KAFKA ON THE SHORE. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KAFKA ON THE SHORE. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2020 Perşembe

HARUKİ MURAKAMİ – 1Q84

MERHABALAR, 
KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU DEĞERLİ TAKİPÇİLERİ...

Kalemiyle yakın debilecek zamanda tanıştığım ve çok da sevdiğim Japon edebiyatının popüler ismi Haruki Murakami'nin en bilinen kitaplarından birini paylaşmak üzere karşınızdayım...

“1Q84... Bu yeni dünyaya bu adı vereyim. Aomame kararını vermişti. Q, question mark’ın Q’su idi. Dünyanın soru işaretleriyle dolu olduğu anlamındaydı.” ( Sayfa 153)

1Q84 benim Kumandanı Öldürmek ve Sahilde Kafka’dan sonra okuduğum 3. Murakami kitabı. Murakami ile tanışınca, hangi kitabını okumalıyım sorusuna yanıt olarak sıkça karşıma 1Q84  çıktı.


ARKA KAPAK

“Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir”
Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?
Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…
Romantik misiniz?
Evet, bu kitapta aşk da var… İki dünya bir araya gelmeden mümkün olmayan bir aşk.
Yaşadığınız dünya gerçek mi, hiç düşündünüz mü?
Düşündüyseniz, paralel bir evrene geçmek sizi heyecanlandıracaktır o zaman.
Hayatı algılayışınızı değiştirecek bir kitabın kapağını açmak üzeresiniz şu an.
Yaşayan en büyük yazarlardan biri olarak kabul edilen Haruki Murakami başyapıtı, tüm dünyada milyonlarca satan kitabı 1Q84'le bir imkânsızı başarıyor.
Nefesinizi kesecek bir macera romanını, gerçek nedir, insan neye inanmalı, aşk dünyayı kurtarabilir mi soruları ekseninde bir yürek atlasına dönüştürüyor.


ÖZET

“Aile içinde karılarına ya da çocuklarına şiddet uygulananlar, hep zayıf karakterli adamlardır .” (Sayfa 294)

Kitabın ana hikâyesi en önemli karakter olan kadınlara şiddet uygulayan erkekleri öldüren seri katil Aomame etrafında dönmektedir.  Aomame, dini bir cemaate üye ailesi ile büyürken, ailesi ile olan bağlarını koparmış,  çocuk yurdunda büyümüş genç bir kadındır. Bir tür masaj uzmanıdır Aomame. Kendi geliştirdiği özel bir teknikle insanların ağrılarını dindirir, bedenlerini yumuşatır. Aynı zamanda bir suikastçidir. Kendine özgü bir stille erkekleri öldürmektedir.

“Gerçek daima soğuk ve ebediyen yalnız başınadır.” (Sayfa 18)

Aomame bu işi bağlı bulunduğu bir Madamdan aldığı emirler doğrultusunda yapmakta, yüklüce miktarda da para kazanmaktadır. Madam ile yollarının kesişmesinin sebebi, Aomame’nin en yakın arkadaşının ve Madam’ın kızının eşlerinin uyguladığı fiziksel ya da duygusal şiddet nedeniyle ölmeleridir. Madam şiddet gören kadınları kurduğu vakıf kanalı ile korumakta, şiddete sebep olanları ise; kendince cezalandırmaktadır. Aomame’nin uyguladığı yöntem fark edilmemekte ve doğal ölüm gibi görünmektedir.


Bunun yanında Aomame; en son gördüğü zamandan bu yana uzunca vakit geçmesine rağmen hala çocukluk aşkı Tengo’yu yüreğinde taşımakta, uzun süreli ilişkiler yerine günlük ilişkiler yaşamaktadır.

“Şiddet her zaman gözle görülecek şekilde ortaya çıkmadığı gibi, her yara da kanamaz.” (Sayfa 325)

Tengo, bir kursta matematik öğretmenidir. Aynı zamanda bir yazar olm çabsındadır. Tengo ise kablolu TV aboneliği satmayı hayatının başarısı sayan bir baba tarafından büyütülmüş bir adamdır. Annesi ile ilgili bilinenler Tengo’nun hafızasındaki birkaç “an”dan ibarettir…

Bakım evinde kalan ve pek konuşkan olmayan babası ile de paylaşımları son derece sınırlıdır… Tengo, dahilik seviyesinde başarılıyken okulda matematik öğretmeni olmayı seçen, hayatının aşkı Aomame’yi bekleyen bir adamdır. Editör arkadaşı Komatsu sayesinde öğretmenlik yanında ufak tefek editörlük işleri de yapmaktadır. 

“Yapanlar bir mantık uydurarak, yaptıklarını meşru göstererek unutabilir. Görmek istemedikleri şeylerden bakışlarını kaçırabilir. Fakat mağdur taraf unutamaz. Bakışlarını da kaçıramaz. Anılar anne babadan çocuğa aktarılır. Dünya dediğin şey Aoname, birbirleriyle çelişen anıların sonu gelmez savaşıdır” (Sayfa 396)


Yıl 1984. Aomame Madamdan aldığı direktif ile hedefine doğru yol alırken Janacek’in Sinfonietta’sı çalan bir takside sıkışık trafikte mahsur kalır. Ancak taksi içinde beklemek yerine, otobanda taksiden iner ve farklı bir çıkış kapısından çıkmak isterken tırmandığı merdivenler ile birlikte zaman kırılır ve iki Ayın olduğu  paralel bir evrene; 1Q84’e geçer.

“İnsanın kendi hayatına son vermesi o kadar kolay değildir. Filmlerdeki gibi olmaz. Filmlerde herkes kolayca intihar eder. Hiç acı çekmeden devrilip ölürler, fakat gerçekte öyle değildir.” (Sayfa 468)

Tengo ise bu süreçte öğretmenlik yanında; Komatsu’nun planı ile  kurgusu beğenilen ancak düzenlenmeye ihtiyaç duyan bir eseri düzenlemeyi kabul eder. İşte burada Tengo ile kitabın yazarı disleksi olan Fuka-Eri’nin hayatı kesişir.

Fuka-Eri bir aslında cemaat liderinin kızıdır. Adı geçen cemaat kendi kabuğu içinde kendi bölgesinde yaşarken, genç kız henüz küçük bir kız iken cemaatten kaçıp, babasının en yakın arkadaşına sığınır. Hamisi olan öğretmen Fuka-Eri ve kızını birlikte büyütür. Kızın babası ve annesine ne olduğunu araştırıp, ulaşmaya çalışsa da başarılı olamaz...

DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle kitabımızın fiziksel yapısından bahsedelim. Kitabın Türkiye’de iki basım şekli var üç ayrı cildin ayrı ayrı basımı ve üç cildin tek bir kapak altında toplandığı basım. Ben tercihimi ikinciden yana kullandım. 1256 sayfalık bir tuğla demek herhalde abartı sayılmaz. Bu haliyle, çantada taşıma problemi olmasından dolayı evde okumak zorunda kaldım kitabımı… Kitabı almak ve okumak isteyen Murakami okuyucuları bu ayrıntıyı göz önünde bulundurmalılar bence. Tabi çantada iyi bir savunma silahı olacağını da söylemeden geçmeyelim. Kitabı okurken metaforik  anlatımı ile beyni,  fiziksel yapısı ile de kol kaslarını zorluyor.


Kitap kendi içinde üç cilde ayrılıyor. 417 sayfalık 1. Cilt Nisan – Haziran, 2. Cilt, 421- 790 sayfalar Temmuz-Eylül,  3. Cilt, 794-1256 sayfalar Ekim-Aralık  olarak alt başlıklandırılmış.

1. Ciltte  yazarın Amoame’ye ayırdığı kısımlar tek sayı ve Tengo’ya ayrılmış çift sayılı kısımlar olmak üzere 24 bölüm yer almaktadır.  9.bölüme kadar, Aomame ve Tengo bölümlerini sırayla okurken, biribirinden tamamen bağımsız gibi görünen iki farklı kitap okuyormuş hissine kapıldım. 

“Belli bir yaşı geçince yaşam dediğin, sahip olduğun şeyleri sürekli olarak kaybettiğin bir süreçten öteye geçmez. Yaşamın için önemli olan şeyler, birer birer tarağın dişlerinin kırılıp gitmesi gibi insanın elinden kayıp düşüverir. Bunların yerine eline geçense, değersiz, tuhaf şeyler olur. Vücudun yetenekleri, arzular, hayaller, idealler, kendine güven, anlam, hatta aşık olduğun insanlar, peş peşe önce biri sonra diğeri şeklinde yok olup gider. Vede ederek ayrılanlar, hatta bir gün hiçbir şey söylemeden ortadan yok olanlar olur ve bir kez yitirince bunları bir daha asla tekrar elde edemezsin. Yerine koyacak bir şeyler de bulamazsın. Bu, çok acı veren bir şeydir. Bazen vücudunu lime lime doğranıyormuş gibi hissedersin.” (Sayfa 517)

Aomame'nin gazetede NHK tahsildarı ile ilgili bir haber okumasıyla, (ki bu kişi Tengo’nun babası) karakterler arası kesişim başlıyor. İlk cilt bittiğinde ana karakterler aslında birbirlerinin yakınında olsalar da henüz hiç karşılaşmamış oluyorlar.

2. Ciltte de yazar ilk ciltteki sistemi ile 24 bölüme yer vermiştir. Bu şekliyle her iki ana karakterin birbirinin etrafında dolanan ama ayrı devam eden yaşamlarına eşit biçimde yer vermiştir diyebiliriz.

“Yalnız, insan çocukluğunda içine aşılanan imgelerden asla kurtulamaz.”
“İyi de olsa, kötü de.” dedi Aomame.” (Sayfa 562)

3. Ciltte ise; diğer ciltlerde karşılaştığımız bir karakter olan Uşikava ile başlar kitabımız. Yazar sırasıyla Uşikava, Aomame ve Tengo’ya ayırdığı bölümlerle 31 bölüme yer verir.


Gelelim; kitabımızın içeriğine; Dünya edebiyat modern klasikleri içinde  en önemli distopyalarından biri George Orwell’in “1984” adlı eseridir. Ben de geçtiğimiz yıl okuyup yorumlamıştım kitabı… BURADAN ULAŞABİLİRİSİNİZ… 

Yazar “9” ile “q” değiştirerek daha önceki kitaplarında satır aralarında da yer verdiği George Orwell’e gönderme yapmıştır. Murakami bir distopyadan aldığı ilhamla 1Q84’de geçen bir paralel evreni romanına zaman dilimi olarak seçmiştir. Aomame’nin paralel evrene geçişi ayrıntılı anlatılırken; Tengo’nun geçişi ile ilgili ayrıntı bulunmamakta. Bir de Tengo ve Aomame dışındakiler bu paralel evrenin farkında değil gibiler. Örneğin gökyüzündeki ikinci ayın kimse farkında değil…Yine buradan hareketle; George Orwell’in “Big Brother” kavramına, “Little People’s” ile gönderme mi yapmıştır demeden geçemedim.

“İntikam kadar pahalı, hiç kâr getirmeyen başka bir şey olamaz.” (Sayfa 600)

Yazarın her kitabında yaptığı gibi yine bir klasik müzik eseri kitaba fon müziği olmuş; Janaček’in “Sinfonietta”sı… Dinleme isteyenler Youtube’de bulabilirler… Yazar değer kitaplarında da olduğu gibi, uzunca bir müzik listesi oluşturulmuş desem abartmış olmam sanırım. Michael Jackson’dan ABBA’ya geniş bir yelpaze söz konusu. 

“Yaşamaya devam etmenin anlamı bu. İnsanlara ümit veriliyor, bu ümidi bir yakıt gibi kullanarak kendilerine amaçlar ediniyor, ömürlerini sürdürüyorlar. İnsan, ümit olmadan yaşamını sürdüremez.” (Sayfa 859)

Murakami’nin müzik listesine, diğer kitaplarında da olduğu üzere diğer yazarlardan alıntı ve göndermeler de yerini almış. Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde serisi, Tolstoy en çok ilgimi çekenler…


Kitapta Aomame, Tengo ve Fuka-Eri bolca yer alırken yan karakterler de bence çok güzel kurgulanmış. En ilgi çekenleri Tengo’nun babası, Madam ve madam’ın yardımcısı Tamaru, Cemaat Lideri, Öğretmen…

Tengo’nun babasının hali hazırda hastanede yatarken, bedensel olmasa da ruhsal yolculukla sürekli Fuka-Eri ve Aomame’nin kapısını çalması ve onları kablolu tv ücretleri için rahatsız etmesi kitabın ilginç ayrıntılarından.

Kitapta en rahatsız olduğum kısımlar cemaat liderinin trans halinde olduğu süreçte kendinden yaşça küçük kızlarla cinsel birliktelik yaşaması, (geçmişte kendi kızı da dahil) bu konunun bir neredeyse geçiştirilip, bir ayin gibi gösterilmesi beni rahatsız etti doğrusu.

Bir de diğer Murakami kitaplarında da olduğu üzere, cevaplanmmaış sorular mevcut kitabımızda. Fuka-Eri sonunda nereye gitti? Madam’a sığınan küçük kıza ne oldu? Tengo'nun annesinin akıbeti… Murakami okuyacak okur bence cevapsız kalan sorulara da hazır olmalı okumaya başlarken…

“Uzaklara gideceğini söyledin ,,, ne kadar uzaklara peki ?”
“Rakamlarla hesaplanmayacak uzaklıkta bir yere.”
“Bir insanın yüreğini diğer bir insanın yüreğinden ayıran mesafe gibi .” (Sayfa 1202)

Bunun yanında yazarın diğer kitaplarından da aşina oluğumuz pek çok ayrıntı bu kitabında da mevcut. Örneğin Aomame’nin Tengo ile ilişkiye girmeden onun çocuğuna hamile kalması, bir anda görüşmeyi kesen kadın (Tengo'yu ziyaret eden),Tengo’nun baba sorunu...vb yazarın tekrarladığı imgelerden… Keşke Freud yaşayıp kitabı okuyup yorumlasaydı. Murakami kitaplarında mutlaka Oidipal sorunlar mevcut. Bu şekliyle Kafkaesk bir yönü de var bence. Tengo’nun okuduğu Kediler Şehri öyküsü yine kitapta dikkat çekenlerden. Hikaye gerçek mi diye düşünmeden edemedim. 

Kitap sayfa olarak fazla olunca, haliyle yazı da uzun sürmüş oldu.Sabırla okuyan ve yorum yapan tüm takipçilerime çok teşekkürler... 

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE, SEVGİLER...  


5 Temmuz 2019 Cuma

HARUKİ MURAKAMİ – SAHİLDE KAFKA (KAFKA ON THE SHORE.)

Merhabalar Kitaplarım Olmadan Asla Blogu Değerli Takipçileri…

“Yerine göre, kader dediğimiz şey, dar bir yerde sürekli yönünü değiştirerek dönüp duran bir kum fırtınasına benzer. Sen de, ondan kurtulmak için ayağını bastığın yeri değiştirirsin. Bunun üzerine fırtına da sana ayak uydurmak için yönünü değiştirir. Bir kez daha bastığın yeri değiştirirsin. Tekrar tekrar, sanki şafaktan hemen önce ölüm tanrısıyla yapılan uğursuz bir dans gibi, aynı şey tekrarlanıp gider. Neden dersen, o fırtına uzaklardan çıkıp gelmiş herhangi bir şeyden farklıdır da ondan.

O fırtına aslında sensindir. O yüzden yapabileceğin tek şey, teslim olup ayağını dosdoğru fırtınanın içine daldırarak, gözlerini kum girmeyecek şekilde sımsıkı kapatıp adım adım fırtınanın içinden geçmektir.
Orada, muhtemelen ne güneş ne de ay, hatta ne yön ne de zaman vardır. Orada, kemikleri bile parçalayacak kadar keskin beyaz kum tanecikleri gökyüzünde dans eder. İşte öyle bir kum fırtınası canlandır gözünde.”(Sayfa 11-12)


ARKA KAPAK
Kafka Tamura on beş yaşına girdiği gün evden kaçar. Uzun zamandır planladığı bu kaçışın nedeni babasının yıllar önce dile getirdiği uğursuz kehanettir. Ama babasının bir “düzenek” gibi içine yerleştirdiği kehanet gölge gibipeşindedir… Kafka ilk kez aşkı ve tutkuyu yaşarken gizemli bir cinayetle kehanetin ve kaderinin düğümleri çözülmeye başlar.

Sahilde Kafka, XXI. yüzyıl edebiyatına damgasını vuran, kitapları bağımlılık yaratan kült yazar Haruki Murakami’den, hayatın yavan gerçekliğine karşı büyülü bir dünyanın kapılarını açan bir roman.


ÖZET
“Sahilde Kafka” pek çok kahramanın ancak ana iki kahramanın öyküsünü paralel anlatmakta ve bu karakterlerin yollarını dolaylı da olsa kesiştirmektedir. Romanda tek sayılı bölümlerde anlatılan birinci öykü, Kafka Tamura’nın on beşinci yaş gününde evden kaçmasıyla başlar.

“İki insanın kol ağzı sürtmüşse bir nedeni vardır.” (Sayfa 47)

Kafka Tamura onbeş yaşına geldiğinde babasının onun zihnine işlediği lanetten uzaklaşmak için evden kaçar. Ancak lanet tarafından adeta bir mıknatıs gibi çekilir. Dünyaca ünlü bir heykeltıraş olan babasının kehanetine göre, büyüdüğünde hem babasını öldürecek,annesi ve ablasıyla çiftleşecektir.  Annesi üvey ablasını da alarak henüz Kafka Tamura dört yaşındayken evi terk etmiştir. Kafka ikisini de hatırlamaz. Elinde sadece ablasının bir fotoğrafı vardır. Annesinin adını bile bilmez.


Çift sayılı bölümlerde ise, altmışlık Nakata’nın çocukluktan itibaren yaşam öyküsü anlatılır: İkinci Dünya Savaşı sırasında,Nakata bir çok çocuk gibi korunması amacı ile bir köye yerleştirilir. Henüz dokuz yaşındayken, Nakata ve sınıfındaki diğer öğrenciler, mantar toplamaya gittikleri tepede ne olduğu bilinmez bir saldırı sonucunda bayılırlar. Bu ne olduğu bir türlü anlaşılmayan, askeri kayıtlarda saklanan saldırı garip bir uykuya sebep olur. 


Öğretmenlerini ve değer yetişkinlere zarar vermeyen saldırı on altı çocuğun birkaç saat boyunca bilinçlerini yitirmelerine neden olur. Ancak diğerlerinin aksine Nakata, uyanamaz. Birkaç hafta süren garip bir koma halinde kalır. Askeri hastanede uyandığında, ne ailesini hatırlar ne de okuma yazmayı, oysa bu tuhaf olaydan önce sınıfın en akıllı öğrencisidir.


Nakata’nın zihnindeki her şey silinmiştir. Okumayı bile unutmuştur. Ancak nasıl olduysa, kedilerle konuşabilme yeteneği geliştirmiştir. Genç Kafka ile yaşlı Nakata’nın önceleri bağlantısız görünen ama sarmal ilerleyen hikâyeleri ortak bir buluşma noktasına doğru ilerler.

İki kahraman Japonya’nın Şikoku adasında Takamatsu’ya mıknatıs tarafından çekilen toplu iğne gibi, yol alırlar. Neden buraya geldiklerinin mantıklı bir açıklaması yok gibidir.

Yolculuklarında karşılarına yardımsever insanlar çıkar. Kafka önceleri otelde kalır. Bu sırada kütüphaneye gidip gelirken Oşima ile tanışır. Babasının öldürülmesi ve polisin kayıp Kafka’yı araması üzerine otelden ayrılır. Kalacak yeri yoktur. Önce Şikoku’ya yolculuk sırasında tanıştığı Sakura’nın evinde kalır. Ardından Oşima sayesinde hem kütüphanede işe girer hem de kütüphanenin misafir odasında kalır.
“Artık özgür olduğumu düşünüyordum. Gözlerimi kapatıp yalnızca ne kadar özgür olduğumu düşündüm. Oysa özgür olmanın ne anlam ifade ettiğini, henüz tam olarak anlayabilmiş değildim. Anlayabildiğim tek şey, artık yalnız olduğumdu. Yalnız ve bilmediğim bir yerde. Pusulasını ve haritasını kaybetmiş bir gezgin gibi. Özgür olmanın anlamı bu muydu acaba? Bunu bile tam olarak anlayabilmiş değilim. Bu düşünceleri kafamdan atmaya karar verdim.” (Sayfa 64)
Nakata’nın yol göstericisi ve yol arkadaşı ise yoksul çevrede büyümüş bir kamyon şoförüdür. Çok sevdiği dedesine benzettiği Nakata’ya yardım etmek, onunla yolculuğa çıkmak hayatının geldiği noktasında önem kazanır.
Nakata ve Kafka’nın yolu kütüphanenin yöneticisi ve aynı zamanda Kafka’nın annesi ile nasıl kesişecektir…
DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Kumandanı Öldürmek, benim okuduğum ilk Haruki Murakami kitabı oldu. Yazarın kitaplarını sondan başlayarak okumaya başlamış oldum. Sahilde Kafka İle Kumandanı Öldürmek’i kıyaslayacak olursak, kitaplar arasında metaforik anlamda pek çok benzerliğin olduğunu söyleyebiliriz. Kumandanı Öldürmek’te kitaba adını veren bir tablo varken, Sahilde Kafka’da kitaba adını veren bir plak ve ona konu olan bir tablo bulunmaktadır.

“Goethe’nin dediği gibi, dünyadaki her şey metaforlardan ibarettir.” (Sayfa 150)

Her iki kitapta da anne- baba kısacası ebeveyn- çocuk ilişkileri mesafeli hatta özellikle baba figürü, soğuk, sevgiden uzak hatta tehditkârdır. Sahilde Kafka’da Oedipus’a yapılan gönderme baba- oğul ilişkisinin boyutunu gözler önüne sermektedir.


Kumandanı Öldürmek bana Strauss’un Güllü Şövalye’sini kazandırmıştı. Bu kitap boyunca da Beethoven’in Arşidük Üçlüsü’nü dinledim. Yazarın rafine müzik zevkine de hayran kaldım doğrusu. Kitabı okuyacak olan kitap dostlarına müzikler de tavsiye edilir.

“Sorumluluk rüyalarda başlar !!!” (Sayfa 187)

Kitap boyunca pek çok karakteri sevsem de; Karga’nın yeri ayrı oldu benim için. Kafka Tamura’ya yol gösteren, onu uyaran Karga herkese lazım bir içses bence. Bu arada Franz Kafka sever bir okur olarak, Kafka’nın “karga” çekçe Karga anlamına geldiğini okumuştum yazara dair yazılarda. Kitapta da aynı ayrıntının geçmesi hoş bir tesadüf oldu. Ayrıca yazarın 2006 Sahilde Kafka ile Franz Kafka Ödülü’nü ve World Fantasy Ödülünü aldığını da söylemeden geçemeyeceğim. Bir de Franz Kafka’nın babası ile ilişkisinin, romandaki Kafka’nın babası ile benzerliğinden yola çıkacak olursak yazarın on beş yaşındaki delikanlı ile Franz Kafka arasında bağ mı kurduğunu merak etmekteyim.


Kumandanı Öldürmek’de baş karakter Ressam ile, karısı Yuzu ikisinin ortak gördüğü ima edilen rüyada birlikte oluyorlar. Sahilde Kafka’da ise; Kafka Tamura lanette olduğu gibi, ablası Sakura ve annesi Saeki ile yine rüyasında birlikte olur. Annesi ile gerçekten de birlikte olur sonraları. Bu iki sahne de yazar kendini tekrarlamış gibi geldi bana. Bunun dışında başka benzerlik ve tekrarlar da var elbette.

“İnsan kendisinin eksik bir parçasını bulmak umuduyla aşık olur. O yüzden de, aşık olduğu insanı düşünürken, kişisine göre değişmekle birlikte az ya da çok hüzünlenir.” (Sayfa 415)

Kitapta yukarıdaki yorumumdan da anlaşılacağı üzere pek çok cinsel içerikli sahne mevcut. Bu sahneler Kumandanı Öldürmek’te de bolca bulunmaktaydı. Bu tarz sahneler kurguya hizmet ettiği süreçte kullanılabilir ancak Albay Sanders’in işlevleri işler hale getirmek için Hoşino’ya verdiği bir tür rüşvet olan escort kız ile Hoşino’nun sahneleri gereksiz geldi. Bana zaten Hoşino o rüşvet olmasa da Nakata’ya yardım edecekti. 

“Mutluluğun tek bir türü vardır, ama mutsuzluk bin bir şekilde ve büyüklükte gelebilir. Tolstoy'un dediği gibi: 'Mutluluk masal, mutsuzluk ise öyküdür.”(Sayfa 225)

Romanın ilerleyen bölümlerinde Tamura’nın kaldığı dağ kulübesini çevreleyen ormanda karşılaştığı ve ona yol gösteren II.Dünya Savaşı ölmeye ya da öldürmeye katlanamadıkları için zamanın dışına çıkan iki imparatorluk askeri ile karşılaşır. Bu askerler ormanda kayboldukları yaşta ve görünümdedir. Paralel evrenin kapısında beklerler. Ancak Tamura bu askerlerle karşılaşacağını bilir gibidir. Ve bu olaya hiç şaşırmaz. Sanırım Büyülü Gerçekliğin en güzel tarafı bu. Olağanüstü olayları olağan anlatma becerisi. Bu ksım da kitapta sevdiğim kısımlardan oldu. Ayrıca bu kısımda ormanda işaretler bırakan Tamura bana Hansel ve Gratel masalını hatırlattı.




“Yanlışı kendiliğinden kabul edebilme cesaretin varsa, geri dönebilirsin.” (Sayfa 258)

Kafka dışında Tolstoy, Charles Dickens, Çehov, Shakespeare da kitapta satır aralarında yerlerini alan yazarlar.
Ancak kitabın kahraman kadrosu içinde gereksiz olduğunu düşündüklerim de oldu. Kütüphaneye gelen feministler, Nakata’yı taşıyan farklı kişiler, bazı kediler… Acaba bu karakterlerden bu denli bahsedildikten sonra bir yere bağlanacak mı derken; yok olup gittiler. Oşima’nın cinsel tercihini öğrenmemiz için Feminist kadınlara ihtiyaç yoktu.


Önceki kitapta ücretli poşet gözüme çarpmıştı. Burada da köprü olayı ilgimi çekti ve bizdeki duruma benzettim. Alıtılyı paylaşmadan edemeyeceğim.

“O köprünün yapımı için çok fazla zaman ve çok para harcandı. Gazetelere bakılırsa, köprü ve otobanı işleten konsorsiyum, yılda 100 milyar yen zarar ediyormuş. Bunun büyük bir kısmı bizim ödediğimiz vergilerden karşılanıyor.” (Sayfa 523)

Nakata çocuk olduğu ve II. Dünya Savaşı esnasında geçen olay. Kitabın ilginç ayrıntılarından. Bu olay sezdirilse de tam açıklığa kavuşmuş değil. Ben kitabın sonunda Nakata’nın gölgesine ve unutmuş olduklarına kavuşmasını beklerken; ölümüyle hayal kırıklığına uğradım.
Kitap ile ilgili değinmek istediğim diğer bir nokta da; tamamlanmamışlık duygusu oldu. Bu durumu daha önce Komutanı Öldürmek’te de yaşamıştım. Nakata neden akılsızlaşmıştır?Neden gölgesi yok oldu ve geri gelmedi?Neden Kafka Tamura’nın babası böylesine bir kehanette bulunuyor?Saeki Hanım Kafka Tamura’yı bırakıp, üvey kızı ile gitmiştir?
Neden gökyüzünden istavrit, sardalye ve sülük yağar?
Kafka Tamura’nın önüne neden bir tane de kötü biri çıkmaz?
Albay Sanders, Johnny Walker tam olarak neyi simgelemektedir?
Nakata neden Sahilde Kafka resminin içindedir?....


Sanıyorum yazarın tarzı okuyucuyu soru işaretleri ile bırakmak. Bir de kitabı olduğu gibi kabullenip okumak, olağanüstülükleri okumak keyifli. Ancak metaforlar acaba ne anlama geliyor diye düşünerek okumak yorucu bir hal alabilir. Ama İhsan Oktay Anar’dan alışık olduğum  bu tarzı sevdiğimden benim için keyifli oldu diyebilirim.

“İnsan kaderini değil kader insanı seçer.” (Sayfa 281)

Aslında kitabın adı ve Kafka'nın Çekçe "Karga" olmasının yanında kitapta fazlaca yer almıyor. Ancak yine de kitap ile Kafka'yı görsel olarak bir araya getirmeyi uygun buldum. Fotoğraflar okuyucularımı yanlış yönlendirsin istemiyorum. 

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE…

Not: Etiketli görseller dışındaki görseller ALINTIDIR.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...