MERHABALAR,
Şair İbrahim Öksüz’ün kitabı elime ulaşalı epey bir zaman
oluyor aslında. Şairin adını açıkçası ilk defa duymaktaydım. Son dönemlerde
romanlarla, onların yorumlarına blogumda ve hayatımda daha fazla yer ayıran ben,
şiir okumayı ne çok ihmal etmişim.
Bir de söz konusu şiir olunca ve bazı şiirler beni fazlaca
etkileyince bilgisayar başına oturup yorumlamak pek de kolay olmuyor doğrusu.
Kitabı elime aldığımda ilk ilgimi çeken kapağın güzelliği ve yazarın
karakteristik bir yazıyla imzası oldu. Kendisine bu güzel hediye için teşekkür
ediyorum öncelikle… Bir de ihmal ettiğim şiirleri hatırlattığı için…
Şairin “Güneş Tükürsün
Yüzüne” adlı ikinci kitabının 1996’da
çıkmasının ardından Evvel Sevda İçinde , 17
yıllık birikimin eseri. Şairin Adam Sanat, Varlık,
Kybele, İnsancıl gibi pek çok dergide yayımlanmış şiirleri yer almakta
kitabımızda..
Öncelikle kitabı görsel açıdan değerlendirmek istiyorum.
Kitabın kapak malzemesi son derece kaliteli ve kolay deforme olmuyor. Çünkü
bazı şiirleri sindirmek için uzunca bir süre çantamda bulundurdum.
Yazarı tanımayan arkadaşlarımın dahi ilk ilgisini çeken
kısım kapak tasarımı oldu. Kapakta bir şişeden cin misali çıkan kırmızı, siyah
duman arka sayfada bir avuç toza ya da küle dönüşüyor. Galiba şişeden çıkan cin
kitabın sonunda küle dönüşecek ve bize kalan masal gibi bir şiir kitabının
damağımızda bıraktığı lezzet olacak.
Arka kapağı güzelleştiren şiiri de göz ardı etmemek lazım…
ARKA KAPAK ŞİİRİ
Bir evde çiçek varsa
şiir de var demektir.
Onlar sadece
yerlerini sevmez,
sana aşkı da sevdirir.
Evin içinde akan ırmağı hissedebilirsin
ama sesini duyamazsın.
Beri yandan
duvar saatinin çıkardığı ses
sana
sürekli
bir masal anlatır.
“Evvel
Sevda İçinde,
çok güzel bir kız varmış.
hani sonsuza
bir eklersen sen olur ya,
işte o
kadar güzel” diye başlayan.
Kendi masalının
‘bir
varmış’ını
bu kitapta bulacaksın.
Bir de bakacaksın,
şiirlerde bir’i yokmuş…
Yazar kapağın iç kısımlarında da çok güzel
şiirlere yer vermiş. Kapakta bulunan şiirler çok etkileyici bir kitap
okuyacağınızın habercisi gibi. Bir de değinmeden geçemeyeceğim şairin şiirlere
verdiği isimler uzun olmakla birlikte şiir gibi…
AŞKIN ADI BENİM KIZIM BEN KIZIMA AŞIĞIM (S.66)
BEN, BAHTIM VE TUTARLI GÖKKUŞAĞI (Arka İç Kapak , S.58)
OLMAYACAK HAYALLERİMİN BAŞKENTİ (s. 44)
Birini sana bırakıyorum
tek yumurta ikizi
fotoğraflardan
Bir mandala tutturuyorum gülümseyen yüzünü (GÜNBATIMI adlı
şiirden)
Gelelim kısaca şairimizi tanımaya… Şairimizin kendi elinden
çıkma kısa bir biyografisi bulunmakta kitabın başında… Biyografi tam da şiire
yakışır biçimde yazılmış..
“1973
yılında Üsküdar’da denize nazır bir hüzne doğdu. Çınar ağacı gibi heybetli bir
baba, akasya gibi naif bir annenin oğludur. Özverili bir ablası içten içe
kendisinden daha yakışıklı olduğunu düşündüğü bir ikiz kardeşi vardır.
Çocukluğu istikrarlı bir haylazlıkla geçti. Dost olmanın büyüsüne, çoğul
düşünmenin gereğine, bir varmış bir yokmuşlara, en çok da aşkın en eski masal
olduğuna inanır.
Yine
de bu kitap gökten düşen üç elması
İdil’e,
Rüzgar ve Destan’a adanmıştır.”
Aşağıdaki bölüm kitabın ilk şiirinden.
A canım!
Koynundaki yılan için
denizi yanında taşıyanım.
Ve beni kitap bitene kadar en çok etkileyen ikinci dizeler.
Pek çoğumuz aslında böyle değil miyiz. Koynumuzdaki yılandan vazgeçmemek için
denizi yanımızda taşımıyor muyuz. Sırf bu insanları hayatımızdan
çıkaramadığımız ya da çıkarmaya cesaretimiz olmadığı için…
Hatırla ninenin
her masal sonu illa ki
indirdiği
üç elmadan birini.
Suçları ısınmış çocuklardık hatırla
Öfkene elma şekeri ver artık (s.11,
ÜÇÜNCÜ AYAKTA AŞK tek OLUR DEMİŞTİN)
Kitaptan beğendiğim dizelere yer vermek
istiyorum şimdi de..
Her şey yaşlanıyor, yalnızlık kalıyor geriye.
Bana şunu öğretti ki hayat
-kimse tek başına güzel
değil-
Aldığın her nefes kumar
Nereye böyle alelacele
bir şiiri yarım bırakıp
hem de. (s.17, GECİKMİŞ BİR PUSULAYA PASLANMIŞ BİRKAÇ
KI – RIK SÖZ)
Hüznün babası yok
Onu nüfusuma alıyorum
Kim ister çocuğunun intiharını (S.39, ÇÖP ADAMLAR
CUMHURİYETİ)
Kitabın 50 – 51. Sayfalarında yer alan “BETİK
İŞLEMLER” özellikle beni çok etkiledi. Neyi neden çıkarsan elinde ne kalır,
neyi neye bölersen kalan ne olur diye düşündüm durdum. Hayatımdan yola çıkarak,
ben de kendimce “BETİK İŞLEM”ler yaptım acemice. Benim yaptığım işlemler
İbrahim ÖKSÜZ kadar şairane olmasa da hüzün çıktı her ikisinin sonucu da…
Sanırım
Saksıda ağaç yetiştirmek benim yaptığım
sadece bu olsa iyi
bir de meyve versin
istiyorum
(s.55, SEN TURNA GEÇİDİ BEN UÇKUN )
şiire inanmıyorum
aldatıyor beni
ifade suçlusuyum ben
üstüne üstük
şaire çıktı adımız (s.81, HALİMDEN HİÇ MEMNUN DEĞİLİM)
Aslında kitap hakkında söylenecek pek çok söz ve paylaşılacak pek çok dize var. Ama bence bilgisayar ekranından okumaktansa kitabın hafif pürüzlü kağıdını hissederek okumak daha keyifli gibi geliyor. Yağmurlu havanın hakimiyeti ile birlikte okunmalı diye düşünüyorum.
Şair bizi gömüldüğümüz telaşın içinden hüzne davet ederken…
Şiirin ve şairlerin daha geri planda kaldığı bir dönemde İbrahim Öksüz’ün ve tabi ki tüm şairlerin hak ettikleri değeri görmeleri dileğiyle….
YEPYENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazmak için zaman harcadığınız için Teşekkürler...
Blog sahibi olmayan ziyaretçiler Anonim'i işaretleyip, yorum bırakabilirler.
ARGO İÇEREN YORUMLAR YAYINLANMAZ.
Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.