2 Mayıs 2016 Pazartesi

PAULO COELHO – SİMYACI

MERHABALAR

İlk çıktığı yıllarda okuduğum ve blogumda yer vermek adına geçtiğimiz hafta yeniden okuduğum SİMYACI'yı paylaşmak istiyorum sizlerle... 


ARKA KAPAK
Simyacı, Brezilyalı eski şarkı sözü yazarı Paulo Coelho'nun, yayınlandığı 1988 yılından bu yana dünyayı birbirine katan, eleştirmenler tarafından bir `fenomen' olarak değerlendirilen üçüncü romanı. Simyacı, altı yılda kırk iki ülkede yedi milyondan fazla sattı. Bu, Gabriel Garcia Marquez'den bu yana görülmemiş bir olay. Yüreğinde, çocukluğunu yitirmemiş olan okurlar için bir `klasik' kimliği kazanan Simyacı'yı Saint-Exupery'nin Küçük Prens'i ve Richard Bach'ın Martı Jonathan Livingston'u ile karşılaştıranlar var (Publishers Weekly). Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir “nasihatnâme”: `Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın?' sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor.


KİTABIN ÖZETİ

Romanımız, kervancının getirdiği kapağı olmayan bir kitabı okuyan simyacı ile başlamakta ve Simyacı tekrar sahneye çıkana kadar sahne kahramanımız Santiago’ya kalmaktadır.
Santiago, güneş batmak üzereyken sürüsüyle birlikte eski, terk edilmiş kilisenin önüne gelir. Kilisenin çatısı çoktandır çökmüş, bir zamanlar ayin eşyalarının olduğu yerde bir firavuninciri büyümüştür. Geceyi burada geçireceklerdir. Santiago, koyunlarını içeri aldıktan sonra kendisine uyumak için yer hazırlar. Altına yamçısını yarar başının altına kitabını yastık niyetine koyar. Gecenin karanlığında uyanır. Daha önce de gördüğü düşü tekrar gördüğünü ayrımsar.
Koyunlarını da toplayarak yola çıkmaya hazırlanır. Niyeti Tarifa kentine gitmek orada koyunlarının yünlerini satmak ve geçen yıl gördüğü tüccarın kızını belki bir daha görmektir. Bu umutla yola çıkar, önünde dört günlük bir yol vardır.


Santiago aslında anne ve babası tarafından rahip olması için papaz okuluna gönderilmiştir. On altı yaşına geldiğinde; gezmek, dünyayı dolaşmak fikri ona rahip olmaktan daha cazip gelmiştir. Bu isteğini babasıyla paylaştığında; babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” demiş ve oğlunu kutsamıştır. 


Santiago, babasının verdiği parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur. Gördüğü rüyalar her şeyi daha da ilginçleştirir. Rüyasında Mısır Piramitlerini ve burada bulacağı hazineyi görmektedir. Düşünü falcı bir kadına yorumlatmak ister. Kadın yorumuna karşılık para yerine hazinenin onda birini ister. 
Ardından Santiago kendini Salem kralı olarak tanıtan, altından bir göğüslük giyen yaşlı adamla konuşur. Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir. Taşların adı Urin ile Tummini’dir  ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

 Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Tarifa’dan Afrika’ya geçtiğinde Mısır piramitlerine gitmek için yardım ister. Tüm parasını vererek bir rehber bulur. Birlikte deve almak için pazara çıktıklarında rehber Santiago’nun tüm parasını da alarak ortadan kaybolur. 


Santiago bilmediği bir şehirde beş parasız kalmıştır. Bir iş bulmalı ve çalışmalıdır. Yolun sonundaki billuriye dükkânında kristal satmak üzere işe başlar.santiago’nun işe girmesiyle ve yeni fikirleriyle dükkan eski iyi iş yapan günlerine döner ve bir yıl geçtikten sonra mısır piramitlerine gidecek parayı biriktirir. Piramitlere gitmek isteyen pek çok insan gibi kervancıyla anlaşır. Kervan Vaha’ya kadar ilerler. Ancak kabileler arası savaştan dolayı kervan bura konaklamak zorunda kalır. Yolculuk esnasında tanıştığı bir İngiliz ile arkadaşlık eder Santiago. İngiliz’in amacı Simyacı’yı bulmak ve ondan Simya ilmini öğrenmektir. Ancak simyacı herkesin kolayca tanışacağı biri değildir.

Vahada yaşayan Simyacı, kabile reislerinin bile çok zor ulaştığı güçlü biridir. Vahada kaldığı günlerde Santiago, isminin Fatima olduğunu öğrendiği kıza aşık olur. Santiago, gökyüzünü izlerken gördüğü iki şahinin hareketlerini yorumlayarak vahaya saldırılacağını söyler. Saldırının gerçekleşmesi ve vahadakilerin saldırıya hazırlanmalarını Santiago’nun sağlaması üzerine vahada yaşayan “Simyacı” Santiago’yla konuşur. Çöl yolculuğuna birlikte devam ederler. Kişisel menkıbesinin peşinde yol alan Santiago’nun bir yoldaşı vardır artık.    
DEVAMI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR

Simyacı ile 1999’da üniversiteye ilk başladığım dönemde tanıştım. Elimdeki kitabın 59. Baskısı. Hakkında yazılan bu kadar yazının üzerine kitap ile ilgili söylenecek pek fazla şey yok aslında. Uzun bir aradan sonra ne okusam diye düşünürken bir daha okuyayım dedim ve birkaç saatte okudum. Eski bir dost ile yeniden karşılaşmak, sohbet etmek gibiydi. İyi geldi doğrusu. Okumuşken de blogumda yer vereyim istedim.

Sade dili, bir çemberi andıran kurgusuyla, hayata dair dersler veren güzel bir eser. Bazen verilmek istenen mesajları süslü cümlelere sığınmadan da verilebileceğini kanıtlıyor sanki.
Bunun yanında romanın kahraman kadrosu da çok kalabalık değil. Olay Santiago ve simyacı çevresinde geçmekte. 


ALINTILAR


“Hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur.”(s. 31)
“Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için sebebim kalmayacak.”(s.61)
şler, Tanrı’nın diliyle konuşurlar. Tanrı dünyanın diliyle konuşursa bunun yorumunu yapabilirim. Ama senin ruhunun diliyle konuştuğu zaman bunu yalnızca sen anlayabilirsin. (s.26)
“Öyle zamanlar vardır ki, insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez.” (s.61)
“Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar.” (s.74)
“Kumullar rüzgarın etkisiyle değişirler ama çöl hep aynı kalır.” (s.106)
“Kötülük, dedi Simyacı, insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır.” (s.121)
“En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.” (s.137)

7 yorum:

  1. Şu an her iki sayfan da açık önüm de blogdan sana ziyarete gelmiştim ki faceden kitap tanıtımını açtım:))
    bir kaç yıl önce okumuştum çok beğenmiştim. sonrasın da İzmir göğüs hastahanesin de kütüphane kuruluyordu epeyce kitap vermiştim oraya bu da onlardan biri:) teşekkürler sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir yayın olmuş :) Atladığım kitaplardan biri. Ama en kısa zaman da okumak istiyorum :)

    YanıtlaSil
  3. Benim de tekrar okumak istediğim kitaplardandır Simyacı.

    YanıtlaSil
  4. Çok güzel bir kitap okumayanlara mutlaka tavsiye ediyorum

    YanıtlaSil
  5. Yıllar yıllar önce okuduğum sürükleyici bir kitaptı.

    YanıtlaSil
  6. Yıllar önce okumuştum ama o kadar güzel tanıtmışsın ki, yeniden okumak istedim.:) İncecik ama dolu dolu bir kitaptı.

    YanıtlaSil
  7. Okuyalı uzun zaman oldu ve okuduğumda da çok sevmiştim. Az sayfa da çok ley anlatan bir kitap.

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.