29 Nisan 2015 Çarşamba

LEV TOLSTOY - ANNA KARENİNA

MERHABALAR,

Uzunca bir aradan sonra karşınızdayım. Aslında okumaya ara vermiş değilim. Ancak, yazmaya fırsat bulamıyorum maalesef. Gelelim Dünya Klasikleri arasında haklı bir yere sahip olan kitabımızı paylaşmaya. 


Klasikler gençken, orta yaşlıyken ve yaşlıyken olmak üzere 3 defa okunmalıdır derler. Ben de orta yaşlara yaklaştığım bu dönemde Lise ve Üniversite yıllarında okumuş olduğum Anna Karenina’yı tekrar okumak istedim. İş Bankası Yayınları mı İletişim Yayınları mı diye ikileme düştüm başlangıçta, elimdekini okumak istemedim. İletişim yayınlarından çıkan ve Vladimir Nabokov’un son sözüyle basılmış 1015 sayfalık eseri tercih ettim.  

Tesadüfe bakın ki, farklı bir yayınevinden okumak isterken elimdeki her iki Anna Karenina’nın da çevirisinin Ergin Altay’a ait olduğunu fark ettim ve ters köşe oldum. Sırası gelmişken çevirinin de çok başarılı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ama yine de sırf Tolstoy ve Dostoyevski okumak için Rusça bilmeyi çok isterdim doğrusu. 

Lev Tolstoy 1908'de "Yasnaya Polyana"da. Bu fotoğraf Rusya'da çekilmiş ilk renkli portre fotoğrafıdır.

Gelelim romanımıza; Anna Karenina; Tolstoy’un Savaş ve Barış’tan sonra ikinci büyük şaheseri ve  Rus Habercisi'nin 1873-1877 yılları arasındaki döneminde, bölümler halinde basılmış 8 bölümden oluşan romanıdır.  Ve yazılışının üzerinden bu kadar süre geçmesine rağmen Dünya Edebiyatı’ndaki yerini hala koruyabilen nadir eserlerden biridir. (Vikipedi)


“İçim nefretle dolu, öcümü alacağım.” (Kitaba başlarken…)

ÖZET

Romanımız 8 bölümden meydana gelmektedir. 


I. BÖLÜM

“Mutlu aileler birbirine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”
Oblonskilerin evinde durum kötüydü. Oblonski’nin karısı, kocasının, evlerinde çalışmış eski Fransız mürebbiyesiyle gizli ilişkisini öğrenmiş, artık kocasıyla aynı çatı altında yaşayamayacağını kendisine bildirmişti.” ( S.9)

Prens Stefan Arkadieviç Oblonski - sosyetedeki adıyla Stiva-’nın karısı Prenses Daria Aleksandrovna Şeçerbatski- Dolly-’yi aldatması ve bu durumun karısı tarafından öğrenilmesi üzerine karısı ile aynı evde küs yaşamaktadırlar. Dolly ne yapacağını bilemez halde acısını yaşamaktadır. Her ne kadar girmek istese de beş çocukla bu dileğini gerçekleştirmesi zor görünmektedir. Stiva duruma üzgün olsa da onu üzen karısını aldatmanın pişmanlığı değil, karısının durumu öğrenmesidir. 34 yaşındaki Stiva kendisinden bir yaş küçük, 5 çocuk annesi karısını artık çekici bulmamakta, yaptığını kendine hak görmektedir.

“Bağışlamaz beni, bağışlayamaz. İşin en korkunç yanı, bütün suçun bende olmasına karşın suçsuz olmam. Üzüldüğüm bu…” (S.10)


Aynı günlerde Stiva, üst düzey bir devlet memuru olan Aleksi Aleksandroviç Karenin ile evli olan, St.Petersburg’da yaşayan kız kardeşi Anna Arkadievna Karenina’nın Moskova’ya geleceği haberi gelir. Stiva’nın karısı ile barışmak için umudu kız kardeşindedir.

 Stiva’nın köyde yaşayan zengin ve asil bir toprak sahibi olan arkadaşı Konstantin Dmitriyeviç Levin de Stiva’nın baldızı, Dolly’nin kız kardeşi, Yekaterina Aleksandrovna Şçerbatski – Kity-’ye evlenme teklif etmek üzere çiftliğinde yaşadığı Pokrovski köyünden Moskova’ya gelmiştir. Levin aynı zamanda Kity’nin vefat etmiş abisinin de arkadaşıdır. Levin Moskova’da anneden bir babadan ayrı üvey kardeşi Profesör Sergei İvanoviç Koznişev’in evine iner. Sergei İvanoviç, tanınmış bir bilgin ve yazardır. Niyeti evlilik konusunda ağabeyine de danışmaktır. Koznişev’den öz ağabeyi Nikolai Dimitrieviç Levin’in Moskova’da olduğunu ve çok hasta olduğunu öğrenir. Onu da ziyaret eder. Ağabeyi veremdir.

Anna Moskova’ya trenle gelir. Trende aynı kompartımanı Kontes Vronskaya ile paylaşır. Trenden indiklerinde Anna Kontes Vronski’nin kendisini karşılamaya gelen oğlu Kont Vronski ile de tanışırlar. Aynı anda Anna’nın belleğinden hiç çıkmayacak elim bir olay da yaşanır. Tren garındaki bekçi trenin altında kalıp ölmüştür. 


“Suçlu, bütün felaketin kendi suçundan olduğunu hissediyorsa, suçsuzdan çok acı çeker.” (S.90)

Kont Vronski aynı zamanda Kity’ye kur yapmakta, özellikle Kity’nin annesi Prenses Şeçerbatski kızının Kont’tan bir evlenme teklifi alacağını düşünmekte ve kızının Levin yerine kendince ondan daha üstün gördüğü Kont Vronski ile evlenmesini istemektedir.

Kity hem annesinin hem de Vronski’nin etkisi ile aslında yanında kendini güvende de hissettiği Levin’in evlenme teklifini reddeder. Levin çok geçmeden Moskova’yı terk eder, köye döner. Reddedilmenin verdiği üzüntü ile kendini çiftlik işlerine adeta adar. Böylece Kity’yi unutacağını sanır. 


II. BÖLÜM

Kity’ye kur yapmakla birlikte, aile yaşantısını çok tatmamış, evlenmeye niyeti de olmayan Vronski genç kıza evlenme teklif etmek bir yana, trenden inerken gördüğü Anna’nın etkisine girer. Yapılan baloda Kity yerine Anna ile dans etmesi de bunun kanıtı gibidir. Kont Vronski’den evlilik teklifi almadığı gibi, Levin’i reddetmenin verdiği vicdan azabı Kity’yi bunalıma iter. Ailesi ile birlikte tedavi için Almanya’da bir kaplıcaya giderler.

Stiva ve Dolly’yi barıştıran, aynı zamanda içinde uyanan duygulardan korkmaya başlayan Anna çok geçmeden St. Petersburg’a dönmek için trene biner. Kont Vronski de aynı trenle Anna’nın peşinden gider. Anna St. Petersburg’daki sıradan hayatına geri dönmesine rağmen artık eski Anna değildir. Daha önce kabullendiği sıradan şeyler bile onu rahatsız etmeye başlar. Trenden indiğinde kocasının kulaklarının büyük olduğunu düşünmesi gibi.

Kont Vronski, Anna’nın peşini bırakmaz. Anna da O’na karşı kayıtsız değildir. Çok düşkün olduğu, bütün sevgisini adadığı sekiz yaşındaki oğlu Seryoja da Vronski ve Anna arasındaki tutkuya engel olmaz. 


Vronski ve Anna arasındaki aşk o kadar çabuk gelişir ki, fısıltılar hemen yayılır. Karısının yaptıklarından dolayı şöhretinin lekeleneceğinden çekinen Karenin; Anna'yı, hakkında dedikodulara meydan vermeye­cek şekilde hareket etmesi konusunda uyarır. Anna bu mese­leyi, kocası ile görüşmek dahi istemez ve kendisini bu aşka bırakır. Anna’nın Petergof’taki sayfiyeye gitmesi, Vronski’nin kuzeni Betsy Tverski de buluşmalarına aracılık etmesi ilişkilerini perçinler. Betsy Tverski’nin de benzer bir ilişkisi vardır.

Kısa bir zaman sonra Anna, hamile kalır. Anna, bu haberi,Vronski’ye Krasnoe Selo engelli yarışlarına katılmasından biraz önce verir. Haber, Vronski'de endişe yaratır. Yarış sırasında zamansız harekete zorladığı atından düşer ve ölmesine ramak kalır. Anna'nın olay üzerine verdiği tepki ile dedikodular doğrulanmış olur. Anna kocası Aleksi Aleksandroviç Karenin ile ayrılır yarış alanından. Karısını eve götürürken Anna, kocasına her şeyi itiraf eder.  Kocasının vereceği kararı kabul edeceğini söyler. Anna sayfiyede kalırken kocası St. Petersburg’a döner. Anna ondan haber bekler.

“ …akla dayanan evliliklerin mutluluğu çoğu zaman, yadsınan aşkın ortaya çıkması sonucu sabun köpüğü gibi dağılır gider.” (S. 174)

“Nasıl kaç kafa varsa, o kadar da akıl… varsa dünyada, kalp sayısı kadar da aşk çeşidi vardır…” (S. 175)


“Belki de sahip olduğum şeylere sevindiğim, sahip olmadıklarıma da üzülmediğim için mutluyum.” (S. 203)

“Bu duygu, gittiği yönün gitmesi gerekenden çok ayrı olduğunu pusulada gören, ama bu gidişi durdurmak için elinde bir şeyi olmayan bir denizcinin, gerçeği gördüğü anda hissedeceklerinin aynısıydı. Her geçen dakika uzaklaştırmaktadır onu gideceği yerden, bu uzaklaşışın ölümden farkı yoktur.” (S. 233)

Kaplıcada kendine gelen Vronski’ye duygularından arınan Kity, Rusya’ya iyileşmiş olarak döner. 

DEVAMI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR

İlk okuduğum zamanlarda olayları hep Anna’nın açısından değerlendirdiğimi ve karakterleri Anna’yla ilişkilerine göre değerlendirdiğimi hatırlıyorum. Bu okumamda karakterleri tek tek değerlendirerek ve duygudaşlık kurarak değerlendirmeye çalıştım. Hatta birçok bölümde yazar Levin’i bu kadar öne çıkarırken, romana Anna Karenina adını neden verdiğini bile sorguladım.

“Uzun zamandır ağrıyan dişini çektiren bir insanın o anda hissedeceklerini hissediyordu. Kocaman, başından bile büyük bir şeyin çenesinden korkunç bir ağrıyla koparılıp alındığını hisseder hasta. Sonra, mutluluğuna inanamayarak, onun dünyasını bunca zamandır zehir eden, bütün dikkatini toplayan şeyin artık var olmadığını; eskisi gibi yaşayabileceğini hisseder.” (S. 342)

Romanımız televizyon seyrederken okunacak, kolay sindirilip, değerlendirilecek bir kitap değil. Bu nedenle ilk kez okuyacak olanlara not tutmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü karakterler ve olay örgüsü yan yana birbirine paralelmiş gibi okunurken, bir karakter baharı, bir karakter son baharı yaşayabiliyor. Ara ara karakterler bir araya gelip zaman eşitlense de sonra karakterler kendi hayatlarına kendi zamanlarına dönüyorlar.


Romanımız, Anna Arkadievna Karenina, Aleksi Aleksandroviç Karenin, Kont Aleksi Vronski, Prens Stefan Arkadieviç Oblonski - sosyetedeki adıyla Stiva-, Prenses Daria Aleksandrovna Şeçerbatski- Dolly-, Prenses Yekaterina Aleksandrovna Şçerbatski – Kity- ve Konstantin Dmitriyeviç Levin olmak üzere, yedi ana karakter ve bu karakterlerin etrafındaki yüksek sosyetedeki asillerden yüksek mevkili memurlara,   oda hizmetçilerinden köylülere, pek çok insan yelpazesinin hayatından oluşmakta. 

“ Özgürlük mü? Neye yarar özgürlük?  Sevmektir mutluluk. Onun istediği şeyleri istemek, onun düşündüğü şeyleri düşünmektir mutluluk. Özgürlüğün olmamasıdır yani !” (S. 536)

Başlangıçta Kareninler, Oblonskiler ile Kity- Vronski üç çift varken; Levin dışlansa da romanımızın ilerleyişi içinde karakterler ve çiftler değişmekte.  Anna ve Kont Vronski yasak ve tutkulu bir aşka yelken açarken, Kity ve Levin evlilikle kutsanmış meşru aşkın en güzel örneğini sergilemekteler.


Romanı okumadan önce Tolstoy’un hayatının ayrıntılarını okumuştum. Tolstoy’un günlüklerini evlenmeden önce karısına okutması, bu günlüklerin ölümünden sonra bile gündeme gelmesi, Tolstoy’un ağabeyinin veremden ölmesi, Tolstoy’un yaşadığı döngü içerisinde dini inancına kavuşması, köylüler ve toprak reformuyla ilgili düşüncelerinin Levin ile gösterdiği benzerlik yazarın kendi düşüncelerini Levin kanalı ile okuyucuya aktardığı izlenimini yaratmakta. Kitabı okurken ben bu izlenimleri edinmiştim ki, sonsözde de Nabokov aynı konuya değinmiş. Okuyucu olarak Nabokov ile aynı fikirde olmak çok hoşuma gitti doğrusu.

“Yalnız ikisini seviyorum. Ama biri diğerinden uzaklaştırıyor beni. İkisini bir araya getiremem. Oysa benim için gerekli olan tek şey, ikisiyle bir arada bulunmaktadır. Bu olmadıktan sonra hiçbir şeyin önemi yok benim için. Hiçbir şeyi umursamam, hiçbir şeyi.” (S. 770)

Yazarın yaptığı tasvirler, ruh tahlilleri oldukça başarılı. Kendimi Anna’nın yüzüklü beyaz ellerini, siyah buklelerini kolaylıkla gözümde canlandırırken buldum. Bir de bir erkek olarak Anna’nın, Kity’nin ve de Dolly’nin duygularını bu kadar güzel anlatması bence yazarın başarısının başka bir kanıtı. Öyle ki karakterlerin iç dünyalarını, duygularını içimde hissetmekte hiç zorlanmadım doğrusu.

“Bana olan sevgisinin onun özgürlüğüne bir engel olmaması gerektiğini kanıtlamak istiyor bana. Ama kanıt değil benim için gerekli olan. Sevgi istiyorum ben.” ( S.845)

Kitapta en beğendiğim olayların ve duyguların en üst seviyeye çıktığı bölüm 7. Bölüm. Bu bölümde Anna adım adım intihara yaklaşırken; Levin ve Kity’nin bebekleri de dünyaya gelmekte. Ancak bu intihar kısmı ile ilgili tek beğenmediğim nokta şu oldu. Benim en merak ettiğim Vronski’nin intihar ile duygularıydı. Bu kısımları önceki okumamdan hatırlamıyordum da. İntihar sonrasının Vronski’nin annesinin ağzından anlatılması, kocasının ölümünden sonra sosyetede evlilik dışı pek çok gönül macerası yaşayan Kontes  Vronskaya’nın Anna ile ilgili suçlar ifadeleri de o dönemin düşüncelerini yansıtır cinsten.


“Benim aşkım giderek daha tutkulu, daha bencil oluyor. Onunkiyse giderek sönüyor, sönüyor. Ayrılmamızın asıl nedeni bu işte. Bu gidişi düzeltmek olanaksız. Benim için her şey O’dur. Bu yüzden de giderek daha çok vermesini istiyorum kendini bana. O da giderek uzaklaşmak istiyor benden. Başlangıçta gerçekten yaklaşıyorduk birbirimize. Sonra önüne geçilmez bir güç ayrı ayrı yönlere çekmeye başladı bizi. Bunu değiştiremeyiz. Benim anlamsız bir kıskançlık içinde olduğumu söylüyor. Saçma bir kıskançlığımın olduğunu ben de söylüyordum kendime. Ama doğru değildir bu. Kıskançlık değil benimki. İstediğini bulamamanın verdiği bir bunalım. Onun yalnız gecelerini çılgınca paylaşmak istediği bir metresten başka bir şey olabilseydim keşke. Ama bundan başka bir şey olamıyorum. Bu tutkumla tiksinti uyandırıyorum onda. O da bende nefret uyandırıyor. Başka türlüsü de olamaz. Onun beni aldatmaya kalkışmayacağını bilmiyor muyum sanki? Biliyorum. 
Ama içimin rahat olmasına yetmiyor bu. Beni sevmeden sırf görev duygusuyla bana karşı iyi, şefkatli davransa –benim aradığım bu olmasa da-bana besleyeceği nefretten iyidir bu. Bana olan aşkı sona ereli çok oluyor. Aşkın bittiği yerde nefret başlar.”  

Mutlu olmak için ne istediğimi düşünüp bulsam ne olacak? Boşandım diyelim, oğlumu da alabildim diyelim, Vronski ile evlendim diyelim.. 
Ya Vronski ile aramda yeni nasıl bir duygu yaratabileceğim? Mutluluk değil, acı dolu olmayan bir duygu söz konusu olabilir mi artık? Hayır! 
Olmayacak bir şey bu! Yaşam ayırıyor bizi birbirimizden. Ben onun mutsuzluğuna neden oluyorum, o benim ! Üstelik onu da beni de değiştirmek olacak şey değil.Her çareye başvuruldu, ama cıvata yalama olmuş.. 

Bizler yeryüzüne birbirimizden nefret etmek, bundan ötürü de hem kendimize hem de başkalarına acı çektirmek için salıverilmedik mi?
Hem onun cezasını vereceğim, hem de her şeyden de, kendimden de kurtulacağım.” (S.917) 


Kitap ile ilgili gözümden kaçan, yazmak isteyip de unuttuğum bölümler elbette olmuştur. Üzerine sayısız yazılar tezler yazılmış, yazılmasının üzerinden geçen zaman rağmen zamana direnen böyle bir baş yapıt ile ilgili ne söylesem ne yazsam azdır elbette. Ama klasikleri hala okumamış ve okumak isteyen kitap dostları için güzel bir başlangıç olacaktır diye düşünüyorum.


“Böylesine uzun, görünüşte tam bir uzaklaşmadan sonra, Tanrı’ya çocukluğunda, ilk gençlik yıllarında olduğu gibi güvenle, içtenlikle yalvardığını hissediyor durmadan. “Tanrım, bağışla, yardım et bize!” diye yineliyordu.” (S.856)

“Sonra titredi, ışık sönmeye başladı, söndü…” (S.923)

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE… 

3 yorum:

  1. Dünya Klasikleri her zaman vazgeçilmezlerim olmuştur.Çok hoş bir tat bırakıyor insanda.Bu romanı okumadım ama okuyacağım sırada bekliyor.Tanıtım için sağolasın,sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. Benim gözümde çok değerli bir kitaptır. Tolstoy'un okuduğum çok eserinin içinde yer alır. Dostoyevski eserlerini birkaç kitap dışında tamamladım. Tolstoy okumalarına yakın zamanda başlayacağım. Yazarı tanımak bakımından Stefan Zweig tarafından yazılmış çok ilgi çekici bir biyografisi var. Öneririm.

    YanıtlaSil
  3. sen de sevmişsin yani. müthiş roman anna da müthiş karakter yaa jane eyre ve madame bovary gibi :)

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.