POLİSİYE ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
POLİSİYE ROMAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2019 Cuma

AHMET ÜMİT - SİS VE GECE

MERHABALAR, 
KİTAPLARIM OLMADAN ASLA takipçilerim;

“ Her âşık, sevdiğini kaybetme kaygısını taşır.”


ARKA KAPAK
Aniden kaybolan genç bir kız: Mine... Âşık olduğu kızı arayan bir MÎT görevlisi: Sedat. Yasak bir aşk. İstihbarat örgütünün içindeki entrikalar. Askerlerle, sivillerin çatışması... Günümüz İstanbul'undan renkli insan portreleri. Karanlık sokaklarda soluk soluğa bir koşuşturma. Örgüt evlerine düzenlenen baskınlar, yargısız infazlar, kayıtlara geçmemiş ölümler. Kayıtlara geçmemiş ölümlerin parçaladığı yaşamlar... Türkiye'nin yakın geçmişine insani bir bakış...

“Bakışlarımı konağa çeviriyorum. Görenlerde korku ve ürperti uyandıracak bu bina bana hüzün veriyor. Onu daha önce hiç görmemiş olmama karşın aramızda çözümleyemediğim bir bağın varlığını hissediyorum. Bahçedeki çürümüş yapraklara basarak binanın kapısına doğru yürüyorum. Kanatlı demir kapının üstünde, yer yer çatlamış mermer alındaki kabartma dikkatimi çekiyor. Kabartmada ilk seçtiğim bir yıldız oluyor. Yıldızın hemen altında, namluya benzer bir başka şekil var, bunun bir tabanca olduğunu anlamakta gecikmiyorum. Tabanca kabzasının altına bir de yarımay oyulmuş. En yukarıda yıldız, altında bir tabanca ve kabzasının hemen ucunda bir yarımay. Bu amblemi bir yerlerden hatırlıyorum ama çıkaramıyorum.”


“Ama sınavda başarısız olmak yerine, yanılmış olmayı tercih ederim.” (Sayfa 20)

“Yaşam ağlamaya değmeyecek kadar saçmadır...” diyordu. 'Haklısın,' diyerek boynuna sarılıp ağlamaya devam ettim…”(Sayfa 84)


“Ama aşkta eşitlik olmaz ki zaten. Bazen kefelerden biri bazen de öbürü ağır basar. Aslına bakarsanız genellikle hep aynı kefe ağır basar ya.” (Sayfa 189)


ÖZET
Ahmet Ümit’in ilk polisiye romanı Sis ve Gece’nin başkahramanı Sedat isimli bir Mit görevlisidir. Sedat evlidir ve iki kız çocuğu babasıdır. Rutinleşen evliliğinin yanında Mine isimli bir genç bir kız ile ilişkisi vardır.

Mine ile Sedat’ın ilişkisi Mine’nin Sedat’a ilgisinin azalmasıyla ayrılığa doğru gitmektedir. Aynı zamanda Mine’nin hayatına da başka birisi girmiştir; Eski bir yasa dışı örgüt üyesi olan Fahri.


Olaylar, Sedat’ın sevgilisi Mine'in ortadan kaybolmasıyla başlar. Kaybolma olayı ile ilgili Sedat Fahri’den Fahri de Sedat’tan şüphelenmektedir. Fahri’ye göre polis olduğunu bildiği Sedat, ayrılmak isteyen Mine’yi kaçırmış ve hatta ona zarar vermiştir.


“Nakış nakış öfkeyle dokulu:
hırçın ama kırık dökük
bakmayın ana avrat küfrettiğine
O gözyaşları içinde bir çocuk!” (Sayfa 212)

Sedat’a göre de Fahri ve üyesi olduğu örgüt, Mine’ye zarar vermiştir. Sıranın kendisine gelmesinden korkan Fahri bir pusu kurarak Sedat’ı öldürmeye çalışır. Hapishaneden izinli Cuma ile planlarını gerçekleştirirken, Sedat Fahri’yi vurup öldürürken, Sedat da Cuma tarafından vurulur. Hastane odasında bile Mine’yi düşünen Sedat, henüz iyileşmeden Mine’nin peşine düşer.

DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Ahmet Ümit’in pek çok kitabını okudum. Akışlı kalemini de severim. Bu kitabını da markette görünce almıştım aldığım diğer cep boy Ahmet Ümit kitapları gibi. Sis ve Gece Yunancaya çevrilmesi bakımından, yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye gerilim kitabı özelliğini taşımakta. Yıllar evvel filmini de izlemiştim. Kitabı okuyunca pek çok sahneyi de bu şekilde hatırlamış oldum.

Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası, Patasana, Kavim, Kukla gibi kitaplarını daha çok beğenen bir okur olarak; Sis ve Gece’nin ritmini biraz düşük buldum doğrusu. Kitapta aksiyon dozu biraz düşük gibiydi. Sedat’ın vurulma sahnesi daha canlı aktarılabilirdi. Mesela yine Mine’nin vurulduğu sahne yine geçiştirilmiş gibi geldi bana. Kitapta daha can alıcı olabilecek sahneler biraz sönük kalmış.

Kitap akıcı ve kolay okunan bir kitap olmuş ayrıca. Olayların birinci tekil kişi Sedat’ın ağzından anlatılması da Sedat’ın yaşamış olduğu Mine - Melike ikilemi anlatması bakımından da güzel olmuş.

Sonuç olarak polisiye olaylar yerine daha çok yasak aşkı merkeze alan bir roman olduğundan; okunabilir ancak ritmi düşük bir Ahmet Ümit polisiyesi olmuş.

“Yağmurdan iki damla kulaklarında küpe
saçlarında sarhoş ikindi esintileri
aysız gecelerin dantelleriyle örülü kirpikler
dudaklarında pembe kanatlı bir kelebek
tenin sabah güneşinde buğday rengi
gözlerinde kıvranan derin siyahi istek...
Biraz eğ başını, hafifçe gülümse, oldu
Işık uygun, harika bir fotoğraf olacak bu
birde fonda şu cüzzamlı yeryüzü olmasa!
Ah, kurumuş deniz toprağındaki gümrah baca!
Ah, aç yolcuları taşıyan ekmekten tekne

yine de seviyorum seni sakın kıpırdama!”(Sayfa 198)

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE….

SEVGİLER…

NOT: AYNI İSİM İLE ÇEKİLEN FİLM GÖRSELLERİ ALINTIDIR. 

12 Ocak 2019 Cumartesi

BRİAN FREEMAN – HİPNOZ

MERHABALAR, KİTAPLARIM OLMADAN ASLA TAKİPÇİLERİ

"Bazı sırların yaşama tekrar geri dönmesine izin verilemezdi." (Sayfa 28)

BRİAN FREEMAN ile ilgili görsel sonucu

En İyi Roman Dalında Edgar ödüllü Amerikalı yazar Brian Freeman'ın okuduğum ilk kitabını paylaşmak istiyorum sizlerle...

"HİPNOZ"


ARKA KAPAK

Catalina, on altı yaşında bir yetimdir. Bir gece ansızın Dedektif Jonathan Stride’ın evine gelir. Üzerindeki ıslak kıyafetleri, kana bulanmıştır. Korkuyla titreyen Cat, kendisini öldürmek isteyen biri tarafından takip edildiğini ve canını zor kurtardığını sayıklamaktadır.
Jonathan’ın ilk aklına gelen, anne ve babası yıllar önce vahşice katledilen genç kızı korumaktır.
Ancak bu kadarı yeterli değildir.
İçinde bulundukları kış mevsimi gibi soğuk kalpli olan katili de yakalamak zorundadır.
Diğer taraftan, kimsenin bilmediği bir gerçek vardır. Cat, ailesi katledilirken yaşananlara şahit olmuştur.
Geçirdiği travmanın etkisiyle gördüklerini hatırlamakta zorlanan genç kız için yapılacak tek şey, onu hipnotize etmek ve gerçeği ortaya çıkarmaktır…


"Çok gençti. Geçmişin asla kendisini terk etmeyeceğini öğrenmesi uzun zaman alacaktı." (Sayfa 181 )


ÖZET
Catalina on yıl önce henüz 6 yaşındayken annesi babası tarafından defalarca bıçaklanarak katledilmiştir. Ardından babası intihar etmiştir. Babasının eve geldiğini ve kendisine zarar vereceğini hisseden annesi Cat’e saklanmasını söylemiştir. Anne ve babasının ölümünü yaşayan Cat travma yaşamış, donmuş halde Jonathan Stride tarafından bulunmuştur.


Jonathan Stride Cat’in annesi Michaela ile arkadaştır ve eski kocası Marty Gamble’ye karşı onu koruyamadığı için Jonathan Stride kendini suçlu hissetmektedir. Anne babasının ölümünden sonra Cat, koruyucu aile ve uyuşturucu bağımlısı teyzesi Dory arasından ve bazen de sokaklarda yaşamıştır. Fuhşa da karışmıştır. Fuhuş yapması için gittiği bir partide tatsız olaylar yaşayıp, partinin yapıldığı gemiden kaçarken takip edildiğini fark eder. Takipçi Cat’e saldırır. Cat kaçmayı başarır Stride’ye sığınır. 


Başından geçenleri anlatır. Jonathan Stride onu himayesi altına alır. Soğukkanlı katil işbaşındayken, Jonathan Stride olayları çözmeye başlar. Cat'in annesinin ölümünden kendini sorumlu tutan Jonathan Stride onu koruyacağına söz verir. Olaylar polis, şehrin zenginleri ve Cat arasında ilerler. Çoğu polisiyede olduğu gibi sürpriz sonla biter.


KİTAPTAN NOTLAR

Bu kitap da yine bir marketten cüz-i fiyatlara aldıklarımdan. (5 lira) Marketlerde kitap satışı tam benlik, ekmek alırken kitap almak güzel… Bazen içlerinden başarılı olanlar da çıkıyor üstelik. Bir de hiç tanımadığım yazarlarla tanışma fırsat bulmuş oluyorum.  Brian Freeman da bu yazarlardan.


Kitabın adından başlayalım. Ben isminden yola çıkarak; psikanaliz sahneleri olacağını, heyecanlı seansların olacağını hayal etmiştim. Ama Hipnoz sahnelerinin kitaba ismini verecek kadar ağırlıklı olduğunu düşünmüyorum. Sahneler psikiyatrist Vincent  ile Cat’in cinsel ilişkilerinin gerisinde kaldığı gibi, aslında Vincent’in ölümünü bu sahnelere bağlar diye düşünmüşken, hayal kırıklığı yaşadım doğrusu.

Roman boyunca cinsel sahneler hiç makaslanmadan anlatılmış, romana herhangi bir şey katmadığı gibi, konuyu dağıtmaktan başka işe yaramamış.
Konunun ilerleyişi fena değil. Katil seçimi de yerinde olmuş. Yazar şaşırtmayı başarmış. Bunun yanında yazarın üslubu ve ince zekâsının birleşimi ile okunabilir bir kitap ortaya çıkmış.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

22 Aralık 2018 Cumartesi

DEBBİE HOWELLS – RİTİMSİZ RUH



ARKA KAPAK
Herkesin sırları vardır ancak bazıları, diğerlerinden daha karanlıktır.

Kate, Rosie Anderson’un kayıp olduğuna dair haberleri aldığında şok geçirir ve duyduklarına inanamaz. Rosie, Kate’in kızı gibi on sekiz yaşında, güzel, sessiz, kibar bir genç bayandır. Kasaba halkı, Rosie gibi bir kızın başını belaya sokmayacağını düşünmektedir ancak Rosie’nin bedeni ölümüne hırpalanmış ve bıçaklanmış bir hâlde bulunduğunda Kate’in önsezileri doğru çıkar. Mükemmel bir aileye sahip olan kusursuz Rosie’yi kim öldürebilirdi?


Kate, Anderson ailesine yaklaştıkça aslında gerçeklerin göründüğü gibi olmadığına daha fazla emin olur. Kimden geldiği belli olmayan notlar, sonunun nereye gideceği belli olmamasına rağmen Kate’e, Rosie’nin birbirine karışmış yaşamını ve ölüm iplerini çözmesi için baskı yapar.


Rosie’nin geçmişine dair bir bakış açısıyla anlatılarak örülmüş Ritimsiz Ruh; fedakârlıkların, yalanların, umutsuzlukların ve aşkın iç içe geçtiği bir roman.


ALINTILAR

“Yıldızlar ölü şairlerin ruhlarıdır,

ama yıldız olabilmek için ölmeniz gerekir.” (Sayfa 7)


“...özlüyorum ama önceki gibi değil. Sanki ölen bir sinir ya da çekilen bir diş gibi. Acı bittiğinde bir boşluk kalıyor.” Ölümün gölgesi, dünyamızı korkuyla doldurarak, üzerimize düşüyor. (Sayfa 46)

“En hoş insanların en karanlık sırları olabilir.”(Sayfa 119)

“Herkesin bir kaderi var. Önceden belli olan bir gelecek bizden gizli ama orada. Gelecekte ve sana olan her şey, yaptığın her seçim ve hayatındaki her insan seni ona yaklaştırıyor.” (Sayfa 85)

 “Güven, çok kırılgan. Umut, hiçbir anlama gelmiyor. Ve daha önce söylediğim gibi, hayal kırıklığı sizi öyle yiyip bitiriyor ki insanlara inanmaktan vazgeçiyorsunuz.” (Sayfa 150)

“İnsanlarla dolu bu dünyada yalnızım.” (Sayfa 200)



“Bu dilek nereden çıktı bilmiyorum ama sekiz yaşında hayatta en çok istediğim şey,yavru bir köpek. Kalbim sadece sevmek için attığından ve karşılığında sevgi görmek için kıvrandığından mı ya da sadece Lucy Mayes‘in yaşlı ve oynamayan küçük bir spanieli var diye mi bilmiyorum. Eğlenceli olmadığını ve kötü koktuğunu söylüyor ama tüyleri yumuşak ve bana baktığında içim eriyor. Babamdan köpek almasını isteyince, biraz daha büyüyene kadar beklememi söylüyor . Ben de bu zamanı yavru köpekler hakkında bilgi edinmek için kullanıyorum. Nasıl eğitildiklerini, nasıl yürütüldüklerini, beslendikleri, kuyruk sallamanın anlamları hakkında bilgi ediniyorum. bir sonraki doğum günümden hemen önce, annemin de orada olmasını bekliyorum.”( Sayfa 67)


ÖZET
Rosie’nin ölüm sahnesi ile başlıyor romanımız. Rosie at eğitmeni Kate’nin kızı Grace’nin de arkadaşıdır. Kate on sekiz yaşındaki Rosie Anderson’un kayıp olduğuna dair haberleri aldığında çok şaşırır. Rosie içe kapanık, sessiz kibar bir genç kızdır. Kendi isteğiyle başını belaya sokabilecek, kaçıp gidebilecek bir genç kız gibi görünmemektedir. Rosie’nin annesi Joanne kızı için çok endişeli olsa da haber spikeri olan babası kızıyla ilgili haberleri soğukkanlılıkla karşılamış gibi görünmektedir. 

Çok geçmeden Rosie’nin cesedine ulaşılır. Ve cesedin etrafında gerçeklere de yaklaşılır. Kitap boyunca olaylar bir taraftan Kate, bir taraftan da Rosie tarafından anlatılarak adım adım katile yaklaşılırken; bir ailenin iç yüzü bir bir ortaya dökülür.


Çok geçmeden Kate, Neal ve Joanne Anderson ailesine yaklaştıkça aslında gerçeklerin göründüğü gibi olmadığına daha fazla emin olur ve aynı zamanda Kate kimden geldiği belli olmayan notlar almaya başlar. Her ne kadar uzak durmaya çalışsa da cinayetin içine çekilir.


DEVAMI KİTABIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Geçtiğimiz ay bir marketten çok da cüzi fiyatlarla aldığım birkaç kitaptan biri de “Haritalı Adam” ile birlikte “Ritimsiz Ruh”du. Arka kapak yazısı ilgimi çekti. Tatil için de uygun diye düşündüm. Hızlı ama bir o kadar da tatmin etmeyen bir okuma oldu.

 Kitabın konusu aslında oldukça sıradan. Küçük bir kasaba, başta kayıp sanılan, sonra öldürüldüğü anlaşılan bir genç kız. Genç kızın kariyer olarak da, görüntü olarak da muhteşem görünen ama sadece görüntüden ibaret olan ambalajı sağlam, içi boş ailesi. 

Kitapta ölen genç kızın ağzından yazılan günlük tarzı kısımlar duyguları güzel aktarmış.
Roman Rosie’nin ölüm anı ile başlasa da roman bir taraftan Rosie’nin ölümünden sonraki süreci anlatırken; diğer taraftan Rosie’nin beş yaşına dönerek; okuldaki ilk gününe dönerek anılarını Rosie’nin ağzından anlatmaktadır. Rosie’nin ağzından anlatılan kısımlarda bir genç kızın mükemmel gibi görünen ailesi içerisindeki çaresizliğini, örselenen çocukluğunu hissettim ve babasından onu koruyamayan annesine öyle çok kızdım ki.

Sonuç olarak; çok da tatmin etmeyen bir okuma oldu. Bu tarz bir konu içerisine farklı gerilim öğeleri de katılarak daha sağlam bir kitaba dönüşebilirdi kolayca. Yazarın konuyu ziyan ettiğini düşünmekteyim.

YENİ KİTAPLARLA GÖRÜŞMEK ÜZERE...

20 Aralık 2018 Perşembe

GEOFF NİCHOLSON – HARİTALI ADAM



ARKA KAPAK
Suçlarla dolu bir dünya ve soluksuz bir takip...

Henüz kimsenin dikkatini çekmeyen bir bölgedeki antika harita dükkânında, kartografyaya kafayı takmış ve çevresinden kopuk bir tezgâhtar. Çözemediği bir sorunun cevabının peşine düşmüş cesur bir kadın. Kısa süre önce satın aldığı park yerinin kendisi ve okul çağındaki kızı için yeni, saygın bir hayatın bileti olduğunu uman önemsiz bir sabıkalı. Acımasız ama savunmasız durumda bir katil ve onun huysuz suç ortağı.



Ortaya çıkan bir grup gizemli kadın, sırtlarına kabaca işlenmiş geniş harita dövmeleri… Bu kadınlardan biri harita dükkânının kapısında belirip sırtını açtığında, çevresinden kopuk bir tezgâhtar olan Zak, kendini suçluların yeraltı dünyasına gönülsüzce girerken buldu. Aslında bu dünyayı görmezden gelmeyi tercih ederdi. Onu bu işe iten meraklı yeni arkadaşı Marilyn olmuştu.

Geoff Nicholson "Haritalı Adam"da, yapması gerektiği gibi insanı zorluyor ve hızla sayfaları çevirmenizi sağlıyor… Nicholson sakinlik yerine aksiyonu tercih ediyor. Kendinizi çok şaşırtıcı şeylerle karşılaşmaya hazırlayın.(The Newyork times)



ALINTILAR
“'İçinde Ütopya olmayan bir dünya haritasına göz atmaya bile değmez, çünkü o harita insanlığın her daim uğrayacağı bir ülkeyi dışarıda bırakmıştır.” -Oscar Wilde- (Sayfa 45)

“Korkak aslanlar hakkında sanki normal değilmiş gibi konuşuyorlar ama öyle değil, değil mi? Tüm aslanlar korkaktır. Yani, bir sürü dolusu antilopa saldırdıklarında hep yalnız olanları, geride kalan zayıf olanları seçmezler mi? Gidip de sırf ne kadar cesur olduklarını göstermek için buldukları en büyük, en sağlam antilopla savaştıkları falan yok.” (Sayfa 61)

“Elbette. Herkesin bir hikâyeye ihtiyacı vardır. Doğru olması şart değil.” (Sayfa 115)

 “Sadece aptallar korkmaz.” (Sayfa 159)

 “Bilgi güçtür, ama bazı insanlar da cehaletin mutluluk olduğunu söylüyor.” (Sayfa 172)


ÖZET

Romanımız bir cinayet olayı ile başlıyor. Wroblevski adındaki bir kiralık katil kendine has yöntemlerle yaşlı ve nüfuzlu bir adamı öldürürken; yardımcısı Akim de ceset ile ilgilenir.
Bu sırada  otopark işleten Billy Moore sosyal hizmet görevlisi ile kızı Carla’nın velayetini alabilmek için görüşmektedir. Kızı için belaya daha az bulaştığı bir hayat istemektedir. Tam da bu sırada, Wroblevski Akim ile beraber otopark işleten Billy Moore ile görüşür ve ona bir iş teklif eder.


Akim’in adlarını ve adreslerini verdiği çeşitli iş grubundan kadını Wroblevski’nin istediği adrese getirecektir. Kızı Carla'nın kendi yanında kalması için her şeyi yapabilecek olan Billy Moore işi kabul eder. Zaten Wroblevski “hayır”ı cevap olarak kabul edecek gibi değildir. Bu kadınların ortak özellikleri vücutlarını kaplayan harita dövmeleridir. Bilinmeyen kişi ya da kişilerce kaçırılan kadınların sırtlarına kendi istekleri dışında harita dövmeleri yapılmış, kadınlar kaçırıldıkları yerlere geri bırakılmıştır.

Billy Moore çok geçmeden işine başlar. Adresleri isimleri belli olan kadınları Wroblevski ‘ye getirmek kolaydır.  Billy Moore sırtına dövme çizilen bu kadınlardan birini alırken Zak Webster ve Marilyn Driscoll ile karşılaşır. Zak Webster bir harita dükkanında çalışan kartograftır.

Billy Moore Zack ve Marilyn’i korkutur ama bu durum onların merakını artırmaktan başka bir işe yaramaz. Haritalarda neresi gösterilmektedir? Haritaları kim çizmiştir?

DEVAMI KİTABIMIZDA….


KİTAPTAN NOTLAR

Geçtiğimiz ay bir marketten çok da cüz-i fiyatlarla aldığım birkaç kitaptan biri de “Haritalı Adam”dı. Arka kapak yazısı ve kapağı nedeniyle ilk okuduğum kitap oldu. Konusu güzel olmak ile birlikte kurgusu bana biraz zayıf geldi.
Bu tarz bir konu ile gerilim daha üst seviyelerde tutulabilirdi diye düşünüyorum.
Sonuç itibari ile boş zamanlarda okunabilecek bir kitap. Fazla beklentiye girmeden okumak isteyenlere tavsiye edebilirim. 

1 Aralık 2018 Cumartesi

TESS GERRİTSEN – İKİZ BEDENLER



ARKA KAPAK
Dr. Maura Isles, deyim yerindeyse hayatının en tehlikeli olayına tanık olmak üzeredir. Yüzleşeceği seri katil beraberinde çok gizli sırları açığa çıkartacak. Cerrah ve Günahkar adlı romanların devamı olan bu muhteşem gerilim romanında Jane Rizzoli serisinin yeni hikayesine tanık olacağız.



Dr Maura Isles, geçimini kadavraları incelemekle sağlamaktadır. Metropolitan City'de patoloji uzmanı olarak çalışan Isles, normal bir insanın hayatında göremeyeceğinden çok daha fazla ceset görmüştür-bunların çoğu hunharca katledilmiş insanların cesetleridir. Fakat daha önce hiç kanının çekildiği, dona kaldığı, tansiyonunun düştüğü bir vakayla karşılaşmamış olan Maura'nın karşısındaki cesedin duruşu bile onu korkutmaya yetmiştir. Çünkü daha önce önünde uzanan cesetlerden hiç biri onun cesedi olmamıştır.



Her şey ortadadır. Gözleri önünde yatan cesetten daha gerçek bir delil yoktur. Jane Rizzoli'de cesedin Maura'nın evinin önünde ölü bulunduğunu söyler. Cesetteki tüm uzuvlar Maura'nın vucudundakilerle neredeyse örtüşmektedir. Daha da korkunç olanı, Maura'nın ve cesedin doğum tarihi ve kan grubu tıpatıp aynıdır. Şoktaki Maura için son seçenek, DNA testi olacaktır fakat testin sonucu daha da şoke edicidir: Ceset Maura'nın ikiz kardeşidir. Şimdiden karanlık, tehlikeli ve rahatsız edici bir cinayet davasına dönen olay arkasında bir çok karanlık sırrı da barındırmaktadır.



Cevapların peşine düşen Maura, bir sahil ilçesi olan Maine'e gider. Burada da onu korkunç süprizler beklemektedir. Herşeyden daha ürkütücü olanı ise, etrafta kol gezinen seri katilin, cinayetlerine de durmak bilmeden devam etmesidir. Katliamı durdumak ve geçmişi hakkındaki bu karanlık sayfaları aydınlatmaya çalışan Maura'nın ilk işi hiç kimsenin bilmediği, bu güne kadar görmediği gizli annesini bulmak olacaktır.


KİTAPTAN NOTLAR

Blogumu takip edenler fark etmilerdir ki; çoğunlukla aynı başlıklar altında paylaşıyorum okuduğum kitapları. Ancak bu defa kitabın “Arka Kapak” kısmı içeriği çok fazla paylaştığı için “Özet” kısmını atlayarak kitap ile ilgili izlenimlerimi anlatmak istiyorum.


İkiz Bedenler her ne kadar geç kalmış olsam da benim ilk Tess Gerritsen kitabım. Kitap başlangıcından itibaren merak öğelerini üst seviyede tutmakta ve okuyucuyu kolayca içine almakta. Kitabın başlarında Elijah diye bir erkek çocuktan ve onun zarar vermek istediği bir genç kızdan bahsedilmektedir.İlk başlarda konuyla alakasız bir hikaye gibi gelen bu olaylar bütünü eserin sonunda olaya müthiş bağlanmıştır.


Kitabın kurgusu, konu ele alış biçimi, ayrıntıları ustaca birbirine bağlamasını son derece başarılı buldum. Kitap içerisinde verilen otopsi sahnelerindeki ayrıntıları her ne kadar okurken insan içini ürpertse de yazarın mesleki olarak deneyimini de göz önüne sermekte. Sonuç olarak kurgusu, konusu ve sonuç kısmıyla son derece doyurucu bir polisiye, psikolojik ve tıbbi gerilim kitabı olmuş.



Kitap ve yazar ile ilgili biraz araştırma yapınca; İkiz Bedenler’in ,Tess Gerritsen’ın Rizzoli & Isles serisinin 4. Kitabı olduğunu öğrendim. Serinin önceki kitapları olan Cerrah, Çırak ve Günahkar’ı da en kısa sürede edinip okumam lazım.



20 Nisan 2018 Cuma

AHMET ÜMİT - BEYOĞLU RAPSODİSİ

MERHABALAR,

Uzun zamandır Ahmet Ümit okumuyordum. Market raflarından cep boy Ahmet Ümit kitaplarına rastlayınca fiyat da makul oluca alayım istedim. Cep boy kitapları pek tercih etmesem de; kitaplığımda olmayan Ahmet Ümit kitaplarını alarak eksikleri tamamlamak istedim. Baskı ve dizgi hatasına pek rastlamadığım için de keyifle okudum. Cüz’i fiyatlara kitap almak isteyenlere ve Ahmet Ümit okumayı sevenlere duyurulur.



Kitaba Başlarken;  

Beyoğlu'yum ben rüzgarlar
öğrenciler yağmurlar kadar eski.
Dünyanın ilk günleri
ilk sakinleri gibi eski.
Pera, İlhan BERK


ARKA KAPAK
Üç arkadaşın öyküsü bu. Beyoğlu'nda büyümüş, Beyoğlu'nda yaşayan üç ayrı kişilik, üç ayrı kimlik, üç ayrı insan. Ölümsüzlük merakıyla başlayan ölümler. Her cinayetin ardında gizemli bir neden... Ve soruşturma boyunca adım adım, bina bina, sokak sokak Beyoğlu. O çoksesli, çokrenkli, çokdilli, çokkültürlü Beyoğlu. Günümüzün Babil Kulesi... İnsanın bencilliğini, acımasızlığını, öfkesini, çaresizliğini en iyi anlatan mekân... Soluk soluğa bir gerilim, benzersiz bir final...
Çok kollu, çok dallı büyük bir ırmağa benzeyen bu muhteşem cadde, papazı, fahişesi, cami hocası, pezevengi, hahamı, Alevi dedesi, bankacısı, işportacısı, öğrencisi, öğretmeni, tinercisi, dönercisi, dekoratörü, evsizi, midye satıcısı, esrar satıcısı, kanun kaçağı, Anadolu kaçağı, Avrupa kaçağı, Amerika kaçağı, Afrika kaçağı, yani yaşam kaçağı, beyazı, karası, sarısı, kızılı yani insan görünümünde olan kim varsa, hepsini, herkesi sorgusuz sualsiz kucaklamıştı.
Kiliseleri, camileri, sinagogları, hanları, hamamları, bankaları, giyim mağazaları, kitabevleri, meyhaneleri, birahaneleri, şaraphaneleri, kafeleri, kültürevleri, randevuevleri, sinemaları, tiyatroları, galerileri, vakitleri çoktan dolduğu halde ömür sürmeye çalışan bilmem kaç yüzyıllık inatçı binaları, dar sokakları, kör çıkmazlarıyla Grande Rue de Pera, Cadde-i Kebir, İstiklal Caddesi ya da Beyoğlu nasıl adlandırılırsa adlandırılsın burası her gün, her an değişen yeryüzünün en büyük tiyatro sahnesi gibiydi."




ÖZET
Beyoğlu Rapsodisi üç arkadaşın çocukluğa, kısa pantolon giydikleri dönemde başlayıp; orta yaşlılığa geldikleri zamanlara kadar uzanan hikâyesini anlatmaktadır. Üç arkadaşın adları; Kenan, Nihat ve Selim’dir. Birbirlerinden oldukça farklı olan bu üç arkadaş arkadaşlıklarını uzun yıllardır sürdürmeyi başarmışlardır. Bu arkadaşlar Galatasaray Lisesi'nde de birlikte okumuşlardır.
Üniversite seçimini Kenan Hukuk Fakültesi'nden yana yapar, ancak stajını yapıp, avukat olmasına rağmen babasının sigorta acentesinin başına geçmeyi seçer. Girişimci ruhu sayesinde de mesleğinde başarılı olur ve işini geliştirir. Ancak Kenan’ın işi dışındaki en büyük tutkusu fotoğrafçılıktır. Çektiği fotoğraflarla kişisel sergiler de açmıştır. 


Selim'e gelince; Mimarlık Fakültesi'ni bitirdikten sonra babasının tekstil fabrikasının başına geçmiştir. O da Kenan gibi kendi mesleğini yapmamış baba mesleğini devam ettirmiştir. AZYA adını verdiği markası ile başarılı olmuştur. Güliz ile mutlu bir evliliği vardır. Burç adında down sendromlu bir oğulları vardır.

Selim ve Kenan’ın aksine orta halli bir aileden gelen Nihat, matbaada çalışan bir işçinin oğludur. Annesini küçük yaşta kaybetmiştir. Küçük yaşlardan itibaren Selim ve Kenan; Nihat’ı maddi ve manevi desteklemişlerdir. Nihat’ın Burç’a büyük bir sevgisi ve ilgisi vardır. Nihat; Kenan ve Selim’in desteğiyle bir kitap dükkanı açmıştır. Melek isimli sözde bir şair ile evlidir bir de kızları vardır. Melek; baskın tavrı ile sürekli Nihat’ı ezmektedir.
Kenan; hayatın tadını dolu dolu çıkaran hayatına sayısız kadın girmiş uçarı bir insandır. Fotoğraf çekiminde başarılı olsa da zengin bir aileden gelmiş olduğu için sanat çevrelerinde istediği değeri görmez. Kenan hem sanat çevrelerinin ilgisini çekmek hem de “ölümsüz” olmak için yeni açacağı sergide ölüm fotoğrafları çekmeyi kafasına koyar.
Beyoğlu'nda işlenen cinayetler sonucunda cinayete kurban giden maktullerin olay yerinde çekilmiş fotoğraflarını stüdyo ortamında yeniden canlandıracaklardır. Bunun için Kenan; başkomiser Cüneyt’ten olay yeri fotoğraflarını almayı başarır. Kendisine güzel bir Rus olan Katya’yı da sanat yönetmeni olarak alır. Katya ile Kenan’ın iş ilişkisi kısa sürede aşka dönüşür.



Çalışmalara başlarlar. Dekorlar hazırlanır. Stüdyo olarak Selim’in babadan kalma apartmanı kullanılacaktır. Her ne kadar Selim Kenan’ın projesinden hoşlanmasa ve bu olayın dışında kalmak istese de olayların içine çekilir. Selim mekan sıkıntısı çeken arkadaşına babasının vasiyetiyle yıktırmadığı Beyoğlu'ndaki dört katlı apartmanı verir.
Kenan fotoğraf çekimleri sırasında cinayete kurban giden uyuşturucu bağımlısı Kartal ile Aysun’un fotoğraflarını çekerken iki fotoğrafta da aynı postere rastlar. Çok geçmeden Aysun ile Kartal’ın sevgi oldukları ortaya çıkar. Aysun’un ölümünden eski sevgilisi sorumlu tutulmaktadır. Kartal’ın da uyuşturucu borcu yüzünden öldürüldüğü düşünülse de Kenan iki cinayetin bağlantılı olduğuna inanmaktadır. 
Kenan Aysun’un evinde araştırma yapar, Fransa'dan Catherina adlı bir kadından gelen mektup, şüphelerini iyice arttırır. Kenan bu cinayetleri gerçekten çözerek; sergisine dikkat çekmeyi de aklına koyar. Katya ve Selim başının belaya girmesinden korkup, onu engellemeye çalışsalar da Kenan vazgeçmez. Nihat da Kenan’ın en büyük destekçisidir.
DEVAMI KİTAPTA…



KİTAPTAN NOTLAR

Gelelim kitap ile ilgili yorumlarıma…

Kitap romandaki başkahramanlardan Selim’in ağzından anlatılmaktadır. Mekân olarak Beyoğlu seçilmiş, Beyoğlu’nda yer alan mekânlar, İstiklal caddesi, tarihi mekânlar romana ev sahipliği yapmıştır.

Roman; pek çok Ahmet Ümit kitabında olduğu gibi bir cinayetle başlamamakta. Hatta Kenan’ın sergi düşüncesi ortaya çıkana dek cinayete yer verilmemektedir. İlerleyen bölümlerde günümüzdeki cinayetlerden yola çıkılarak; geçmişte işlenen bir cinayete hatta cinayetlere ulaşılmaktadır.

Kitabın kurgusunda yazar sonunu kendinden beklenen biçimde bitirse de kitap boyunca bende konunun etrafında dolanılıyor da konuya bir türlü girilemiyormuş gibi bir izlenim bıraktı. Bu nedenle pek beğenemedim kitabı. Bu kadar konu etrafında dolandıktan sonra bir iki sayfada tüm düğüm çözülmekte.

Beyoğlu’nun tarihine, mekanlarına çok fazla yer verilse de mekanları bilmeyen benim gibi bir okur için zaman zaman sıkıcı bir hal aldı. Bir de anlatıcı karakterin mimar olmasını göz önünde bulundurursak, tarihi binaların mimari özelliklerine de yer verilmesi benim için sıkıcı oldu. Ayrıntılara boğulmuş hissettim kendimi. İstanbul Hatırası’ndaki gibi bir anlatım olsaydı da ilgi çekici olabilirdi diye düşünüyorum.

Sonuç olarak; hızlıca okuduğum bir kitap olsa da İstanbul Hatırası, ya da Kukla kadar beğenmediğim bir kitap oldu. Bu durumun sık kitap çıkarma kaygısından kaynaklandığını düşünüyorum. Her ne kadar bir çok kitabını yeterince başarılı bulmasam da zihnen yoğun olduğum dönemlerde okumak için benim için iyi oldu.



Kitaptan bir alıntı ile bitirmek istiyorum yazımı... 

“Hayat kudurmuşçasına akan bir ırmağa benzer, insanoğlu ise bu ırmağın azgın sularında yolculuk yapan bir dal parçasına. Bu yolculukta değişmeyen iki olgu vardır;ilki yalnız olduğun,ikincisi ise ne kadar uzun sürse de yolculuğunun ölümle sınırlı olması... Pek iç açıcı sözler söylemediğimin farkındayım ne var ki, gerçek bu. Gerçeği bilirsen, daha hazırlıklı olursun, fırtınalar kadar, sahte sukunetlere de karşı koyabilirsin. Yani yolculuğun daha iyi geçer. Boş hayallere kapılıp, sık sık düş kırıklıklarına uğramazsın. Sadece kendine güvenebileceğin için, insanların seni aldatmasına izin vermezsin. Kendi ayakları üzerinde durmayı başaran, güçlü bir insan olursun” (Sayfa 68,69)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...