ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2018 Cuma

HAYDAR ERGÜLEN - AŞK ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ

MERHABALAR, 

Her ne kadar şiir okumayı çok sevsem de blogumda pek de fazla şiire yer vermiyorum nedense. Geçtiğimiz günler kitap elime geçince bir kaç şiir paylaşayım istedim kitaptan. Bu arada Eskişehirli olmasından da ayrıca mutluluk duydum. 

 

EYLÜL
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
Yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
Yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu...
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
Yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
Yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
Eylülün semtine kadar böyle gidilir
Bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
Eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda...


EYLÜL

Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
“Yazın bittiği her yerde söylenir”se
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu…
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terk edilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terk edildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terk eder!
O kadın beni terk ederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terk etme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider

Bütün kadınlar şiiri bir kadına terk eder!



EYLÜL

Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir 
kadın gider ve bir şair doğar bundan 
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim) 
"Yazın bittiği her yerde söylenir"se 
kadının gittiği de her yerde söylenir 
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir: 
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde 
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir, 
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu... 
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse 
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir, 
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir 
eylülün semtine kadar böyle gidilir 
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle 
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda 
kadın tarafından terkedildi o söylenceye: 
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder! 
O kadın beni terkederse şair olurum 
oğul olduğum kadın sakın beni terketme, 
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider 


Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!



MAVİ GEÇTİ…

Öyle bir yazdı ki
Sanki gökyüzünde oturuyorduk
Seni öpmek gökyüzünü öpmek gibi
Mavi bir şeydi
Gençlik öyle bir yazdır ki
Ne yurt ne ev ne oda
Yalnızca gökyüzü
Yeter insana
Biz seninle gökyüzünde
Çok oturduk
Gençliğimiz
Çok mavi geçti… çok! 


8 Aralık 2013 Pazar

İBRAHİM ÖKSÜZ - EVVEL SEVDA İÇİNDE

MERHABALAR,

Şair İbrahim Öksüz’ün kitabı elime ulaşalı epey bir zaman oluyor aslında. Şairin adını açıkçası ilk defa duymaktaydım. Son dönemlerde romanlarla, onların yorumlarına blogumda ve hayatımda daha fazla yer ayıran ben, şiir okumayı ne çok ihmal etmişim.

Bir de söz konusu şiir olunca ve bazı şiirler beni fazlaca etkileyince bilgisayar başına oturup yorumlamak pek de kolay olmuyor doğrusu. Kitabı elime aldığımda ilk ilgimi çeken kapağın güzelliği ve yazarın karakteristik bir yazıyla imzası oldu. Kendisine bu güzel hediye için teşekkür ediyorum öncelikle… Bir de ihmal ettiğim şiirleri hatırlattığı için…

Şairin  “Güneş Tükürsün Yüzüne” adlı ikinci kitabının 1996’da çıkmasının ardından Evvel Sevda İçinde , 17 yıllık birikimin eseri. Şairin Adam Sanat, Varlık, Kybele, İnsancıl gibi pek çok dergide yayımlanmış şiirleri yer almakta kitabımızda..  

Öncelikle kitabı görsel açıdan değerlendirmek istiyorum. Kitabın kapak malzemesi son derece kaliteli ve kolay deforme olmuyor. Çünkü bazı şiirleri sindirmek için uzunca bir süre çantamda bulundurdum.

Yazarı tanımayan arkadaşlarımın dahi ilk ilgisini çeken kısım kapak tasarımı oldu. Kapakta bir şişeden cin misali çıkan kırmızı, siyah duman arka sayfada bir avuç toza ya da küle dönüşüyor. Galiba şişeden çıkan cin kitabın sonunda küle dönüşecek ve bize kalan masal gibi bir şiir kitabının damağımızda bıraktığı lezzet olacak.

Arka kapağı güzelleştiren şiiri de göz ardı etmemek lazım…

ARKA KAPAK ŞİİRİ

Bir evde çiçek varsa
şiir de var demektir.
Onlar sadece
yerlerini sevmez,
sana aşkı da sevdirir. 
Evin içinde akan ırmağı hissedebilirsin
ama sesini duyamazsın.
Beri yandan
duvar saatinin çıkardığı ses
 sana sürekli
bir masal anlatır.
Evvel Sevda İçinde,
çok güzel bir kız varmış.
hani sonsuza
bir eklersen sen olur ya,
 işte o kadar güzel” diye başlayan.

Kendi masalının
‘bir  varmış’ını
bu kitapta bulacaksın.
Bir de bakacaksın,


şiirlerde bir’i yokmuş…


Yazar kapağın iç kısımlarında da çok güzel şiirlere yer vermiş. Kapakta bulunan şiirler çok etkileyici bir kitap okuyacağınızın habercisi gibi. Bir de değinmeden geçemeyeceğim şairin şiirlere verdiği isimler uzun olmakla birlikte şiir gibi…

AŞKIN ADI BENİM KIZIM BEN KIZIMA AŞIĞIM (S.66)
BEN, BAHTIM VE TUTARLI GÖKKUŞAĞI (Arka İç Kapak , S.58)
OLMAYACAK HAYALLERİMİN BAŞKENTİ (s. 44)

Birini sana bırakıyorum
tek yumurta ikizi fotoğraflardan
Bir mandala tutturuyorum gülümseyen yüzünü (GÜNBATIMI adlı şiirden)

Gelelim kısaca şairimizi tanımaya… Şairimizin kendi elinden çıkma kısa bir biyografisi bulunmakta kitabın başında… Biyografi tam da şiire yakışır biçimde yazılmış..

“1973 yılında Üsküdar’da denize nazır bir hüzne doğdu. Çınar ağacı gibi heybetli bir baba, akasya gibi naif bir annenin oğludur. Özverili bir ablası içten içe kendisinden daha yakışıklı olduğunu düşündüğü bir ikiz kardeşi vardır. Çocukluğu istikrarlı bir haylazlıkla geçti. Dost olmanın büyüsüne, çoğul düşünmenin gereğine, bir varmış bir yokmuşlara, en çok da aşkın en eski masal olduğuna inanır.
Yine de bu kitap gökten düşen üç elması
İdil’e, Rüzgar ve Destan’a adanmıştır.”


Aşağıdaki bölüm kitabın ilk şiirinden.

A canım!
Koynundaki yılan için
 denizi yanında taşıyanım.

Ve beni kitap bitene kadar en çok etkileyen ikinci dizeler. Pek çoğumuz aslında böyle değil miyiz. Koynumuzdaki yılandan vazgeçmemek için denizi yanımızda taşımıyor muyuz. Sırf bu insanları hayatımızdan çıkaramadığımız ya da çıkarmaya cesaretimiz olmadığı için…

Hatırla ninenin
her masal sonu illa ki indirdiği
üç elmadan birini.


Suçları ısınmış çocuklardık hatırla
Öfkene elma şekeri ver artık (s.11, ÜÇÜNCÜ AYAKTA AŞK tek OLUR DEMİŞTİN)


Kitaptan beğendiğim dizelere yer vermek istiyorum şimdi de..

Her şey yaşlanıyor, yalnızlık kalıyor geriye.
Bana şunu öğretti ki hayat
-kimse tek başına güzel değil-

Aldığın her nefes kumar
Nereye böyle alelacele
bir şiiri yarım bırakıp hem de.  (s.17, GECİKMİŞ BİR PUSULAYA PASLANMIŞ BİRKAÇ KI – RIK SÖZ)

 Hüznün babası yok
Onu nüfusuma alıyorum
Kim ister çocuğunun intiharını (S.39, ÇÖP ADAMLAR CUMHURİYETİ)

Kitabın 50 – 51. Sayfalarında yer alan “BETİK İŞLEMLER” özellikle beni çok etkiledi. Neyi neden çıkarsan elinde ne kalır, neyi neye bölersen kalan ne olur diye düşündüm durdum. Hayatımdan yola çıkarak, ben de kendimce “BETİK İŞLEM”ler yaptım acemice. Benim yaptığım işlemler İbrahim ÖKSÜZ kadar şairane olmasa da hüzün çıktı her ikisinin sonucu da…

Sanırım
Saksıda ağaç yetiştirmek benim yaptığım
sadece bu olsa iyi
bir de meyve versin istiyorum (s.55, SEN TURNA GEÇİDİ BEN UÇKUN )

şiire inanmıyorum
aldatıyor beni
ifade suçlusuyum ben
üstüne üstük
şaire çıktı adımız  (s.81, HALİMDEN HİÇ MEMNUN DEĞİLİM)



Aslında kitap hakkında söylenecek pek çok söz ve paylaşılacak pek çok dize var. Ama bence bilgisayar ekranından okumaktansa kitabın hafif pürüzlü kağıdını hissederek okumak daha keyifli gibi geliyor. Yağmurlu havanın hakimiyeti ile birlikte okunmalı diye düşünüyorum.  

Şair bizi gömüldüğümüz telaşın içinden hüzne davet ederken…
Şiirin ve şairlerin daha geri planda kaldığı bir dönemde İbrahim Öksüz’ün ve tabi ki tüm şairlerin hak ettikleri değeri görmeleri dileğiyle….

YEPYENİ PAYLAŞIMLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE…

25 Nisan 2013 Perşembe

ORHAN VELİ KANIK - BÜTÜN ŞİİRLERİ

MERHABALAR;

Kendimi ne zaman mutsuz hissetsem, şiirler yetişir imdadıma... Kendilerine has hüzünleriyle, mutluluklarıyla... Şiirle hüzünlendiğim bir gecenin sabahında huzurla uyanırım.. Beni huzura ulaştıran pek çok şairden en sevdiğimdir ORHAN VELİ (1914- 1950).

 Kısacık ömrüne sığdırdığı, sade, yalın bir o kadar da içe işleyen şiirleriyle benim için çok kıymetlidir. Pek çok şiirini ezbere bilirim. Hayatıma henüz 15 yaşımdayken girdi, bir dönem ödevi vesilesiyle ve o gün bu gündür bana yarenlik eder durur... Zaten anlayacaksınız fotoğraflardan ne çok okuduğum bir kitap olduğunu, yıpranmışlığından... 1996 Aralık'tan beri baş ucumda.. 

Bir çoğunuzun da benim gibi ezbere bildiği, ezbere bilmese de aşina olduğu, en sevdiğim Orhan Veli Şiirlerini paylaşmak istiyorum sizlerle...


1. BÖLÜM

GARİP
Gemliğe doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.

SEVDAYA MI TUTULDUM ?
Benim de mi düşüncelerim olacaktı,
Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım,
Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle?
Çok sevdiğim salatayı bile
Aramaz mı olacaktım?

Ben böyle mi olacaktım?

ANLATAMIYORUM
(moro romantico)
Ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda;
Dokunabilir misiniz, gözyaşlarıma,  ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
 Epiyce yaklaşmışım,
Duyuyorum;

Anlatamıyorum.


KİTABE- İ SENGİ MEZAR 
I.

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye

KİTABE- İ SENGİ MEZAR 
II.
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

KİTABE- İ SENGİ MEZAR
III.
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık torbasında ne ekmek kırıntısı,
Ne matrasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
“Ölüm Allahın emri,
“Ayrılık olmasaydı.”



VAZGEÇEMEDİĞİM

DEĞİL
Bilmem ki nasıl anlatsam;
Nasıl, nasıl, size derdimi !
Bir dert ki yürekler acısı,
Bir dert ki düşman başına.
Gönül yarası desem…
Değil !
Ekmek parası desem…
Değil !
Bir dert ki…
Dayanılır şey değil.

DESTAN GİBİ
“İzmit sokakları yaprak içindeydi;
Başımda, unutamadığım şehrin havası;
Dilimde hep oraların şarkıları;
Ellerim ceplerimde,
Bir aşağı, bir yukarı.
Sonbahar;
İzmit sokakları yaprak içindeydi.”

(1945, Yol Türküleri şiirinden.)

YENİSİ

BİR İŞ VAR
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?

Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
Her zaman güzel mi bu kadar,
Bu eşya, bu pencere?
Değil,
Vallahi değil;
Bir iş var bu işin içinde.


KARŞI

İSTANBUL'U DİNLİYORUM

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                  
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                  
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalı Çarşı;
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;
Güvercin dolu avlular.
Çekiç sesleri geliyor doklardan,
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                  
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski âlemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                  
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                  
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.


SAĞLIĞINDA YAYIMLANAN KİTAPLARINA GİRMEYEN SON ŞİİRLERİ

KUYRUKLU ŞİİR

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.

(Yaprak, 15.12.1949)


KİTAPLARINA GİRMEYEN SON ŞİİRLERİ (ÖLÜMÜNDEN SONRA YAYIMLANANLAR)

YAŞAMAK
I.
Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yar üstüne;
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
Gündüzleri gün ışığında ısınmak;
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
Yan gelebilmek Çamlıca tepesine…
- Bin türlü mavi akar Boğaz’dan-
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.

II.
Biliyorum, kolay değil yaşamak;
Ama işte
Bir ölünün hala yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil;

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak.


2. BÖLÜM

DERGİLEDE YAYIMLADIĞI AMA KİTAPLARINA ALMADIĞI ESKİ BİÇİMLİ ŞİİRLERİ

İHTİYARLIK (Franz Hellens’ten)
Benim, bardağın sürahinin
Önümüzdesin; rengin uçmuş.
Bu; eski, sevdiğim bir duruş.
Elin, içinde benimkinin

İçelim! Madem ömrümüz hoş
Geçmiş, tatmamışız ayrılık;
Madem ne bardağımız kırık,
Madem ne de sürahimiz boş.

Bir gün ikimizden birimiz
İçmek veya doldurmak için
Burada olmayabiliriz.

(Mehmet Ali Sel / Varlık (15.12.1937))

SAĞLIĞINDA YAYIMLAMADIĞI ESKİ BİÇİMLİ ŞİİRLERİ

EKMEK
Dilimin ucunda eski bir arkadaş adı,
Unutulmuş şekilleri taşıyan bulutlar;
Bir gökyüzü genişliğiyle ruhuma dolar
Otların içine sırtüstü yatmanın tadı.

Avucumda sıcaklığını duyduğum ekmek;
Üstümde hatırası kadar güzel sonbahar;
O bembeyaz, o tertemiz bulutlara dalar
Düşünürüm bir çocuk türküsü söyleyerek.
(1936, Varlık/1.3.1952)


SAĞLIĞINDA YAYIMLAMADIĞI YENİ BİÇİMLİ ŞİİRLERİ

İÇKİYE BENZER BİR ŞEY
İçkiye benzer bir şey var bu havalarda.
Kötü ediyor insanı, kötü…
Hele bir de hasretlik oldu mu serde;
 Sevdiğin başka yerde,
Sen başka yerde;
Dertli ediyor insanı, dertli.

İçkiye benzer bir şey var bu havalarda,
Sarhoş ediyor insanı, sarhoş.
(Varlık, 1.9.1951)

Dosya:Garipciler.jpg

Garip Akımı üyeleri Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet'in birlikte fotoğrafı


DERGİLERDE YAYIMLADIĞI AMA KİTAPLARINA ALMADIĞI YENİ BİÇİMLİ ŞİİRLERİ


BEN ORHAN VELİ

"Yazık oldu Süleyman Efendiye"
Mısra-i meşhurunun mübdii..
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela adamım, yani
Sirk hayvanı falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.

Evde otururum,
Masa başında çalışırım.
Bir anne ile babadan dünyaya geldim.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevazıyım,
Ne de Celâl Bayar'ın
Ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Bayılırım.
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.

Yayan dolaşırım,
Mütenekkiren seyahat ederim.
Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir
En yakın arkadaşlarım.
Bir de sevgilim vardır, pek muteber;
İsmini söyleyemem
Edebiyat tarihçisi bulsun.

Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Meşgul olmadığım “ehemmiyetsiz”
Sadece üdeba arasındadır.

Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır…
Amma ne lüzum var
Hepsini sıralamaya?
Onlar da bunlara benzer.
(Nisan 1940/İnkılapçı Gençlik, 15.8.1942)


Peki sevgili dostlar sizin en sevdiğiniz Orhan Veli Şiiri hangisi?

YEPYENİ PAYLAŞIMLARDA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...