DAVA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DAVA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2019 Cuma

FRANZ KAFKA - BABAYA MEKTUP


MERHABALAR;
Kitaplarım Olmadan Asla Takipçilerim; 


Alman Edebiyatı denince aklıma ilk gelen isim Johann Wolfgang Goethe oluyor. Yakın döneme geldiğimizde ise; Stefan Zweig ve Franz Kafka bence damgasını vuruyor. Bu iki yazara olan okuma sevgimi blogumu takip edenler bilirler. Bu yazımda da Kafka'nın yazım hayatını, karakterlerini daha anlamlı kılacak bir kitabı paylaşmak istiyorum sizlerle. Bu arada blogumda Goethe olmadığını da fark ettim.  En kısa sürede Genç Werther'in Anılarını yine yeniden okuyup, paylaşacağım sizlerle...


ARKA KAPAK
“Kafka’nın ödipal sorunlarını, yazdığı hemen hemen tüm metinlerde görebilirsiniz ama bu mektuptaki gibi asla değil. Sahibine ulaşması bir yana mektubu yazdıktan sonra babasına duyduğu müthiş korkudan mektubu bir daha eline alamadığını düşünür insan ama yine de Kafka’nın babasına karşı yaşamında yaptığı en büyük saldırıdır bu. Kafka babasına hayranlık ve nefret ikileminde bir çözüm yolu aramamıştır, çözüm yolu aramaya bile cesaret edememiştir. Bu cesaretsizliği yaşamının her alanına yansımış ve silik biri olduğu inancıyla yazmak eylemi de dahil hiçbir işin sonunu getirememiştir. Sonuç olarak aile içi sıkıntılarını çağın sıkıntılarıyla birlikte yaşama talihsizliği yaşayan pek çok çağdaşı ile birlikte (kendisine en çok benzeyeni Albert Camus’dür) modern edebiyatın temellerini atmış oldu.


Sophokles’den Kafka’ya insanlık tarihinin en can alıcı metinlerinden modern psikolojiyi yaratan Freud’un ne kadar haklı olabileceğine ise siz karar verin.”



ÖZET

Kitap mektup formatında olmasından dolayı, özet vermeyeceğim bu defa… Kitaptan Notlar başlığı altında kitabı yorumlayacağım. Alıntılar Kafka'yı anlamak bakımından yeterli olacaktır diye düşünüyorum. 

“Benim arkadaşım, şefim, amcam, büyükbabam, hatta ( biraz çekinceli olsa da) kayınpederim bile olsaydın mutlu olurdum. Ama baba olarak çok güçlüydün benim için özellikle de erkek kardeşlerim küçükken öldükleri ve kız kardeşlerim uzun bir aradan sonra geldikleri için. İlk darbeye tek başıma maruz kaldım ben, oysa buna dayanacak gücüm yoktu, çok zayıftım.” (Sayfa 11)



KİTAPTAN NOTLAR
Franz Kafka 1919 yılında geçirdiği ağır grip, veremini iyice arttırınca, 1919’da dinlenmek üzere gittiği Schelesen’de Julie (Söz konusu kadın sol üstteki fotoğraftadır.)  adında bir kızla tanışıp nişanlanır. Aynı yıl kaleme aldığı Babaya Mektup (Brief an den Vater), yazarın bu nişana karşı çıkan babası Hermann Kafka’ya yanıtıdır. 


Kafka’nın 1919 yılında kendi yazısıyla 104 sayfa süren mektubu, babası Hermann Kafka’nın eline hiç geçmemiş, yazarın ölümünden 28 yıl sonra 1952’de 1952 Neue Rundschau dergisinde yayımlanmıştır. (Bu bilgiler alıntıdır.)


Yazarın çocukluğundan itibaren babasına söylemeyi isteyip de  söyleyemedikleri, kırgınlıkları, kızgınlıkları, öfkesi, serzenişleri ve isyanı yer almaktadır mektupta.

“Koltuğunda oturarak dünyayı yönetirdin. Doğru olan senin düşüncendi, bunun dışındaki her fikir sana göre deli saçmasıydı, aşırıydı,anormaldi. ” (Sayfa 14)

Mektup boyunca anılara, Kafka’nın babasının Kafka’nın çocukluğundan itibaren etkisi altına alan baskın ve baskıcı ve kendisi dışındaki hiçbir fikre değer vermeyen karakterinin Kafka üzerinde yarattığı travma açıkça göz önüne serilmektedir.


Hermann Kafka,  bütün yaşamı boyunca çok çalışmış, para kazanmış, her şeyini çocukları uğruna feda etmiş, fakirlikten kendi çabasıyla çıkmış, işlerini büyütmüş, sert mizaçlı, baskıcı ve güçlü bir baba karakteri segilerken oğlu Franz onun tam tersidir. Babası ne kadar sert mizaçlı ise, Franz o kadar duygusal ve narindir. Babası ne kadar sağlıklı ve iri yapılı ise oğlu Franz o kadar hastalıklı ve çelimsizdir. Hatta Franz babasının yanında yüzmek istemeyecek, kıyafet denemeyi istemeyecek kadar babasının bu özelliğinin karşısında ezilir. Hatta babası onu ezmek için özellikle çaba sarf eder.

“O zamanlar her konuda desteğe ihtiyacım vardı. Senin vücut yapın bile moralimi bozmaya yetmişti. Örneğin, ikimizin de aynı kabinde soyunduğumuzu anımsıyorum. Ben zayıf, çelimsiz, inceydim; sense güçlü, uzun boylu, iri yapılıydın. Kabindeyken bile çok zavallı bulurdum kendimi, üstelik sadece senin karşında değil bütün dünyanın önünde. Çünkü benim için her şeyin ölçütü sendin.” (Sayfa 14)  


Babaya Mektup; Dönüşüm, Dava ve Şato’dan sonra okuduğum dördüncü Kafka Kitabı. Ancak Kafka okumaya yeni başlayacaklar için okunması gereken ilk kitap olduğu düşüncesindeyim. Çünkü Kafka’nın Dönüşüm’de kendini “böcek” gibi hissettiren, Dava’da ise sürekli “suç yokken suçlu” hissettiren duygu durumunu anlamak bakımından kitap benim için anlamlı bir okuma oldu. Ve sanki bulmacanın eksik parçası bulunmuş oldu.

“Çocukluğumda senin sözlerin tanrı buyruğuydu benim için, hiç unutmazdım söylediklerini; dünyayı, özellikle de seni değerlendirirken benim için en önemli ölçüt senin sözlerin olurdu ve sen hiç başarılı olamadın bu yolla.” (Sayfa 16)


Kitabı baskı ve kâğıt kalitesi ve cilt anlamında çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Yazım hatasına rastlamadığım için de editörü titizliğinden dolayı kutlamak gerekiyor. Beğenmediğim tek ayrıntı kitapta numaralandırılmış dipnotların açıklamaları kitabın arka kısmında verilmiş olması olması. Okuma esnasında sürekli kitabın arka kısmına gidip gelme gerekliliği okuma bütünlüğünü bozdu. 

“Bana bir kere bile gerçek anlamda dayak atmadığın da doğru. Ama bağırıp çağırmaların, yüzünün kızarması, pantolon askılarını hemen çıkarıp sandalyenin arkalığında hazır tutman, neredeyse daha kötü oldu benim için. Bir insanın asılmasına benziyordu bu. İnsan gerçekten asılırsa ölür ve her şey o anda biter ama asılması için gerekli olan bütün hazırlıkları izlemek zorunda bırakılır ve ancak ilmek boynuna geçirilmek üzere gözlerinin önünde sallanırken bağışlandığını öğrenirse, bunun acısını yaşamı boyunca çekebilir. Üstelik senin anlayışına göre dayağı hak ettiğimin ve senin merhametinden ötürü son anda dayaktan kurtulduğumun bana açıkça ve defalarca gösterilmesi, içimde büyük bir suçluluk bilinci biriktirdi. Sana karşı her bakımından suçluydum.” (Sayfa 24) 


Dipnotları okumadan da olayı ya da durumu anlamak imkânsız gibi. Bu şekilde 85 dipnot olduğu düşünülürse, durum sıkıcı olabiliyor. Dipnot açıklamalarını bulunduğu sayfanın alt bölümünde yer alsaydı daha keyifli bir okuma olabilirdi.

“Güneşin ortasına kadar uçmanın gereği yoktur; ama dünya dünya üzerinde güneşin zaman zaman ışıdığı ve insanın içini biraz ısıttığı temiz bir köşeye, sürünerek de olsa ulaşmak gerekir.” (Sayfa 45)



Kitapta mektup kısmı 48 sayfa olmakla birlikte; önsöz, ve eklerle birlikte 91 sayfaya çıkmış oluyor. (fotoğraflar, notlar, kısaltmalar…vb.) mektup dışında bu kısımlar da kitabı ve Kafka’yı anlamak bakımından keyifli okumalar oldu. Bu bakımdan da kitabın güzel hazırlandığını söylemeden geçemeyeceğim.

“Seninle sakin bir şekilde konuşmamız olanaksızdı ve bu durumun çok tabii bir sonucu doğdu; konuşmayı unuttum ben. Belki zaten büyük bir hatip olamayacaktım ama sıradan, insanca, akıcı bir konuşmayı başarabilirdim. Sen bana “sözü” çok erken yasakladın.” (Sayfa 18,19)


“Birbirimizle savaştığımızı kabul ediyorum. Ama iki türlü savaş vardır. Biri şövalyece yapılan bir savaştır; bu savaşta bağımsız düşman güçleri çatışır, taraflar kişiliğini korur, her biri kendisi için kazanır, kendisi için kaybeder. Bir de böceklerin savaşı vardır; böcekler hasmını sadece sokmakla kalmaz, hayatta kalmak için onun kanını da emer. Bunlar askerliği meslek edinmiştir ve sen de böyle birisin.” ( Sayfa 54)

 Kafka ve Franz Kafka ile ilgili Christoph Stözl’ün açıklaması da dikkat çekici ve anlamlı: “Hermann Kafka ve Franz Kafka’nın arasındaki kopuş, iki Musevi kuşak arasındaki önüne geçilemeyen uyuşmazlığın sonucudur ve baba-oğul, her ikisi de kendi neslinin en uçtaki örneği olduğu için acı verici boyutlara ulaşmıştır.” 

“Yaşam sabır oyunundan öte bir şeydir; ama itirazın sağladığı düzeltmeyle, ne ayrıntılı olarak açıklayabileceğim ne de açıklamak istediğim bu düzeltmeyle gerçeğe çok yakın bir tablo ortaya çıktı. Bu her ikimizi de biraz rahatlatabilir. Bize yaşamayı da ölmeyi de kolaylaştırabilir.” (Sayfa 55)

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE....

9 Temmuz 2018 Pazartesi

FRANZ KAFKA – DAVA

“Böyle bir davaya maruz kalmak zaten onu kaybetmiş olmaktır.” (Sayfa 122)

MERHABALAR;

Franz Kafka'nın beğenerek okuduğum kitabı "DAVA"yı paylaşmak istiyorum sizlerle...


ARKA KAPAK
Kendini işine adamış, basit hayat standartlarına sahip bir bankacı olan Josef K. otuz birinci yaş gününün sabahında evine gelen memurlardan hakkında bir dava açılmış olduğunu öğrenir, ne var ki işlediği suç bir türlü açıklanmaz. O da umutsuzca bir çabayla onu bu gizemli davadan çekip çıkaracak kişilerin kapısını çalar ve kendisini bekleyen sona adım adım yaklaşırken bir aynaya bakar gibi vicdanıyla yüzleşir. 

Kafka, bilinen ve bilinmeyen kısıtlamalara karşı bir özgürlük arayışı içine giren, bu kısıtlamalara inanmayı reddeden ancak yine de onlara boyun eğen bir adamın hikâyesini anlattığı Dava’da aynı zamanda kendine özgü bir buğu arasından dönemle hesaplaşmasını da yapıyor. 
Okuyucunun ışık ararken karanlık bir tünele girdiğini ancak yolun sonunda kendisiyle baş başa kaldığında fark edeceği, çağının ötesinde yazılmış bu dâhiyane kitabı Çağlar Tanyeri’nin özenli çevirisiyle sunuyoruz.


“…şu anda yapabileceğim tek şey, soğukkanlılıkla bölümleme işlemine devam eden aklımı sonuna kadar korumak. Her zaman yirmi elle birden dünyaya dalmak istedim, üstelik pek de uygun bulunmayan bir amaç için. Doğru değildi bu. Bir yıllık bir davadan bile ders almadığımı mı göstereceğim şimdi? Kalın kafalı bir insan olarak mı göçüp gideceğim? Davanın başında ona son vermek ve şimdi de, sonunda, ona yeniden başlamak istediğimi mi söylesinler arkamdan? Böyle söylemelerini istemiyorum. Bu yolda yarı dilsiz, anlayış yoksunu beyleri yanıma verdikleri ve zaruri olanı kendime söylemeyi bana bıraktıkları için müteşekkirim.” (Sayfa 274)



ÖZET
Romanın kahramanı Josef K. otuz yaşındadır. Önemli bir bankada üst düzey bir görevde çalışmaktadır. İyi bir insan olarak tanınmaktadır.  Birçok farklı insanın odalarında kirada oturduğu Frau Grubac’ın evinde pansiyoner olarak oturmaktadır. Bekârdır.
Yaş gününde hayatı parçalanır. Bir sabah Josef K. hala yataktayken; polis olduklarını söyleyen ancak sivil giyimli kişiler tutuklandığını bildirmek için kaldığı pansiyona gelirler. Tutuklandığını ve mahkemeye gelmesi gerektiğini dikte ederler. Josef K. tutukludur ama onu gözaltına almazlar, tutuklu olsa da serbestçe dolaşma imkânı vardır. Josef K. her hangi bir suç işlediğini hatırlamaz. Suç işlemediğinden emin olan Josef K. ne yapacağını bilemez durumdadır. Bu duruma bir türlü anlam veremez.
“Bu noktada belirleyici olan sadece sanığın masumiyeti galiba. Siz de masum olduğunuza göre yalnızca masumiyetinize güvenmeniz mümkün gerçekten de. Ama o zaman da ne bana ihtiyacınız olur ne de bir başkasının yardımına.” (Sayfa 187)

Tutuklamayı yapan kimseler de işlediği suç ile ilgili her hangi bir açıklamada bulunmazlar. Aradan zaman geçtikçe kaderinin gelişigüzel sivil bir mahkemenin elinde bulunmadığını da görür. Durum karmaşık ve kaygı vericidir. Suçu ya da kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiçbir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes suçlu olduğu konusunda hemfikirdir. Kendi davası hakkında çevre adliyelere gider, yetkili kişilerden bilgi almaya çalışır fakat hiçbiri bunun mümkün olmadığını, kendisine bir şey söyleyemeyeceklerini bildirir. Aynı zamanda, garip bir şekilde bölgede yaşayan hemen hemen herkesin, Josef K. adına açılmış bu davadan haberi vardır. 


Mahkeme işleri saçma sapan yerlerde yürütülür. Yargılama muğlaktır. Hiç kimse hatta mahkeme görevlileri de işin iç yüzünü anlayamazlar. Mahkemenin küçük rütbelileri soysuzlaşmıştır. Kimse berat edememektedir.

“Şüpheli için hareket durgunluğa yeğdir. Zira kendisi bilmese de durgun olan birinin her an terazinin bir kefesinde günahları tartılıyor olabilir.” (Sayfa 233)

Josef K. roman boyunca kendisini temize çıkarmak hiç değilse kendisine yöneltilen suçun ne olduğunu anlamak için amansız bir mücadeleye girer. Bir yıl boyunca pek çok kişiye başvurarak yardım ister. 

DEVAMI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle, kitabın fiziki yapısından bahsederek başlamak istiyorum. kitabın kapağı bez ciltli olarak basılmış. Renk seçimi ve kapak yapısını beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Kitabın içeriği ve kapağın uyumlu olduğunu düşünüyorum.  

Dava, (Der Proze), bir sabah uyandığında kendisini sebebini anlamadığı bir suç nedeniyle dava edilmiş bulan Josef K. adlı kahramanın absürt durumunun anlatıldığı bir Franz Kafka romanıdır.
“Mahkeme senden hiçbir şey istemiyor. Eğer gelirsen seni kabul eder ve gidersen de seni salıverir.” (Sayfa 269)
Kitap kendi içindeİlk Soruşturma, Bayan Grubach’la ardından Bayan Bürstner’le konuşma, Bayan Grubach’la ardından Bayan Bürstner’le konuşma, Tutuklanma…” gibi alt başlıklardan oluşmaktadır.
“Dönüşüm” de Gregor Samsa’yı “işe yaramaz bir böceğe çeviren” duygu Dava’da suçluluk duygusu olarak ortaya çıkar. Absürt olan şudur ki; Josef K.’nın hangi suçu işlediği belli değildir. Suçlama vardır suç yoktur. Tıpkı Gregor Samsa gibi; Josef K.’da da zayıf, itilmiş, güçsüz, çaresiz sonunda da teslimiyetçi karakter özellikleri göze batar. Gregor Samsa ölmek için kendini nasıl aç bıraktıysa; Josef K.da kendini teslim alan polislere direnmez.


 Dava’da sadece bir tek karakter varır. Hikaye Josef K. etrafında döner. Romanda geçen diğer karakterlerin çoğu adsız ve hemen hemen nitelikten yoksundur. Josef K. isminin yazarın adına söyleniş olarak benzemesinden dolayı bu karakterlerin yazarın bilinçaltının karakterleri olduğunu düşünmekteyim. Kafka’nın , kötü bir çocukluk dönemi geçirdiği,  babası tarafından sürekli baskı altında tutulup, “böcek gibi olmakla” suçlandığı; babası tarafından sindirilmiş annesi tarafından da yeterince desteklenmediği pek çok kaynakta yer almaktadır. Yazarın yaşadığı baskıcı aile yaşamanın ve yaşadığı dönem boyunca Yahudilere uygulanan baskıların yazarın bilinçaltını etkisi altına alan suçluluk duygusunun romanda Josef K. adıyla ortay çıktığını düşünüyorum. Baba baskısı mevcut rejimin ardına gizlenmiş gibidir. Kafka’nın babası ile iletişim kuramadığı gibi Josef K.’da suçlandığı davada kimse ile iletişim kuramamaktadır. İletişim kuramadığı otoriteye ölümüne teslim olur sonunda. Davanın sebebinin Josef K.’nın tevkif sebebinin kitapta yer almamasından yola çıkarak; yazarın gerçekte suçlu olmadığı halde kendi içinde yazara hissettirilen suçluluk duygusunun bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Yazarın hayatında ve yazın hayatında ön plana çıkan “baba” profilinin bu duygunun temeli olduğunu düşünüyorum.


Dava; kendisine özgü özellikleri bulunan, belirsiz bir şehirde geçer. Dava’nın geçtiği mekan da belirsizdir. Ancak yazarın yazarın yaşadığı dönemi ve olayları göz önünde bulundurursak; şehrin de Prag olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Yazarın roman boyunca seçtiği mekânlar ise dağınık, izbe hatta klostrofobiktir bence. Mahkeme salonları, ressamın atölye olarak da kullandığı odası bende özellikle bu duyguyu uyandırdı. 

“Yalan dünya düzeni haline geliyor.” (Sayfa 268)

Roman biterken belki de yazarın yaşadığı dönemi ya da ruh halini tam anlayamadığım için aklımda kalan soru işaretleri de oldu elbette. Belki de kitapla ilgili yazılan makale ve yorumlarda yanıtları vardır sorularımın. İlk aklımda kalan Josef K. götürülüşüne itiraz etmeği için ve yardım isteyebilecekken polisten yardım istemediği için; “intihar mı etti, yoksa idam mı edildi?, Mahkeme salonları neden evlerin çatı katındadır. Bu simgeler acaba neyi temsil etmektedir.

Ben kitap seçimlerimi yaparken ruh halimle de bağlantılı olarak; beni zorlayan, araştırmaya sevk eden kitapları seviyorum. Dava da bu tarz kitaplardan oldu benim için. Bu nedenle okurken keyif aldım. Ve yazarın ölümünden sonra yazdıklarını teslim edip yakmasını istediği arkadaşı Max Brod'a da bir teşekkürü borç biliyorum. 


Etiketli olmayan görseller alıntıdır. 

24 Haziran 2016 Cuma

FRANZ KAFKA – DÖNÜŞÜM

 MERHABALAR,

Sizlerle Franz Kafka’nın “Dönüşüm”ünü paylaşmadan önce yazara ait cümlelerle başlamak istiyorum yazıma. Bu cümleler yazarın kendi eserini çok güzel tanımlıyor bence;

“Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay.” 


ARKA KAPAK

Franz Kafka’nın 1915’te yayımlanan Dönüşüm adlı öyküsü, yazarın, anlatım sanatının doruğuna ulaştığı bir eseridir. Küçük burjuva çevrelerindeki yozlaşmış aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen bu uzun öykü, aynı zamanda toplumun dayattığı, işlevini çoktan yitirmiş kalıplara bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı bir biçimde dile getirir. 
Kitabın değişim olarak bilinen adının gerçekte dönüşüm olduğu ifadesini Ahmet Cemal’in açıklamasında bulur: “Gregor Samasa’nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat “başkalaşım”dır. O, insanlığını koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur.”
Bu açıklama, Kafka’nın eserini tanımlarken kullandığı ifadeyle de örtüşür. “Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var… Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay.”


ÖZET,

Öyküye başlarken;
“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahverengi, sertleşen kısımların oluşturduğu yay biçimi çizgilerle parsellere ayrılmış karnını görüyordu; karnının tepesindeki yorgan neredeyse tümüyle yere kaymak üzereydi ve tutunabileceği hiçbir nokta kalmamış gibiydi. Gövdesinin çapıyla karşılaştırıldığında acınası incelikteki çok sayıda bacak, gözlerinin önünde çaresizlik içerisinde parıltılar saçarak sallanıp durmaktaydı.” 

Gregor Samsa bir sabah uyandığında, kendini bir böceğe dönüşmüş olarak bulur. Odasına göz attığında herhangi bir değişiklik yok gibidir. Biraz uyusa, uyanınca her şey yoluna girecektir belki de. Sağına dönüp uyumaya çalışır ancak yeni bedeniyle ne kadar uğraşırsa uğraşsın sağına dönmesi imkânsız gibidir. Bu esnada Gregor işini düşünmeye başlar. Erkenden kalkışını, yolculuk etmekle geçen günlerini… Ama her ne kadar işinde çok yorulsa ve bundan memnun olmasa da işini değiştirmesi imkânsız gibidir. Çünkü babasının patronuna borcu vardır. Babasının borcu bittiğinde patronuna gerçek düşüncelerini söyleyecek ve işi bırakacaktır. Ama buna daha çok vardır. Şimdi kalkmalı ve kaçırdığı trenden sonraki trene yetişmelidir. Zira beş yıllık çalışmasında hiç hastalanmamış, hiç geç kalmamıştır. 

Bu esnada kapı çalınmaya başlar. Önce annesi kapıyı çalar, ardından babası kapıyı yumruklar. Neyse ki kapı kilitlidir de içeri giremezler. Gregor’un niyeti kalkıp kahvaltı etmek yapacaklarını düşünmek ve karara varmaktır. Denetim altına almakta zorlandığı minik bacakları kalkmasına izin vermez. Bu sırada mağaza müdürü de Gregor’u sormaya gelir. Sonunda kendini yataktan atarak inmeyi başarır. 

Ancak kapıyı açamaz. Ailesi ve müdürü başta Gregor’un hasta olduğunu düşünürler. Yoksa işine gitmemesinin başka açıklaması yoktur. Gregor da hasta olduğunu, işten kaçmak gibi bir niyeti olmadığını, toparlanır toparlanmaz yola çıkacağını söyleyerek müdürü iknaya çalışır. Babası kız kardeşi Grete’yi doktor ve çilingir için dışarı yollar.

Gregor böcek bedeniyle büyük bir çaba harcayarak ayağa kalkmayı ve anahtarı kendine zarar verme pahasına çevirmeyi başarır. Manzara dışarıdakiler için korkunçtur. Gregor onlarla iletişim kurmaya çalışsa da çabaları boşunadır. Bu çabalar onları daha fazla korkutmaktan başka işe yaramaz. Annesi babasının kollarında bayılır, müdür koşar adım uzaklaşır. Babası onu bir darbe ile bayıltır.

Gregor uyandığında akşam olmuştur. Kendisini odasında yaralı bulur. Çok da açtır. Kız kardeşi Grete’nin bıraktığı sütü içemez. Sabah sütün içilmediğini gören Grete eski bir gazete üzerine çeşitli yiyecekler koyarak Gregor’un neler yiyebileceğini kestirmeye çalışır. Gregor’un bakımını böylece kız kardeşi üstlenir. Grete, Gregor’un bir gün eski haline dönüşeceği umudunu da korur. 

DAHASI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR

Kafka’nın “Dönüşüm”ü üzerine çok yazılmış; pek çok akademisyen üzerine tezler psikolojik çözümlemeler yapılmış olduğundan üzerine görüş bildirmek gerçekten zor. Edebiyat eğitimi almamış bir kitapsever olarak izlenimlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle…

“Dönüşüm” benim okuduğum ilk Franz Kafka kitabı. Kafka’ya, sosyal medyadan blog âlemine, edebiyat dünyasından, psikoloji analizlerine pek çok yerde rastlamama ve merak etmeme rağmen okumaya ancak fırsat bulabildim. Ve bu gecikmeden dolayı da pişman oldum doğrusu... Ardından kitabı defalarca okudum ve her okumamda farklı ayrıntılar yakaladım. Ve bu kadar az sayfada anlatılan bir hayatın neden bu kadar sevildiğini, üzerine neden bu kadar çok konuşulduğunu anlamış oldum.

Kitabımız son derecece vurucu bir cümleyle başlamakta: “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Kitap ardından bu eksende devam etmekte. Gregor Samsa her ne kadar “böcek” olarak uyansa da bu durumu yadırgamak yerine işe nasıl gideceğinin telaşına düşmekte. Çünkü babasının patronuna borcu bulunmakta ve bu borç Gregor’u patronun kölesi yapmakta. Gregor, bir trenden inip ötekine binerek yaptığı pazarlama yolculuklarına ve katlanılmaz baskısına bu nedenle katlanmaktadır.

Ben ilk okumaya başladığımda Gregor’un “böcek” olmaktan kurtulmak için çaba sarf edeceğini düşünmüştüm. Ancak yanıldım. Tam tersi Gregor “böcek”likten kurtulmak bir tarafa böcek olarak odasının hapishanesinde yaşamına devam etmekte kitabımız boyunca. Kitap ile ilgili bilgi paylaşan pek çok adreste yazarın kendisini “parazit”e benzeten babasına bir göndermek olduğu düşünülmektedir.

Kitaptaki hikâye her ne kadar gerçek dışı olsa da Gregor’un ve ailenin durumu son derece doğal kabul etmesinden midir “böcekinsan”ı son derece doğal buldum bende. Hatta bu kısımları okurken böcek gibi değil de hasta bir insanın hikâyesini okur gibi hissettim. ( Gregor bana felç geçiren ya da bakıma ihtiyaç duyan birisi gibi geldi.) Ailesinin tüm kötü muamelesine rağmen Gregor’un hala ailenin borçlarını düşünmesi, onların çalışmasına üzülmesi de derin bir acı hissi uyandırdı bende. Gregor köle gibi çalışırken umurunda olmayan aile rahatı kaçınca adeta Gregor’a düşman olmakta ve başlarda Gregor’un bakımıyla ilgilenen kız kardeşi bile ondan kurtulunması gereken bir fazlalık gibi bahsetmekte. Gregor çalışamayınca mecburen çalışan ailenin Gregor çalışırken neden ona yardımcı olmadığı da bir muamma…

Oda hapishanesinde yaşayan Gregor, odasından çıkmak istediğinde babası tarafından saldırıya uğramakta ve çok geçmeden de ölmekte. Bu kısımda hiç değilse aileden oğullarının ölüsüne saygı bekledimse de yine hayal kırıklığına uğradım. Gregor’un böcek bedeni hizmetçi kadın tarafından süpürülüp ortadan kaldırılmakta. Aile ise yas tutmak yerine yeni bir hayatın ilk gününü yaşamaya başlamakta. O gün anne ve baba kızlarının ne kadar büyüyüp güzelleştiğini fark etmeleri üzerine acaba Gregor’un yerine yeni kurban Grete mi olacaktır diye düşünmeden edemedim ve asıl böceğin ailenin babası ve annesi olduğuna emin oldum.

Aslında kitap ile ilgili çok söylenecek çok söz var. Son olarak kapağa değinmek istiyorum. Yazarın kitap kapağında “Böcek” imgesinin görünmemesini istemesine rağmen yayınevlerinin bu konuya hassasiyet göstermemesi bence yazara saygısızlık olmuş diye düşünüyorum. 

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE.. 

SEVGİLER.. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...