30 Kasım 2014 Pazar

UMBERTO ECO - GÜLÜN ADI


“Başlangıçta Söz vardı ve Söz tanrı katındaydı ve Söz Tanrı’ydı.” (Sayfa 33, Öndeyiş’ten…)

“ Adıyla var bir zamanlar gül olan; salt adlar kalır elimizde” (Sayfa, 686)


“Şeytan’ın varlığının tek gerçek kanıtı, belki o anda herkesin onun işbaşında olduğunu bilmek için duyduğu tutkunun yoğunluğudur.” (Sayfa, 61)


ARKA KAPAK

Umberto Eco’nun 1980’de yayımlanan dev romanı Gülün Adı, çağdaş klasikler arasında yerini çoktan aldı. Çok katmanlı bir yapıt olan bu romanda, 1327’de İtalya’daki bir manastırda geçen bir cinayet soruşturması anlatılıyor. Dünyanın belli başlı tüm dillerine çevrilen Gülün Adı,yayımlanışının üzerinden 21 yıl geçtikten sonra, yazarın tarafından yeniden ele alındı; bazı bölümler eklendi, bazı bölümler çıkarıldı. Gülün Adı’nın bu yeni soluk kazanmış olan formunda, yine kendinizi XIV. Yüzyıl Avrupası’nın dinsel entrikalarının ortasında bulacak, gizemli bir öykünün labirentlerinde din ve bilimin çatışmanı izleyeceksiniz.

Günümüz edebiyatına bambaşka bir soluk getiren, yepyeni bir türün kapılarını açan Gülün Adı, hem Ortaçağ Hıristiyan dünyasını derinliğine irdeleyen bir tarihsel roman hem de büyük bir ustalıkla kurulmuş, soluk soluğa okunan bir polisiye öykü. 1986’da başrolünü Sean Connery’nin üstlendiği film, çok daha geniş okur kitlesini romana yöneltmişti. 



ÖZET

Melk Manastırı’nda genç bir Benedikten çömezi olan kitabımızın anlatıcısı Dom Adso, ailesi tarafından Fransisken’in, Baskerville’li Rahip William’ın yanına verilir. Kendisi William’ın hem yazmanı hem de öğrencisi olur. Onunla yaşadıkları hayatının en unutulmaz anlarıdır. Ve zamanı geldiğinde anlatacaktır. 7 gün devam eden; Tansökümü, Sabah, Öğle, İkindi, Akşamüzeri, Günbatımı, Akşam olmak üzere; günün 7 zaman dilimini içeren cinayetlerle ve gizlerle dolu öyküsünü…

İtalya’nın kuzeyinde yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş, büyük bir Manastırda, nasıl olduğu tam olarak anlaşılmayan bir ölüm olayı olur. Eski bir sorgucu rahip olan William olayı araştırmak üzere görevlendirilir. William ve çömezi Dom Adso, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Manastıra varırlar.  


Manastır; Aedificium, Ağıl ve Ahırlar, Avlu, Demirhane, Hamam, Kilise, Revir, Toplantı Salonu ve Yatakhaneden oluşan büyük bir yapıdır. William ve Dom Adso manastırın başrahibi Abonne tarafından karşılanır. Kısa bir süre dinlendikten sonra aldığı bilgilerin ışığında William ölüm olayını araştırmaya başlar.

Minyatür ustası Otranto'lu Adelmo Aedificium'un doğu kulesinin altında ölü bulunmuştur. Aedificium’un Birinci katı mutfak ve yemekhane, üst iki kat yazı salonu ve kitaplıktır. Adelmo üst kattaki yazıhanede kitap kopyalamada görevli rahiplerden biridir. 


Başrahip, soruşturmayı yöneten William’a Manastırda serbestçe dolaşma ve rahipleri sorgulama hakkı tanır. William’ın serbestçe dolaşamayacağı tek yer kütüphanedir. Manastırda en iyi korunan yer de kütüphanedir. Kütüphaneci ve yardımcısı dışında, diğerlerinin okuma salonu dışındaki bölümlere girişi yasaktır. Diğerleri tarafından istenen ya da kopyalanan kitap, ancak kütüphaneci uygun görürse isteyen kişiye verilebilir. Kişilerin labirent gibi düzenlenmiş kütüphanede istedikleri kitabı izinsiz almaları imkansız gibidir. 

“…kadın Şeytan’ın arabasıdır.” (Sayfa, 318)

“Şeytan erkeklerin yüreğine kadın kılığında girer!” (Sayfa, 320)

“Sevgi nedir? Dünyada bana sevgi kadar anlaşılmaz gelen hiçbir şey yoktur; ne insan ne Şeytan ne de başka bir şey, çünkü sevgi her şeyden daha çok işler ruha. Yüreği böylesine kaplayan, böylesine bağlayan hiçbir şey yoktur. Bu nedenle, onu yöneten silahlar olmayınca, ruh, derin bir uçuruma atılırcasına sevgiye atılır.” (Sayfa, 327)


Kütüphaneye sadece, kütüphaneci rahip yaşlı ve kör bir rahip olan Burgos’lu Jorge


ve yetiştirdiği çömezi Hildesheim’li Malachi, girebilmekte ve sadece kütüphaneci, kitapları nasıl düzenleyeceğini, nereye koyacağını, nerede bulacağını,kime verilebileceğini, gizlilik derecesini bilmekte ve kendinden önceki kütüphaneciden öğrendiği gibi kütüphaneyi korumaktadır.



Tinsel bir labirent olduğu kadar, dünyasal bir labirenttir o. İçeri girebilirsiniz, ama dışarı çıkamazsınız.” (Sayfa, 61)


Kitap kopyalamada görevli rahipler yazı salonunda çalışırlarken çalışmalarına yardımcı olması açısından bazı ciltleri okuyabilmektedirler. Sıradan rahiplerin kitaplığın tüm bölümlerine girmeleri de yasaktır. Labirenti andıran kitaplık, herkese açık değildir. Bu duruma neden olarak, bazı kitapların sapkın ve yalan bilgiler içermesi gösterilmektedir. (Yasaklı kitapların arasında Kuran-ı Kerim de vardır.)


William’ın kütüphane çevresinde yoğunlaşan merakı ve şüphesi artarken, Adelmo’nun intihar mı cinayet mi olduğu hala soru işareti olan ölümünü Yunanca-Arapça çevirmeni Venantius’un, retorikle uğraşan Benno’nun, kütüphane yardımcısı Brengar’ın, yazmaları kopya eden Aymora’nın, kütüphaneci Malachi’nin ve şifalı otlar uzmanı Severinus’un ölümleri izler. Her birinin ölümü birbirinden trajiktir.  

“Bilgi en iğrenç işlemlerden sonra bile fizik bütünlüğünü koruyan bir madeni paraya benzemez; kullanıla kullanıla epriyen çok güzel bir giysiye benzer daha çok.” (Sayfa, 266)


Cinayetlerin kütüphane etrafında döndüğünü hisseden William kütüphaneye gizli giriş yolunu da bulur. Acaba Kütüphanenin içerdiği sır nedir? Neden ölenlerin ellerinde ve dillerinde lekeler vardır? Ölüm tuzaklarını kim neden kurmaktadır? Kitaplığı canı pahasına korumayı görev edinen kör rahip Burgos’lu Jorge’u aşıp sırlara ulaşabilecekler midir?
Soruların yanıtları, Skolastik düşüncenin hüküm sürdüğü Ortaçağ Avrupa’sındaki iktidar ve tarikatlar arası mücadeleler... 

DAHASI KİTABIMIZDA…

“Çoğu kez bir kitap, tehlikeli bir kitapta çiçeklenen zararsız bir tohum gibidir; ya da tam tersine acı bir tohumun tatlı meyvesidir.” (Sayfa, 402)


“Kitabın iyiliği okunmasındandır. Bir kitap imlerden oluşur, bu imler başka imlerden söz ederler. Onu okuyan gözler olmazsa, bir kitap kavram üretmeyen imler taşır; bu nedenle de dilsizdir. Bu kitaplık belki de içinde barındırdığı korumak için doğdu, ama şimdi onları gömmek için yaşıyor.” (Sayfa, 547)


KİTAPTAN NOTLAR:

Kitapla ilgili ilk yapacağım yorum romandaki katille ilgili kitabın başında ilk şüphe uyandıran kişinin katil çıkması kurgunun en zayıf kısmı idi benim için. Asıl sürpriz yasak kitap oldu doğrusu. Yunanca-Arapça çevirmeni Venantius’un ölümünden sonra ve Kuran ile ilgili satır aralarında söylenenlerin ardından aklıma acaba Kuran mı yasak kitap diye düşündüm. Galiba inancım gereği öyle olması gerektiğini istediğimden ya da o dönemin inanç sisteminde neler yasaktır çok kestiremediğimden öyle düşündüm.

Romanda bazı tasvirler özellikle Dom Adso’nun bir kilise tasviri vardı sanırım son derece sıkıldım okurken. 

Bazen de diyaloglarda dönemin Papalık tartışmaları, Hristiyan mezhepleri arasındaki farklar, açıklamalar da bu konuda bilgim de sınırlı olduğundandır belki de çok sıktı beni. Birçok ismi araştırmak zorunda kaldım. Ama isimleri araştırdıkça kafam tamamen karıştı elbette.

Bunun yanında romanın tam zamanlı kurgusu en beğendiğim kısmı oldu. Heyecanı ve gerilimi yükseltti bu satırlar benim için. İlk başlarda William ve Dom Adso kütüphaneye gizlice girdiklerinde tasvirler kütüphanenin yapısını anlamama yetmemişti. Kitabın 449. Sayfasında verilen çizim anlamadığım kısımların kafamda oturmasını sağlarken, yazara hayranlığımı arttırdı. Acaba kitaptaki manastır gerçekte hangi manastır ve böyle bir kütüphane gerçekten var mıdır? diye sordum kendime.


Kitabın sonu da yine beni şaşırtmayan unsurlardandı. Malum o dönemlerde yanan kütüphaneler pek çok kitapta yerini alan unsurlardandır.

Kitabı ilk istediğimde Kitap Okumak İster Misin? bana çok uzun isterseniz filmini izleyin demişlerdi. Okurken pek fazla yorulmadım ancak bu denli sayfa barındıran tuğla bir kitabı okumaya değdi mi bilmiyorum.

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

SEVGİLER... 

Not. Kitabın başındaki manastır krokisini fotoğraflamayı unutmuşum. Kitabı geri gönderdikten sonra fark ettim. Krokinin de kitabı takipte önemli olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

11 yorum:

  1. Umberto Eco üzerine çok kafa yoran ve tüm kitaplarını edinen ben için yazınızda, gülün Adı'nda yazar tarafından 21 yıl sonra değişiklikler yapıldığı konusunda açıklamanız benim için büyük bir sürpriz bilgi oldu. Bu konuyu daha önce hiç okumamıştım. Yeni baskı bir kitaptan karşılaştıracağım.
    Eco, Ortaçağ konusunda bir uzmandır. Bu kitapta Hırıistiyanlığın çok önemli tartışma konuları yazmakta. Ortaçağ konusunda fazla bilgi sahibi olmayanlar için kitap genel olaralksıkıcıdır. Ama bana göre, "İsa, hayatında gülümsemişmiydi" konusundaki tartışmaları yazdığı bölümler benim için kitabın en muhteşem bölümleridir. Eco'yu anlamak Ortaçağ'ı bilmekten geçer. Tüm romanlarında ana temalar, Hristiyanlığın ortaçağdan bu yana devam eden tartışmalarından beslenir. Örneğin Foucalt Sarkacında, "Tapınak Şövalyeleri" ve Baudolino'de ise "Kutsal Kase" ve "Rahip Johannes" vardır. Bu kült konuları bilmeyenler için bu kitaplar son derece uzun ve sıkıcı sayılabilir. Ama yüzyılın bana göre yaşayan en büyük efsanelerinden birisi olan Eco'nun çağdaşı olmak mutluluğu bile bana yeter.
    Saygı ve sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazarın bilgisi ve yazarlığı elbett tartışılamaz. ama sizin de belirttiğiniz gibi ortaçağ konusunda ve hristiyanlık konusunda hiç değilse temel bilgilere sahip olmak gereklidir herhalde. bir de kitapta adı geçen azizleri araştırdıkça pek çok yeni bilgiye ulaşmakla beraber sıkıldım da. adını ilk defa duyduğum pek çok din adamı onların oluşturduğu düşünce sistemleri vb.. ama kurgu bakımından kusursuz olduğunu söylemem lazım.. yazar kurgu ve sonuca ulaşmadaki ayrıntıları dantel gibi işlemiş.. en kısa zamanda filmini de izlemek istiyorum.

      Sil
    2. Filminin bir fiyasko olduğunu söylemeliyim. Konusunu ve kitabı bilmesem sonuna kadar izlemeyebilirdim.

      Sil
  2. bu eseri bizde var ama itiraf etmeliyim ki elimi almaya korkuyorum:((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. başlayınca hızla ilerliyor aslında. bence başlama cesareti lazım bazı kitaplar için.

      Sil
    2. Öncelikli olarak filmini izledim kitabı aldıktan sonra da araştırma yaparak okumaya başladım.. Her çağın bilgileri ve bilgileri vardır. İnanırmısınız romanı daha iyi hissetmek için kiliseleri dolaştım. Kendimi orta çağda hissetmek için de roman Kasım sonunlarında geçsede ben 5 ocakta okumaya başladım.. Kurgu ve imgelem çokça iyi görünsede yazarın ana karakterlere verdiği fazla önem, roman tadını kaybettiriyor. Dini kitap havası kaçınılmazlar içinde. İncili bir defada olsa okudum. Yazarın romanda yaptığı en iyi iş geçmiş tarihle ilgili bir kesit. Sonuca gelince gülün adını vermek zordur o da bunu çok çok iyi anlatmış..

      Sil
  3. ne yazar ve ne film di mi :)

    YanıtlaSil
  4. Gayet güzel tanıtmışşsınız kitabı emine hanım ama sonunda tugba benzetmesi sizin gibi okumayı seven biri garip bir benzetme. Eko nun anlatı ormanlarında altı gezinti adlı denemelerini okumanızı tavsiye ederim. Yeryüzünün en mükemmel kitabını eleştirme hakkı onu anlayanlara aittir. Eco yu anlamak için incili, ortaçag avrupasını, hristiyanlık ve bu dine baglı tarikatleri bilmek gerekiyor. Eco nun dünyanın sayılı entellektüellerinden olması onun bilgi dağarcığını idrak te zorlanmamızın da kanıtı aslında. Kitabı okuyacaklar A tek tavsiyem kalınlığı sizi korkutmasın asla aklınızdan çıkmayacak bir kitap. Son olarak eco nun son basım için yaptıgı düzeltmelere gelince örnegin dolmalık biberden söz etmiş ama o dönemde ortaçagın bu tür biber kullanmadığını öğrenince değiştirmiş basit sıfat değişimleri Vs. Ufak tefek birkaç kelimeden başka değişen birşey yok.

    YanıtlaSil
  5. Aslında Gülün adından daha kalın kitaplar da okudum. hatta daha küçük puntoyla yazılmış kitaplar da. Ancak dönemin tarihi bilgilerine, mezhep tartışmalarına vakıf olmadan okuyunca bazı sayfalar bitmek bilmedi. romanda geçen isimleri araştırmak bazen sıkıcı bir hal aldı. bunun yanında umduğumdan daha fazla keyif aldım okurken...

    YanıtlaSil
  6. Umberto eco denince akla gelen ilk kitabı dir

    YanıtlaSil

Yorum yazmak için vakit harcadığınız için Teşekkürler...

Yorumlarınız benim için değerlidir.ELLERİNİZ DERT GÖRMESİN..SEVGİLER...

Yorumunuz blog sahibininin onayından sonra görünecektir.