. Dokuz yaşında işlediği bu cinayeti hiçbir zaman aklı almayacak, kabullenmeyecek ve anlamlandıramayacaktır. Toplumsal cinnetin bir çocuğu katil olmaya sürüklemesinin romanı Yılanı Öldürseler kurban kavramına odaklanır. 


“Zengin yaratısı, Yaşar Kemal'i herkese seslenen zaman ötesi büyük klasiklere yaklaştırmaktadır.” 
- Michel I. Makarius, Jeune Afrique, (Fransa) 



“Yılanı Öldürseler'deki derinlik hem ekonomik ve toplumsal yanları gösterilerek işlenen temanın anlamsal yoğunluk taşıması, hem de roman kişilerinin karakteristik özelliklerinin başarıyla işlenmesinden kaynaklanır.” 
- Feridun Andaç, Yazınsal Gerçekçiliğin Boyutları-



“Susmanın büyük ustası olmuştu. Konuşunca da, adamını bulunca veryansın ediyordu konuşmaya.” (Sayfa 21)


ÖZET
Kitabımıza , yazarımızın çoğunlukla fon olarak seçtiği Çukurova, hatta bu defa kendi doğduğu köy olan Hemite köyü mekan olmaktadır. Dünyalar güzeli Esme, Abbas’ı sevmektedir. Anavarza kayalıklarında gizlice buluşmaktadırlar.  Esme ile Abbas evleneceklerdir. Ancak Halil de Esma’ye göz koymuştur. Ne kadar ikna etmeye çalışsa da Esme Abbas’tan vazgeçmez. 


Abbas, Esme Yüzünden birkaç kişiyi yaralamış, kaçak durumundadır. Bunu bilen Halil, Abbas ile  Esme’nin Anavarza kayalıklarında buluştuğu bir anı fırsat bilerek, Jandarmaya haber vererek Abbas’ı yakalatır.


“Senin hiçbir günahın yok bacım,” diyordu Mustafa. “Gene de sen burada durma git. Seni öldürecekler bacım. Seni öldürmüyorum, diye anam benimle konuşmuyor.” (Sayfa 35)

“... Senin ölüm kağıdın boynunda asılıp durur. Seni kimse öldürmezse anam seni, kendi öz oğlun Haşana öldürtür...” (Sayfa 36)


“Oğlum yanımda yokken yaşamaktansa, oğlum yanımdayken ölmek daha iyi...” (Sayfa 37)

Abbas’ın yokluğunu fırsat bilen Halil, yanına aldığı arkadaşları ile Esme’yi kaçırır. Irzına geçilen Esme; Halil ile evlenmeye mecbur olsa da bir sene boyunca oğlu Hasan’ı kucağına alana kadar konuşmaz. Kaderine razı gibi görünse de Esme Abbas’ı sevmekten vazgeçmez.  


Hapisten çıkan Abbas ilkin Esme’nin evine gelir. Esme onu gönderir. Ancak çok geçmeden Abbas; Esme ve Hasan ile aynı sofrada yemek yemekte olan Halil’i öldürür. Esme’yi kaçırır. Altı yaşındaki Hasan bu esnada babasının ölüsü ile evde kalmıştır. Ancak Abbas köylülere yakalanır. Abbas’ı öldüren Halil’in kardeşleri Esme’yi de döverler. Tüm köylü tarafından özellikle de Halil’in annesi tarafından Halil’in katili olarak Esme kabul edilir. Esme ölmeden Halil’in kanı yerden kalkmayacak, mezarında rahat yatamayacaktır…


“O kadar kan döküldü ki bu köyde, kanda boğulacağız.” (Sayfa 38)


“Tetikte bekliyordu Esme. Oğlundan korkuyordu. Bu sessizlik oğluna bir şeyler yapacaktı.Eli yüreğindeydi.”  (Sayfa 51)


Hasan’ı da bu sözlerle bilemeye başlarlar. Her şeyin farkında olan Esme Hasan’ı alıp kaçmayı denese de Halil’in kardeşlerine yakalanır. Esme çaresiz kendisi için hazırlanan sonu bekler.

DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Uzunca bir süredir blogumda paylaştığım kitapları listelemeye başladım. Okuma listesi oluşturma bakımından faydalı bir çalışma oldu benim için. Listeyi oluşturduğumdan beri beni rahatsız eden bir şey oldu. Çok sevdiğim hatta; kitaplarını set halinde aldığım pek çok yazar blogumda layık olduğu yeri alamamış maalesef. 


““Ananı öldürme,” dedi. Ananı öldürme Hasan. Anan gibi dünya güzeli öldürülmez zaten. Anan değil, yedi kat yabancı olsa böyle bir güzele insan kıyamaz. Allah'ın özenip bezenip bin yılda yaptığıdır anan gibisiler, onlar Allah'ın yeryüzündeki sevgilileridir. Hasanım, Anan Allah'ın sevgilisidir.” (Sayfa 52)

Bunun bir sebebi; kitaplarını blogdan önce okumuş olmam. Diğer sebebi de okuma zevkime yeni yazarlar eklemem. Yaşar Kemal tartışmasız benim en sevdiğim Türk yazarı diyebilirim. Hatta haddim olmayarak, Nobel Ödülü’nü de en çok hak ettiğini düşündüğüm yazardır kendisi. Blogumda İNCE MEMED DÖRTLEMESİ, DAĞIN ÖTE YÜZÜ ÜÇLEMESİ ve AĞRI DAĞI EFSANESİ'ne yer vermişim.


Blogumda daha fazla Yaşar Kemal olmalı  diye düşündüm. Üstüne Türkiye gündemini meşgul eden kadın cinayetlerini tartışırken blogda yer vermek de şart oldu. Geçmişte okuduğum kitaplara göz gezdirirken; elime Doğubayazıt anılarımı da tazelemesi bakımından Ağrı Dağı efsanesine gitti. Ardından “Yılanı Öldürseler” geldi. 


“... Allahın sevgilisini öldürürseniz Allah hepinizi süründürür, başınıza taş yağdırır, hastalıklardan kırılırsınız.” (Sayfa 56)


Yaşar Kemal, Yılanı Öldürseler romanını ilk kez  1976'da Cumhuriyet gazetesinde tefrika olarak yayımlamıştır. Romana esin kaynağı olan annesini öldürdüğü için hapse giren çocuk ile 1950 yılında Kozan Hapishane’sinde tanışmıştır.  Ben de kitabından önce Yılanı Öldürseler ile ilkin filmi ile tanışmıştım. 1981 yılında Türkan Şoray’ın yönetmenliğini ve başrol oyuncusu olarak yer aldığı film özellikle Aliye Rona’nın oyunculuğuyla çok etkilemişti beni.


“İnsan anasına kıyamaz, ana kokusuna doyamaz.” (Sayfa 71)

Yazarın babası da 5-6 yaşlarındayken camide öldürülmüştür. Bu anlamda Hasan ile Yaşar Kemal’in hayatı arasında bir benzerlik vardır. Filmde Hemite köyünün kullanılması, Anavarza Kayalıkları ile köyün yakınlığından yola çıkılarak kitaptaki köyün de yazarın köyü olduğu düşünülmektedir.


“Kadınları çocuklara öldürtürler..” (Sayfa 72)

Buradan hareketle söylemeden edemeyeceğim; Yaşar Kemal’in eserleri Türk Sineması’nda bolca yer almış, Türk Sineması'na katkı sağlamıştır. Yılanı Öldürseler dışında, İnce Memed, Ağrı Dağı Efsanesi, Beyaz Mendil, Namus Düşmanı, Ala Geyik, Ölüm Tarlası, Yer Demir Gök Bakır…
  

102 sayfalık kısacık bir kitap. Ancak kitap bittiğinde insanın yüreğine ağırlık çöktürüyor. Konusu bakımından mekân ve zaman bakımından zamansız bir kitap. Çünkü hala günümüzde benzer olaylar devam etmekte, kadına şiddet olayları benzer sebeplerle maalesef yaşanmaktadır.


“Kırlangıç yuvasını bozmak, gözünün içine bile yapsa kırlangıç yuvasını, günahların en büyüğüydü. Köyde kırlangıç yuvası bozduğundan dolayı çolak olmuş birkaç kişi vardı. Birkaç kişi de titrek olmuştu. Elleri ayakları, gövdeleri titreyerek dolanıyorlardı köyün içinde.” (Sayfa 73)

Kitabı set olarak 2004 yılında Yapı kredi’nin yeni çıkardığı zamanlarda almıştım. Kapak tasarımı bence çok güzel. Ayrıca kitap içindeki çizimler de yine Abidin Dino'nun muhteşem elinden çıkmış. Kapak ile ilgili yapacağım tek olumsuz eleştiri, arka kapak yazısında Hasan’ın annesini vuracağının yazılması. Filmi izlememiş ve kitabı ilk defa okuyan okur için bence verilmemesi gereken bir ayrıntı.


“Yılan yağacak Çukurun üstüne... Ateş yağacak... Çekirge yağacak, solucan, kaplumbağa, böğürtleç, kertiş yağacak... Adana selden, Ceyhan yelden, Misis yılandan, Tarsus bataktan gidecek... Anavarza yanmış harap olmuş... Sinekten, karıncadan gidecek Anavarzada kim kalmışsa, ne kalmışsa...” (Sayfa 84)

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…

23 Mayıs 2016 Pazartesi

YAŞAR KEMAL - ÖLMEZ OTU - DAĞIN ÖTE YÜZÜ - 3

MERHABALAR,

“Ölmez Otu” Dağın Öte Yüzü üçlemesinin son kitabı. Aslında üçlemeyi ardı ardına okumama rağmen son kitabı düzenleyip yayımlayamadım bir türlü araya başka kitaplar girdi. Gelelim serimizin son kitabına…


ARKA KAPAK

Başı dara düşenler, yarattıkları düş dünyasında bulurlar yollarını. Ayakta kalabilmek için sığındıkları bu dünya bir yandan onları yaşatırken, bir yandan da hikayelerini örer. Dağın Öte Yüzü üçlüsü darda kalanların yarattıkları düş dünyasının büyük ve görkemli hikayesidir.
Üçlünün üçüncü kitabı Ölmez Otu Toros Dağlarından Çukurova ya uzanan bir toprakta yeşerir. Pamuk toplamaya inen Yalak köylülerine kendi yarattıkları efsane eşlik eder. Ancak mitin yıkılışını anlatan satırlar, vahşi olduğu kadar olağanüstü bir türkü gibi içimize işler.
 Ölmez Otu patetik, acı ve güçlü bir romandır, Yaşar Kemal ise kuşkusuz sesi Anadolu sınırlarını aşan bir Türkiye yazarı.
Michel Deon, Journal Dimanche, (Fransa)
 Bir halkın ve bir yaşama biçiminin portresi olarak bundan daha iyisi ortaya konulamazdı.
The New York Times Book Review, (A.B.D.)
 Ölmez Otu nda şehvet, kan, şiddet, cinayet hepsi vardır ve hepsi olağanüstü boyutlardadır. 
Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış

 Ölmez Otu’nda Yaşar Kemal insan olarak bakıyor köylüye, roman malzemesi olarak değil.


ÖZET

Üçüncü kitabımız Muhtar Sefer’den yediği dayaktan sonra kendine bir türlü gelemeyen, kimsenin yüzüne bakamayan Memidik’in Muhtar Sefer’e duyduğu öfke ve kinin içinde git gide büyümesiyle başlar. Memidik sürekli insanlardan kaçar ve Sefer’i nasıl öldüreceğini düşünür durur. Memidik, Muhtar Sefer’ i Çukurova’da öldürecektir. Muhtar Sefer Memidik’in gecesini gündüzünü kaplamaktadır.

Koca Halil kaçıp sığındığı köy ile birlikte Çukurova’ya inmiş, köylülerini aramaktadır.  Yeniden döngeleler açmış, Çukurova’ya inme vakti gelmiştir Yalak Köylüleri için. Çetin bir kış geçmiş, köylüler Adil Efendi ve Muhtar Sefer korkusuyla yaşamışlardır kış boyu. Çukurova demek yeniden umut demektir. Köylüler Çukurova’ya inme hazırlığı yapmaktadır.  



Uzunca Ali’yi bir telaştır alır. Annesiyle birlikte Çukurova’ya nasıl ineceklerdir. Oysa çukura inmesi, borçlarını ödemesi için bir zorunluluktur.  Her ne kadar Taşbaşoğlu’nu beklese de Taşbaşoğlu bir türlü gelmez. Karısı Elif ile konuşurlar. Meryemce’yi köyde bırakıp gitmeye karar verirler. Elif, Meryemce için ekmek yapar, azık hazırlar. Gece Meryemce, uyurken çocukları da alıp yola çıkarlar. Uzunca Ali'nin aklı hep annesindedir. Bir an önce borcunu ödeyecek parayı kazanıp, köye dönmek zorundadır. Bir taraftan da Muhtar Sefer, Ali’nin annesini öldürdüğü dedikodusunu yayar. Çocukları bile Ali'den şüphelenirler. Annesi ölmeden köye dönmek Ali için zorunluluktur.

Koca Halil de Ali’ye yardım eder. Atın ölümünden kendini sorumlu tutan, tüm atışmalara rağmen; Meryemce’nin ölmesini istemeyen Halil bu şekilde Ali’ye gönül borcunu ödemeye çalışmaktadır. 


 Memidik, geceler boyu öldürmek için Muhtar Sefer’i takip eder durur. Gece Sefer sandığı adamı tüm cesaretini toplayarak öldürür. Ölüyü saklar. Ancak sabah olduğunda öldürdüğü adamın Muhtar Sefer olmadığını görür. Öldürdüğü adamın Şevket Bey olduğunu öğrenir. Yaşadığı yıkım büyüktür. Memidik bir taraftan ölüden kurtulmaya çalışırken bir yandan da ölüyle bir bağ kurar.

Muhtar Sefer Uzunca Ali ile yayıla dedikodudan faydalanmak ister. Tetikçisi Ömer’i, evlendireceğine ve para vereceğini söyleyerek köyde yalnız başına kalan Meryemce’yi öldürmesi için köye gönderir. Meryemce köyde bir başındadır. Meryemce köyde dolanır durur, kendi kendine konuşur hatta kesip yemek için yakaladığı horozu bile yalnızlığına ortak olması için kesmeye kıyamaz. Onunla bile konuşur. Bu yüzdendir ki; köye gelen Ömer’i en güzel kıyafetlerini giyerek bekler. Ömer’i öyle güzel karşılar ki, köyde geçirdiği sürede Meryemce’yi öldürmek konusunda kararsız kalır. Ona kıyamaz.  

DAHASI KİTABIMIZDA....


KİTAPTAN NOTLAR

Kitaba adını veren “Ölmez Otu” toprağa adeta dişlerini geçirmişcesine bağlanan ve kuruyken bile canlılığını koruyabilen “Altın Çiçek”de denilen şifalı bir bitkidir. Meryemce de tıpkı ölmez otu gibi hayata tırnaklarını geçirmiş bir kadındır. Hatta kitaba adını verecek kadar…

Dağın Öte Yüzü üçlemesinin son kitabı Ölmez Otu’nda köylülerin verimli tarlalarda çalışıp, rahatladıktan sonra kendi yarattıkları evliyayı yine kendileri yok etmelerini anlatmaktadır. ÖLMEZ OTU GÖRSELİ...

Altın Otu 100.Gr

Orta Direk’te Uzunca Ali’nin mücadelesine, Yer Demir Gök Bakır’da Taşbaşoğlu’nun evliyalaştırmasına yer veren yazar Ölmez Otu’nda Memidik’in intikam almak için yanıp tutuşması, Sefer sanıp öldürdüğü Şevket Bey’in ölüsüyle kurduğu bağ ve sonunda Sefer’i öldürmesi kitabın öne çıkan konusu olmuş.

Yer Demir Gök Bakır’da Muhtar Sefer tarafından işkencelere maruz kalan Memidik için Ölmez Otu’nda intikam vakti gelmiştir. Memidik kaybettiği erkekliğini kazanmıştır.



Yine kitabın öne çıkan diğer önemli konusu da köyde yalnız kalan Meryemce’nin yalnızlığıdır. Öylesine yalnızdır ki kesip yemek için yakaladığı horoza bile kıyamaz. Onunla paylaşır yalnızlığını…Köye gelen Ömer ile paylaşır yalnızlığını… Yazar her ne kadar Meryemce’nin ölüm emri verilse de Muhtar Sefer tarafından; Meryemce’nin ölüp ölmediğini kesinliğe kavuşturmamıştır. 
Üçleme bittiğinde aklımda kalan sorulardan en önemlisi Meryemce’nin ölüp ölmediğiydi. Kitabın adından yola çıkarak yazarın Meryemce’ye kıyamadığını düşünüyorum.

Sırası gelmişken Meryemce’nin pek çok yönüyle İnce Memed’deki Hürü Ana’ya çok benzediğini düşünmekteyim. Yazar Röportajlarında Meryemce karakterini oluştururken babaannesinden etkilendiğini belirtmiştir. Meryemce’nin de Hürü Ana’dan satır aralarında bahsetmesinden yola çıkarak, İnce Memed ile aynı dönemlerde geçtiğini söyleyebiliriz. 

Kitabı okurken beğendiğim taraflardan biri de yazarın bölüm başlarındaki açıklamaları oldu. Zaman zaman fazlaca ip ucu verse de bu bölümleri okumayı sevdiğimi söyleyebilirim. 


YEPYENİ OKUMLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE....

SEVGİLER...

3 Mart 2016 Perşembe

YAŞAR KEMAL - YER DEMİR GÖK BAKIR - DAĞIN ÖTE YÜZÜ - 2

MERHABALAR,

Türkiye'nin gelmiş geçmiş en usta kalemlerinden, büyük usta Yaşar Kemal'in "DAĞIN ÖTE YÜZÜ" üçlemesinin ikinci kitabını "YER DEMİR GÖK BAKIR"ı paylaşmak üzere karşınızdayım. 

Yazarın " Bu seri benim tanıklığımdır" dediği, okurken çaresizlikle umudu aynı anda hissedeceğiniz kitabın arka kapağı ile başlayalım.  


ARKA KAPAK

Başı dara düşenler, yarattıkları düş dünyasında bulurlar yollarını. Ayakta kalabilmek için sığındıkları bu dünya bir yandan onları yaşatırken, bir yandan da hikayelerini örer. Dağın Öte Yüzü üçlüsü darda kalanların yarattıkları düş dünyasının büyük ve görkemli hikayesidir.
Üçlünün ikinci kitabı Yer Demir Gök Bakır bütün mümkünlerini yitirmiş köylülerin kendi yarattıkları ermişin işaret ettiklerine bakarak hayatta kalmalarını anlatır. Roman kendi mitini yaratmanın tanığı, düş dünyasının gücünün kanıtıdır.
Fransız Eleştirmenler Derneği’nce, “Yılın En Güzel Romanı” seçildi. 

"Birden bu barok kişilerin harikulade serüvenine kapılırsınız, acımasız gerçekle efsane arasında gider gelirsiniz. Yaşar Kemal ya da bir halkın dehası."
-Martine Bauer,Le Matin de Paris,(Fransa)

"Yaşar Kemal'in özgün ya da bilge bir anlatıcıdan çok daha başka bir şey olduğunu bir kez daha kabul etmek gerekir.(...) Yazar ve halkı sanki gerçekten tek bir bütünmüş gibi, kişileri de anlatımı da aynı şiirsel imgelemi ve aynı büyüleyici çekiciliği taşır."-Journal de Centre, (Fransa)

"Toprağa ve gökyüzüne kenetlenmiş köylünün sert yaşamını düşleyebilenler, bir gemiye biner gibi binsin bu demirden toprağa bizlere sonsuza dek yasak edilmiş bu serüveni yaşasınlar."-MN. Rieux, Que Lire, (Fransa)

"İnsanlara karşı acımasız bir toprağın temposu..."


Romana başlarken;

“Ortalık kar içindeydi. Kar dereleri tepeleri silme doldurmuştu. Dünya yalnız bir aklıktı. Bu aklığın üstünde en küçük bir leke bile yoktu. Bir kuş, bir sinek lekesi bile. Gökyüzü de apaktı. Yalnızca uzakta, güneyde, Toros’un ormanlığının üstünde sıcacık yeşile kaçan bir mavilik balkıyordu. Bu duruluk sonsuz aklığın üstüne serilmiş küçücük bir mendile benziyordu. Bir de uzaktan Hasan’la Ummahan’a bakınca yuvadan düşmüş, yuvarlanan, uçmak için kanat çırpan, çabalayan kırlangıç yavrularını görür gibi oluyordu insan. ( Sayfa 7) 


ÖZET

Yalak köylüleri Çukurova’dan pamuktan köylerine eli boş dönmüştür. Köye dönerken de her yıl yaptıklarının aksine Adil’e borçlarını ödeyememiş, yeni ürünler de alamamışlardır. Çetin bir kış onları beklemektedir. Bir taraftan pamuktan para kazanamamaları, bir yandan Adil’in köye gelip borcuna karşılık donlarına kadar alacağı korkusu sarar köylüyü. Köye gelen herkesi Adil sanırlar.

Bir yandan Adil Efendi’nin mallarına el koyacağından korkan köylüler çareler düşünmeye başlarlar. Muhtar Sefer’in önerisiyle tüm mallarını köyün yakınındaki mağaraya saklarlar. Böylece Adil Efendi onların fakirliklerini görecek, acıyacak ve affedecektir. Tüm köyün aksine Çukurova’ya indiklerinde Muhtar Sefer’e de karşı koyan Taşbaşoğlu mallarını saklamaz. Bir taraftan Adil Efendi beklenir ama Adil efendi gelmez. 

Adil Efendi de köye gelirse; köylüler tarafından saldırıya uğrayacağı korkusuyla yaşar. Bu arada evlerin ısı kaynağı da olan hayvanlar mağaraya gidince evler buz gibi olur. İnsanlar nefesleri ile ısınırlar. Kış çetindir. Mallar mağaradayken Adil Efendi’nin gelmeyişini Muhtar Sefer Taşbaşoğlu’nun Adil’e köylüyü ihbar etmesine bağlar. Köylüyü ona karşı kışkırtmaya çalışır. Ancak köylü buna ihtimal vermez. Bekleyiş köylüye ıstırap vermektedir. Köyden üç kişinin Adil Efendi’ye gitmesine ve köylünün nesi varsa vermesine karar verilir. Böylece bekleyiş bitecektir. 



“Köylü insanı canavara benzer. Az önce göklere çıkarıp Tanrıya eş ettiğini, işine gelmeyince, biraz sonra çamura batırır. Batırır da gözünün yaşına bakmaz. İnsan, bu kadar yüceltip, arkasına top top ışıklardan bir ışık ormanı takıp göklere salıverdiği ermişin yakasını bir iki sözle bırakıverir mi ? Velev bu sözleri söyleyen ermişin ta kendisi olsa…” (Sayfa 302)


Bu arada köylünün öldü sandığı hatta oğlunun mevlüt okuttuğu Koca Halil, köylünün pamuğa geç inmesinden ve köylünün eli boş dönmesinden kendini sorumlu tutmakta ve köylünün kendisini öldüreceğini düşünmektedir. Bu yüzden de evinin ahırında saklanır. Çok geçmeden köylü Koca Halil’in yaşadığını öğrenir. Ancak köylünün onu öldürmek gibi bir niyeti yoktur.

Bir taraftan da Taşbaş’ın köylüye duyduğu nefret artar. İçinde bulundukları durumun aslında en büyük suçlusu olan Muhtar Sefer’le bir olmaları, tutarsız davranışları, Sefer’in mantıksız planlarına ortak olmaları Taşbaşoğlu’nu çılgına çevirir. Köylüye sürekli beddualar eder. Taşbaşoğlu, karısının bir kavgada yaralanmasından sonra küfür ve beddualarının dozunu iyice arttırır. 


Köyde bunlar yaşanırken; Hüsne ve Recep Hüsne’nin evine yakın bir samanlıkta gizlice buluşurlar. Hüsne köyün başına gelen felaketlerden kendilerinin yasak ilişkisinin sebep olduğunu düşünmektedir. Recep’le kaçmaya karar verirler. Karda kıyamette köyden kaçan sevgililere kar geçit vermez. İkisi de donarak ölürler.  

Köyün delisi Vurgun Ahmet, âşıkların karlar altında öldüğünü bildirmek için köye geldiğinde tüm kapıları çalar. Köylülere sitemlerde bulunur. Köylü tarafından aynı zamanda kutsal sayıların Vurgun Ahmet’in Taşbaş’ı yüceltmesi, Taşbaş’ın köylülerin gözündeki yerini değiştirir.  Taşbaşoğlu; Muhtar Sefer’in tüm çabalarına rağmen git gide evliya rütbesine yükselir. Taşbaşoğlu köylüyü ikna etmeye çalışsa da bir türlü onları evliya olmadığına inandıramaz. Köylülerin gördüğü rüyalar ve Taşbaş’a atfedilen olaylar köylünün inancını daha da güçlendirir.  


KİTAPTAN NOTLAR

“ Yer Demir, Gök Bakır” deyimi çalınan kapıların açılmadığı zamanları anlatmak için kullanılan bir deyim olarak kitabın içeriğini anlatmaya ancak bu kadar uygun olabilirdi. Yaşar Kemal’in ustalığı kitaba verdiği isimde bile kendini ortaya çıkarmakta.

Serinin ikinci kitabı “Yer Demir Gök Bakır”da mekân olarak Yalak köyü seçilmiştir. Köylüler Çukurova’dan eli boş dönmüş, çetin kış şartlarına karşı savaşmaya çalışmaktadırlar. Bir taraftan Adil Efendi’nin korkusu, bir taraftan çetin geçen kış sıkışıp kalmışlardır. Bu sırada kendi söylediği yalana kendi inanan insanların psikolojisiyle ve Vurgun Ahmet’in de etkisiyle bir ermişe; Taşbaşoğlu’na sarılırlar. Olaylar bundan sonra Taşbaşoğlu ve Muhtar çevresinde gelişir.

Konuşmamaya yemin eden Meryemce iç sesi  ve uzun monologları kitapta bolca yer alır. Benim üçleme boyunca zaman zaman sevimli bulsam da beni en çok yoran karakter Meryemce oldu, bitmek bilmez öfkesi, memnuniyetsizliği, oğluna, gelinine davranışları… Satır aralarında Memed’in Hürü Ana’sından bahsetmesi, hem romanın geçtiği zamanı kestirmek ve hem de romanı daha iyi anlamak bakımından benim açımdan etkili oldu.

“Bir insan konuşmazsa, o insan ölü demektir. Şu Meryemcenin şimdi ölüden ne farkı var.” (Sayfa 33)

Serinin bu kitabı Zülfü Livaneli yönetmenliğinde filme de çekilmiş. Onu da izlemek istiyorum. Ancak kafamda canlandırdığım karakterlerle örtüşmezlerse hayal kırıklığı yaşarım diye de korkuyorum. 


“Bozkırın baharı geç gelir. Çiçekleri de daha geç açar. Çiçeklerin sapları bir parmak boyunda var yok, kısa, küt olur. Bozkır çiçeklerinin renkleri alabildiğine parlaktır. Kırmızıysa, böyle bir kırmızı hiçbir yerde görülmüş değildir. Sarısı, mavisi, turuncusu da öyledir. Gece karanlığında bile gözükürler. Kokuları keskindir. Bu yüzden de, üstünde çiçek olsun olmasın, eğil, bozkır toprağını kokla mis gibi kokar.” (Sayfa 378)   

11 Ocak 2016 Pazartesi

YAŞAR KEMAL – ORTA DİREK – DAĞIN ÖTE YÜZÜ – 1

MERHABALAR,

Türkiye'nin gelmiş geçmiş en güçlü kalemlerinden Yaşar Kemal'in "DAĞIN ÖTE YÜZÜ" üçlemesini paylaşmak istiyorum sizlerle... İlk olarak üçlemenin ilk kitabı "ORTADİREK" ile başlayalım. 

“Bu üçlü benim yaşantım ve tanıklığımdır.” YAŞAR KEMAL


ARKA KAPAK

Başı dara düşenler, yarattıkları düş dünyasında bulurlar yollarını. Ayakta kalabilmek için sığındıkları bu dünya bir yandan onları yaşatırken, bir yandan da hikâyelerini örer. Dağın Öte Yüzü üçlüsü darda kalanların yarattıkları düş dünyasının büyük ve görkemli hikâyesidir.


Üçlünün ilk kitabı Ortadirek’te uzun ve zorlu yolda yürüyenler anlatılır. Bir çile yürüyüşüdür bu; varacakları yerde sadece ayakta kalmak mücadelesi onları bekliyor olsa da, her yürüyüş bir umuttur. Pamuklar toplanmadan Çukurova’ya ulaşmak, çileye ve umuda da ulaşmaktır.


“Türk romancısı Yaşar Kemal in Ortadirek romanı edebiyatın büyük insan manzaralarından biridir. Bu roman aslında Savaş ve Barış ve Moby Dick boyutlarında bir yapıttır.”          Michel Cournot, Le Monde, (Fransa)

“Buna dikkat çekici bir eser değil, bir şaheser demek daha doğru olur.” 

                                                    Bulletin Critique du Livre Français, (Fransa)


“Yaşar Kemal in romanı Tolstoy un çapına ve Dickens ın canlılığına sahiptir.”                                 Lena Jeger, Manchester Guardian, (İngiltere)

“Sofokles in trajedilerini besleyen o çok görmüş geçirmiş yaşlıların deneylerle dolu sesidir bu. Anadolu’nun sesi.”  Ceyhun Atuf Kansu, Varlık

“Bugüne kadar okuduğum en mükemmel Türk romanıdır Ortadirek.”
                                                               Fethi Naci, Bir romancı: Yaşar Kemal


ÖZET

“Döngele geldi kapıya dayandı. Al götür döngeleyi.”
“Yok” dedi kendi kendine, “yok. Bu döngele şaşkın döngele. Çukurovada pamuğun açmasına daha çok var. Bu yıl döngelelerin kökünde bir şey var. Köklerini kurt yemesin zıkkımların? Sıçan yemesin? Kopup kopup geliyorlar.” (Sayfa 9)

Yalak köyü köylüleri geçimini pamuk zamanı Çukurova’ya inerek, pamuk toplayarak sağlarlar. Pamuk zamanını köylülere eski bir at hırsızı olan Koca Halil verir. Koca Halil döngele dikeninin köküne bakarak, köyün Çukurova’ya inme tarihini söyler. Koca Halil’in döngeleyi Muhtar Sefer’e götürmesinden üç gün sonra köylü yola koyulur. 

Çukura inen köylüler Muhtar Sefer’in kendilerine bulduğu tarlalarda çalışırlar. Kazandıklarıyla bir yandan Adil’in borcunu öderlerken bir yandan da kış için alışveriş yaparlar. Bu düzen yıllarca böyle sürüp gider. Köylüler, kasabada Adil Efendi diye bir tüccardan alışveriş yapmaktadırlar. Muhtar köylüleri alış verişe Adil Efendi’ye götürdüğü için de pay almaktadır. Tüccardan veresiye mal alan köylüler, borçlarını pamuktan dönüşte kazandıkları paralar ile yapmaktadırlar.  


Her ne kadar Koca Halil döngeleyi görse de muhtara götürmez. Çok yaşlı olan Çukurova’ya giderken üstüne bineceği bir atı ya da eşeği de olmayan Koca Halil köylünün kendisini köyde bırakıp gideceğinden korkar. Çukurova’ya gidiş yolu yayadır. Çok fakir olan köyde sadece dört kişide at vardır. Bunlardan biri de Uzun Ali’dir.

Bu esnada Uzun Ali, Taşbaşoğlu önderliğinde Öksüzoğlan’ın evinde köylüler toplanır. Taşbaşoğlu,  Çukurova’ya pamuk toplamaya inecek köylüsünü Muhtar Sefer’e karşı uyarır. Muhtarın kendi çıkarları için çiftlik sahiplerinden rüşvet alarak, köylüyü verimsiz tarlalara sürdüğünü, diğer köylüler günde yüz kilo pamuk toplarken kendilerinin yirmi beş kilo pamuk topladığı için ancak Adil borcuna yetiştiğini söyler. Bu sene muhtarın bulduğu tarlaya değil de kendi buldukları daha verimli tarlalara girecekler ve daha çok para kazanacaklardır. Köylüler bunun için anlaşır yemin ederler. Her ne kadar anlaşma yapılmış olsa da Taşbaşoğlu, Uzun Ali ve Öksüzoğlu köylüye güvenemezler. 


Çok geçmeden Koca Halil, Uzunca Ali’den yardım ister. Koca Halil’in niyeti Ali’nin babasından kalma cılız ve yaşlı bir ata binerek Çukura inmektir. Ali’nin yanına gelip defalarca dil döker. Ancak Uzunca Ali’nin annesi Meryemce hem at yaşlı ve cılız olduğu hem de geçmişte kocası İbrahim’i yoldan çıkarttığını, ona kötülük ettiğini düşündüğü için buna şiddetle karşıdır. Her ne kadar Uzun Ali yufka yürekli olsa da annesine karşı gelmek de istemez.

Göç hazırlıkları başlar. Denkler hazırlanır. Köylü yola düzülür. Ali annesi Meryemce’yi ata bindirir. Daha yolun başında at halsiz düşmeye ot yememeye başlar. Uzun Ali Koca Halil’e kıyamaz. Annesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen Halil’i ata bindirir. Meryemce öfkesinden çılgına döner. Atın üzerindeki Halil’e öfkesini kinini kusar. Koca Halil, Meryemce’nin söylediklerini duymazlıktan gelmek zorunda kalır. 

Zaten yükün altında ezilen zayıf ve yaşlı at büsbütün tökezler ve çok geçmeden yere yığılır. Her ne kadar atlardan iyi anlayan Yemen Ağa, atın öleceğini söylese de; Meryemce ve  Ali atın iyileşeceğini umudunu taşırlar. Taşbaşoğlu Ali’ye geride kalmaması için yalvarır. Ama Uzun Ali annesi Meryemce’nin atın başında bekleme inadını kıramaz ve köylüden ayrılırlar. Çok geçmeden at ölür. Ali’nin yükünün üstüne bir de annesinin inat ederek, Çukurova’da sattırmak için yüzdürdüğü atın derisi de eklenir. 


Uzunca Ali ve ailesi için asıl yol bundan sonra başlar. Uzun Ali ve karısı önce yükleri götürdükten sonra Ali geri dönüp yolun gerisinde bıraktığı annesini sırtına alarak yüklerini bıraktıkları yere yetiştirmeye çalışır. Yani aynı yolu üç kere kat eder. Hatta oğlu ve gelinin kendisini ölüme terk ettiğini sanan Meryemce’nin köye doğru gitmesiyle aynı yolu beş defa kat eder. Meryemce köyde bir başına kalmaktan, bir başına ölmekten korksa da köylünün ermiş mertebesinde gördüğü Ahmet’in onu koruyacağı düşüncesiyle köye doğru yol alır. Ali onu yolda yorgun düşmüş bulur.   

Annesini alarak ailesine yetişir Uzunca Ali. Çocukları annesiyle bıraktığı zaman karısını, karısıyla çocuklarını götürüp geri döndüğü sürede de annesini yalnız bırakarak yol almaya devam ederler. Bir taraftan annesinin inadıyla, bitmeyen bedduaları ve atı öldürdüğü suçlamalarıyla uğraşırken bir yandan yara içinde kalan sırtı ve ayaklarının ağrısına dayanamaz ve yalnız bıraktığı karısının başına bir şey gelmesinden korkar. Ali sırtında taşısa da bir türlü annesine yaranamaz. Meryemce’nin inadı, kini tükenmek bilmez.


Yürü bre fıkaralık elinden
Dolanıp belime kuşak olmuşsun
                     GÜNDEŞLİOĞLU 


KİTAPTAN NOTLAR

Yaşar Kemal gibi büyük bir usta ile ilgili yorum yapmak benim haddime değil elbette. Sadece kitap ile ilgili izlenimlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. 

Dağın Öte Yüzü üçlemesinin ilk kitabı Ortadirek’te Yalak köylülerinin pamuk toplama amacıyla Çukurova’ya inişleri ve bu iniş sırasında yaşanan sıkıntılar Uzun Ali annesi Meryemce, Karısı Elif ve çocukları Hasan ile Ummuhan üzerinden anlatılır.
Ortadirek on sekiz bölümden oluşmaktadır. İlk bölümden itibaren yol hikâyesi anlatılmaktadır.


Anlatıcı, kronolojik olarak ilerleyen eserin on üçüncü bölümünde, Koca Halil ile İbrahim’in askerliğine ve sonrasına yer verir. Burada  Meryemce’nin Halil’e duyduğu nefretin cevabını buluruz. 

Halil ve Meryemce’nin kocası İbrahim, Yemen’de asker ocağındadır. Yedi yıldır askerlik görevini yapan Halil ve İbrahim, zorlu savaş şartlarına dayanamayarak firar etmeye karar verirler. Köye dönen ikili yakalanmaktan dolayısıyla ölüm cezasından kurtulmak amacıyla Aslan Ağa isminde bir çete reisine sığınırlar. Aslan Ağa, adamlarını boğaz tokluğuna çalıştırır. Vatana ihanet suçuyla yargılanacak olan firariler asılmaktan korktukları için Aslan Ağa’nın himayesinden çıkmak istemezler. Zaman ilerledikçe Aslan Ağa’nın nüfuzu azalmaya başlar. Gâvur Dağları’nda jandarmaya yakalanan kaçaklar tutuklanır. Halil, mahkemede bütün suçu İbrahim’e atar. Fakat hâkim, Halil’i suçlu bulur. Halil, Dursun ve İdris ikişer yıl hüküm giyer. Adana Hapisanesi’nde yatarlar. Halil’in bütün yaptıklarına rağmen İbrahim, ceza evindeki Halil’e sürekli yardım eder. 

Aradan zaman geçer. Başından geçen olayları köylülere anlatan ikilinin anlattıkları birbirini tutmaz. Halil’in İbrahim hakkında anlattıkları övgü dolu hikâyeler İbrahim’in hoşuna gider. Bundan dolayı İbrahim, Halil’in anlattıklarını sessizce dinler, onu yalanlamaz. İbrahim, Koca Halil’in aklına uyarak yine Aslan Ağa’ya sığınmış, Adana’da iki yıl boyunca hapisteki arkadaşına bakmıştır. Yedi yıl sonra kocasına kavuşan Meryemce bu sebeplerden ötürü eşinden tekrar uzun bir süre ayrı kalmıştır. Koca Halil’in İbrahim’i her zaman ayarttığını ve kendisinden uzaklaştırdığını düşünen Meryemce,Halil’den nefret eder. 

Bu bölümler kitap boyunca kitabın geçtiği dönemi gözler önüne sermek bakımından güzel bir fon oluşturmuş bence. Meryemce'nin İnce Memed ve Hürü Ana'dan bahsettiği satır aralarından yola çıkarak serinin İnce Memed ile aynı dönemlere ve çok yakın bir coğrafyada yaşandığını söyleyebiliriz. 


Kitap boyunca okuduğumuz hikayesinde insanın doğa ile müthiş mücadelesi vardır. Bu mücadeleyi okurken kah umutlandım, kah Uzun Ali'nin korkusunu, öfkesini hissettim. Muhtar Sefer'in oyunları karşısında  köylülerin çaresizliklerine yeri geldi acıdım, yeri geldi öfkelendim. Ancak kitapta Muhtar Sefer kadar öfkelendiğim diğer karakter de Meryemce oldu. Uzunca Ali'nin tüm gayretine rağmen bitmek bilmez inadı, "Sana Demiyorum... " diye başlayan öfke kusan uzun monologları bana İnce Memed'teki Hürü Ana'yı hatırlattı. Bazen bu bölümleri okurken sıkılmadım desem yalan olur. 

Bir de Arka kapakta yer alan "En Mükemmel Türk Romanı" tanımı bana biraz abartı geldi. Elbette yazar ve kurgu anlamında bir eleştiri yapmak mümkün değil ama İnce Memed kadar da etkilemedi beni. 

Yine de son derece etkileyici, akılda kalıcı karakterleri ve muhteşem diliyle harika bir seri diyebilirim. Henüz okumamış, okumak isteyen kitap dostlarına şiddetle tavsiye edebilirim. 

Serinin devamı ile en kısa sürede görüşmek üzere...

SEVGİLER. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...