26 Haziran 2012 Salı

MURATHAN MUNGAN - ŞAİRİN ROMANI

MERHABALAR;

Son dönemlerde okuduğum ve beni etkisine alan (uzunca bir süre de bırakacağa benzemiyor) başlarda sıkılarak ama sonra bitmesin diye azar azar okuduğum bir romandan bahsetmek istiyorum sizlere.. 
MURATHAN MUNGAN'IN - ŞAİRİN ROMANI

Murathan Mungan'ın şiirlerini çok severim. Tüm kitaplarını set olarak da almıştım.Ancak Şairin Romanı bence yazarın şaheseri. Bir şair ütopik bir dünya yaratsa nasıl bir dünya olur bu? Tabi ki şiir gibi... İşte kitabı tam da böyle tanımlayabiliriz.. 

Okurken başladım beğendiğim yerleri not alamaya bir baktım ki bitirdiğimde ajandamda iki ayı bitirmişim..Bu yazımda kitaptan yaptığım alıntıları paylaşacağım. Bir daha ki yazımda ise; özet ve kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşacağım.. Eminim; herkes için altı çizilesi cümleler vardır romanda..

 Roman yedi alt başlığın ŞAİRİN ROMANI başlığında toplanmasından oluşuyor.. Bu yedi bölümün de alt başlıkları var elbette...
 Söylemeden geçemeyeceğim.. Kitap 582 sayfa ve 10 punto ile yazılmış..


ROMANIN ARKA KAPAĞINDAN..

Adı Yerküre olan bir gezegen. En büyük kara parçası sayılan Anakara'da farklı yerlerden farklı nedenlerle Odragend'e varmak üzere yola çıkan gezginler. Elli yıl sonra yurduna dönen bir bilge şair. Yirmi yıl evinden hiç çıkmadan yaşadıktan sonra, çıraklarıyla birlikte kendisini yollara vuran bir şiir filozofu. Yalnızca şairleri öldüren bir katilin izini süren atlı polis ve yardımcısı.

Yol boyu içinden geçtikleri yerler, yaşamlar.

Kehanet dolu rüyalarında şimdi ile gelecek arasında gezerek zamanı zamansızlaştıran yarı şair yarı kâhin tekinsiz bir kadın.

Ününü sesinin büyüsünden almış, kocasının sırrının ve ihanetinin ardına düşen bir okumacı kadın.

Gezip dolaştığı yerlerin haritasını vücuduna dövmeleten bir haritacı.
Surlarında şiir bayrakları dalganan şehirler.
Kanatları göğün gizemlerini birbirine bağlayan kuşlar.
Sayıların, sözcüklerin, şifrelerin ardında ömür tüketen matematikçiler, dilciler, sözlükçüler, şairler… İnsanların ruhlarını sağaltan rüya terbiyecileri.
Yolculuk, başkasının yerine geçme, gölgelerle yaşamak, boşluk ve oyun, aşk ve ihanet, şiir ve cinayet, tutku ve intikam.
Batı'nın modern çağ fantezi romanlarıyla Doğu'nun Binbir Gece Masalları'nın özgün bir bileşimi.
Tabiata, emeğe ve şiire övgünün romanı.

"Doğanın mucizeleri hiç eskimiyordu. Doğa her zaman yeniydi. Bu sabah gibi, bu rüzgâr gibi, şu köprüler gibi. Doğaya ilişkin, kanıksadığımızı sandığımız en tanıdık imgeler bile her an yepyeni bir mucizeyle yenilenebilir; yepyeni bir görünüş, derinlik ve anlam kazanır; her şey birdenbire yerkürenin var olduğu ilk günkü kadar taze ve kullanılmamış oluverirdi. Doğa hiç bıkkınlık vermiyor, hiç usandırmıyor, her seferinden şaşırtmayı sürdürüyordu. (Bilge Şair Bendag)


İyi şiir doğa gibidir... en çok kullanılan kelimelerle bile şaşırtmayı başarır" (s. 10 Bilge Şair Bendag’ın ilk Ustası)

"Şairlerin ortalığa hâkim olacağı saatler herkesin uykuda olduğu saatlerdir. Gece yarısından sonradır ve sabahın ilk saatleridir. Herkesin uykuda olduğu saatleri kullanır şairler. Çünkü zaman hırsızıdırlar. Başkalarının zamanlarını çalarlar. Yeryüzünün saklı zamanlarını, uykulu zamanlarını kullanırlar." (s. 11 Bilge Şair Bendag’ın ilk Ustası)

"Öyle ya da böyle, hepimiz şu yerküreye atılmış varlıklarız. Ölerek birbirimize dönüşüyoruz hepsi bu" (s. 16 Ümma)


"Şairlerle ressamlara devlerin dikkati gerekir. Görünüşlerinin aksine tabiatın en zayıf canlıları devlerdir çünkü. İlk onlar silindiler yerküre üzerinden. Bu yüzden devler daha dikkatli olmalıdır. İyi bir dev, tavşan uykusuyla uyumalıdır. Çünkü hayat onu her an gafil avlayabilir." (s.40 Bilge Şair Bendag’ın Ustası)

Yerküre sanki yalnızca yazılmak için vardı. O da bütün kendinden öncekiler gibi doymaz bir iştahla yerküreyi kâğıtlara, defterlere sığdırmaya çalışmıştı. Hâlâ çoğu dışarıda kalıyordu yerkürenin; bitmiyor tükenmiyordu." (s. 42 Bilge Şair Bendag)


Bir insan kalabalıklar arasında kendini saklamak istediğinde görünürlüğün derinlerinde kaybolarak da yapabilir. Hep orada durduğu halde hiç kimse farkına varmayabilir onun. saklanmanın bir yolu da budur. (s. 49 Bilge Şair Bendag)



Biri zeytin dalı esmeri, diğeri başak sarışını. Birinin adı Zeey, diğerinin ki Tagan (s.56)

"Her çeşit özgürlüğün sahibi için ağrılı bir baş dönmesi zamanı vardır. Bırakın başları dönsün kendilerinden. İki kişilik yalnızlıkları tek kişilik yalnızlığa inene kadar yalnız kalsınlar. Zamanla ruhlaını tek başına tımar etmeyi öğrenirler. Büyümenin yaralarını sarmayı, iç kanamalarını tek başına dindirmeyi. Birbirlerinden sürgün edin onları. Birbirlerini görmesinler bir zaman .  Kendi kendileriyle kaslınla. Kendi bedenlerine yerleşsinler. Her biri diğerinde görmesin kendini, aynasız kalsınlar, yalnızca kendi sırlarıyla kapansın suretleri. Yola düşen gölgelerin elinden tutup kaldırmayı öğrensinler.." (s.57, Zeey ve Tagan’ın ikizlerinden ayrılışları)

"En baştan başlamak gerek... Topraktan... her ikisi de topraktan yapılmıştır. Sonradan ateşle, suyla, havayla beslenmişlerdir. Ve sınanmışlardır. Çöken uygarlıklardan her zaman iki şey kalır geriye: Şiir ve çömlek. Yerkürenin en eski tanıkları." (s. 71, Şiir Filozofu Moottah)

"Şairin ayakları doğduğu topraklara sağlam basarken, sözlerini bütün yerküreye söyleyebilmelidir. Bazı çiçeklerin varlıklarını yalnızca yetiştikleri iklime borçlanmış olmaları elbette onların güzelliğini azaltmaz, ama başka iklimlerde yaşayamamaları varlıklarını eksiltir. Yalnızca kendi toprağında okunur, okunabilir olmak, iyi şiire yetmez. iyi şiir, doğduğu toprağın iklimini başka iklimlere dönüştürebilme gücüne, yeteneğine sahip olmalıdır. Şiir doğduğu yerlerin sesi, kokusudur.Kendi güneşini, kendi rüzgarını, kendi yağmurunu her yere taşır. Hem de gittiği yerin güneşi, rüzgârı, yağmuru olur. İyi şiir tıpkı bir çömlek gibi, vücut bulduğu toprağını başka diyarlara taşıyabilmeli, oralarda da kullanılabilmelidir. Gündeliğin yalınlığında unutmayın: Şiir kullanışlı bir şeydir. Bir eşya gibi kullanışlı bir şey." (s. 71-72, Şiir Filozofu Moottah)

"Çarenin olmadığı yerde, yol çaredir. Yeni sözcükler bulmak da bir tür şairliktir; maharet ister. Bunu kendine yol bilir. Bir hayat yolu. "(s. 73)


"Her şey topraktan geliyor ve toprağa dönüyor aslında" (s. 78)

"Akıl oyunlarını hangi çeşidi olursa olsun, kâinatın ve insanlığın birçok gizini berraklaştırırken, bir yandan da tabiatı ve yaşamı yeniden bulandıran tuzaklar kurabilir insana. Akıl, asıl kendisine oyun oynamaya başladığında tehlikeli olmaya başlar." (s. 78)

"İnsanlar eskiden kaybolmaktan bu kadar korkmazlardı.  Kaybolmanın insanı zenginleştiren serüvenlerine olanak tanırladı; yazık, bazı şeyleri kaybolmadan öğrenemez ki insan." (s. 81 Şiir Filozofu Moottah)

“Güneş herkese doğar ama herkes eriyen kardan aynı dersleri çıkarmaz” (s. 93)


"Geleceğimizi yapan şey, yazgımızdan, bize tanınan olanaklardan, karşımıza çıkan fırsatlardan çok, ruhumuzun şiiridir. Bizde olan bir şeydir." (s. 93)

 "Doğada sözcük yoktur derim ya hep, evet doğada sözcük yoktur ama doğada şiir vardır. İnsan doğada olmayan bir şeyin yardımıyla doğada olan bir şeyi yeniden yapar yaratır." (s. 98 Şiir Filozofu Moottah)

"Bazen şiir yazılmaz, şiir uyandırılır. Taze yağmur sonrası yapraklarda kalan su nasıl umulmadık bir şeyi uyandırırsa. ... " (s. 104 Şiir Filozofu Moottah)


"İnsanların yüzüne değil, tabiatina baka baka felsefeci olunur." (s. 104)

"Bilmek hayatta kalmaktır. Unutmayın ne kadar çok şey bilirseniz yaşama şansınız artar. Hem sonra öğrenmeyi bir sanat, bir yaşama biçimi haline getirmeniz gerekir, bunu sırrıysa öğrenmenin aynı zamanda bir haz, bir zevk olduğunu anlamaktan geçer. Öğrenmenin hazzı olmadan insan tamamlanmaz. Bakın çevremizdeki bir çok insanın yarım kalması bu yüzdendir." (s. 106 Şiir Filozofu Moottah)

"Bazen devamlılığımızı sağlayan tek şey kusurdur. Yahut kusuru göze almak." (s. 116 Şiir Filozofu Moottah)

Mayası şair olarak doğmuş birinin kelimeleri uzun süre karanlıkta kalamaz. Hiçbir güç kelimelerini uzun süre bağlayamaz onların. 
...
Sadece erdem sahibi olmak yetmez. Erdeminde ustalaşmak gerekir." (s. 117 Şiir Filozofu Moottah)

"Karanlığın şiiri bile ışıkla yazılır." (s.125)



"... bazı gecelerin adeta kibri vardır; nedenini bir tek kendinin bildiği. Sonra ayın perçemini kısa kestiği geceler olur; ışığı kıt ya da adımı çabuk... Bulutuna göre hatırladıkça ürperen gözenekleri geçmiş gecelerin... Böyle zamanlarda ruhunda seğirenin ne olduğunu kim tam olarak bilebilir ki?" (s. 139 Gamenn)

“Gerçek dediğin inandıkalarından yapılır zamanla.”
“Yerküre var olduğu için değil, biz inandığımız için var.”

“Rüzgar ayak izlerini silmek için de var.” (s. 146) 


"Matematik doğanın dilidir; bizimle böyle iletişim kurar. Sözcükler gibi rakamlar da doğada yoktur, ama doğanın düzeninde matematik vardır. Bize düşen rakamlar yoluyla düzenin işleyişini bulmaktır. Doğayı, evreni anlamamızı sağlayan şey, aynı yasalarla kurulmuş olan zekamızın işleyiş biçimidir. (s. 165 Qkhanyus)

Dilin ilk var oluş biçimi şiir aslında." (s. 165)


"...aklın kurallarına çok teslim olmamak gerek. Bizim yanılgımız tüm evreni aklımıza sığdırmaya çalışmamız bence. Aklımızla açıklayabildiklerimizin tüm evreni anlamaya yeteceğini sanıyoruz." (s. 165, Gamenn)

"Güven kazanılan bir şey değil, inşa edilen bir şeydir." (s. 189)

“Bir insan yaşamı boyunca, en eski anısını arar.” (s. 196)

"Görünmez bağların sahiplerine ettiği oyunlar tükenmezdi. Yaşam bağ oyunlarından oluşuyordu. Her şeyin birbirine bağlı olduğu söylenen bağ oyunlarından. Hayat bir bağlılık yemini idi." (s. 199)

“Rüyalar kendimize sorduğumuz resimli bilmecelerdir. Cevabın bizde saklı olduğundan habersiz olmayı seçtiğimiz için ya hatırlamayız onları, ya tabir edemeyiz.” (s. 208, Rüya Terbiyecisi Kuyuhera)

"Uzak dediğin önce içinde birikir insanın, sonrası yalnızca yoldur. Yola rehber olmadan önce yolun rehberliğine açık olmak gerekir. Yol düşüncelerle hafifler. Çıktığımız yol içimizde de uzar gider. Yol bizi derinleştirir. Kendimiz bu yol oluruz." (s. 220)

"Ölülerimiz yaşayan bir parçamızdır biz yaşadıkça" (s. 221 Bilge Şair Bendag)

"Bir insan en çok kendinden korkarken nereye kaçabilirdi ki?" (s. 233)

"Bir yolcu yolda her şeyi görmez. Yolu her şeyde görür. Her şey bir yoldur çünkü." (s. 234, Şiir Filozofu Moottah)


"Boşluk hep vardır. Boşluk bir tür yoğunluktur aslında. Biz içini göremediğimiz için boşluk diyoruz ona." (s. 239 Şiir Filozofu Moottah)

"İki parça arasında kalmış önemsiz görünen küçük bir hava boşluğundan zamanla içinde kaybolacağınız kendi boşluğunuzu yaratabileceğinizi hiç unutmayın! Kendi boşluğunuzla yüzleşmeden varlığınızı dolduramazsınız. Şiir bizim kendimiz olmaya açılan kapımızdır. Ama bazen kendi kapımızı yüzümüze kapatırız. Kim olursanız, ne olursanız, nasıl olursanız olun ama kendinize girip çıktığınız bir kapınız olsun çocuklar. Az olun ama hakiki olun! Bir gün kendi kapınızı çalacak yüzünüz olsun!" (s. 245, Şiir Filozofu Moottah’tan Zeey ve Tagan’a)



 "Savaş meydanlarında öldüren, Katilden saymazdı kendini. Başkalarının gözünde de katil sayılmazdı. “Meydana Çıkmanın Hukuku” diye bakarlardı ovalarda üst üste yığılan ölülere; “Kanın Şiiri”diye bakarlardı ovanın kızıl kırmızısına… Cenk şairi olmaya karar verdiğinde mürekkebin kan olur Serhenas. Kelimelerin kan olur. İçin buna hazır mı? Kendi kanını seyreltmeden, başkasının kanını akıtabilir misin? (s. 249 Cenk Şairi Serhenas’a annesinden)

"Bazı mektuplar vicdan yerine geçer." (s. 249)

"Kılıcında tüm yerkürenin kanı olabilir, ama bir tek kadının, bir tek çocuğun gözyaşı olmamalı. Savaşcılarla çapulcuları ayıran,kadınların, çocukların kanıdır unutma İnsanı insandan kan ayırır. " (s. 250,251, Cenk Şairi Serhenas’a annesinden)

"Hayat boştur! Herkesin her zaman dediği gibi boş! Onu dolduran anlamdır yalnızca. Bizim ona verdiğimiz çeşitli anlamlar. Bazıları hayat anlamından boşaldığında, onun gerçek yüzünü gördüğünü sanır; hayatın görülecek bir yüzü bile yoktur oysa. ... O kadar boştur işte hayat, sen bir an önce onu kendi anlamlarınla doldurup güzelleştirmeye bak! Ömrünü ancak böyle hayat yapabilirsin." (s. 305 )


"Bütün zamanlar birbirine benzer, birbirine benzemeyen anlardır... Hafızamız bütün yaşadıklarımız değil sadece unutamadığımız anlardır. Ortak yaşanılanı bile herkez zamanla başka türlü hatırlar. Bir gün belki siz de şu içinde yaşadığınız anı farklı hatırlayacaksınız." (s. 316 Şiir Filozofu Moottah)

“Bir şairi rüzgarından tanırsınız.” (s. 319)


"Bazen bir şeyi görmek için harcadığımız dikkat, o şeyi sahiden görmemizi engeller. Gözlerini zorlama, bırak kendi görsün. Hem onlar daha az yorulur, hem sen daha az yanılırsın." (s. 348, Gamenn)

“Boşluk dediğin de bir yoldur aslanda; ama onu görebilmek için yolu bi boşluk olarak görmen gerekir.” (s. 353, Bilge Şair Bendag’ın Ustası)

"Şairin gölgesi kendisinden uzun olur" (s. 358Bilge Şair Bendag’ın ilk Ustası)


"İhanet büyük bir pakettir, içinden birini alıp diğerlerini bırakamazsınız." (s. 370)


“Her şair bir gün burcundan indirilir. Hele bir başkasının bayrağını dikek çıkmışsa oraya… İndirilir!” (s. 372 Zeheyra)
 “…yerkürede herkes aslında şair olmak ister, bunun hayaliyle büyür, sonra günün birinde şiirin yüzüne gülmediğini kabullenip kaderine küserek başka bir şey olmak zorunda kalır.” (s. 374)
"Bazen insanlar niye ayrıldıklarını bilmeden ayrılırlar... Bir beraberliği sürdürebilmek için aşktan fazlası gerekir." (s. 382, Vylea)

"Ayrılık da tane tane birikir" (s. 382, Vylea, Lelalu’nun Eski sevgilisi)


“…Öteden berigeçmişte çok kan dökülen yerlerin, uygarlığın beşiği olduğu söylenir. İnsanın beşiğinde kan vardır. Kan kaynayan topraklarda büyür geleceğin uygarlıkları. Kanın gücüdür bu. Her dökülen kan bir gün dönüp  geri gelir.” (s. 431, Şiir Filozofu Moottah)
“Şiir önce kelimelerle kurulan ilişkide başlar, kelimelerin kullanılışında değil.” (s. 431, Şiir Filozofu Moottah)

“Sıradan şeyler hakkında yalan söyleyenler yalnızca yalancıdır, önemli şeyler hakkında yalan söyleyenler ise şair olur, bu yüzden hakikatler şairlerin en iyi konusudur.” (s.456, Bilge Şair Bendag’ın Ustası)

“Suyun hafızası herkesi koynuna alır. Teni bağışlayan su her şeyi sayıklar. Suya bırakılan anılar olur hafıza…..su yara açar hafızada….yaraları temizler…suya karışan ölüme ölüme kavuşan zamana zamana karışan zamana karışır… Zaman içinden suyla geçilir ordan oraya…kendi ölmüşünü yıka üzerinden… sende gömülenleri mezarlıkta sula…” (s.463 Katilin Temizliği)


"Yalnızlık sıcak bir şey değildir. Isıtılması gerekir" (s. 486)

"Suyun konduğu kabın şeklini alması gibi bazı ruhlar da içine kondukları bedenin özelliklerini alırlar. Bazı insanların çirkinliğinde aynı zamanda onları görebilmemiz bundandır.” (s.490, Bilge Şair Bendag)

“Hayatta en zor, en katlanılmaz şey insanın kendisi olmasıydı. Yalnızca kendisi. Sıradan, yavan, tanıdık, sıkıcı, kendisi.” (s. 510 Dynn)

“Bu rüyaları ya sizinle birlikte ortak görmüş olmalıyız bir zamanlar, bu da şimdi birbirimizi hatırlamayacak kadar kendi hayatlarımızda kaybolmuşuz demektir ya da siz birinin gördüğü rüyasınız sadece. Onun gördüğü rüyaları hayata geçiriyorsunuz. Neyin gerçek olduğuna kim karar verebilir ki? Ben belki şu gördüğünüz sahnede birini canlandırdığım yanılsamasını yaşarken bir başkasının gördüğü rüyayımdır sadece. Şu üzerinde durduğumuz sahnenin üzerinde değil,onun rüyasında oynuyor ama kendi varlığımı gerçek sanıyorumdur. Belki de siz bir katili değil kendinizi arıyorsunuz. Kaybettiğiniz kendinizi…” (s. 513 Dynn)

“Her insan yaşamı boyunca güç yüzüğünü ara, ama güç yüzüğünü bulmak yalnız kalmak demektir. Yüzüğü bulmadan yalnız kalmanın ne demek olduğunu ise ancak yenilmişler bilir.” (s. 510 Khora)

“Zeki, akıllı hırslı insanların başarısızlıklarında günün binde mutlaka kötülüğe açılan bir kapı vardır. İyilerin işi her zaman daha kolay olmuştur. Unutmayı bilirler çünkü, üzerinden atlamayı, kayıtsız kalmayı, gerisini hayata bırakmayı, omuz silkip kendi yollarına devam etmeyi, gerektiğinde bağışlamayı… Başkalarının kötülüğüyle baş etmek kolaydır, asıl zor olan insanın kendi içindeki kötülükle baş etmesidir. Yıllarca akıtmakla tüketemediğin bir zehrin sahibinin içinde birikmesi, yavaş yavaş onu kemirip eritmesi… Bu nasıl bir azaptır, bilemezsiniz. (s. 555 Khora)  

Bazı insanlar meşe ağacı gibidirler, eğilip bükülmezler sadece kırılırlar. (s. 579 Marangoz, Köezey)


Biraz uzun oldu bu defa postum.. Umarım; zaman ayırıp okuyanlar olur.. 

GÜZEL BİR HAFTA SONU GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE...

SEVGİLER

NOT: Etiketsiz görsel alıntıdır.

20 Haziran 2012 Çarşamba

TAVSİYE EDİYORUM..

MERHABALAR SEVGİLİ DOSTLAR;


Bu yıl okulda bir Türkçe Öğretmeni arkadaşımla birlikte Kütüphanecilik Kulübü rehber öğretmenleriydik.. Arkadaşımın fikri üzerine bir pano düzenlendi.. Öğrenciler panoda okudukları ve tavsiye ettikleri kitabın adını ve yazarını varsa resmini paylaşıyorlardı.. Çocuklar adına güzel bir çalışmaydı.. Ayrıca aynı etkinliği BEYAZ KİTAPLIK'ta da gördüm.. Ben de aynı paylaşımı blogumda yapmak istiyorum şimdi.. 

Tavsiye edilen tüm kitapları edinip okuyamam belki ama hem bana bloguma yolu düşenlere kitap seçmede katkısı olabilir diye düşünüyorum.. Sizlerin de tavsiye ettiğiniz kitaplar varsa; yazarlarıyla birlikte paylaşır mısınız?... 


Fikirlerinizi merakla bekliyorum..SEVGİLER..

16 Haziran 2012 Cumartesi

KRİSTİN HANNAH - GERÇEK RENKLER

MERHABALAR, 

Daha önce Kristin Hannah'ın Kış Bahçesi ve Ateş Böceği Yolu adlı kitaplarını paylaşmıştım.. Aslında Gerçek Renkleri Kış Bahçesinden sonra Ateş Böceği Yolu'yla birlikte almıştım ve okumuştum. Fakat araya giren olaylar paylaşmama bir türlü izin vermedi.. Daha nelere izin vermedi anlatamam.. 24 saat yetmiyor maalesef... Okuduğum 4-5 kitabın fotoğrafları çekildi, etiketlendi fakat; bir türlü yazmaya fırsatım olmadı.. Tatilde fırsatım olur umarım....



Amerikalı yazar; KRİSTİN HANNAH, hayatta sahip olduğumuz güçlü bağlar hakkında yazmaya devam ediyor. ATEŞ BÖCEĞİ YOLU’nda iki yakın arkadaşın, KIŞ BAHÇESİ’nde anne ve kızların, GERÇEK RENKLER‘de ise kız kardeşlerin arasındaki ilişkiyi ve güçlü bağları anlatıyor. Kadın Hikayelerine devam ediyor.

Gelelim Kitabımıza....

BİR GÜN GELİR, EN YAKINLARINIZ SİZE SIRT ÇEVİREBİLİR; KIZ KARDEŞİNİZ BİLE... cümlesiyle başlıyor arka kapak yazımız.. 




Roman ÖNCE ve SONRA başlıkları altında oldukça uzun bir zaman dilimini kapsamaktadır. ÖNCE; Wivona, Vivi Ann ve Aurura'nın annelerinin ölüm günüyle başlamaktadır. Üç kız kardeş babaları ile kalırlar... Aradan geçen zamanla hepsi aynı kasabada yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. 

Annelerinin ölümünün ardından kardeşler, babaları ile de bir ilişkiye sahip olurlar. Babaları karısını kaybettikten sonra içine kapanmış, huysuz ve inatçı bir ihtiyar haline gelmiş olsa da onunla tek iyi geçinen ve çiftlikte birlikte yaşayan en küçük kızı Vivi Ann’dir. Kristin Hannah romanlarında alışık olduğumuz huysuz  rolü bu defa babaya biçilmiş..



En büyükleri Winona iyi bir avukat olmuştur. İş hayatında başarılıdır ve hiç evlenmemiştir. 

 Ortanca kardeş Aurora ise evli ve iki çocuk sahibi, sıradan bir hayat süren bir kadındır. Babası, Vivi Ann, Winona üçlüsü arasında kalmış, sürekli bir arabulucu rolünü üstlenmiştir. 

En küçükleri ve en güzelleri olan Vivi Ann ise asiliğiyle öne çıkmaktadır. Babasıyla iyi anlaşan ve babasının kaprisleri çeken kardeştir. Vivi Ann, annelerinin ölümünden sonra annesinin atı Clementine’ı sahiplenmiş ve onunla yarışlara katılmaktadır.


Bundan sonrası kitabımızda... Gelelim kitapla ilgili yorumlarıma...



KİTAPTAN NOTLAR: 

Kitabı yazarın Kış Bahçesi ve Ateş Böceği Yolu'ndan sonra okudum.. İster istemez okuduğum kitapları kıyasladım.. Aslında daha önce yazdıklarıma eklenecek pek fazla bir şey yok ama yine de paylaşayım:

Kitapları okurken bende uyanan en önemli izlenim, yazarın kendini tekrar ediyor izlenimi yaratması. Buna pek çok örnek verebiliriz. Karakterler açısından bakacak olursak, yazar okuduğum üç romanında da birbirinden üç farklı ve zıt ana karakterler üzerine kurmuştur olayları.. Bu karakterlerden birisi mutlaka hayatta başarılı titiz ve düzenli ve sakin bir hayat yaşayan kişi portresi çizmektedir. Bu rolü kitabımızda bu defa Winona almıştır. 



Yazarın kitaplarında kullanmaktan hoşlandığı ikinci tip karakterde uçarı, tutkulu güzel kadın tipi.. Bu defa bu rol Vivi Ann'a biçilmiş.. Bir de soğuk, mesafeli çocuklarının duygularını çok da fazla önemsemeyen ama çocukları tarafından takdiri alınmak için uğraşılan soğuk ve mesafeli ebeveyn karakteri var ki bu defa diğer iki romanın aksine bu romanımızda bu karakter bu defa erkek yani babaları... Bu karakterin bu şekilde davranması hep makul bir sebebe dayandırılıyor kitabın sonunda... 

Aurora ise kitapta iki kardeşe göre daha geri planda kalıyor ve Dallas hapse girdiğinde babası ile Winona'nın kurduğu ittifakta Vivi Ann'ın yanında yer alıyor. 

Aile bağlarını konu alan romanımızda daha önce anneler ve kızları arasındaki sorunlar bu defa kızları ve Henry'nin arasında geçmektedir.  


Roman ağırlıklı olarak kadın karakterler ve onların hayata bakışları ile duyguları üzerine kurulmuştur.. Hapishanede yatmakta olan Dallas'ın ve Henry'nin davranışları dışında erkeklerin duygularına pek yer verilmemiştir. Bu konuda Vivi Ann ve Dallas'ın oğlu Noah ayrı tutulmuştur. Noah'ın günlüğü kitaba ve Noah'ı anlamaya yönelik güzel bir bölüm olmuş... 

Roman boyunca dönemin özelliklerini yansıtan bolca şarkı ve şarkıcıya yer verilmiştir. 

Bunların sayısı daha da arttırılabilir.. Bunların yanında yazar tarz olarak sade ve basit bir anlatımı benimsemiş, söz sanatları ve ağdalı bir anlatımdan uzak durmuştur.




Bir taraftan bu kadar eleştiri üzerine neden yazarın üç kitabını okudun diye soracak olursanız; derinliği olan, zihnimi yoran kitapları okuduktan sonra konusu ve kurgusu basit kitaplar okuyarak zihnimi dinlendiriyorum.. Ayrıca Kristin Hannah kitaplarında insanı çeken ve kitabı elinizden bırakmanızı engelleyecek bir akıcılık var.. Ayrıca yazarın kullandığı dili seviyorum.. (Çevirmene de bir teşekkür etmek lazım..)

Kitapları kıyasladığımda içerdiği masalı göz önünde bulundurarak KIŞ BAHÇESİNİ, hala  daha çok beğeniyorum.. 

Sizler neler düşünüyorsunuz sevgili dostlar... Haydi fikirlerinizi paylaşın..

SEVGİLER...

1 Haziran 2012 Cuma

İSKENDER PALA - KATRE - İ MATEM (MATEM DAMLASI)

MERHABALAR;

Uzun süre önce okuduğum ancak paylaşma fırsatı bulamadığım kitaplardan KATRE-İ MATEM... Kitap pek çok arkadaşım tarafından okundu, yorumlandı ve paylaşıldı... Ben İskender Pala ile geç tanışanlardanım. Katre - i Matem  ekim ayında yerini aldı kitaplığımda Şah ve Sultan'dan sonra....(Kitabın kışın okunduğu ve fotoğraflandığı kitaba eşlik eden sahlepden de anlaşılıyor zaten...)

Gelelim Kitabımıza;

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesiyle başlıyor. Bu elyazması kitap 66 sualden oluşuyor. 66'nın ebced hesabında laleye karşılık geldiğini söylemeyi de unutmayalım... 

Bir devre adını veren ‘lale’nin izinde yol alıyoruz roman boyunca. Roman, sevdiğini aşklarının ilk gecesinde elinde ikiz bir lale soğanının biriyle kaybeden Şahin’in, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar uzanan yolculuğunu anlatıyor.


Kapa gözlerini ve dinle sakî, bir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!.. İstanbul’a çıkmayan bir lale yolu, laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır, yitiktir. Rüzgârları toplayan hüzünler aşklar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında ışıklar yas tutar gibi laleler ağlar seher vakitlerinde.
Uyan sakî, lale devrindeyiz!..

Bir aşk cinayetiyle başlayan yolculuğumuzda karşımıza İshak Efendi, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, III. Ahmet ve gönüllerin şuh şairi Nedim. (Bu aralar Lale devri bir dönem dizisinde de konu ediniliyor..)



İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.


Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor. 

 

Akşamın ılık meltemleri filbahrilerin kokusunu fesleğenlere karıştırıyordu. Vuslatın derinliğinde kucaklaşmışlardı. Sevgilisinin zülüfleri ilk kez yüzüne değdiğinde içi ürperen delikanlı sordu:
" Işığı görüyor musun?"
" Şu kaybolmayan ışığı mı?"
" Evet!.. Tıpkı kalbimdeki sen gibi..."
" O ışık gibi bende kalbinden hiç kaybolmayacak mıyım?!" 
"?!.."




Sevgilisinin eli eline ilk kez değdiğinde titreyen genç kız sordu:
" Laleyi sever misin?"
" Yanağının renginden mi?.."
" Hayır aşkımın renginden; mor lale!.."


Kız zarif parmakları arasındaki lale soğanını delikanlının avucuna koydu. İkiz bir soğandı bu. Tıpkı o anda birbirine sarılmış iki beden gibi.
"?!.."
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
O sırada deniz, dolunayın kendisini çektiğini bilememişti. Nasıl bilebilirdi ki?!


Şahin uyandığında hâlâ dudağında uyku öncesinin ihtişamlı tebessümü ve gözlerinde mahmur bir aşk baygınlığı vardı. Uyanıp uyanmamak arasında tereddütte gibiydi. Kolunda yatan Nakşıgül’ün saçlarını kokladı ve avucunda toparlayıp kulağına sevgi sözcükleri fısıldamaya başladı. Geceye birlikte başlamışlar, birlik olmuşlar, birlikte uykuya dalmışlardı. Evliliğin ilk gününe de birlikte başlamak istiyordu.
“ Nakşıgül… Sultanım!...”
“ ?!...”
“ Canım, yaraşığım, Nakşıgülüm!”
“?!...”
Nakşıgül derin uykulardaydı, uyanmıyordu. Elleriyle yüzünü okşadı. Saçlarından tutup alnını öptü. Hayır, uyanmıyordu.
Gözlerinden yaşlar döküldü...



Kitaptan Notlar

Yazar kendisine uygun görülen "Divan Edebiyatını Sevdiren Adam" sıfatına layık olabilmek adına bol bol Divan edebiyatına ait eserlere yer vermiş.. Başlarda ilginç ve güzel gelen bu şiirler kitabın ilerleyişi ile sıkıcı hale gelebiliyor.. Bazılarını atladım maalesef. 

Yazar sonuca ulaşırken biraz dolambaçlı bir yol izlese de kurgusu sağlam bir roman ortaya çıkarmış.. 

Roman boyunca  yer verilen derkenar başlığıyla ayrılan kısa öyküleri okumak ayrıca keyifliydi. Ancak bazen asıl konudan uzaklaşmış hissi yarattı bende. 

Yazar, Şah ve Sultan, Od ile kıyaslandığında daha ağdalı bir dil kullanmış.. Bu durum ilginç olan cinayeti ve cinayetin çözülme aşamalarını bazen sıkıcı hale getirmiş..Kitabı okurken çok sıkıldığım ve sonunu okuyup bırakmayı düşündüğüm zamanlar olmadı değil. 

Sonuç olarak yüreğinizde lale bahçelerinin ve İstanbul'un fonunu oluşturduğu hüzünlü bir aşk hikayesinin buruk bir tad bırakacağı , kurgusu sağlam bir roman. Okumak isteyenlere tavsiye edebilirim. 

SEVGİLERİMLE...


NOT: İskender Pala'nın Fotoğrafı alıntıdır.