DÖNÜŞÜM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DÖNÜŞÜM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2019 Perşembe

FRANZ KAFKA – DÖNÜŞÜM (DİE VERWANDLUNG)


MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA BLOGU DEĞERLİ TAKİPÇİLERİ...

“ Biraz daha uyusam ve bütün bu delilikleri unutsam nasıl olur acaba,” diye düşündü,...” (Sayfa 18)

Alman Edebiyatı denince, Stefan Zweig ile Franz Kafka benim için ayrı bir yere sahiptir. Çağdaş olmaları, benzer olaylarla muhatap olmaları, kitaplarındaki duygu aktarımı göz önünde bulundurulduğunda her ikisini okumak da bana büyük keyif verir. "DÖNÜŞÜM" daha önce blogumda yer verdiğim bir kitaptı. Ancak "DAVA"yı alırken Koridor Yayıncılık'ın bez ciltli kapağının albenisine kapılıp, yeniden almış ve yakın zamanda da okumuştum. Aynı kitabı iki farklı çevirmenin yorumu ile okumak ve yorumlamak ayrıca keyifliydi. 


ARKA KAPAK
En çok okunan klasikler, Türkiye’nin önde gelen çevirmenlerinin özenli çevirileri ve alanında uzman akademisyenlerin editörlüğünde okuyucularla buluşuyor.

Bir sabah yatağında kendini bir böcek olarak bulan Gregor Samsa, yabancılaştığı bedenine bakarken bir yandan da ona nasıl davranacağını bilemeyen aile bireylerinin yaşadığı şokla başa çıkmaya çalışır. Disiplinli yaşam tarzıyla ailesinin geçimini omuzlamış, gezici bir satış temsilcisi olan Gregor’un zihinsel faaliyetleri, dönüşen bedenine rağmen devam etmektedir; ancak ailesi ve işe geç kaldığı için eve kontrole gelen patronu kısa bir şaşkınlık sürecinden sonra onun artık işe yaramaz bir böcek olduğunu kabullenmek zorunda kalır.
Alıştığı düzenden koparak ister istemez bambaşka bir yaşam biçimine geçen Gregor’un iki farklı düzlemin yarattığı gerilim hattında gelişen öyküsünü yorumlamak ise Kafka’nın varoluş labirentinde bir çıkış arayan okuyucunun hayal gücüne kalıyor.
Hayata başkaldırdığı, başka bir deyişle genel-geçer normlarla uzlaşmayı kabul etmediği için koyu bir yalnızlığa itilen bir bireyin aile içinde ezilmesini ve toplumsal anlamda hiçleşmesini okurken, siz de Gregor’la aynı odaya kapatılmış, onun gözünden dışarıya bakarken bulacaksınız kendinizi.



ÖZET
Eser ilk olarak 1915 yılında yayımlanmıştır. Kafka denince akla ilk gelen kitaptır.  Öykü, babasının iflasının ardından ailesinin geçimini üzerine almış, pazarlamacı olarak sık sık seyahat etmek zorunda olan Gregor Samsa'nın bir sabah kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulmasıyla başlar. 

“Gregor Samsa bir sabah tedirgin rüyalardan uyandığında, kendini yatağında azman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Zırh gibi sert sırtının üstünde yatıyordu ve başını biraz kaldırdığında yay biçimindeki eklem sertliklerinin bölümlendiği, en yüksek noktasında  yorganın büsbütün aşağıya kaymamak için zar zor tutunduğu kahverengi, tümsek, karnını gördü. Normal büyüklüğüyle karşılaştırıldığında acınası incelikteki bir sürü bacağı gözlerinin önünde çaresizlik içinde ışıltıyla titreşiyordu.” (Sayfa 17)


Gregor Samsa bir sabah uyandığında, kendini bir böceğe dönüşmüş olarak bulur. Odasına göz attığında herhangi bir değişiklik yok gibidir. Biraz uyusa, uyanınca her şey yoluna girecektir belki de. Sağına dönüp uyumaya çalışır ancak yeni bedeniyle ne kadar uğraşırsa uğraşsın sağına dönmesi imkânsız gibidir.

“Bu erken kalkma yok mu diye düşündü. “insanı tamamen sersemleştiriyor. Uykusunu almalı insan.” (Sayfa 19)

Bu esnada sanki her şey çok yolunduymışcasına Gregor işini düşünmeye başlar. Erkenden kalkışını, yolculuk etmekle geçen günlerini… Ama her ne kadar işinde çok yorulsa ve bundan memnun olmasa da işini değiştirmesi imkânsız gibidir. Çünkü babasının Gregor’un patronuna yüklüce borcu vardır. Bu borç beş altı yılda bitmeyecek gibidir. Babasının borcu bittiğinde patronuna gerçek düşüncelerini söyleyecek ve işi bırakacaktır.

Bu esnada kapı çalınmaya başlar. Önce annesi kapıyı çalar, ardından babası kapıyı yumruklar. Neyse ki kapı kilitlidir de içeri giremezler. Gregor’un niyeti kalkıp kahvaltı etmek yapacaklarını düşünmek ve karara varmaktır. Denetim altına almakta zorlandığı minik bacakları kalkmasına izin vermez. Bu sırada mağaza müdürü de Gregor’u sormaya gelir. Sonunda kendini yataktan atarak inmeyi başarır. 


Ancak kapıyı açamaz. Ailesi ve müdürü başta Gregor’un hasta olduğunu düşünürler. Yoksa işine gitmemesinin başka açıklaması yoktur. Gregor da hasta olduğunu, işten kaçmak gibi bir niyeti olmadığını, toparlanır toparlanmaz yola çıkacağını söyleyerek müdürü iknaya çalışır. Babası kız kardeşi Grete’yi doktor ve çilingir için dışarı yollar.

Gregor böcek bedeniyle büyük bir çaba harcayarak ayağa kalkmayı ve anahtarı kendine zarar verme pahasına çevirmeyi başarır. Manzara dışarıdakiler için korkunçtur. Gregor onlarla iletişim kurmaya çalışsa da çabaları boşunadır. Bu çabalar onları daha fazla korkutmaktan başka işe yaramaz. Annesi babasının kollarında bayılır, müdür koşar adım uzaklaşır. Babası da Gregor’u bir darbe ile bayıltır.


Gregor uyandığında akşam olmuştur. Kendisini odasında yaralı bulur. Çok da açtır. Kız kardeşi Grete’nin Gregor’un sevdiğini düşünerek bıraktığı sütü içemez. Sabah sütün içilmediğini gören Grete eski bir gazete üzerine çeşitli yiyecekler koyarak Gregor’un neler yiyebileceğini kestirmeye çalışır. Gregor’un bakımını böylece kız kardeşi üstlenmiş olur. Bu durum ileriki dönemlerde Gregor ile ilgili kararlarda da etkin olacağının göstergesi gibidir.

Gregor artık çalışmadığı için evde işler yolunda gitmez. Evin babası işe girer. Grete, tezgâhtarlık yapmaya başlar ve böylece konservatuvar hayalinden iyice uzaklaşır. Oysa Gregor kardeşi için para biriktirmektedir ve Grete’yi konservatuvara göndermek istemektedir. 

Ev işlerine bakan iki hizmetçi hem maddi sebeplerden hem de Gregor’dan dolayı işten çıkınca işler anneye kalır. Bu durum ailenin Greogor’dan her geçen gün biraz daha uzaklaşmasına hatta tiksinti duymalarına sebep olur. Dönüşümden önce evin tüm yükünü üstlenen ve saygı gören Gregor bir anda işe yaramaz ve değersiz olmuştur.


Ailenin Gregor’a karşı tiksintisi; Gregor’un odasından çıkmaya cesaret ettiği gece daha da pekişir. Gregor’u gören annenin çığlıkları ve bayılması üzerine babanın öfkesi Gregor’a yönelir. Babası Gregor’u elma yağmuruna tutar. Gregor’un bedenine saplanan bir elma yaralanmasına sebep olur. Elma Gregor’un bedeninde uzunca süre kalır.

“Gregor’un bir aydan fazla acısını çektiği ağır yarası –elma kimse onu çıkarmaya cesaret edemediği için bariz bir anı olarak etinde yapışıp kalmıştı-, onun üzücü ve tiksindirici şekline rağmen kendisine düşman gibi davranılmaması, tam tersine diş sıkarak da olsa ailevi görev gereği katlanılması, sadece ve sadece katlanılması gereken bir aile üyesi olduğunu babasına bile hatırlatmış gibiydi.” (Sayfa 65)

DEVAMI KİTABIMIZDA...


“ “Sevgili annecim ve babacım,” … “bu böyle devam edemez. Siz bunu görmüyor olabilirsiniz, ama ben görüyorum. Bu canavarın karşısında erkek kardeşimin adını telaffuz etmek istemiyorum ve bu nedenle sadece diyeceğim o ki, ondan kurtulmayı denemek zorundayız. Onun bakımını sağlamak ve ona katlanmak için insanın elinden ne geliyorsa hepsini yapmaya çalıştık, öyle sanıyorum ki, kimse bize en ufak bir suçlama yöneltemez.” “ (Sayfa 79)


“ “ Gitmeli buradan,” diye bağırdı kız kardeşi, “tek çare bu, baba. Yeter ki sen bunun Gregor olduğu fikrinden kurtul. Esas talihsizliğimiz bunca zaman buna inanmış olmamız. Oysa nasıl Gregor olabilir ki o? Eğer Gregor olsaydı, insanların böyle bir hayvanla birlikte yaşamasının mümkün olmadığını çoktan kavramış ve kendiliğinden gitmiş olurdu. O zaman bir kardeşten yoksun kalırdık, ama onu saygıyla anarak yaşamaya devam edebilirdik” (Sayfa 81)



KİTAPTAN NOTLAR

Söz konusu kitap “Dönüşüm” olunca;  insanın söyleyeceği pek çok cümle olsa da bir taraftan da insanı çaresiz hissettiriyor insana. Stanley Corngold, “Eleştirmenin Çaresizliği” adlı kitabında “Dönüşüm” ile ilgili 130 farklı açıklamaya yer vermiştir. Bu kadar açıklamayla elbette boy ölçüşemem. Edebiyat eğitimi olmayan bir kitapsever olarak ben de kitabı kendimce yorumlayacağım. Daha önceki yorumuma katılmakla birlikte, ekleyeceklerim de olduğunu söylemek istiyorum. Aynı kitabı okusam da okuyan ben aynı değilim sonuçta.


Kafka'nın 25 Ekim 1915'te “Dönüşüm” ü basan yayınevine gönderdiği ve ilk baskının kapak resmi ile ilgili sıkıntılarını anlattığı mektupta “Böcek” (Insekt) kelimesini kullanır ve “Kapakta böcek olmasın. Uzaktan bile görülmesin” der. Yazarın “Dönüşüm”ün kapağında böcek metaforunun olmamasını istediğini ve pek çok yayın evinin bu duruma saygı göstermediğinden yola çıkacak olursak; kapağında böcek olmayan  kitap olmuş diyebiliriz. Bu konuda gösterdiği hassasiyet bakımından yayın evini kutlamak lazım.

Kitabın kapak ve kağıt kalitesi de tartışılmaz. Koridor yayınlarının bez ciltli klasiklerini gerçekten çok beğeniyorum. En kısa sürede sayılarının artmasını umuyorum. Sırası gelmişken, söylemeden geçemeyeceğim; cilt ve baskı olarak “Öteki Yayınları” nın da baskılarını beğendiğimi söylemeliyim. Şato, Milena’ya Mektuplar, Felice’e Mektuplar, Babaya Mektup, Öteki Yayınlarından aldığım eserleri yazarın.

İçeriğe gelince başlangıçta böceğin türü ya da tam büyüklüğü ile ilgili kafamda soru işaretleri oluşmuştu. Böcek insan boyutunda mıydı yoksa bir böcek boyutuna göre mi devasaydı. Gregor bir taraftan kapıyı açarken, öldüğünde bir küreğe sığacak kadar küçük oluyor çünkü.
Böceğin türüne de gelince Gregor’un ölümünden sonra hizmetçinin “bok böceği” demesi türüne işaret ediyor bence. 

Bu tanımlama duyulan tiksintiyi açıklar gibi. Gregor’un kendini böcek gibi hissetmesine gelince burada iki seçenek var bence. Franz Kafka Almanca konuşan, Çek asıllı bir Yahudidir. I. Ve II. Dünya Savaşları arasında yükselişe geçen Faşizm’in etkisiyle dışlanan, Yahudilere bir gönderme mi, yoksa babası tarafından asla takdir görmeyen ve hor görülen Kafka’nın bizzat kendisine mi bir gönderme acaba. Belki ikisi birlikte Gregor’u yaratmıştır kim bilir? Samsa Ailesi ile Kafka Ailesi'nin benzerliği ve Herman Kafka'nın oğluna "Ailenin sırtındaki parazitsin" dediği iddiaları bu savı destekler niteliktedir. 


Franz Kafka’nın ismine söyleniş olarak benzeyen Gregor Samsa, bence pek çok eleştirmenlerinin iddia ettiği gibi; Kafka’nın gerçek yaşantısından izler taşımaktadır. Ailesi içinde sadece kız kardeşi Ottla  ile yakınlığı, özellikle babasının kendisine benzememesinden dolayı “asalak” olarak görmesinden yola çıkarak kitapta Kafka’nın kendi dışlanmışlığını, yalnızlığını anlattığını düşünüyorum. Aynı zamanda Kafka'nın hasta (tüberküloz) olduğu zamanlarda kız kardeşinin yanında köyde kaldığı dönemlere de bir gönderme olabilir.  

“Babaya Mektup”u okuduktan sonra bu duygum pekişti diyebilirim. (Bence; Kafka okumaya başlamak için en uygun eser “Babaya Mektup”.  Kafka, okurken akılda soru işareti olarak kalan eksik parçayı bulmak için en uygun kitap bence. Bu kitapta da  Hermann Kafka kadar olmasa da baba baskınlığı hissediliyor bence.)


Bir de kitapta aklıma gelen sorulardan bir de Grete, Gregor’dan kurtulduktan sonra yeni kurban mı sorusu aklıma takıldı doğrusu. Gelişen ve dişileşen Grete çalışmayı pek de sevmeyen iflas eden babasının ve hasta annesinin yeni kurtrıcısı mıdır acaba? Bu sorumun yanıtını kitaptan uyarlanan filmde buldum gibi. Çünkü film mağaza sorumlusunun gezinti esnasında Grete ile karşılaşmakta ve imalı bir biçimde genç kıza bakmaktadır 1975 yapımı  Jan Němec filmi bu durumu destekler niteliktedir. Aynı filmde duvarda asılı "Kafka"ya ait fotoğraftan yola çıkılarak Samsa'nın Kafka olduğu fikri güçlenmektedir. 


Yeni paylaşımlarla görüşmek üzere... SEVGİLER...
NOT: ETİKETSİZ GÖRSELLER ALINTIDIR. 

15 Mart 2019 Cuma

FRANZ KAFKA - BABAYA MEKTUP


MERHABALAR;
Kitaplarım Olmadan Asla Takipçilerim; 


Alman Edebiyatı denince aklıma ilk gelen isim Johann Wolfgang Goethe oluyor. Yakın döneme geldiğimizde ise; Stefan Zweig ve Franz Kafka bence damgasını vuruyor. Bu iki yazara olan okuma sevgimi blogumu takip edenler bilirler. Bu yazımda da Kafka'nın yazım hayatını, karakterlerini daha anlamlı kılacak bir kitabı paylaşmak istiyorum sizlerle. Bu arada blogumda Goethe olmadığını da fark ettim.  En kısa sürede Genç Werther'in Anılarını yine yeniden okuyup, paylaşacağım sizlerle...


ARKA KAPAK
“Kafka’nın ödipal sorunlarını, yazdığı hemen hemen tüm metinlerde görebilirsiniz ama bu mektuptaki gibi asla değil. Sahibine ulaşması bir yana mektubu yazdıktan sonra babasına duyduğu müthiş korkudan mektubu bir daha eline alamadığını düşünür insan ama yine de Kafka’nın babasına karşı yaşamında yaptığı en büyük saldırıdır bu. Kafka babasına hayranlık ve nefret ikileminde bir çözüm yolu aramamıştır, çözüm yolu aramaya bile cesaret edememiştir. Bu cesaretsizliği yaşamının her alanına yansımış ve silik biri olduğu inancıyla yazmak eylemi de dahil hiçbir işin sonunu getirememiştir. Sonuç olarak aile içi sıkıntılarını çağın sıkıntılarıyla birlikte yaşama talihsizliği yaşayan pek çok çağdaşı ile birlikte (kendisine en çok benzeyeni Albert Camus’dür) modern edebiyatın temellerini atmış oldu.


Sophokles’den Kafka’ya insanlık tarihinin en can alıcı metinlerinden modern psikolojiyi yaratan Freud’un ne kadar haklı olabileceğine ise siz karar verin.”



ÖZET

Kitap mektup formatında olmasından dolayı, özet vermeyeceğim bu defa… Kitaptan Notlar başlığı altında kitabı yorumlayacağım. Alıntılar Kafka'yı anlamak bakımından yeterli olacaktır diye düşünüyorum. 

“Benim arkadaşım, şefim, amcam, büyükbabam, hatta ( biraz çekinceli olsa da) kayınpederim bile olsaydın mutlu olurdum. Ama baba olarak çok güçlüydün benim için özellikle de erkek kardeşlerim küçükken öldükleri ve kız kardeşlerim uzun bir aradan sonra geldikleri için. İlk darbeye tek başıma maruz kaldım ben, oysa buna dayanacak gücüm yoktu, çok zayıftım.” (Sayfa 11)



KİTAPTAN NOTLAR
Franz Kafka 1919 yılında geçirdiği ağır grip, veremini iyice arttırınca, 1919’da dinlenmek üzere gittiği Schelesen’de Julie (Söz konusu kadın sol üstteki fotoğraftadır.)  adında bir kızla tanışıp nişanlanır. Aynı yıl kaleme aldığı Babaya Mektup (Brief an den Vater), yazarın bu nişana karşı çıkan babası Hermann Kafka’ya yanıtıdır. 


Kafka’nın 1919 yılında kendi yazısıyla 104 sayfa süren mektubu, babası Hermann Kafka’nın eline hiç geçmemiş, yazarın ölümünden 28 yıl sonra 1952’de 1952 Neue Rundschau dergisinde yayımlanmıştır. (Bu bilgiler alıntıdır.)


Yazarın çocukluğundan itibaren babasına söylemeyi isteyip de  söyleyemedikleri, kırgınlıkları, kızgınlıkları, öfkesi, serzenişleri ve isyanı yer almaktadır mektupta.

“Koltuğunda oturarak dünyayı yönetirdin. Doğru olan senin düşüncendi, bunun dışındaki her fikir sana göre deli saçmasıydı, aşırıydı,anormaldi. ” (Sayfa 14)

Mektup boyunca anılara, Kafka’nın babasının Kafka’nın çocukluğundan itibaren etkisi altına alan baskın ve baskıcı ve kendisi dışındaki hiçbir fikre değer vermeyen karakterinin Kafka üzerinde yarattığı travma açıkça göz önüne serilmektedir.


Hermann Kafka,  bütün yaşamı boyunca çok çalışmış, para kazanmış, her şeyini çocukları uğruna feda etmiş, fakirlikten kendi çabasıyla çıkmış, işlerini büyütmüş, sert mizaçlı, baskıcı ve güçlü bir baba karakteri segilerken oğlu Franz onun tam tersidir. Babası ne kadar sert mizaçlı ise, Franz o kadar duygusal ve narindir. Babası ne kadar sağlıklı ve iri yapılı ise oğlu Franz o kadar hastalıklı ve çelimsizdir. Hatta Franz babasının yanında yüzmek istemeyecek, kıyafet denemeyi istemeyecek kadar babasının bu özelliğinin karşısında ezilir. Hatta babası onu ezmek için özellikle çaba sarf eder.

“O zamanlar her konuda desteğe ihtiyacım vardı. Senin vücut yapın bile moralimi bozmaya yetmişti. Örneğin, ikimizin de aynı kabinde soyunduğumuzu anımsıyorum. Ben zayıf, çelimsiz, inceydim; sense güçlü, uzun boylu, iri yapılıydın. Kabindeyken bile çok zavallı bulurdum kendimi, üstelik sadece senin karşında değil bütün dünyanın önünde. Çünkü benim için her şeyin ölçütü sendin.” (Sayfa 14)  


Babaya Mektup; Dönüşüm, Dava ve Şato’dan sonra okuduğum dördüncü Kafka Kitabı. Ancak Kafka okumaya yeni başlayacaklar için okunması gereken ilk kitap olduğu düşüncesindeyim. Çünkü Kafka’nın Dönüşüm’de kendini “böcek” gibi hissettiren, Dava’da ise sürekli “suç yokken suçlu” hissettiren duygu durumunu anlamak bakımından kitap benim için anlamlı bir okuma oldu. Ve sanki bulmacanın eksik parçası bulunmuş oldu.

“Çocukluğumda senin sözlerin tanrı buyruğuydu benim için, hiç unutmazdım söylediklerini; dünyayı, özellikle de seni değerlendirirken benim için en önemli ölçüt senin sözlerin olurdu ve sen hiç başarılı olamadın bu yolla.” (Sayfa 16)


Kitabı baskı ve kâğıt kalitesi ve cilt anlamında çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Yazım hatasına rastlamadığım için de editörü titizliğinden dolayı kutlamak gerekiyor. Beğenmediğim tek ayrıntı kitapta numaralandırılmış dipnotların açıklamaları kitabın arka kısmında verilmiş olması olması. Okuma esnasında sürekli kitabın arka kısmına gidip gelme gerekliliği okuma bütünlüğünü bozdu. 

“Bana bir kere bile gerçek anlamda dayak atmadığın da doğru. Ama bağırıp çağırmaların, yüzünün kızarması, pantolon askılarını hemen çıkarıp sandalyenin arkalığında hazır tutman, neredeyse daha kötü oldu benim için. Bir insanın asılmasına benziyordu bu. İnsan gerçekten asılırsa ölür ve her şey o anda biter ama asılması için gerekli olan bütün hazırlıkları izlemek zorunda bırakılır ve ancak ilmek boynuna geçirilmek üzere gözlerinin önünde sallanırken bağışlandığını öğrenirse, bunun acısını yaşamı boyunca çekebilir. Üstelik senin anlayışına göre dayağı hak ettiğimin ve senin merhametinden ötürü son anda dayaktan kurtulduğumun bana açıkça ve defalarca gösterilmesi, içimde büyük bir suçluluk bilinci biriktirdi. Sana karşı her bakımından suçluydum.” (Sayfa 24) 


Dipnotları okumadan da olayı ya da durumu anlamak imkânsız gibi. Bu şekilde 85 dipnot olduğu düşünülürse, durum sıkıcı olabiliyor. Dipnot açıklamalarını bulunduğu sayfanın alt bölümünde yer alsaydı daha keyifli bir okuma olabilirdi.

“Güneşin ortasına kadar uçmanın gereği yoktur; ama dünya dünya üzerinde güneşin zaman zaman ışıdığı ve insanın içini biraz ısıttığı temiz bir köşeye, sürünerek de olsa ulaşmak gerekir.” (Sayfa 45)



Kitapta mektup kısmı 48 sayfa olmakla birlikte; önsöz, ve eklerle birlikte 91 sayfaya çıkmış oluyor. (fotoğraflar, notlar, kısaltmalar…vb.) mektup dışında bu kısımlar da kitabı ve Kafka’yı anlamak bakımından keyifli okumalar oldu. Bu bakımdan da kitabın güzel hazırlandığını söylemeden geçemeyeceğim.

“Seninle sakin bir şekilde konuşmamız olanaksızdı ve bu durumun çok tabii bir sonucu doğdu; konuşmayı unuttum ben. Belki zaten büyük bir hatip olamayacaktım ama sıradan, insanca, akıcı bir konuşmayı başarabilirdim. Sen bana “sözü” çok erken yasakladın.” (Sayfa 18,19)


“Birbirimizle savaştığımızı kabul ediyorum. Ama iki türlü savaş vardır. Biri şövalyece yapılan bir savaştır; bu savaşta bağımsız düşman güçleri çatışır, taraflar kişiliğini korur, her biri kendisi için kazanır, kendisi için kaybeder. Bir de böceklerin savaşı vardır; böcekler hasmını sadece sokmakla kalmaz, hayatta kalmak için onun kanını da emer. Bunlar askerliği meslek edinmiştir ve sen de böyle birisin.” ( Sayfa 54)

 Kafka ve Franz Kafka ile ilgili Christoph Stözl’ün açıklaması da dikkat çekici ve anlamlı: “Hermann Kafka ve Franz Kafka’nın arasındaki kopuş, iki Musevi kuşak arasındaki önüne geçilemeyen uyuşmazlığın sonucudur ve baba-oğul, her ikisi de kendi neslinin en uçtaki örneği olduğu için acı verici boyutlara ulaşmıştır.” 

“Yaşam sabır oyunundan öte bir şeydir; ama itirazın sağladığı düzeltmeyle, ne ayrıntılı olarak açıklayabileceğim ne de açıklamak istediğim bu düzeltmeyle gerçeğe çok yakın bir tablo ortaya çıktı. Bu her ikimizi de biraz rahatlatabilir. Bize yaşamayı da ölmeyi de kolaylaştırabilir.” (Sayfa 55)

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE....

9 Temmuz 2018 Pazartesi

FRANZ KAFKA – DAVA

“Böyle bir davaya maruz kalmak zaten onu kaybetmiş olmaktır.” (Sayfa 122)

MERHABALAR;

Franz Kafka'nın beğenerek okuduğum kitabı "DAVA"yı paylaşmak istiyorum sizlerle...


ARKA KAPAK
Kendini işine adamış, basit hayat standartlarına sahip bir bankacı olan Josef K. otuz birinci yaş gününün sabahında evine gelen memurlardan hakkında bir dava açılmış olduğunu öğrenir, ne var ki işlediği suç bir türlü açıklanmaz. O da umutsuzca bir çabayla onu bu gizemli davadan çekip çıkaracak kişilerin kapısını çalar ve kendisini bekleyen sona adım adım yaklaşırken bir aynaya bakar gibi vicdanıyla yüzleşir. 

Kafka, bilinen ve bilinmeyen kısıtlamalara karşı bir özgürlük arayışı içine giren, bu kısıtlamalara inanmayı reddeden ancak yine de onlara boyun eğen bir adamın hikâyesini anlattığı Dava’da aynı zamanda kendine özgü bir buğu arasından dönemle hesaplaşmasını da yapıyor. 
Okuyucunun ışık ararken karanlık bir tünele girdiğini ancak yolun sonunda kendisiyle baş başa kaldığında fark edeceği, çağının ötesinde yazılmış bu dâhiyane kitabı Çağlar Tanyeri’nin özenli çevirisiyle sunuyoruz.


“…şu anda yapabileceğim tek şey, soğukkanlılıkla bölümleme işlemine devam eden aklımı sonuna kadar korumak. Her zaman yirmi elle birden dünyaya dalmak istedim, üstelik pek de uygun bulunmayan bir amaç için. Doğru değildi bu. Bir yıllık bir davadan bile ders almadığımı mı göstereceğim şimdi? Kalın kafalı bir insan olarak mı göçüp gideceğim? Davanın başında ona son vermek ve şimdi de, sonunda, ona yeniden başlamak istediğimi mi söylesinler arkamdan? Böyle söylemelerini istemiyorum. Bu yolda yarı dilsiz, anlayış yoksunu beyleri yanıma verdikleri ve zaruri olanı kendime söylemeyi bana bıraktıkları için müteşekkirim.” (Sayfa 274)



ÖZET
Romanın kahramanı Josef K. otuz yaşındadır. Önemli bir bankada üst düzey bir görevde çalışmaktadır. İyi bir insan olarak tanınmaktadır.  Birçok farklı insanın odalarında kirada oturduğu Frau Grubac’ın evinde pansiyoner olarak oturmaktadır. Bekârdır.
Yaş gününde hayatı parçalanır. Bir sabah Josef K. hala yataktayken; polis olduklarını söyleyen ancak sivil giyimli kişiler tutuklandığını bildirmek için kaldığı pansiyona gelirler. Tutuklandığını ve mahkemeye gelmesi gerektiğini dikte ederler. Josef K. tutukludur ama onu gözaltına almazlar, tutuklu olsa da serbestçe dolaşma imkânı vardır. Josef K. her hangi bir suç işlediğini hatırlamaz. Suç işlemediğinden emin olan Josef K. ne yapacağını bilemez durumdadır. Bu duruma bir türlü anlam veremez.
“Bu noktada belirleyici olan sadece sanığın masumiyeti galiba. Siz de masum olduğunuza göre yalnızca masumiyetinize güvenmeniz mümkün gerçekten de. Ama o zaman da ne bana ihtiyacınız olur ne de bir başkasının yardımına.” (Sayfa 187)

Tutuklamayı yapan kimseler de işlediği suç ile ilgili her hangi bir açıklamada bulunmazlar. Aradan zaman geçtikçe kaderinin gelişigüzel sivil bir mahkemenin elinde bulunmadığını da görür. Durum karmaşık ve kaygı vericidir. Suçu ya da kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiçbir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes suçlu olduğu konusunda hemfikirdir. Kendi davası hakkında çevre adliyelere gider, yetkili kişilerden bilgi almaya çalışır fakat hiçbiri bunun mümkün olmadığını, kendisine bir şey söyleyemeyeceklerini bildirir. Aynı zamanda, garip bir şekilde bölgede yaşayan hemen hemen herkesin, Josef K. adına açılmış bu davadan haberi vardır. 


Mahkeme işleri saçma sapan yerlerde yürütülür. Yargılama muğlaktır. Hiç kimse hatta mahkeme görevlileri de işin iç yüzünü anlayamazlar. Mahkemenin küçük rütbelileri soysuzlaşmıştır. Kimse berat edememektedir.

“Şüpheli için hareket durgunluğa yeğdir. Zira kendisi bilmese de durgun olan birinin her an terazinin bir kefesinde günahları tartılıyor olabilir.” (Sayfa 233)

Josef K. roman boyunca kendisini temize çıkarmak hiç değilse kendisine yöneltilen suçun ne olduğunu anlamak için amansız bir mücadeleye girer. Bir yıl boyunca pek çok kişiye başvurarak yardım ister. 

DEVAMI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR

Öncelikle, kitabın fiziki yapısından bahsederek başlamak istiyorum. kitabın kapağı bez ciltli olarak basılmış. Renk seçimi ve kapak yapısını beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Kitabın içeriği ve kapağın uyumlu olduğunu düşünüyorum.  

Dava, (Der Proze), bir sabah uyandığında kendisini sebebini anlamadığı bir suç nedeniyle dava edilmiş bulan Josef K. adlı kahramanın absürt durumunun anlatıldığı bir Franz Kafka romanıdır.
“Mahkeme senden hiçbir şey istemiyor. Eğer gelirsen seni kabul eder ve gidersen de seni salıverir.” (Sayfa 269)
Kitap kendi içindeİlk Soruşturma, Bayan Grubach’la ardından Bayan Bürstner’le konuşma, Bayan Grubach’la ardından Bayan Bürstner’le konuşma, Tutuklanma…” gibi alt başlıklardan oluşmaktadır.
“Dönüşüm” de Gregor Samsa’yı “işe yaramaz bir böceğe çeviren” duygu Dava’da suçluluk duygusu olarak ortaya çıkar. Absürt olan şudur ki; Josef K.’nın hangi suçu işlediği belli değildir. Suçlama vardır suç yoktur. Tıpkı Gregor Samsa gibi; Josef K.’da da zayıf, itilmiş, güçsüz, çaresiz sonunda da teslimiyetçi karakter özellikleri göze batar. Gregor Samsa ölmek için kendini nasıl aç bıraktıysa; Josef K.da kendini teslim alan polislere direnmez.


 Dava’da sadece bir tek karakter varır. Hikaye Josef K. etrafında döner. Romanda geçen diğer karakterlerin çoğu adsız ve hemen hemen nitelikten yoksundur. Josef K. isminin yazarın adına söyleniş olarak benzemesinden dolayı bu karakterlerin yazarın bilinçaltının karakterleri olduğunu düşünmekteyim. Kafka’nın , kötü bir çocukluk dönemi geçirdiği,  babası tarafından sürekli baskı altında tutulup, “böcek gibi olmakla” suçlandığı; babası tarafından sindirilmiş annesi tarafından da yeterince desteklenmediği pek çok kaynakta yer almaktadır. Yazarın yaşadığı baskıcı aile yaşamanın ve yaşadığı dönem boyunca Yahudilere uygulanan baskıların yazarın bilinçaltını etkisi altına alan suçluluk duygusunun romanda Josef K. adıyla ortay çıktığını düşünüyorum. Baba baskısı mevcut rejimin ardına gizlenmiş gibidir. Kafka’nın babası ile iletişim kuramadığı gibi Josef K.’da suçlandığı davada kimse ile iletişim kuramamaktadır. İletişim kuramadığı otoriteye ölümüne teslim olur sonunda. Davanın sebebinin Josef K.’nın tevkif sebebinin kitapta yer almamasından yola çıkarak; yazarın gerçekte suçlu olmadığı halde kendi içinde yazara hissettirilen suçluluk duygusunun bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Yazarın hayatında ve yazın hayatında ön plana çıkan “baba” profilinin bu duygunun temeli olduğunu düşünüyorum.


Dava; kendisine özgü özellikleri bulunan, belirsiz bir şehirde geçer. Dava’nın geçtiği mekan da belirsizdir. Ancak yazarın yazarın yaşadığı dönemi ve olayları göz önünde bulundurursak; şehrin de Prag olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Yazarın roman boyunca seçtiği mekânlar ise dağınık, izbe hatta klostrofobiktir bence. Mahkeme salonları, ressamın atölye olarak da kullandığı odası bende özellikle bu duyguyu uyandırdı. 

“Yalan dünya düzeni haline geliyor.” (Sayfa 268)

Roman biterken belki de yazarın yaşadığı dönemi ya da ruh halini tam anlayamadığım için aklımda kalan soru işaretleri de oldu elbette. Belki de kitapla ilgili yazılan makale ve yorumlarda yanıtları vardır sorularımın. İlk aklımda kalan Josef K. götürülüşüne itiraz etmeği için ve yardım isteyebilecekken polisten yardım istemediği için; “intihar mı etti, yoksa idam mı edildi?, Mahkeme salonları neden evlerin çatı katındadır. Bu simgeler acaba neyi temsil etmektedir.

Ben kitap seçimlerimi yaparken ruh halimle de bağlantılı olarak; beni zorlayan, araştırmaya sevk eden kitapları seviyorum. Dava da bu tarz kitaplardan oldu benim için. Bu nedenle okurken keyif aldım. Ve yazarın ölümünden sonra yazdıklarını teslim edip yakmasını istediği arkadaşı Max Brod'a da bir teşekkürü borç biliyorum. 


Etiketli olmayan görseller alıntıdır. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...