18 Şubat 2012 Cumartesi

İHSAN OKTAY ANAR - AMAT

MERHABALAR, SEVGİLİ DOSTLAR;

Keyifle okuduğum, ancak anlamaktai simgesel anlatımları çözmekte bir o kadar da yorulduğum bir kitap ile karşınızdayım... 

ihsan Oktay Anar'a "ERDAL ÖZ" ödülü kazandıran AMAT'la karşınızdayım.. Kitapta Osmanlı döneminde geçen masalsı bir gemi yolculuğu anlatılmış.... Yine İhsan Oktay Anar 'ın kendine has tarzını konuşturduğu etkileyici bir roman olmuş bence. 



Romana başlamadan önceki kapakta Tekvin’den bir alıntı yer alıyor.. Bu alıntı şöyle;
“Kendine Gofer ağacından bir gemi yap;gemide odalar yapacaksın ve onu içeriden ve dışarıdan ziftleyeceksin”

Bu sözler başlangıçta çok fazla bir anlam ifade etmese de Amat’ı yapan günahkar Deli Marangoz Nuh Usta, akıllara Nuh peygamberi getirse de Nuh Usta’nın günahkar olmasından dolayı sadece bir gönderme olduğu anlaşılıyor.

Romanımızın Özeti şöyle; Deli Marangoz Nuh Usta, sabık bir zangoç olan Ayyaş Ohannes tarafından vaftiz edilir. Ayyaş Ohannes vaftiz işlemi için Deli Marangoz’dan 247 akçe alır.  Nuh Usta aynı zamanda Diyavol Paşa’nın emriyle Amat’ı yapan kişidir.  

Diyavol Paşa, Navarin’deki 247 gemicinin mezarından çıkan 247 meşe ağacını zaç yağıyla öldürür ve Nuh Usta’ya gemiyi yaptırır. Ağaçlar kesilmeden önce de ağaçların gövdesine siyahla “AMAT” yazar. İşte AMAT bu ağaçlardan yapılmıştır. Aynı zamanda Nuh Usta, gemideki mürettebatın fallarına bakan ve remil falıyla onların günahlarını bir bir yüzlerine söyleyendir. 

Yüklemesi bitip de yola çıkmak üzere Mavi bayrak çekili olan Amat’a Süleyman Reis, Eşşek İsrafil’in kuşağına yapışmış olarak ayak basar. Süleyman Reis, sırma işlemeli siyah bir kaput, gemici çizmeleri, destarsız Cezayir fesi giymiş 40-50 yaşlarında asık suratlı bir adamdır.





AMAT’IN ARKA KAPAĞINDAN….
Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil’le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, “Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!” diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp “Gel yâ mübarek!” diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil’in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhî düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti.




Süleyman Reis’in diğer adı da Kırbaç Süleyman Reistir. Bu adı gemide mürettebata söz dinletmek için kullandığı kırbaçtan almıştır. Bilinmeyen bir kişi tarafından gemideki görevine atanmıştır. (Görevi kimden aldığı roman sonunda da açıklığa kavuşmamıştır. ) Geminin Kaptanı Diyavol Paşa, görevi kabul etmeme hakkı olduğunu söyler ve ona karar vermesi için zaman tanır. Diyavol Paşa kızıl cübbe ve siyah mintan ile kırmızı çizmeler giyen beyaz tenli bir adamdır. Kitaplarına ve sinekemanına düşkündür.. Roman boyunca zaman zaman kırmızı atlasla üstünü kapattığı aynasına saklanır. İşlediği en büyük günahı unutmak için sarı bir içki içmektedir.
“Süleyman şaşırmıştı. Kaptan efendimiz çivi gibi bakan küçük kara gözlerini ona dikip, “Ne dersin?” diye sordu, “Karar vermen için sana süre de tanıyayım mı? 15 dakika yeter mi? Ne diyorsun bu teklife?”
Bunları söyledikten sonra paraketecilerin kullandığı küçük bir kum saatini alıp ters çevirerek masanın üstüne koydu ve kum alt hazneye akmaya başladı. Bir süre sonra sıkılmış olacak ki, o kapkara ağzını eliyle kapatıp esnedi, ardından da uzun uzun sırtını kaşıdı. Saatin üst haznesindeki kumun bitip tükeneceği yok gibiydi. Neden sonra, gözlerini ovuşturup çenesini kütürdetircesine yeniden esnedi. Sıkıntıyla bir öf çektikten sonra yeniden doğrulup kamaranın kıç tarafındaki kapıyı açtı ve denizci dilinde “bahçe” denilen yere, yani geminin kıçında, kendisi ve zabitlerin hava alması için yapılmış ahşap balkona çıkarak, karanlık gök kubbe altında uzanan o muazzam şehri, Konstantiniye’yi seyretmeye başladı.. (sayfa 27)”

Düşünme süresinin sonunda Süleyman, Diyavol Paşanın kamarasındaki ölümsüzlükle ilgili kitaplardan da etkilenerek, teklifi kabul eder. Geminin yüklenmesini bittiğinde Amat, bilinmeyen bir rotaya doğru yola çıkar. Ancak gemi istendiği gibi pazartesi yola çıkmaz, uğursuz sayılan salı günü yola çıkar.. Gemi yol alırken, geminin ikinci Kaptanını belirleme için Diyavol Paşa kimin mürettebata söz geçireceğine göre karar verecektir. Ali Reis mi?, Kıbaç Süleyman mı?

Kendini Diyavol Paşa’ya kabul ettirip 2. Kaptan adayı olan Ali Reis’i bertaraf etmek için, Tefriciye köyündeki cami minarelerini topa tutturur. İkindi namazı kılan cemaati katlettirir. Bu sayede 2. Kaptan olmaya hak kazanır. Ali Reis mahzene attırılır. 




Bundan sonra gemideki tüm mürettebatın kaderi bu ikilinin elindedir. Süleyman Reis Nuh Usta’dan geminin sol tarafında fazlalık oluşturan ağaçlardan bir kadın başı yaptırarak gemiye monte ettirir. Süleyman’ın Nuh Usta’ya tarif ettiği kadın, Rum asıllı karısı Aletiya’dır. Venedikliler evlerini yaktığında acı çekmeden ölmesi için karısını pistolü ile vurarak öldürmüştür.

Amat, Ganimet için birkaç gemiyle savaşsa da hepsinden eli boş döner. Geminin zarar görmesi üzerine gemiyi onarmak üzere Malta’ya yanaşırlar.. Burada Malta Şövalyeleri ile savaşırlar. Malta’dan ayrılırlarken gemi direğine bir baykuş konar.

Malta’dan ayrıldıktan sonra geminin direğine Diyavol Paşa’nın emriyle, Siyah sancak çekilir. Bu sancak çiviyle sabitlenir. Bu sancak aynı zamanda gemideki 247 mürettebatın günahkârlığını da temsil etmektedir. İtiraz edenlerin günahları bir bir sayıp dökülür. Diyavol Paşa, “Ben oradaydım. Ben, sana günah işleyen ellerinden daha yakınım “ der ve bu şekilde itirazları engeller. Bu sancaktan dolayı Türklerle de savaşmak, din kardeşlerini saldırmak zorunda kalırlar… Saldırmak istemeyenlere Kuran’dan ayetler okunarak mürettebat kandırılır.  

Amat, Venediklilere de saldırır. Bu saldırı esnasında Diyavol Paşa ortalarda görünmez, denize düştüğü varsayıldığı esnada ortaya çıkar. Süleyman Reisin Diyavol Paşa’ya nerede olduğunu sorması üzerine sinirlerinin zayıfladığına hüküm verilerek ambara vebalıların yanına indirilir. Ganimet için saldırdıkları ve yedeğe aldıkları Venedik gemisinden veba bulaşır.. Bu şekliyle gemi bir tabut gibidir. Mürettebat arasında veba hızla yayılır.

Abuzer Reis kendilerini takip eden Venedik kalyonunun onları bulamaması için Geminin fenerini söndürür. Bu gemi mürettebatı tarafından şerefsizlik olarak kabul edilir.  Abuzer Reis bir gözünden vurularak öldürülür. Abuzer Reis Nuh Usta tarafından, denize atılmak yerine ağzına bir meşe palamudu konarak ambara atılır.

Süleyman Reis, Diyavol Paşa’nın kitaplğından Hikmet’ül Lokman kitabını okumuş ve ölümsüzlük otunun “kebire” olduğunu kitabın 333 yaprağından öğrenir. Kitaptaki şifreyi çözdüğünde ise, “Ruhunu Diyavol’e sat” cümlesini bulmuştur. Aynı zamanda 333 yaprak 666 sayfaya eşittir ve şeytanı simgeler.

Süleyman Reis ambarda diğer ölülerin yanındayken Amat’ın “A”sını silahla vurmuş , Amat (gerçek) sözcüğünü mat’a yani ölüme çevirmiştir. Böylece geminin tüm çivileri sökülür, geminin tüm günahkar mürettebatı Navarin yakınlarında huzurlu bir ölüme kavuşur. Navarin yakınlarındaki mezarlıktaki meşelerden yapılan AMAT başlangıç noktasına geri döner.


KİTAPTAN İLGİ ÇEKİCİ NOTLAR: 

Romanda olayla Yazarın ağzından anlatılmaktadır. Yazarın Diyavol Paşa'ya zaman zaman "EFENDİMİZ" diye hitap etmesi, gemideki mürettebattan olduğu hissini uyandırmaktadır. 


Roman boyunca gerçekte var olmayan yazarlardan ve kitaplardan söz edilerek, anlatım ve olaylara farklı bakış açıları oluşturur… Romanda tarihçi olarak geçen bir çok yazar geçekte kurgudur… Zindan Katibi Çapraz Recep Dede Hazretleri, Vakanüvis Şaşı İkram Efendi… vb.

Yazar bazen olayları Göbelez baba ve her şeye inana saf bir denizci olan Kazdağlı ile konuşmalar sırasında örer..Kul Rıza da ara ara gemi ve güzergah konusunda tahminler yürütür bilgiler verir.

Bu kötülük gemisi tüm mürettebatın tabutu olacaktır.  Geminin uğursuzluğu Salı günü yola çıkmasıyla, siyah sancakla ve Malta’da geminin direğine konan baykuşla pekiştirilir. 

Romandaki zaman belirsizdir. 1670 de başlar, Diyavol Paşa'nın kemanın içinde imal tarihi 1699 yazar... Bu durum da muamamadır. 

Romanda Diyavol paşa kötülüğü ve uğursuzluğu temsil eder. Giydiği Kızıl cübbe ve siyah mintan ve kırmızı çizmelerle adeta “ŞEYTAN” ı akla getirir. “Kaptan Diyavol Paşa’nın “Ben oradaydım. Ben, sana günah işleyen ellerinden daha yakınım “ sözleri onun şeytan olduğu ihtimalini güçlendirmektedir. 

Ayrıca 247 meşeden yapılan geminin Navarin'e ve gemici mezarlığına dönmesi kısır bir döngüyü akla getirmektedir. Acaba bu gemiciler 3 yılllık bir süreyi gerçekten de sürekli baştan mı yaşamaktadırlar.. 

Süleyman Reis'i kimin görevlendirdiği roman boyunca ve sonunda açıklanmamıştır.. 

GÜZEL BİR PAZAR GÜNÜ GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE.....

SEVGİLER...
 
 

12 yorum:

  1. ben de çok beğenerek okudum bu kitabı :)

    YanıtlaSil
  2. ÇOK GÜZEL TANITMIŞŞINIZ DİĞER TANITAÇAĞINIZ KİTAPLAR İÇİN TAKİPTEYİNİM :))

    YanıtlaSil
  3. AMAT, gerçekten kendisi için yapılan tüm övgüleri hak edecek kadar güzel, derinliği ve felsefi yönü güçlü bir roman.. bloguma hoş geldiniz okuryazar nane şekeri.

    YanıtlaSil
  4. inşallah yeni tanıtacağım kitapları da beğenirsiniz yağmurun dünyası

    YanıtlaSil
  5. Kitabı yeni bitirdim. Hakkında bilgiararken sizin yazınızı buldum. Bir kitap bukadar mı güzel anlatılır. Aklıma takılan bir kaç noktayıda aydınlatmış oldunuz. Bir soru; Acaba mürettebat mezarlıktaki kişiler mi yoksa onlarla benzer hayatları yaşamış kişiler mi? Üç yıllık döngü sürer gider mi?
    Yazınızı beğendim kendi postumun altına link olarak bırakacağım. Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
  6. bloguma hoş geldiniz acemi blogger, ihsan oktay anar tarz olarak okumaktaan en sevdiğim yazarlardan bu nedenle onun eserleri üzerinde seve seve kafa yoruyorum... tabi hakkında yazılanları da takip edip fikir aldıklarım oluyor... bence gemidekiler farklı kişiler ancak döngü aynı.. tabi diyavol paşa hariç, o ölümsüz.. yedinci gün de de çıktı karşımıza.. bir de ölen kişilerin denize atılmak yerine ağzına meşe palamudu koyup geminin mahzenine konması bende olayları yaşayanların benzer hayatlar süren kişiler olduğu izlenimi yarattı. 247 kişi ölecek ağızlarında meşe palamuduyla.. yerini 247 ağaç alacak, 247 ağaçtan yeni bir gemi ypılacak içinde 247 denizci olacak...aynı döngü yazarın suskunlar kitabında Habil ile kabil'e yaptığı göndermeyle tekrarlanıyor..

    YanıtlaSil
  7. kitabı öğretmenimiz performans ödevi olarak verdi fizik hocası alakasız ama sınıfta kimse beğenmedi bilinmedik çok kelime olduğu için lisede çoğu kişinin tarzı deil kitabı okumadım tam anlayamadığım için bu kitanı tanıtıyo mu yoksa özetimi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence İhsan Oktay tarzı sevmeyen bir okur için okumak eziyet olur. kelimelerin anlamını aramak da elbette. ama kitabı okuyup sindirdikten sonra bıraktığı muhteşem lezzet bambaşkadır.. yukarıdaki yazı hem tanıtım hem de özet.. işinize yarar umarım. yazarın kendine ait resmi sitesinde kitapla ilgili bir tez var oradan da yararlanabilirsiniz..

      Sil
  8. Amat gemisinin sefere çıkma nedeni nedir?

    YanıtlaSil
  9. Yanıtlar
    1. maalesef hatırlamıyorum kitapta böyle bir sebebin olduğunun...

      Sil
  10. kitapta amat personelleri aralarında konuşurken iki sebebi olduğunu söylüyorlar amat'ın sefere çıkması için. Birincisi batırılan iki türk kalyonunu batıran gemiyi bulup onları yok etmek. Ancak daha sonra amat'ta iki türk gemisini batırınca ikileme düşüyorlar hatırlarsanız. Hatta şöyle bir cümle geçiyor yanlış hatırlamıyorsam: "şimdi bizde iki türk gemisi batırmış olduk, bizi de öldürmek için istanbul'dan bizim gibi bir gemi daha yola çıkmış olabilir." bu da gösterirki gerçekten bir kısır döngü var...

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.