3 Ocak 2015 Cumartesi

YUSUF ATILGAN - ANAYURT OTELİ

MERHABALAR,

2015 Yılının ve blogumun kitap blogumun ( 3. yılı doldurdum, 4'e başladım) 4. yılının ilk kitabı ne olsun diye düşünürken, Yusuf Atılgan olsun istedim. 

Anayurt Oteli, aynı zamanda Ömer Kavur tarafından 1987 yılında sinemaya uyarlanmış, Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’dan sonra,  1973’de yazdığı ikinci romanıdır. Ömer kavur tarafından çekilen filmi de Türk Sinemasının en iyi 10 filmi arasındadır.

Romanımız 108 sayfadan ibaret olmasına rağmen yaşattığı ağırlık bir hayli fazladır diyebilirim. Gelelim romanımıza. 


ARKA KAPAK

"Ne ölü, ne sağ" bir yaşamın kahramanı Zebercet. Gözünü ilk açtığı ve yaşadığı Anayurt Oteli'yle aynı kaderi paylaşıyor: Birbirine benzeyen geçici ilişkilerle geçen günler, yalnız ve tek başına sürüklenen bir hayat.

Gecikmeli Ankara treniyle gelen -adını bile bilmediğimiz- kadın otelde bir gece kalır ve
Zebercet'in de, Anayurt Oteli'nin de sessiz akıp giden günlerinin içeriği değişir.

Küçük ayrıntıların tekdüze şaşmazlığında neredeyse takıntılarla sürüklenen bir yaşamın öfkesi de, çaresizliği de büyük oluyor.

Türk edebiyatının unutulmaz bir tipi ve unutulmaz bir mekanı.



ÖZET

Romanımıza ismini veren Anayurt Oteli, İstasyonun arkasındaki alandan ana caddeye çıkan sokağın karşısında, eskiden zengin Rumların da oturduğu bir semtte olduğu için yanmadan kalmış yapılardan, üç katlı bir eşraf konağıdır. (Keçecizade Malik konağı 1255’de yaptırmıştır.) Anayurt Oteli’nin bulunduğu kent ya da kasabanın neresi olduğu kesin olarak söylenmese de satır aralarında bir Ege kenti olduğu sezdirilmekte. Kasaba 1922 yılı Eylül başlarında Yunanlılar tarafından yakılmıştır. İzmir ya da İzmir’e yakındır.

Keçecilerin Rüstem Bey Yangın’dan bir süre sonra İzmir’e yerleşince eskiden nüfus katibi olan Ahmet Efendi’nin üstelemesiyle konağı otel yapar. Ahmet Efendi’nin ölümünden sonra görevi oğlu Zebercet alır.

Otel katibi Zebercet, 1.62 boyunda, 54 kg ağırlığında 33 yaşındadır. Romanımızdaki hikâye 1963’de geçmektedir. Zebercet, 28 Kasım 1930’da yedi aylık doğmuştur. 



“Bu doğumda gerçekten sabırsızlık diye bir şey varsa sabırsızlık edenin ana karnındaki dölüt olduğu düşünüleceği gibi anası olduğu da düşünülebilir. İkinci olasılık daha akla yatkındır. Ana karnındaki dölütten doğmuş-büyümüş bir insan davranışı beklemek saçmadır; ama ilerlemiş yaşta, kırk dört yaşında gebe kalan bir kadın böyle bir sabırsızlığa kapılabilir; üstelik bu kadın bundan önce biri iki, biri iki buçuk, biri üç aylık üç çocuk düşürmüşse. gene de, haksız da olsa, bu suçlamalar Zebercet'i olumlu yönde etkiledi: büyüdükçe sabırlı, ağırbaşlı bir insan oldu.” (s. 13)



Babası Ahmet Efendi adını ebenin benzetmesi üzerine koymuştur.  

 “…pamuğa sarılıp inci kutusuna yatırılır bu; Zebercet koyun adını” (s. 13)

Annesi onu doğurduğunda 44 yaşındadır. Okulu bitirdiği yaz sünnet olur. Aynı yaz annesi ölür. Babası sanki otel katipliğini kimseye bırakmamak için Zebercet, askerliğini bitirip geldikten iki ay sonra ölür. Babası öldüğünde 63 yaşındadır. Kendisini otelin duvarları ile sınırlayan Zebercet'in dış dünya ve insanlarla ilişkisi çok az ve yüzeyseldir.
Zebercet, Rüstem Bey’in önerisi ile oteldeki işleri görmesi için bir kadın alır otele: Zeynep. 

Saçları kumral, gözleri koyu mavi. Yüzü uzun, burnunun ucu kalkık, ağzı büyükçe, biraz dişlek, dudakları kalın. Orta boylu, balık etinde; bacakları az eğri. Otuz beş yaşlarında. (s.14) 

Kadını çalışmaya Sindelli isimli bir dağ köyünden dayısı Çalık Ali getirmiştir otele. Anne babasının ölümünden sonra kadın dayısının evinde kalmaktadır. Parasını da dayısı alır. Daha önce iki defa evlenmiştir. İlkinde kız çıkmadığı için geri getirilmiştir. İkinci de çok uyuduğu için. Otelde Zebercet ve ortalık hizmetlerini görmesi için alınan ortalıkçı kadın dışında başkası yoktur. 


Birbirine kopyalanmış gibi benzeyen günler geçip gitmektedir. Perşembe gecesi gecikmeli Ankara treniyle gelen bir kadının otelde bir gece kalıp ertesi gün gene geleceğini söyleyip gitmesiyle başlar her şey. Zebercet kendisini bekleyen kadını beklemeye koyulur.

Kadın; Yirmi altı yaşlarında. Uzun boylu, göğüslü.  Saçları, gözleri, kara; kirpikleri uzun, kaşları biraz alınmış. Burnu sivri, dudakları ince. Yüzü gergin, esmer. (s.16)  

“ merhaba odam boş mu? merhaba oda boş mu? odam boş mu? yeriniz var mı? iyi akşamlar, yeriniz var mı? iyi akşamlar döndüm ben, odam boş mu?”
Zebercet kendisini bu kadının geri geleceği ana hazırlar. Her zaman gittiği berber dışında farklı bir berbere gidip bıyığını kestirir, yeni kıyafetler alır.
“karyola demirindeki havluya, yatağın ayak ucuna atılmış yorgana, kırışık yatak çarşafına, terliklere, sandalyeye, masasındaki gece lambasına, bakır küllükte bitmeden söndürülmüş iki sigaraya, tepsideki çaydanlığa,süzgüye,çay bardağına, tabaktaki şekerlere...”


 Aynı zamanda kadının odasını, çay içtiği bardağı, unuttuğu havlusunu bile olduğu gibi korur. Odada kalmak isteyen Emekli Subay olduğunu söyleyen adama da odayı vermez. Romanın büyük bir kısmında otelde müşteri olarak kalır. Çok okumakta, genelde otelin girişinde oturmaktadır. 

Kadının geldiğinde odasını bıraktığı gibi bulmasını ister sanki. Odaya Ortalıkçı Kadının girmesine, temizlik yapmasına dahi izin vermez. Çok geçmeden de takıntı haline getirdiği kadının odasında kalmaya başlar. Bu esnada Tren saatleri de takıntı olmuştur Zebercet için. Sürekli kulağı siren sesinde, gözü kapıdadır.

Zebercet bir süre sonra otele müşteri de almamaya başlar. Zaten takıntılı ve asosyal olan Zebercet tamamen içe kapanır.  Ortalıkçı kadını da köyüne gönderecektir. Ara ara uyurken cinsel ilişki yaşadığı kadın ile cinsel ilişki yaşarken kadını boğarak öldürür. Kadına düşkün olan kediyi de başına vurarak öldürür.


 Otele müşteri almamaya devam eder. Kadının cesedi de odasındadır. Kadını soran bakkala da kadının artık köyüne döndüğünü, otelin de tadilata gireceğini söyler. Çok geçmeden yanılsamaları, takıntıları Zebercet’i tamamen etkisi altına alır.

Sanrılarıyla beraber beklenen sona adım adım ilerler Zebercet...

“...Yeryüzünde canlı kalmanın birbakıma suç işlemeden olamayacağını bilmeyen, kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor, utanıyordu...” (s.96) 

“... Ne oldu? Yapmayı unuttuğu birşeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?...” (s.108)



KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle kitabın genel havasından bahsetmek istiyorum. Roman boyunca karamsar ve tek düzeliğin sıkıcı havası hissedilmekte. Ana karakter Zebercet de sanki bir türküden esinlendiği gibi “Ne yaşıyor ne de ölü”. Tek çivisi sökülen anayurt oteli levhasının ucunun yeri göstermesi de ironik doğrusu. Sanki Zebercet çoktan ölmemiş de mezar gibi kasvetli bu otele mahkûm olmuş gibi.

Romanın 12.-17. Sayfaları arsında romandaki karakterleri ayrıntılı bir biçimde anlatmış. Hatta romanın ilerleyen sayfalarında önemli bir yere kavuşacak havluya bile yer vermiş. Ancak havlu ile ilgili anlamadığım nokta aynı havludan Emekli Subay Olduğunu Söyleyen Adamda da olması. Buradaki mesajı anlayamadım.

Yalnızlığından dolayı acıma duygusu uyandıran Zebercet, ilerleyen bölümlerde iğrenme, hatta tiksinme duygusu uyandırdı bende. Horoz dövüşünde tanıştığı Ekrem ile ilgili düşünceleri iğrenme duygumu tamamen tetikledi doğrusu.

Romanda karakteri anlamamızı sağlayacak noktalar yazarın noktalama işaretlerine de pek fazla yer vermediği ara ara sayıklamaya benzeyen monologlar. Zebercet’i duygusal olarak sona sürükleyen süreci göstermek bakımından son derece iyi kurgulanmış.

Sonuç olarak; kurgu ve dil anlamında çok beğendiğim, ancak karamsar havası ve sevimsiz sahneleri ile üzerime kasvet havası çöktüren bir kitap oldu. 

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE... 

2 yorum:

  1. Yeni yılın ilk kitabı anayurt oteli! Nasıl itici bir karekter öyle.
    Daha keyifli kitaplarla bol okumalı bir yılınız geçsin inşallah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sonuna kadar haklısınız acemi blogger, zebercet son derece itici hatta mide bulandırıcı bir karakter.. ama yusuf atılganla başlayayım istedim.. umarım daha keyifli kitaplara geçeceğim.. tavsiyelere açığım.. sevgiler.. :)

      Sil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.