ÇARLIK RUSYASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇARLIK RUSYASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2018 Pazar

NİKOLAY VASİLYEVİÇ GOGOL – ÖLÜ CANLAR

MERHABALAR,

KİTABA BAŞLARKEN;
"Hayat dediğimiz ne?Acıların yer aldığı bir vadi. Dünya dediğimiz? Duygusuz insanlar kalabalığı."
“Ah, Rus Milleti! Bir türlü eceliyle ölmeyi beceremez!” (Sayfa 170)

ARKA KAPAK
Zengin olmak için akıl almaz bir plan yapan Çiçikov, sahip oldukları köylü sayısı üzerinden vergi ödemek zorunda olan toprak sahipleriyle görüşür. Rusya’daki önemli bir kanuni boşluk sayesinde, sadece resmi kayıtlarda yaşıyor görünen köylüleri kâğıt üzerinde satın almak ister. Ölü canlar üzerinden yapılan pazarlıklar, karikatürize edilmiş karakterlerle daha da çarpıcı hale gelir ve okurun aklında tek bir soru oluşur: Artık yaşamayan birinin sahibi kimdir?


Gogol’ün, Puşkin’in önerisiyle İlahi Komedya’dan esinlenerek yazdığı ve zengin olma hayalinin peşinde karanlık yollara sapmanın kolay ve alışılagelmiş olduğunun gösterildiği bu eseri, Uğur Büke’nin özenli çevirisiyle sunuyoruz.


19 yy.’ daki Çarlık Rusya’sında Pavel Ivanovic Çiçikov, her ne kadar farklı tanıtsa da yaptığı dolandırıcılıklardan dolayı gümrük dairesinden kovulmuş, işsiz güçsüz, düzenbaz biridir. Serflik sistemi kaldırılmadan önce; toprak sahipleri sahip oldukları köylü sayısına göre devlete vergi ödemekteydiler. Köylü sayımları dört yılda bir yapılmakta ve nüfustan düşme işlemi de buna istinaden dört yılda bir yapılmaktaydı. Toprak sahipleri köylülerini teminat olarak göstererek devletten para alabilmekteydiler. Bu durumu bilen Çiçikov bir plan yapar. 
Kendisini de zengin, nüfuzlu bir devlet görevlisi gibi tanıtan Çiçikov, tanıştığı toprak sahiplerini cüzi bir para karşılığında sayımdan sonra ölmüş, diğer sayıma kadar vergisi ödenecek “ÖLÜ CANLAR” dan kurtarmak ister. Amacı hem zengin bir toprak sahibi gibi görünmek, iyi bir evlilik yapmak hem de ölü canları teminat göstererek devletten para almaktır.
Çiçikov N. adlı kasabaya gelir. Öncelikle  geldiği kasabada kaldığı handa o bölgenin ekonomik durumunu, toprak sahiplerinin adlarını, devlet memurlarının karakterlerini ve köylülerinin sayısını öğrenir. Yanındaki arabacısı Selifan ve Uşağı Petruşka da ona yardımcı olur.  

Kasabanın eşrafı Çiçikovun girişkenliğine, sevimli mizacına aldanır; onu çiftliğinde çalışacak işçi arayan bir toprak sahibi sanarak aralarına alırlar. Çiçikov farklı biçimlerde tanıtıp, sevimli göstererek kendisini ileri gelenlerin evlerine yaptıkları eğlencelere davet ettirmeyi de başarır. Çiçikov toprak sahiplerini ölü canların vergi yükünden kurtarma bahanesi ile pek çok ölü canı satın alır. Silik ve şahsiyetsiz, Manilov’dan Kumarbaz, yalancı ve sarhoş Nozdrov’dan, kaba saba Sobakeviç’den ve pek çok toprak sahibinden ölü canlar alır. 


Ancak sonraları satın aldığı ölü canların eski sahipleri yavaş yavaş da şüpheye düşmeye başlar. Vergi yükünden başka bir işe yaramayan ölü canları Çiçikov ne yapacaktır. Çiçikov’un kendisine az para ödediğinden şüphelenen yaşlı bir toprak sahibi olan merhum bakanlık kâtibinin karısı Korobaçka Çiçikov ile ilgili ileri geri konuşarak insanların şüphelerini Çiçikov üzerine çeker. 
Dedikodular üzerine kentin ileri gelenleri polis müdürünün evinde toplanırlar. Çiçikov’un gerçekte kim olduğu ile ilgili iddialar ortaya atılır. Nozdrov’un söyledikleri büsbüütn ortalığı karıştırır. Kimileri onun valinin güzeller güzeli kızıyla evlenmek istediği iddiasını ortaya atar. Hatta Çiçikov bazılarına göre Valinin kızını kaçıracaktır. Bazıları da onun bir casus, hatta kılık değiştirmiş Napolyon olduğunu söyler. Çiçikov alelacele hazırlanır, kasabadan ayrılır ve aynı senaryoyu oynayacağı bir diğer kasabaya doğru atlı arabasını sürer. 
2 ve 3. ciltleri de kitabımızda...


“Rus halkı lafı gediğine tam koyar! Eğer birisine lakap uydurulmuşsa, o lakap bütün sülalesine yayılır, nereye giderse gitsin, ister memur olsun, ister emekli, ister Petersburg’a isterse dünyanın bir ucuna gitsino lakap peşini bırakmaz. Sonrasında her türlü kurnazlığa başvursa da, her yolu deneyerek, hatta parayla yazıcı tutup eski knyaz kütüklerinden sildirmeye çalışarak kurtulmaya çalışsa da hiçbir şey fayda etmez. Ne de olsa karga olanca sesiyle bağırıp yerini belli eder. Yakıştırılan lakap aynı yazı gibidir. Ne kazınır ne de baltayla kesip atılır.” (Sayfa 135)


ALINTILAR
“Ne olursa olsun, gençliğin neden olduğu boş hayallere değil, sağlam bir temele dayanmadığı sürece insanın hedefi tam olarak belli olmaz.” (Sayfa 181)
“Kadınların karakter olarak erkeklere göre daha zayıf ve güçsüz oldukları olaylar vardır ama yeri geldi mi yalnızca erkeklerden değil, dünyadaki her şeyden daha sert oldukları da gerçektir.” (Sayfa 211)
“Aptalın sözü ne kadar aptalca olursa olsun bazen akıllı birinin kafasını karıştırmaya yeterlidir.” (Sayfa 214)
“Korku bulaşıcılıkta vebadan daha tehlikelidir, anında yayılır.” (Sayfa 238)
“Yol sözcüğü nasıl da tuhaf, insanı çeken, alıp götüren muhteşem bir sözcüktür!” (Sayfa 271)
“…para dünyadaki en güvenilir şeydir.”( (Sayfa 276)


KİTAPTAN NOTLAR
Koridor Yayınlarının bez ciltli hazırlamış olduğu klasikler serisinden pek çok kitap aldım. Daha önce Franz Kafka’nın “DAVA”sını da yorumlamıştım kendimce. Kitapların baskısı, kağıt kalitesi ve kapağı gerçekten güzel. Ancak daha önce İletişim Yayınlarından almış olduğum Savaş Ve Barış, Suç Ve Ceza, Anna Karenina, Oblomov… gibi klasiklerin önsöz ve sonsözlerinde kitap  ve yazar ile ilgili ayrıntılı bilgileri okumak kitabı, kitabın yazıldığı dönemi ve ayrıntıları anlamak son derece güzeldi. Her ne kadar bez cilt görüntü olarak bir adım önde olsa da sanırım klasikleri İletişim Yayınlarından almak kitabı özümsemek isteyen okuyucu için daha doğru olacak diye düşünüyorum. Ya da belki Koridor Yayınları yeni basımlara bu tarz bilgiler ekleyebilir.
Kitabın ilk cidinin yazımının ardından yazar 3 cilt olarak tasarladığı seriyi tam anlamı ile tamamlamamış. Kimi kaynaklar sağlık sorunlarından kimisi de gelen ağır eleştirilere bağlı olduğunu belirmekte. Yazarın sağlığında basılmamış, el yazmaları ile 2. Ve 3. Ciltler eklenmiş. Fakat 2. Ve 3. Ciltte eksik bölümler, eksik sözcükler bolca bulunmakta. Bu durum kitaptaki notlar ve eklemeler dışında olsa da maalesef bazı bölümlerin anlaşırlığını eksik kılmış.



Yazar zaman zaman romanı keserek okuyucuya seslenmiş, bazen oldukça uzun gelebilecek betimlemeler ile özellikle Rus halkı ile ilgili hiciv içeren yorumlarını yapmıştır. Bu kısımlar benim kitapta en çok sevdiğim kısımlar oldu. 
Yazar kitabında karakterler aracılığı ile dönemi, Rus halkını, Rus köylüsünü oldukça mizahi bir dil ile eleştirmiş. Edebiyat tarihçilerinin iddiasına göre yazar üç cilt olarak tasarladığı eserin ilk cildinde adeta bir kolay yoldan para kazanma hayali kuran dolandırıcılar geçidi tasarlamıştır. İkinci ciltte ise; Rus insanının olumlu taraflarını işleyerek insanına olan umudu işleyecektir. Ancak yazarın hastalığı da ömrü de yetmemiştir maalesef… Keşke okuma imkânımız olabilseydi. 

NOT: İLK GÖRSEL ALINTIDIR.

29 Nisan 2015 Çarşamba

LEV TOLSTOY - ANNA KARENİNA

MERHABALAR,

Uzunca bir aradan sonra karşınızdayım. Aslında okumaya ara vermiş değilim. Ancak, yazmaya fırsat bulamıyorum maalesef. Gelelim Dünya Klasikleri arasında haklı bir yere sahip olan kitabımızı paylaşmaya. 


Klasikler gençken, orta yaşlıyken ve yaşlıyken olmak üzere 3 defa okunmalıdır derler. Ben de orta yaşlara yaklaştığım bu dönemde Lise ve Üniversite yıllarında okumuş olduğum Anna Karenina’yı tekrar okumak istedim. İş Bankası Yayınları mı İletişim Yayınları mı diye ikileme düştüm başlangıçta, elimdekini okumak istemedim. İletişim yayınlarından çıkan ve Vladimir Nabokov’un son sözüyle basılmış 1015 sayfalık eseri tercih ettim.  

Tesadüfe bakın ki, farklı bir yayınevinden okumak isterken elimdeki her iki Anna Karenina’nın da çevirisinin Ergin Altay’a ait olduğunu fark ettim ve ters köşe oldum. Sırası gelmişken çevirinin de çok başarılı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ama yine de sırf Tolstoy ve Dostoyevski okumak için Rusça bilmeyi çok isterdim doğrusu. 


Gelelim romanımıza; Anna Karenina; Tolstoy’un Savaş ve Barış’tan sonra ikinci büyük şaheseri ve  Rus Habercisi'nin 1873-1877 yılları arasındaki döneminde, bölümler halinde basılmış 8 bölümden oluşan romanıdır.  Ve yazılışının üzerinden bu kadar süre geçmesine rağmen Dünya Edebiyatı’ndaki yerini hala koruyabilen nadir eserlerden biridir. (Vikipedi)


“İçim nefretle dolu, öcümü alacağım.” (Kitaba başlarken…)

ÖZET

Romanımız 8 bölümden meydana gelmektedir. 


I. BÖLÜM

“Mutlu aileler birbirine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”
Oblonskilerin evinde durum kötüydü. Oblonski’nin karısı, kocasının, evlerinde çalışmış eski Fransız mürebbiyesiyle gizli ilişkisini öğrenmiş, artık kocasıyla aynı çatı altında yaşayamayacağını kendisine bildirmişti.” ( S.9)

Prens Stefan Arkadieviç Oblonski - sosyetedeki adıyla Stiva-’nın karısı Prenses Daria Aleksandrovna Şeçerbatski- Dolly-’yi aldatması ve bu durumun karısı tarafından öğrenilmesi üzerine karısı ile aynı evde küs yaşamaktadırlar. Dolly ne yapacağını bilemez halde acısını yaşamaktadır. Her ne kadar girmek istese de beş çocukla bu dileğini gerçekleştirmesi zor görünmektedir. Stiva duruma üzgün olsa da onu üzen karısını aldatmanın pişmanlığı değil, karısının durumu öğrenmesidir. 34 yaşındaki Stiva kendisinden bir yaş küçük, 5 çocuk annesi karısını artık çekici bulmamakta, yaptığını kendine hak görmektedir.

“Bağışlamaz beni, bağışlayamaz. İşin en korkunç yanı, bütün suçun bende olmasına karşın suçsuz olmam. Üzüldüğüm bu…” (S.10)


Aynı günlerde Stiva, üst düzey bir devlet memuru olan Aleksi Aleksandroviç Karenin ile evli olan, St.Petersburg’da yaşayan kız kardeşi Anna Arkadievna Karenina’nın Moskova’ya geleceği haberi gelir. Stiva’nın karısı ile barışmak için umudu kız kardeşindedir.

 Stiva’nın köyde yaşayan zengin ve asil bir toprak sahibi olan arkadaşı Konstantin Dmitriyeviç Levin de Stiva’nın baldızı, Dolly’nin kız kardeşi, Yekaterina Aleksandrovna Şçerbatski – Kity-’ye evlenme teklif etmek üzere çiftliğinde yaşadığı Pokrovski köyünden Moskova’ya gelmiştir. Levin aynı zamanda Kity’nin vefat etmiş abisinin de arkadaşıdır. Levin Moskova’da anneden bir babadan ayrı üvey kardeşi Profesör Sergei İvanoviç Koznişev’in evine iner. Sergei İvanoviç, tanınmış bir bilgin ve yazardır. Niyeti evlilik konusunda ağabeyine de danışmaktır. Koznişev’den öz ağabeyi Nikolai Dimitrieviç Levin’in Moskova’da olduğunu ve çok hasta olduğunu öğrenir. Onu da ziyaret eder. Ağabeyi veremdir.

Anna Moskova’ya trenle gelir. Trende aynı kompartımanı Kontes Vronskaya ile paylaşır. Trenden indiklerinde Anna Kontes Vronski’nin kendisini karşılamaya gelen oğlu Kont Vronski ile de tanışırlar. Aynı anda Anna’nın belleğinden hiç çıkmayacak elim bir olay da yaşanır. Tren garındaki bekçi trenin altında kalıp ölmüştür. 


“Suçlu, bütün felaketin kendi suçundan olduğunu hissediyorsa, suçsuzdan çok acı çeker.” (S.90)

Kont Vronski aynı zamanda Kity’ye kur yapmakta, özellikle Kity’nin annesi Prenses Şeçerbatski kızının Kont’tan bir evlenme teklifi alacağını düşünmekte ve kızının Levin yerine kendince ondan daha üstün gördüğü Kont Vronski ile evlenmesini istemektedir.

Kity hem annesinin hem de Vronski’nin etkisi ile aslında yanında kendini güvende de hissettiği Levin’in evlenme teklifini reddeder. Levin çok geçmeden Moskova’yı terk eder, köye döner. Reddedilmenin verdiği üzüntü ile kendini çiftlik işlerine adeta adar. Böylece Kity’yi unutacağını sanır. 


II. BÖLÜM

Kity’ye kur yapmakla birlikte, aile yaşantısını çok tatmamış, evlenmeye niyeti de olmayan Vronski genç kıza evlenme teklif etmek bir yana, trenden inerken gördüğü Anna’nın etkisine girer. Yapılan baloda Kity yerine Anna ile dans etmesi de bunun kanıtı gibidir. Kont Vronski’den evlilik teklifi almadığı gibi, Levin’i reddetmenin verdiği vicdan azabı Kity’yi bunalıma iter. Ailesi ile birlikte tedavi için Almanya’da bir kaplıcaya giderler.

Stiva ve Dolly’yi barıştıran, aynı zamanda içinde uyanan duygulardan korkmaya başlayan Anna çok geçmeden St. Petersburg’a dönmek için trene biner. Kont Vronski de aynı trenle Anna’nın peşinden gider. Anna St. Petersburg’daki sıradan hayatına geri dönmesine rağmen artık eski Anna değildir. Daha önce kabullendiği sıradan şeyler bile onu rahatsız etmeye başlar. Trenden indiğinde kocasının kulaklarının büyük olduğunu düşünmesi gibi.

Kont Vronski, Anna’nın peşini bırakmaz. Anna da O’na karşı kayıtsız değildir. Çok düşkün olduğu, bütün sevgisini adadığı sekiz yaşındaki oğlu Seryoja da Vronski ve Anna arasındaki tutkuya engel olmaz. 


Vronski ve Anna arasındaki aşk o kadar çabuk gelişir ki, fısıltılar hemen yayılır. Karısının yaptıklarından dolayı şöhretinin lekeleneceğinden çekinen Karenin; Anna'yı, hakkında dedikodulara meydan vermeye­cek şekilde hareket etmesi konusunda uyarır. Anna bu mese­leyi, kocası ile görüşmek dahi istemez ve kendisini bu aşka bırakır. Anna’nın Petergof’taki sayfiyeye gitmesi, Vronski’nin kuzeni Betsy Tverski de buluşmalarına aracılık etmesi ilişkilerini perçinler. Betsy Tverski’nin de benzer bir ilişkisi vardır.

Kısa bir zaman sonra Anna, hamile kalır. Anna, bu haberi,Vronski’ye Krasnoe Selo engelli yarışlarına katılmasından biraz önce verir. Haber, Vronski'de endişe yaratır. Yarış sırasında zamansız harekete zorladığı atından düşer ve ölmesine ramak kalır. Anna'nın olay üzerine verdiği tepki ile dedikodular doğrulanmış olur. Anna kocası Aleksi Aleksandroviç Karenin ile ayrılır yarış alanından. Karısını eve götürürken Anna, kocasına her şeyi itiraf eder.  Kocasının vereceği kararı kabul edeceğini söyler. Anna sayfiyede kalırken kocası St. Petersburg’a döner. Anna ondan haber bekler.

“ …akla dayanan evliliklerin mutluluğu çoğu zaman, yadsınan aşkın ortaya çıkması sonucu sabun köpüğü gibi dağılır gider.” (S. 174)

“Nasıl kaç kafa varsa, o kadar da akıl… varsa dünyada, kalp sayısı kadar da aşk çeşidi vardır…” (S. 175)


“Belki de sahip olduğum şeylere sevindiğim, sahip olmadıklarıma da üzülmediğim için mutluyum.” (S. 203)

“Bu duygu, gittiği yönün gitmesi gerekenden çok ayrı olduğunu pusulada gören, ama bu gidişi durdurmak için elinde bir şeyi olmayan bir denizcinin, gerçeği gördüğü anda hissedeceklerinin aynısıydı. Her geçen dakika uzaklaştırmaktadır onu gideceği yerden, bu uzaklaşışın ölümden farkı yoktur.” (S. 233)

Kaplıcada kendine gelen Vronski’ye duygularından arınan Kity, Rusya’ya iyileşmiş olarak döner. 

DEVAMI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR

İlk okuduğum zamanlarda olayları hep Anna’nın açısından değerlendirdiğimi ve karakterleri Anna’yla ilişkilerine göre değerlendirdiğimi hatırlıyorum. Bu okumamda karakterleri tek tek değerlendirerek ve duygudaşlık kurarak değerlendirmeye çalıştım. Hatta birçok bölümde yazar Levin’i bu kadar öne çıkarırken, romana Anna Karenina adını neden verdiğini bile sorguladım.

“Uzun zamandır ağrıyan dişini çektiren bir insanın o anda hissedeceklerini hissediyordu. Kocaman, başından bile büyük bir şeyin çenesinden korkunç bir ağrıyla koparılıp alındığını hisseder hasta. Sonra, mutluluğuna inanamayarak, onun dünyasını bunca zamandır zehir eden, bütün dikkatini toplayan şeyin artık var olmadığını; eskisi gibi yaşayabileceğini hisseder.” (S. 342)

Romanımız televizyon seyrederken okunacak, kolay sindirilip, değerlendirilecek bir kitap değil. Bu nedenle ilk kez okuyacak olanlara not tutmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü karakterler ve olay örgüsü yan yana birbirine paralelmiş gibi okunurken, bir karakter baharı, bir karakter son baharı yaşayabiliyor. Ara ara karakterler bir araya gelip zaman eşitlense de sonra karakterler kendi hayatlarına kendi zamanlarına dönüyorlar.


Romanımız, Anna Arkadievna Karenina, Aleksi Aleksandroviç Karenin, Kont Aleksi Vronski, Prens Stefan Arkadieviç Oblonski - sosyetedeki adıyla Stiva-, Prenses Daria Aleksandrovna Şeçerbatski- Dolly-, Prenses Yekaterina Aleksandrovna Şçerbatski – Kity- ve Konstantin Dmitriyeviç Levin olmak üzere, yedi ana karakter ve bu karakterlerin etrafındaki yüksek sosyetedeki asillerden yüksek mevkili memurlara,   oda hizmetçilerinden köylülere, pek çok insan yelpazesinin hayatından oluşmakta. 

“ Özgürlük mü? Neye yarar özgürlük?  Sevmektir mutluluk. Onun istediği şeyleri istemek, onun düşündüğü şeyleri düşünmektir mutluluk. Özgürlüğün olmamasıdır yani !” (S. 536)

Başlangıçta Kareninler, Oblonskiler ile Kity- Vronski üç çift varken; Levin dışlansa da romanımızın ilerleyişi içinde karakterler ve çiftler değişmekte.  Anna ve Kont Vronski yasak ve tutkulu bir aşka yelken açarken, Kity ve Levin evlilikle kutsanmış meşru aşkın en güzel örneğini sergilemekteler.


Romanı okumadan önce Tolstoy’un hayatının ayrıntılarını okumuştum. Tolstoy’un günlüklerini evlenmeden önce karısına okutması, bu günlüklerin ölümünden sonra bile gündeme gelmesi, Tolstoy’un ağabeyinin veremden ölmesi, Tolstoy’un yaşadığı döngü içerisinde dini inancına kavuşması, köylüler ve toprak reformuyla ilgili düşüncelerinin Levin ile gösterdiği benzerlik yazarın kendi düşüncelerini Levin kanalı ile okuyucuya aktardığı izlenimini yaratmakta. Kitabı okurken ben bu izlenimleri edinmiştim ki, sonsözde de Nabokov aynı konuya değinmiş. Okuyucu olarak Nabokov ile aynı fikirde olmak çok hoşuma gitti doğrusu.

“Yalnız ikisini seviyorum. Ama biri diğerinden uzaklaştırıyor beni. İkisini bir araya getiremem. Oysa benim için gerekli olan tek şey, ikisiyle bir arada bulunmaktadır. Bu olmadıktan sonra hiçbir şeyin önemi yok benim için. Hiçbir şeyi umursamam, hiçbir şeyi.” (S. 770)

Yazarın yaptığı tasvirler, ruh tahlilleri oldukça başarılı. Kendimi Anna’nın yüzüklü beyaz ellerini, siyah buklelerini kolaylıkla gözümde canlandırırken buldum. Bir de bir erkek olarak Anna’nın, Kity’nin ve de Dolly’nin duygularını bu kadar güzel anlatması bence yazarın başarısının başka bir kanıtı. Öyle ki karakterlerin iç dünyalarını, duygularını içimde hissetmekte hiç zorlanmadım doğrusu.

“Bana olan sevgisinin onun özgürlüğüne bir engel olmaması gerektiğini kanıtlamak istiyor bana. Ama kanıt değil benim için gerekli olan. Sevgi istiyorum ben.” ( S.845)

Kitapta en beğendiğim olayların ve duyguların en üst seviyeye çıktığı bölüm 7. Bölüm. Bu bölümde Anna adım adım intihara yaklaşırken; Levin ve Kity’nin bebekleri de dünyaya gelmekte. Ancak bu intihar kısmı ile ilgili tek beğenmediğim nokta şu oldu. Benim en merak ettiğim Vronski’nin intihar ile duygularıydı. Bu kısımları önceki okumamdan hatırlamıyordum da. İntihar sonrasının Vronski’nin annesinin ağzından anlatılması, kocasının ölümünden sonra sosyetede evlilik dışı pek çok gönül macerası yaşayan Kontes  Vronskaya’nın Anna ile ilgili suçlar ifadeleri de o dönemin düşüncelerini yansıtır cinsten.


“Benim aşkım giderek daha tutkulu, daha bencil oluyor. Onunkiyse giderek sönüyor, sönüyor. Ayrılmamızın asıl nedeni bu işte. Bu gidişi düzeltmek olanaksız. Benim için her şey O’dur. Bu yüzden de giderek daha çok vermesini istiyorum kendini bana. O da giderek uzaklaşmak istiyor benden. Başlangıçta gerçekten yaklaşıyorduk birbirimize. Sonra önüne geçilmez bir güç ayrı ayrı yönlere çekmeye başladı bizi. Bunu değiştiremeyiz. Benim anlamsız bir kıskançlık içinde olduğumu söylüyor. Saçma bir kıskançlığımın olduğunu ben de söylüyordum kendime. Ama doğru değildir bu. Kıskançlık değil benimki. İstediğini bulamamanın verdiği bir bunalım. Onun yalnız gecelerini çılgınca paylaşmak istediği bir metresten başka bir şey olabilseydim keşke. Ama bundan başka bir şey olamıyorum. Bu tutkumla tiksinti uyandırıyorum onda. O da bende nefret uyandırıyor. Başka türlüsü de olamaz. Onun beni aldatmaya kalkışmayacağını bilmiyor muyum sanki? Biliyorum. 

Ama içimin rahat olmasına yetmiyor bu. Beni sevmeden sırf görev duygusuyla bana karşı iyi, şefkatli davransa –benim aradığım bu olmasa da-bana besleyeceği nefretten iyidir bu. Bana olan aşkı sona ereli çok oluyor. Aşkın bittiği yerde nefret başlar.”  

Mutlu olmak için ne istediğimi düşünüp bulsam ne olacak? Boşandım diyelim, oğlumu da alabildim diyelim, Vronski ile evlendim diyelim.. 
Ya Vronski ile aramda yeni nasıl bir duygu yaratabileceğim? Mutluluk değil, acı dolu olmayan bir duygu söz konusu olabilir mi artık? Hayır! 
Olmayacak bir şey bu! Yaşam ayırıyor bizi birbirimizden. Ben onun mutsuzluğuna neden oluyorum, o benim ! Üstelik onu da beni de değiştirmek olacak şey değil.Her çareye başvuruldu, ama cıvata yalama olmuş.. 

Bizler yeryüzüne birbirimizden nefret etmek, bundan ötürü de hem kendimize hem de başkalarına acı çektirmek için salıverilmedik mi?
Hem onun cezasını vereceğim, hem de her şeyden de, kendimden de kurtulacağım.” (S.917) 


Kitap ile ilgili gözümden kaçan, yazmak isteyip de unuttuğum bölümler elbette olmuştur. Üzerine sayısız yazılar tezler yazılmış, yazılmasının üzerinden geçen zaman rağmen zamana direnen böyle bir baş yapıt ile ilgili ne söylesem ne yazsam azdır elbette. Ama klasikleri hala okumamış ve okumak isteyen kitap dostları için güzel bir başlangıç olacaktır diye düşünüyorum.


“Böylesine uzun, görünüşte tam bir uzaklaşmadan sonra, Tanrı’ya çocukluğunda, ilk gençlik yıllarında olduğu gibi güvenle, içtenlikle yalvardığını hissediyor durmadan. “Tanrım, bağışla, yardım et bize!” diye yineliyordu.” (S.856)

“Sonra titredi, ışık sönmeye başladı, söndü…” (S.923)

YEPYENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE… 

24 Mart 2014 Pazartesi

NERMİN BEZMEN - KURT SEYT & SHURA


MERHABALAR,
Sevgili Kitap Dostlarım,

Diziye de çekilmiş olmanın verdiği rüzgarla çok satanlar listesinde basımından 20 yıl sonra ilk sıralara yükselen bir kitabı paylaşmak istiyorum sizlerle. Belki basıldığı yıllarda da ilgi çekmiştir ama o yıllarda benim yaş grubum için pek de ilgi çekici olmasa gerek. Geçen yıl martta dizi olacağını duymuştum. Kitabı netten kitap satan sitelerde basımının durduğunu okumuş ve kitaba ulaşamamıştım. Bu kadar girizgahtan sonra gelelim romanımıza... 


KİTABIN ÖN İÇ KAPAĞI

Edebiyat dünyasına "Uyandıran Aşk" isimli şiir kitabı ile adım atmış olan Nermin Bezmen, bu kez Çarlık Rusyasının debdebeli yaşantısından Bolşevik ihtilali ile İstanbul'a sürüklenen hayatları anlatıyor. 1892'nin Yalta'sından St. Petersburg'un saltanat günlerine, Karpatlar cephesinden ihtilalin cehennemine ve nihayet işgal altındaki İstanbul'a, 1920'lerin Pera'sına, macera dolu bir yolculuk yapacaksınız. Onlarla beraber polkaların, troykaların sihirli alemini, ihtilalin acımasızlığını, parçalanmış Osmanlı İmparatorluğunun son günlerini yaşayacaksınız.

Kurt Seyt: Mirza Eminof'un oğlu olarak servet ve ünvanla doğmuştu. Yakışıklıydı, hırslıydı, cesurdu. Çar Nikola'nın Muhafız Alayında genç bir Üsteğmen oluşu onu Bolşeviklerin ölüm listesine dahil etmişti. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal'in Kuva-yi Milliyesine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Hayatına sıfırdan başlarken elinde kalan serveti sadece gururu ve aşkıydı.



Shura: Tchaikovsky nağmelerinin romantizmi ile sarılmış karlı bir Moskova gecesinde, henüz onaltısındayken saf güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyit'in dünyasına girdi. Ailesinin ünvanı, serveti onun da ülkesinde kalmasına yardımcı olamadı. Sevdiği erkekle atıldığı bu macerada bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıtılar.

Büyük bir aşkın, harbin, ihtilalin, hasret ve hüzünlerin hikayesi ile okuyucuyu baştan sona kendine has bir tat, merak ve heyecanla sürükleyen, uzun süren araştırmaların gerçeklikle aktarıldığı bir roman, "Kurt Seyt ve Shura."



ÖZET

Kitabımız, romanımızın kahramanı Kurt Seyt ile  1916 Pentograd’da başlamakta. Seyit geceyi kızıl saçlı bir kadınla geçirmiştir. Gecenin sabahında 24 yaşındaki Üstteğmen Seyit Eminof, Moskova’ya gidecektir.
Aynı tarihlerde Julian Verjensky kızları Alexandra ve Valentina ile Kislovodsk’tan Moskova’ya ameliyat olmak için gelmiştir. Gece Borinsky’lerin malikanesindeki davete katılırlar. Andrei Borinsky ile Julian Verjensky aynı petrol şirketinin ortaklarıdır.

Bu davet Alexandra, ailesinin çağırdığı isimle Shura’nın büyüklerle beraber katılacağı ile davettir. Shura henüz on beş yaşındadır. İlk defa katıldığı bu davette Shura, Üstteğmen Seyit Eminof ile tanışır. Seyit (Shura Seyt demekte. ) Shura’yı kısa zamanda etkisi altına alır. Seyit de Shura’nın masumiyetinden çok etkilenir. Ettikleri dansın ardından ilk defa öpüşürler.

Ertesi günlerde baba Verjensky, ameliyat olur. Amaliyat başarılı geçer. Ancak her ne kadar Julian Verjensky eski sağlığına kavuşamayacak olsa da, hastalığın ilerleyişi durdurulmuştur. Artık bir hortum yardımı ile nefes alacaktır.

Babasının ortağı Andrei Borinsky, babaları hastanedeyken kızları malikânesine götürür. Aynı gece Bolşoy Tiyatrosu’nda Borinsky’nin ev sahipliği yaptığı bir davet vardır. Davette Tchaikovsky’nin Kuğu Gölü temsili yapılacaktır. Shura gösteriden çok etkilenir. Temsili izlerken Seyit de Shura ile birliktedir.


Davetin ardından Borinsky’lerin malikanesinde  bir davet daha verilecektir. Davete temsilde sahne alan sanatçılar da davetlidir.  Baş balerin Tatiana Thoupilkina,Kurt Seyit’in en yakın arkadaşı Celil Kamilof’un sevgilisidir.  Shura Tatiana ile de kısa sürede kaynaşır. Ertesi gün hastane çıkışı Seyit, Tatiana, Shura ve Seyit Moskova turu yaparlar. Gezinin ardından Tatiana’nın orman içindeki evinde yemek yerler ve piyano eşliğinde eğlenirler. Burada Seyit ve Shura birbirlerine duydukları tutkuya karşı koyamazlar ve birlikte olurlar.

Çok geçmeden Seyit, Pentograd’a, Shura da babası ve kız kardeşi ile Kislovodks’a döner. Seyit oradan da Galiçya cephesine geçer. Aşkları çoğu zaman bir diğerine ulaşmayan tek tük mektuplarla devam eder.

Pentograd, Moskova, Kırım ve ardından Türkiye’de devam eden hikâyemiz böyle başlamakta. Ardından 1892’ye Seyit’in doğumuna, “Kurt” adını alışına, on iki yaşında yapılan sünnet düğününe, Çar’ın Hassa Subayı babası Mirza Mehmet Eminof aracılığı ile gönderdiği unutulmaz hediyeye, ardından Pentograd’daki askeri okula kayıt oluşuna, Çar Nicholas Alexandrovich Romanov’un hassa subayı oluşuna, oradan İstanbul’a gelişinin hikâyesi anlatılmakta 520 sayfalık kitabımızda. 


 

KİTAPTAN NOTLAR

Nermin Bezmen’in Kurt Seyt & Shura adlı kitabı gerçek bir hayat hikayesinden hareketle yazılmış. Kurt Seyit gerçekte yazarın anne tarafından  dedesidir. Romanımız 1890′ların Çarlık Rusya’sından 1920′lerin Türkiye’sine kadar olan bir dönemi kapsamaktadır. Okuyucusunu  Çarlık Dönemi Rusya’sından İstanbul Beyoğlu’na, Pera’ya sürükleyen bu roman bir aşk romanı olmanın ötesinde belgesel özellikler taşımakta.

Yazarın dedesi demişken,değinmeden geçemeyeceğim.  Yazarın dedesi Kurt Seyit ile büyük büyük dedesi Miralay Mühendis Ali Rıza Bey’in Galiçya Cephesi sonrası karşılaşmaları, Seyit’in her ne kadar istese de ona yardım edememesi, kitabın ilginçliklerinden. Acaba bu karşılaşma gerçek mi kurgu mu çok merak ettim doğrusu?

“Özlemek, oğlum, ancak sevdiklerin olduğu müddetçe gerçekleşen bir duygudur. Bu da insana mutluluk vermelidir. Yeter ki, sevdiklerin bir daha hiç görüşemeyeceğin uzaklıklarda olmasınlar. Özlem o zaman yaman olur.” (S.84)

Kitapta Rusya’da başlayarak İstanbul’a uzanan bir aşk hikâyesi anlatılmakta. Kurt Seyt ve Shura’nın hikayesi. Bu aşka belgesel olaylar da fon olmakta. Rus – Alman savaşı, Mart Devrimi, Ekim Devrimi, Bolşevik İsyanı, Romanov’ların katli, İstanbul’un İşgali, Kurtuluş savaşı… Yazar zaman zaman kitaba ara vererek ya da romandaki kahramanların ağzından anlatmakta olayları.
Özellikle Kurt seyt’in Moskova gezisi esnasında verdiği bilgiler ile yazarın ara ara kitaba kısa aralar verdiği tarihi bilgiler çok ilgimi çekti doğrusu.

“ Şu Hint tapınağı gibi kubbeleri olan bina, Uspenski Katedaralidir. Çarların taç giyme töreni burada yapılırmış. 1472’de yıkılmış, sonra 1475-1479 arası Bolonyalı bir sanatçı tarafından yeniden inşa edilmiş. Bizans mimarisinde ama bana sorarsan, bu Hint işi kubbelerin ne işi var Moskova’da hiç anlamam.” (s. 46)

Ancak yazarın Kurt Seyt’in de öldürülecekler listesine girmesine sebep olan Çar ve ailesinin katline yeterince yer verilmediğini düşünüyorum.

“ 16 Temmuz’u 17’ye bağlayan gecenin bir buçuğunda aylardır Ekaterinburg’da hapis hayatı yaşayan Çar Nicolas Alexandrovich Romanof, karısı Çariçe Alexandra Feodoravne ve beş çocukları kaldıkları yerden mahzene indirildiklerinde,kendilerinin yardım sesini duyacak bir kul yoktu.” (s. 269)

Kırım tarihini (s. 57-61) uzun uzadıya anlatmakta. Bu anlatımlar bence uzunluk bakımından dozunda. Okuyucuyu sıkmamakla birlikte kitaptaki olayları anlama bakımından okuyucuya yardım etmekte.

Shura ve Seyit’in birlikte olmalarının ardından Seyit’in Pentograd’a oradan Galiçya’ya geçişi ve ardından Shura’nın Kislovodks’a gitmesinden sonra olaylar 1892’ye dönmekte ve Seyit’in doğumundan itibaren Shura ile tanışmasına kadar devam eden 24 yıllık yaşantısı anlatılmakta. Bu kısımlar devam ederken Shura ve Seyit aşkından biraz kopulmakta. Hatta bu aşk fazlaca geri planda kalmakta.

Öte yandan Shura’nın hayatından - Shura’nın fiziksel özellikleri dışında - pek de fazla söz edilmemekte. Hatta babasının ölümü bile satır aralarında geçmekte. Yazar Shura ile ilgili bir kitap yazma niyetini anlatıyor kitabının sonundaki epilogda. Güzeller güzeli, Shura ilgili bölümleri bu kitaba mı sakladı acaba? Kitabın ilk basımının üzerinden 20 yıldan fazla süre geçmesinin ardından ne zaman yazılacak acaba? 

Kurt Seyt’in yaşamı,  yazarın Kurt Seyt&Murka adlı kitabı ile devam etmekte.  Ancak ben Murka’dan daha çok merak ediyorum Shura’yı… Kitabın dizi olduğu bu günlerde ben Shura ile ilgili kitap çıkar belki diye umarken, yazarın “Dedem Kurt Seyt & Ben” adlı kitabı piyasaya sürülmekte. Bu konuda hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur.




Kitabımız 458. Sayfada tamamlanırken, yazar 465. Sayfaya kadar süren  “EPİLOG”a yer vermiş. Bu kısımda dedesi Kurt Seyt ve Shura’nın aşkını konu alan kitabın yazım süreci, kitapta yer almayan bilgiler (Örneğin Mirza Mehmet Eminof’un Bolşeviklerce öldürülmesi…) yer almakta. Ancak bu olaylardan konunun muhataplarının bilgisi olup olmadığına hiç değinilmemekte. Acaba Kurt Seyit babasının öldüğünü öğrenebildi mi? Shura’nın ablasının Shura ve Kurt Seyit’in birlikte İstanbul’a geldiklerini biliyor muydu? 

Kitabın 485.-520. Sayfaları arsında Kurt Seyt’e Shura’ya hikayeye dahil olan pek çok karaktere ait fotoğraflar yer almakta. Bu fotoğraflar olayların seyrine büyük katkı sağlamakta. Fotoğraflara yer verilmesi bence son derece güzel bir karar olmuş. Ayrıca yazarın olayların geçtiği mekânları tek tek ziyaret etmekteki azmini ve cesaretini kutlamamak elde değil.

Romanda aklımda soru işaretleri bırakan bölümler de yok değil elbette. Shura ile Seyit’in arasına giren soğukluk ve Seyit’in Murka ile evlenmesi, Seyit’in Türk kızı ile evlenmesini isteyen babasını ve ailesini geride bırakmasına, Shura’nın yaptığı fedakarlıklara rağmen ilişkilerinin devam etmemesi, hayal kırıklığı yaratan ayrıntılar…


Ardından Seyit’in evlendikten sonra bile Shura ile ilişkisinin devam etmesi,  Seyt’in karakterini ortaya koymak bakımından önemli ayrıntılar. Bu satırları okurken Seyt’e kızmadım, hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur. Hayatında onu seven iki gencecik kadına da yazık etti bence. Ufacık bir anlaşmazlık yüzünden Shura’ya, Shura’yı unutmak için evlendiği Murka’ya…

Son olarak; Rus edebiyatına ait eserleri okumayı çok seven bir okuyucu olarak Rusya’nın mekan olarak yer verildiği belgesel tadındaki aşk hikayesini sevdim doğrusu.. Keşke mutlu son olsaydı…

“Hayatın akışı çok nadiren insanın kendi eline geçer. Ve o anları da insan zaten fark etmeden geçirir. Zayıflığını ise, ancak kaderin kendisini yendiği zaman fark eder. o zaman da yapacak pek bir şey kalmamıştır. “ (s.362)

“Kader, zaten bu değil miydi? Hayatın kendi arzusu, kontrolü dışındaki sürüklenişi değil miydi? Tesadüf eseri, kaderin getirdikleri hayallere uyuyorsa “Şans” denilip geçiliyordu. Yoksa, adı sadece “Kader” olarak kalıyordu.” (s.378)

“Aldatılmışlığı, aldatarak, daha katlanılır hale getireceğini sanıyordu insan. Ama, hep aksi oluyordu. Her şey gittikçe zorlaşıyordu. Garip olan, birbirlerine o kadar benziyorlardı ki, hatalarda bile bir diğerini tekrara başlamışlardı.” (s.382)


“ Sevgi? Bilmiyorum… Sevginin sınırının ne olabileceğini çoktan unuttum. Benim sevdiğim herkes, her şey, Seyt’in benliğinde. Kislovodsk’u karlı çamları, çan ve çıngırakseslerini, her şeyi Seyt’te görüyorum. Bu, sevginin ötesinde bir şey. Bu, nefes alma ihtiyacı gibi bir şey Alain, bunu sen anlayamazsın. Geri dönemeyeceğim ülkemin resmi o benim için. Onu göremezsem bile, aynı şehirde, aynı yerlerde dolaştığını, nefes aldığını bilmek bana yeter, inan. O, benim İstanbul’daki Rusya’m.” (s.448)

“Elveda Rusya’m, Elveda Seyt, biricik aşkım, elveda…” (s. 458)

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE.. 

SEVGİLER. 

RUS DEVRİMİNİ ANLATAN ROMANOV KOMPLOSU 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...