16 Kasım 2014 Pazar

YAŞAR KEMAL – İNCE MEMED – III

MERHABALAR, 

Geçtiğimiz haftalarda İNCE MEMED - I ve İNCE MEMED - II'yi paylaşmıştım. geldik serimizin üçüncü kitabına... 


ARKA KAPAK

Otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazılan İnce Memed dörtlüsü düzene başkaldıran Memed'in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova'nın öyküsüdür. Yaşar Kemal'in söyleyişiyle 'içinde başkaldırma kurduysa doğmuş' bir insanın, 'mecbur adam'ın romanı.


Çiçekli Mahmut Ağa, Çiçeklideresi köyündeki topraklarını işleyen köylüleri İnce Memed'i korudukları için topraklarından atar. Bunun üzerine Memed Çiçekli Mahmut Ağa'yı öldürür. Zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği yönündeki kuşkuları, "bir İnce Memed gitse de, yerine bin Memed gelir" fikriyle umuda dönüşür. 



“Büyük bir yazar, büyük bir kitap... Demek ki hem çok okumuşlara hem az okumuşlara seslenen bir eser yazılabilirmiş. Bir eser ki hem destan hem de bireysel nitelikli; bir eser ki yürekle aklı birleştirmiş.” Anne Philippe, Liberation, (Fransa) 


“Yaşar Kemal yalnızca Türkiye'nin en büyük romancısı değil, dünya edebiyatının da bir devidir.”  Alain Bosquet, Magazine Litteraire, (Fransa)

“Büyük bir edebiyat olayı. Dünya çapında bir Türk romanı.” Liv Kooter Lauhn, Morgenavisen, (Norveç)

“Bu büyülü ve en doğal dünyaları dile getiren böylesine harika bir sevgi, ölüm ve isyan şarkısını görmezlikten gelebilir miyiz” Jacqueline Piatier, Le Monde, (Fransa) 


ÖZET
Ali Safa ve Kel Hamza’yı öldürdükten sonra imi timi belirsiz olan İnce Memed, üçüncü ciltte uzunca bir süre ortaya çıkmaz. Sonradan öğreniriz ki, Memed jandarmalarla çatışmada yaralanmış, Yörükler ona sahip çıkmış, yaralı Memed’e bakmaktadırlar. Memed’in yarası ağırdır.

Gelelim bir önceki ciltte ölen Ali Safa Bey’e. Ali Safa bey’in ölüsü hemen gömülmez. Tüm kasabayı koku sarar. Bütün ağalar ve kasaba eşrafı kasabada toplanır. Kasabanın ağalarını ve ileri gelenlerini öldürülme korkusu sarmıştır. Hele birisi vardır ki içlerinde evlere şenlik… Murtaza Ağa’yı, İnce Memed korkusu sarar. Ne yapacağını bilemez korkudan.

Mebus Arif Sami Bey’den habersiz, Ankara’ya bir sürü telgraf üzerine telgraf çeker. Hatta para ile tuttuğu adamlara da telgraf çektirir. Murtaza Ağa, Topal Ali’nin, İnce Memed’in adamı olduğundan şüphelenmesine rağmen onu yakınında tutmak ister. Topal Ali’yi konağına yerleştirir. Topal Ali’yi giydirir, kuşatır. Ölüsü, bütün kasabayı kokutan Ali Safa Bey nihayet gömülür.

Jandarmalar, İnce Memed’in peşindedirler. Başta Yüzbaşı Faruk olmak üzere; onun emriyle Kertiş Ali devlet eliyle köylülere eziyet ederler Memed’i bulmak için. Ama köylüleri konuşturamazlar. Çoban Müslüm de onların eziyetinden nasibini alır ve konuşur. Ama Müslüm’ün söyledikleri yanıltmadan başka bir şey değildir. 


Çatışma sonucunda ele geçen eşkıyalardan biri İnce Memed olarak teşhis edilir. Köylü kadınlar onun üzerine ağıtlar yakarlar. Memed’in ölüm haberi Murtaza Ağa’yı rahatlatır. Artık Topal Ali’ye ihtiyacı yoktur. Onu donuna kadar soyup, konaktan atar. Etmediği hakaret de kalmaz. Onuru kırılan Topal Ali değirmenciye sığınır. Memed’i öldürmeyi başardığı sanılan Yüzbaşı kasabaya büyük bir törenle girer. Çok geçmeden gerçek ortaya çıkar. Memed olarak teşhis edilen ceset Kara Osman’dır. Yüzbaşı çaresiz cesedi Kara Osman’ın kardeşlerine teslim eder. Kendisi de günlerce sokağa çıkamaz.

Murtaza Ağa’nın etekleri tutuşur. Ne yapsa, ne kadar yalvarsa Topal Ali’yi kendi konağına dönmeye ikna edemez. Topal Ali Molla Duran’ı konağında çalışmaya başlar. 


Köye giden Yağız Atı gören Hürü Ana, yanına köyden Kısacık Mahmut’u da alarak atı takip ederler. At onları Memed’e  götürür. Ağır yaralı Memed Yörükler tarafından saklanmaktadır. Öyle ki onun ağır yaralı saklandığı yere Hürü Ana’yi bile gözleri bağlı götürürler.

Memed’in yarasının tek çaresi Kırkgöz Ocağının Anacık Sultanı’dır. Hürü ana yollara düşer. Kırkgöz Ocağı’na gider. Anacık Sultanı Memed’i iyileştirmeye ikna eder.

Bu arada gerçekleşen birçok olay Memed’e mal edilir. Memed dağlarda bir efsanedir artık. Bu durum Murtaza’nın korkusunu depreştirir. Ankara’ya tel üstüne tel çeker. O da yetmez Arif SaimBey’in Kemal Paşa’ya bir suikast düzenleyeceği dedikodusunu yayar. Bu arada konuştuğu Çiçekdereli Mahmut Ağa ile konuşmak Murtaza Ağa’yı biraz rahatlatır. Mahmut Ağa, Memed’i küçümsemekte, istese kulağından tutup onu düze indireceğini söylemektedir. 

DEVAMI KİTABIMIZDA...


KİTAPTAN NOTLAR
Serimizin üçüncü kitabı diğer iki ciltte olduğu gibi birkaç sayfa süren Çukurova tasviriyle başlamakta. Güzelliklerin tasvirinden sonra , ağaçsız, kıraç yüksek yamaçların bitkisi olduğu kadar ucsuz bucaksız Anadolu bozkırlarının da bitkisi olan “keven dikeni”nden bahsedilmekte. İlk cildin “çakırdikeninin”, ikinci cildin “karaçalı”sının yerini keven dikeni almakta üçüncü ciltte. Her cildin sonunda dikenler yanmakta ama bir diğer cildin başında yeniden yeşermekte. Tıpkı ölen bir kötünün yerini yenisinin alması gibi.

Bence üçüncü cilt serinin en durağan kitabı oldu. Kitabın ilk bölümünde Memed yaralı bir biçimde bir Yörük obası tarafından saklanmakta. Memed’den kalan boşluğu Murtaza Ağa, Topal Ali ve Hürü Ana doldurmakta. Murtaza Ağa her ne kadar Memed’in karşısında bir karakter olsa da ölüm korkusunun ona yaptırdıklarına gülsem mi kızsam mı bilemedim. Bana çok sempatik geldi Murtaza Ağa. Kitabın sonunda Memed’in onu öldürmemesi, Topal Ali’ye bıraktığını söylemesi serinin dördüncü cildi için de bir beklenti oluşturmakta.

Söylemeden geçemeyeceğim. Bazı bölümlerde özellikle Yağız ata itafen Hürü Ana’nın bazı monologları var. Bu monologlar sık tekrarlar da içermekte. Zaten bana durağan gelen bu ciltte bu monologlar beni biraz sıktı doğrusu. Hele aynı monolog içindeki keskin duygu geçişleri. Romanın en ilginç karakterlerinden biri bence Hürü Ana. Seviyor mu dövüyor mu belli değil. Ama Memed’in üzerindeki etkisi inkar edilemez elbette.


Memed’in serinin ilk cildinden Iraz tarafından götürülen bebeğinden bu ciltte bahsedilecek mi diye okuduğum bölümler oldu, bir bölümde Iraz’ın adı geçer gibi olduysa da Memed’in oğlunun akıbeti bu ciltte yine cevaplanmayan sorulardandı.

Romanda beni en çok rahatsız eden kısımlar köylüye devlet eliyle yapılan işkenceler oldu. “Köylü milletin efendisidir” diyen Mustafa Kemal'in mebusları resmen köylüye devlet eliyle işkence etmekte, hatta Atatatürk’ün köylüye “efendi” demesiyle bile dalga geçmektedirler. Bu kısımlar yeni kurulan Cumhuriyet ile ilgili ilgi çekici kısımlarındandı kitabın.

Başka bir nokta da; bol bol doğa tasvirlerine yer vermesine rağmen yazarın kişilerin tasvirlerini daha az yapmış olması. Bazı karakterler biraz daha fazla tasvir edilse de yazar karakterleri okuyucunun hayal gücüne bırakmış gibi.

“İnce Memed mi? diyordu, ince memed dedikleri de bir sabi çocuk. Ama tepeden tırnağa yürek”  (İnce Memed 1, Sayfa 344)

 Bir de Türk masallarında sıklıkla kullanılan 3 ve 7 rakamlarına yer verilmesi roman masalsı bir taraf katmış. Yedişerli gruplar halinde “Memed”lerin çeteye katılması, ateşin “üç” gün “üç” gece yanması vb.


“O gün bugündür, Çiçeklidüzü köylüleriyle öbür köylüler kevenli yamaçta, İnce Memed’in gittiği gün toplanırlar, büyük bir toy düğünle kevenlere ateş verirler. Yalımlar üç gün üç gece bir sel gibi yamaçta dolanır, bütün dağ tepeden tırnağa ateşe keser, yamaç bir yalım fırtınasında çalkanır, kevenlerden çığlıklar gelir. Bu ateşle birlikte de önce Yıldızlı, sonra Çakmaklı ardından da Boranlı dağın doruğunda birer top ışık patlar. Dağların doruğu üç gece ağarır, ortalık apaydınlık, gündü gibi olur.” (İnce Memed 3 , Sayfa 629)

 Serinin son kitabıyla görüşmek dileğiyle... 

Sevgiler...

10 Kasım 2014 Pazartesi

YAŞAR KEMAL – İNCE MEMED – II


MERHABALAR, Sevgili Kitap Dostları;

Ata'mızın aramızdan ayrılışının 76. yılında Atamızı Özlemle anarken, geçtiği tarihler bakımından Ata'mızın yaşadığı yılların Çukurovası'nı anlatan İnce Memed serisinin 2. kitabı ile karşınızdayım. 

'Yaşayan en büyük Türk yazarı Yaşar Kemal'


“ Demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım… Toprak, toprak, toprak oldum da dayandım.” (İnce Memed 2 , Sayfa 155)
“ Eşkıyaya hiç benzemiyor. Cin gibi peri gibi melek gibi bir insan. Evliya olacağına eşkıya olmuş.” (İnce Memed 2 , Sayfa 197)


ARKA KAPAK

Otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazılan İnce Memed dörtlüsü düzene başkaldıran Memed'in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova'nın öyküsüdür. Yaşar Kemal'in söyleyişiyle “içinde başkaldırma kurduysa doğmuş” bir insanın, “mecbur adam”ın romanı.

Öldürülen Abdi Ağa'nın yerini kardeşi Hamza alır. Memed, topraklarını ele geçirmek için Vayvay köylülerine zulmeden Ali Safa Bey'i ve Hamza'yı öldürür. Ancak köylüler için tam bir efsaneye dönüşmesine rağmen zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği konusunda kuşku duymaya başlar. Abdi Ağa gitmiş, yerine Hamza gelmiştir, onun yerini de bir başkası alacaktır. 

“Kalemi insanlığın hizmetinde bir yazar...” Henry Lundström, Sundvalls Tidning, (İsveç) 


“Yaşar Kemal, görkemli bir destan akıcılığı içinde, tüm ayrıntıları titizlikle yansıtarak dile getirmiş ülkesini.”  Paul Theroux, The New York Times, (A.B.D.) 


“Korkusuz bir toplum eleştiricisidir Yaşar Kemal. Ve eşsiz bir şair.” Dagens Nyheter, (İsveç)
“Bir gökkuşağı gibi, toprağa hiç dokunmadan bir ufuktan diğerine kayan büyük bir efsane geleneğine dayanıyor.” Sunday Times (İngiltere)
“Kemal’in Hardy ve Tolstoy ile karşılaştırmasına yol açan zengin üslup, konunun zenginliği ve çeşitliliği, sıradan insanların yaşamıyla insanlığın bağlantısı, insanın içine çeken bu romanda da aşikar.”  The Times (İngiltere)
“Baş döndürücü bir hızla ilerliyor.” The Guardian (İngiltere)


ÖZET
Dağları kendine mesken tutan İnce Memed dağlardadır. Jandarmalar peşindedir. Dağlarda olduğu esnada ona köyünden para toplayıp getiren, köyünden toprak vermeyi teklif eden Koca Osman ve Vayvay köyü gelir aklına. Karaçalı ormanlarının içinden kara çalı dikenlerini aşarak Vayvay’a gelir. Tıpkı ilk cildin başında Dikenlidüz’ün çakırdikenlerinin arasından Süleyman Emmi’ye sığındığı gibi. Koca Osman’a sığınır. Koca Osman kendine sığınan, “Şahinim” dediği Memed’i bağrına basar. Onun köyde olduğunu çok istemesine rağmen köylüye sezdirmez. Kasabaya yakın dağlara uzak olan Vayvay köyü bir eşkıya ile için pek de uygun değildir.
Vayvay köyü, Ali Safa Bey’in türlü hilelerle ele geçirdiği topraklarının ortasında, el konmamış verimli topraklardandır. Ali Safa Bey’in çiftliğinin sınırlarını genişletmek için buraya ihtiyacı vardır.  Vayvay Köyü’nün ağası Ali Safa Bey, köylülerin köyü terk etmelerini ister. Ancak köylüler atadan kalma topraklarını terk etmek istemezler. Ali Safa onları topraklarından sürmek için çeşitli hilelere başvurur. Önce Yobazoğlu’nun topraklarının tapusunu çok sevdiği değerli yağız atı karşılığında, üzerine geçirir. Bu tapu ile köyde hak iddia edecektir. Her ne kadar Yobazoğlu’na atını verdiyse de içten içe ona kin de bağlar. Bir de Yobazoğlu’nun Ali Safa Bey’i alaya alarak “Önce atını aldım, avradını da alacağım” sözleri üzerine Ali Safa Bey’in öfkesi iyice artar. 

Ağa, Yobazoğlu’nun evini yaktırır. At da yanmak üzereyken; Yobazoğlu yanmak pahasına yağız atı kurtarır. At kaçar gider. Jandarma, kendi evini yaktığı için Yobazoğlu’nu döver, Yobazoğlu köyü terk etmek zorunda kalır. Atı bulması için Ali Safa Bey en iyi nişancısı Adem’i görevlendirir. Ama atı vurmak mümkün değildir. Adem, çok hızlı ve atik olan atı vuramadıkça onun büyülü olduğuna inanmaya başlar.  
Ali Safa’nın zulmü gün geçtikçe artar. Hemen her gece adam tutarak köyü kurşunlatır. Hatta köyü kurşunlayanlar arasında devletin Jandarmaları da vardır. Birkaç aile köyü terk etse de köylü direnir. Bu esnada Memed hala Koca Osman’ın yanında kalmaktadır. Onun Koca Osman’ın evinde kaldığını Koca Osman’ın çocukları bile bilmez. Koca Osman sürekli insanları köyü terk etmekten vazgeçirmeye, gidenleri geri döndürmeye çalışır ama Memed’in varlığını açıklamadan bu çok zordur. Hatta Ferhat Hoca ile gittikleri yerlerden de eli boş dönerler. Ferhat Hoca nereden geldiği bilinmeyen, uzun boylu, otuzlarında, yiğit aynı zamanda da esrarengiz bir adamdır.  

Koca Osman’ın yerini açıklamamaya dayanamayacağını anlayan Memed Vayvay’ı terk edip kendi köyüne doğru yola çıkar. Sapa yollardan, kapalı arazilerden Sarı Ümmet’in evine varır,  bu esnada köy, askerlerle doludur. Her yerde onu aramaktadırlar. Memed, Hürü Ana’dan köyde olup biteni öğrenir.
Memed’in Abdi Ağa’yı öldürmesi, Çakırdikenliği yaktırması, toprakları ve hayvanları köylüye paylaştırması köylüyü ilk başta çok sevindirmiştir, ama sonra Abdi’nin yerine kardeşi silahlı, zalim Kel Hamza gelince köylü, Abdi Ağa’yı mumla aramaya başlamıştır. Bu nedenle köylü Memed’e çok kızgındır. Bu arada Hürü Ana’nın kocası Durmuş Ali de öldürülmüştür. Topal Ali de Hamza’nın adamı gibi görünür.
Vayvaylılara yapılan eziyetler artarak devam eder. Son olarak köydeki atların hepsi çalınıp bir kısmı öldürülür. Köylünün büyük kısmı göç etmeye karar verirler.
  

Bu esnada mebus Arif Saim Bey de İdris Bey’in topraklarına göz dikmiştir. Arif Saim Bey, Kurtuluş Savaşı’nda yer almıştır. Önce Fransızların yanında yer alsa da sonra Türklerin tarafına geçerek, savaş kazanıldığında mebusluğa kadar yükselmiştir. İdris Bey ise, büyük bir aşiretin beyidir. Mert bir adamdır. Arif Saim Bey İdris Bey’de önce toprakları satın almak ister ama ret cevabı üzerine türlü hilelere başvurmaya başlar. İşi üzerine suç atarak İdris Bey’i mahkûm ettirmeye kadar götürür.

“…Bir odaya bir kedi yavrusu koy, hem de durmadan üstüne git, sonunda kedi yavrusu senin gözünü oyar. Kedi yavrusu kedi yavrusu iken…İnsanoğlu kedi yavrusu değildir. Ne kadar korkaksa, o kadar da yiğittir.” (İnce Memed 2 , Sayfa 344) 
Asım Çavuş, Memed’i Dikenlidüzü Köyü çıkışında kıstırır, Topal Ali’nin de yardımıyla Memed kaçar ve Süleyman Emmi’ye sığınır, Abdi Ağa’dan kaçtığında sığındığı gibi. Süleyman Emmi’le sohbet ederken anlar ki “Abdi ölse, Hamza gelir,o ölse yerine başka biri gelir yani bir ağa gider diğeri gelir”. Bu durum Memed’i güzel günlerin geleceğine olan inancını tüketir. Bu sözleri sayıklar durur.

DAHASI ROMANIMIZDA.....


KİTAPTAN NOTLAR

Serimizin ikinci kitabı yine birkaç sayfa süren Çukurova tasviriyle başlamakta. Güzelliklerin tasvirinden sonra topraktan sökülmesi oldukça zor olan ve en verimli topraklarda kendiliğinden çıkan “karaçalı”dan bahsedilmekte. Çakırdikeninin yerini bu romanımızda “karaçalı” almakta. Bu tasvirleri okurken kulağıma bağlama sesi geldi sanki. Ancak yazarın tasvirleri tadında bıraktığını da söylemeliyim. Biraz daha uzatmış olsaydı, büyük ihtimalle atlayabilirdim.

Her ne kadar İnce Memed ve köy yaşantısı ataerkil bir yapıya sahip olsa da ilk kitapta Hürü Ana 2. Kitapta Kamer Ana yazarın çok iyi çizdiği kadın karakterler bence. Anadoluda erkek üzerindeki kadınının gücünü kanıtlar nitelikte.
Buna ek olarak, Bir de Ferhat Hoca karakteri var ki yazarın son derece güzel çizdiği. Sonunda Ferhat Hoca ile ilgili neler çıkacağını merak etmekteyim doğrusu…

Romanı okurken satır aralarında Çakırcalı Efe’den bahsedilmekte. Ben yazarın Çakırcalı Efe’sini daha önce okumuştum. Sanırım İnce Meded’ten sonra Çakırcalı Efe’yi yeniden okuyacağım. 

Kitabımızın büyük bölümü Memed’in Vayvay Köyü’nde kendi iç hesaplaşmalarıyla geçmekte. Memed “Kötülerin öldürmekle bitmeyeceği” duygusundan dolayı umutsuzdur ve çabasının boşunalığını düşünmektedir. Bu iç hesaplaşma kısımları romanı durağanlaştıran özelliklerden olmuş. İlk romana göre daha ağır ilerlemiş bu şekliyle. Ancak Memed'in içindeki başkaldırı kurdu yine harekete geçer ve bu defa tetiği Vayvay köyü için çeker, tabi ki kendi köyünü de unutmaz. 

Bu kısımda şunu söylemden geçemeyeceğim. İlk ciltte Abdi Ağa’nın, ikinci ciltte de Ali Safa Bey’in yaptıkları onca kötülüğe rağmen kolayca ölmeleri biraz adaletsiz olmuş bana göre. Onlar yaptıkları işkencelerin bedelini ödemeyi çoktan hak etmişlerdi ama keşke biraz daha sürünselerdi. 

İlk romanın sonunda olduğu gibi yine Memed’in imi timi belirsiz olmakta. Ta ki üçüncü ciltte ortaya çıkana dek.  


“O gün bugündür, Dikenlidüzü köylüleri her yıl toprağa saban atmazdan önce çakırdikenliğe gelir,büyük bir toy düğünle dikenlere ateş verirler. Yalımlar üç gün üç gece bir sel gibi düzde dolanır, akar durur. Ova bir yalım fırtınasında çalkalanır, yanan dikenlikten çığlıklar gelir. Bu ateşle birlikte de Alidağı’nın doruğunda bir top ışık patlar. Dağın doruğu üç gece ağarır, apaydınlık, gündüz gibi olur” (İnce Memed 2 , Sayfa 459)


YAŞAR KEMAL İNCE MEMED - I için tıklayın.. 

İnce Memed III, ile yakında görüşmek üzere...

4 Kasım 2014 Salı

YAŞAR KEMAL – İNCE MEMED – I

MERHABALAR,

 Yaşar Kemal’in YKY’den çıkmış, kitap kapakları pek çok önemli ressam tarafından tasarlanmış serisi benim 2004’te ilk göreve başladığımda ciddi bir meblağ vererek aldığım ilk setlerden biridir. Kitaplığımın da bence en değerli eserleridir. 2004’den sonraki eserlerini de alıp seti tamamlamak istiyorum ilk fırsatta. Seti uzun zaman önce almış olmama rağmen, hem okuduğumda notlar tutmadığımdan, hem de blog arşivimde olmasını istediğimden yeniden okudum 2163 sayfalık bu dev eseri. Hem güzel bir nostalji oldu hem de gözden kaçırdığım bölümleri tekrar yakalamak için fırsat oldu bu arada.

“Çakırdikeni en pis, en kıraç toprakta biter. Bir toprak ki bembeyaz, peynir gibidir. Ot bitmez, ağaç bitmez, eşek inciri bile bitmez, işte orada çakırdikeni keyifle serile serpile biter, büyür, gelişir.

En iyi toprakta bir tek çakırdikenine rast gelinmez. Bunun sebebi, bir kere iyi toprak boş kalmaz, her zaman sürülür ekilir. Bir de, öyle geliyor ki, çakırdikeni iyi toprağı sevmez.” (İnce Memed – 1, s.12)


ARKA KAPAK

Otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazılan İnce Memed dörtlüsü düzene başkaldıran Memed'in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova'nın öyküsüdür. Yaşar Kemal'in söyleyişiyle “içinde başkaldırma kurduysa doğmuş” bir insanın, “mecbur adam”ın romanı.

Abdi Ağa'nın zulmüyle köyünü terk etmek zorunda kalan Memed, Ağa'nın yeğeniyle evlendirilmek üzere olan Hatçe'yi kaçırır. Abdi Ağa'yı yaralayan, yeğenini de öldüren Memed eşkıya Deli Durdu'ya katılır, ancak kıyıcılığına katlanamadığı Deli Durdu'dan iki arkadaşıyla birlikte ayrılır. Memed, sıradan bir köy çocuğuyken, zulmedenler için eşkıyaya, köylüler içinse bir kurtarıcıya dönüşür. 

“Bir yaşam biçimini bir halkın portresi olarak böylesine veren bu romandan daha iyisi yazılamazdı.”  The New York Times Book Review, (A.B.D.) 

“Şaşırtıcı, orijinal bir kitap.”  Sunday Times, (İngiltere) 

“Epik boyutlara ulaşan ve muhteşem bir sona ulaşmak için hız kazanan öyküye kendinizi kaptırıyorsunuz.” Sunday Times, (İngiltere) 

“Yaşar Kemal, şaşılacak ölçüde yaratıcı” The Booksell, (İngiltere)

“Yaşar Kemal, karakterlerini unutulmaz, seçkin ve gerçek hayattan daha da gerçekçi kılan detay zenginliği ile Rus Edebiyatının kalitesine ulaşıyor.” Sunday Telegraph (İngiltere)


ÖZET

Romanımızın 436 sayfalık ilk cildi yazarın ayrıntılı bir biçimde yaptığı Çukurova tasviri ile başlamakta. Bataklığından, dağlarına, Anavarza’dan Toroslar’a, bitkilerden hayvanlarına kadar Çukurova tablosu canlanmakta karşınızda doğanın tüm renkleriyle.

On bir yaşındaki Memed; Dikenlidüzü’ne yerleşmiş beş köyün en büyüğü olan Değirmenoluk köyünde annesi Döne ile yaşamaktadır. Babası İbrahim ölmüştür. Değirmenoluk’un da dahil olduğu beş köyün topraklarının tamamı Abdi Ağa’ya aittir. Memed, Abdi Ağa’nın çiftini sürmekte, karın tokluğuna Abdi Ağa için çalışmaktadır. Abdi Ağa’nın eziyetlerine Dikenlidüzü’nün çakırdikenlerinin vücudunda açtığı yaralara dayanamayan Memed köyünden kaçar, tesadüfen Kesme köyüne Süleyman’ın evine gelir. Başından geçenleri anlatır. Süleyman bu küçük çocuğa sahip çıkar, evine kabul eder.

Abdi Ağa’nın adamlarınca da aranan Memed bulunamaz. Annesi Döne ondan umudu keser. Süleyman’ın evinde çok sevilen ve onun keçilerini güden ve Memed ekinleri biçme zamanı geldiğinde annesinin yalnız kalmasına dayanamayarak köye geri döner.

Abdi Ağa, köylülerin topraklarını kullanmaları karşılığında tarladan çıkan mahsulün üçte birini köylülere bırakmakta, üçte ikisini kendisine almaktadır. Memed’in kaçışına çok sinirlenen Abdi Ağa buğdayın sadece dörtte birini kış için Annesi ve Memed’e verince Memed ve Döne kışı çok zor geçirirler. Her ne kadar köylüler yardım etseler de onların durumu da pek farklı değildir. Ellerindeki mahsul biten köylüler elleri avuçlarındakini buğday karşılığında yok pahasına Abdi Ağa’ya satarlar. Döne ve Memed de tek ineklerini Abdi Ağa’ya satmak zorunda kalırlar.


Memed, türlü sıkıntılar, Abdi Ağa’nın zulmü altında büyür ve on sekiz yaşına gelir. İlk defa arkadaşı Mustafa ile kasabaya inmesi; onun köy dışında da bir dünyanın var olduğunu ve orada ağa olmadığını öğrenmesini sağlar.

Çocukluğundan beri aşık olduğu Hatçe ile Çukurova’ya gitmenin hayalini kurar. Hatçe ile Memed birbirlerini çocukluklarından bu yana severler. Memed, Hatçe’yi kaçırıp Çukurova’ya gitmeyi, bundan böyle orada yaşamayı düşünür. Ama çok geçmeden zor hayatının tek umudu Hatçe’yi Abdi Ağa’nın yeğeni Veli’ye isterler. Ailesi Hatçe’yi ağanın yeğenine verirler. Çok geçmeden Memed, Hatçe’yi kaçırır.



…“Bu gâvur Abdi’yi vuranın eli nurlanır… Cennete gider .(İnce Memed – 1,s.59).

Memed ile Hatçe’nin kaçtığını duyan Abdi Ağa adamlarını toplar. Çukurova’da Topal Ali adıyla nam salmış izci Ali’yi de yanına alarak Memed’le Hatçe’nin peşine düşerler. Her ne kadar Topal Ali kendisine istekte bulunan köylülerden Pancar Hösük’ü kırmak istemiyor, ağa ve adamlarını yanlış yollarda dolandırıyorsa da sonra dayanamaz ve doğru izi bulur ve Hatçe ile Memed’i eliyle koymuş gibi bulur. Ama iş işten geçmiş Hatçe kadın olmuştur.

Memed kendisini bulan Abdi Ağa ve  Veli’yi vurur. Veli ölmüş, Abdi Ağa yaralı kurtulmuştur. Memed çocukluğunda sığındığı Süleyman’ın evinde saklanır. Süleyman onu eşkıya Deli Durdu’ya götürür. Böylece Memed, Deli Durdu çetesine katılır. Deli Durdu insanları donuna kadar soyan zalim bir eşkıyadır.   


Bu sırada Abdi Ağa da yalancı şahitlerin ifadeleri ile Hatçe’yi hapse attırır. Onların izini sürüp, felaketlerine sebep olduğu için suçluluk duyan Topal Ali’yi de yalancı şahitlik yapmağı için köyden sürer. 

Bundan sonra İnce Memed’in eşkıyalık günleri başlar. 

“Ben İnce Memed’im… Anamın, nişanlımın intikamını almak için geldim… Köylülerimin intikamını almak için geldim. Fakir fukaranın intikamını almak için.” (İnce Memed – 1, s.264)

DAHASI ROMANIMIZDA…


KİTAPTAN NOTLAR

Şunu belirterek başlamak isterim ki, Yaşar Kemal gibi büyük bir usta ve eşsiz bir kalemin klasikleşmiş bir romanını yorumlama ve eleştirme işini yapmak kesinlikle benim haddime değil. Zaten İnce Memed hakkında tezler de yazılmış, defalarca incelenmiş bir efsane. Ben sadece naçizane duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum sizlerle.

Öncelikle seriyi eylül ayının başında kendimden umduğumdan daha kısa sürede ve hızla okuduğumu belirtmek isterim. Tabi ki; bunda yazarın akıcı dili, bolca diyalogun olması ve diyalogların sanki bir tiyatro oyunuymuş gibi yazılması etkili oldu diyebilirim. 

Tabi ki bir de yazarın Çukurova coğrafyasına has sözcükler ve dili son derece ustaca kullanması da seriyi keyifle okumamı sağladı. Anlamını bilmediğim pek çok kelime olmasına rağmen duraksamadan okuyabildim. Çünkü kelimelerin pek çoğunun anlamı cümlenin gelişinden anlaşılacak kıvamdaydı. Yöreye ait pek çok kelimeyi dağarcığıma katmak benim adıma keyifli oldu diyebilirim.

Romanın ilk cildinde Memed’in çocukluğundan ve Eşkıya İnce Memed’e dönüşmeye mecbur Memed’in öyküsü anlatılmakta. İçerik ve olayların çeşitliliği bakımından benim en sevdiğim cilt oldu diyebilirim. 


Olaylar Cumhuriyet’in yeni ilan edildiği dönemlere rastlaması bakımından yeni devletin emekleme dönemleri de roman fon oluşturmakta. Henüz iç karışıklıklarından kurtulamamış, güçlünün zayıfı ezdiği, haksızlıkların kol gezdiği bir coğrafya. Halkı ezen, onlara zulüm eden ağalar ve eşrafla devlet görevlileri ve komutanlar da iş birliği içindedirler. Onlarda özellikle köylülere devlet eliyle zulüm ederler. Güçlülerin kazanmasına yardım ederler. Bu kısımlar dönemi gözler önüne seren romanın en dikkat çekici yanlarından.


Bir de roman karakter sayısı bakımından da oldukça zengin. Karakterler ve onların hikâyeleri romana ayrıca derinlik katmakta. Yazarın kadınlara verdiği güçlü roller de ilgi çekici. Hürü Ana, Iraz benim en çok dikkatimi çeken karakterler oldu. Yine daha sonraki ciltlerde farklı roller de üstlenecek olan Topal Ali, yazarın çizdiği en güzel karakterlerden.

Çakırdikenliğin tasviri ile başlayan romanımız; Abdi Ağa’nın Memed tarafından öldürülmesinden sonra; yine Çakırdikenliğin köylüler tarafından çift sürülmesinden önce yakılmasıyla sona ermekte. Tabi ki her şey bitmiş gibi görünmesine rağmen aslında yeni başlamakta. 

 “Çift koşma zamanıydı. Dikenlidüzünün beş köyü bir araya geldi. Genç kızlar en güzel giyitlerini giydiler. Yaşlı kadınlar sütbeyaz, sakız gibi beyaz başörtü bağladılar. Davullar çalındı… Büyük bir toy düğün oldu. Durmuş Ali bile hasta haline bakmadan oyun oynadı. Sonra bir sabah erkenden toptan çakırdikenliğe gidip ateş verdiler.

İnce Memedden bir daha haber alınmadı. İmi timi bellisiz oldu.

O gün bu gündür, Dikenlidüzü köylüleri her yıl çift koşmazdan önce, çakırdikenliğe büyük bir toy düğünle ateş verirler. Ateş, üç gün üç gece düzde, doludizgin yuvarlanır. Çakırdikenliği delicesine yalar. Yana dikenlikten çığlıklar gelir. Bu ateşle birlikte de Alidağın doruğunda bir top ışık patlar. Dağın başı üç gece ağarır, gündüz gibi olur.”  (İnce Memed – 1, s.436)



Kitapla ilgili tek yapacağım eleştiri romana değil de yayınevine. Memed’le ilgili en can alıcı noktalar kitabın arka kapağında yazılı zaten. Bu da şahsen benim “Şimdi Ne olacak ?” değil de, “Ne zaman olacak?, Hangi sayfada olaylar gerçekleşecek?” duygusuyla okumama neden oldu. Yapı Kredi Yayınları’nın pek çok kitabının arka kapağında uyguladığı  bu yanlış stratejiden bir an önce vazgeçmesi gerekir bence. Sabahattin Ali Kitaplarında da aynı durum olduğundan bahsetmiştim daha önce defalarca. Zaten kitap ilgili okumadan önce cevaplamak isteyenler için internette bolca malzeme bulunmakta; hele ki İnce Memed gibi efsane bir kitap söz konusu olduğunda… Yayınevine duyurulur. 




İNCE MEMED - 2 ile çok yakında görüşmek üzere...

SEVGİLER..

26 Ekim 2014 Pazar

SABAHATTİN ALİ - İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN

MERHABA Kitap Dostları,
Çok sevdiğim bir yazarın çok beğendiğim bir kitabını paylaşmak istiyorum sizlerle... İçimizdeki Şeytan...

İçimizdeki Şeytan; Her ne kadar sadece Kuyucaklı Yusuf’u paylaşmış olsam da  “Kürk Mantolu Madonna”, “Kuyucaklı Yusuf”, “Değirmen”, “Sırça Köşk”ten sonra okuduğum 5. Sabahattin Ali Kitabı. Kitap 1940’da yazılmış. Her ne kadar diğer kitapları ile benzerlikleri olsa da şahsına münhasır bir kitabı ve bence karakter tahlilleri ve karakterlerin iç konuşmaları bakımından diğerlerinden ayrılan bir başyapıt.


ARKA KAPAK:

“İstemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Hâlbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..." (Sayfa,249-250)

Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor Sabahattin Ali.

Aydın geçinenlerin karanlığına, "insanın içindeki şeytan"a keskin bir bakış.”



ÖZET:

Ömer, Darülfünun’da felsefe okumakta ve bir yakınının iltiması ile Postanede çalışmakta olan yirmi beş yaşlarında bir gençtir. Nihat ile vapurda yolculuk yaparlarken hem havadan sudan meselelerden bahsedip hem de akşam için plan yapmaktadırlar. O anki tek düşüncesi akşam için borç bulmaktır.

Nihat ile konuştukları esnada Ömer vapurda bir genç kızı görür ve bu genç kıza bugünün deyimiyle ilk görüşte âşık olur ve bu genç kızın kendisinin geleceğinde önemli bir yer tutacağı hissine şiddetle kapılır. Genç kızın yanına gittiğinde; genç kızın yanında bir akrabası ile karşılaşır. Bu vesile ile uzaktan akrabası da olan bu genç kız ile tanışır.

Genç kızın adı Macide’dir. Ömer’in büyük dayısının torunudur. Konservatuar’da piyano bölümünde okumaktadır. Ailesi Balıkesir eşrafının ileri gelenlerindendir. Müziğe olan yeteneği ortaokul yıllarında keşfedilmiş, lisedeki müzik öğretmeni Bedri’nin de verdiği derslerle ilerlemiştir. Altı aydır İstanbul’daki akrabaları Emine Hanım’ın konağında kalmakta ve bu şekilde eğitimine devam etmektedir.
Vapurda karşılaştıkları gün her ne kadar Macide’nin henüz haberi olmasa da babası bir hafta önce vefat etmiştir. Bu ilk tanışmanın ardından Ömer sıklıkla daha önceleri de gittiği Emine Teyzesinin evine daha sık gitmeye başlar.


“Fakat içimizde, bizim “ahlak” tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyerek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir “hesabi” tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu.” (Sayfa,22)

“Riyakârlık, tesellide son haddini bulur. Bu anda çehrelerin aldığı yalancı teessür ifadesi, o biraz yukarı kalkıp birbirine yaklaşan kaşlar, o hafif hafif ve anlayışlı bir tavırla sallanan başa ve o derinden çıkarılmaya çalışılan matemli ses insanı deli eder.” (Sayfa,66)

“Zaten anlatmak istediğim bir şey var, bin bir şekle sokup söylemek arzusuyla yandığım bir tek şey: O da sizi sevdiğim. Bunun dünyanın teşekkülünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyorum, fakat siz söyleyin, canlılığından bir şey kaybetmiş mi? Kâinatta hiçbir mevcudun olamayacağı kadar taze ve olgun değil mi?... Bu öyle bir kelime ki, doğuyor ve doğuşuyla beraber kemali de içinde getiriyor. Sizi seviyorum... Başka ne söyleyeyim?” (Sayfa,81)


“Hamakat(ahmaklık) sade ahmaklara değil, akıllı olduklarını sananlara da hükmediyor!” (Sayfa,92)

“Her şeyi düzeltebilirim, onu da kendimi de kurtarabilirim. Neden olmasın? Ben hayata bağlanmak için ona muhtacım, o idare edilmek için bana muhtaç… Ben onu görmeden evvel hayatın manasını bilmiyordum, bulamamıştım. Şimdi görüyorum ki, o da bensiz yaşayamayacak… Söyledikleri doğru, en az doğru görünenleri bile doğru… Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş… Ne aradığımızı bilmeden aramak… Şimdi içim rahat, aradığını bulan ve başka bir şey istemeyen biri gibi sükûnet içindeyim… Dünyada bundan büyük saadet olur mu?” (Sayfa,109)



Bu arada Ömer ile Macide yakınlaşmaya başlarlar. Ömer Macide’yi sık sık okula çıkışlarında da almaya gider ve gezerler. Eve çok geç döndüğü bir gece, zaten babasının ölümünden sonra; babasının aylık olarak Emine Hanım’ın kocası Galip Enişte’ye gönderdiği 40 lira aylık da gelmediği için kıza diş bileyen aile ve Macide arasında bir sürtüşme geçer. Genç kız aynı gece tüm eşyalarını toplayarak geç bir saatte evden ayrılır. Nereye gideceğini ne yapacağını bilmeden evden ayrılan Macide, Ömer’i sokakta kendini beklerken bulur. Birlikte Ömer’in kaldığı pansiyona giderler.

O geceden sonra Ömer ve Macide birlikte yaşamaya başlarlar. Ömer, Macide’yi herkese karısı olarak tanıştırmasına rağmen evlilik muamelesini tamamlamak için pek de istekli davranmaz. Başlangıçta Macidesiz yaşamayacağını hisseden Ömer, zamanla geçim sıkıntısı altında ezilmeye başlar. Karakter olarak çalışmaya çok da istekli olmayan Ömer çevresindeki arkadaşlarından aldığı borçlarla yaşamaya çalışır. Bu borçlar onu eski hayatından kopmasına engel olur.


Bu esnada Ömer ikilem içinde yaşar. Eski hayatı ile Macide arasında kalır. Yeterli iradeyi gösteremeyen Ömer sürekli “İçimizdeki Şeytan”ı suçlar. 


“Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.” (Sayfa,200)


“En korkunç yalan da budur: Kendimize karşı bile kullanacak kadar pençesine düştüğümüz bu derin ve gizli yalan...” (Sayfa,209-210)

“Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir. Bu söylediğim gibilerin az ve henüz kendilerini henüz göstermemiş olması, günün birinde iyinin, doğrunun ve kıymetlinin hakim olacağından ümidi kesmeyi icap ettiremez… Bugün şurada teker teker yaşayan ve çalışanlar yarın birleşince bir kuvvet olacaklar ve en kuvvetli silahı: haklı olmak silahını ellerinde tutacaklardır.” (Sayfa,248)

"İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir." (Sayfa,249)


KİTAPTAN NOTLAR

Daha önce de belirttiğim üzere İçimizdeki Şeytan; okuduğum beşinci Sabahattin Ali kitabı ve Kuyucaklı Yusuf’tan sonra 2. romanı. Bu defa romanımıza ne Avrupa’da bir şehir ne de Anadolu fon oluşturmakta. Romanımız İstanbul’da geçmekte. Romanımızın başkahramanı Ömer ile arkadaşı Nihat vapurda yolculuk etmekteyken, karşılaşmakta esas kız ile esas oğlan. Aslında romanımızın konusu klişe. Ancak kitabı özel yapan konusundan ziyade psikolojik çözümlemeler ve diyaloglar. Belli konularda karakterlerin yaptığı tiratlar. Ömer’in “İçimizdeki Şeytan” Tiratı, Veznedar’ın Ömer’e söyledikleri, Bedri’nin içinde bulundukları topluluk ile ilgili tiratları son derece mükemmel ve akılda kalıcı.

“Aferin evlat iyi yetişmişsin! … Zamanını da iyi intihap ettin(seçtin). Maalesef seni boş çeviremeyeceğim. Mademki iki esnaf karşı karşıyayız, açıkça konuşalım. Dün gelsen metelik alamazdın, seni tekme ile kovardım. Yarın gelsen beni bulamayacaktın. Şeytan sana fısıldamış herhalde... Mübarek olsun... Ben bu ise daha fazla dayanamayacağım... Bir nihayet vermek lazım... Bu sabah kararımı verdim. Kasada epeyce para var, bir miktarını, daha doğrusu yüklenebildiğim kadarını alıp eve çoluk çocuğun nafakası olarak bırakacak, ondan sonra da başımı alıp gidecektim. Şeytan nereye çağırırsa oraya. Bu dünyada başka türlü olmak neye yarar? Dünyayı bizim kayınbirader gibi adamlar istila etmiş... Benim gibi bir acizin debelenmesi fayda verir mi? Beş çocukla bir karıyı süründürmeye ne hakkım var... Sen şimdi bu sözlerinle benim kararımı takviye ettin... Sana teşekkür borçluyum evlat... Bana dünyanın hakikaten suratına tükürülmeye bile değmez olduğunu ve bu dünyada suratına tükürülmeyecek bir tek, ama bir tek insan bile bulunmadığını sağlam bir şekilde ispat ettin. Böyle biri olsa bu sen olurdun ve şimdi buraya gelinceye kadar içimde bir şüphe vardı. Şu kâinatta belki bir de iyi taraf vardır, fakat görmek bize nasip olmuyor diyor ve seni düşünüyordum. Bir daha teşekkür ederim. Beni boş hayallerle avunmaktan, yaptığıma pişman olmaktan kurtardın. Ben de kendimi, adam tanır bir şey zannederdim. Senin suratına bakınca melanet dolu ruhunu göreceğime yüreği çarpan bir insan görüyordum. Nah, bunak kafa... Al şu iki yüz elli lirayı, beni kimseye ihbar etme. Yarına kadar sükût hakkı olarak veriyorum. Ondan sonra İsrafil’in borusunu al eflake ilan et... Vecibtaala polis olup gelse beni bulamayacak. Yalnız senden bir ricam var... Namusuna güvenerek istemiyorum. Kendin için de faydası yoktur, belki zararı olur da ondan söylüyorum: paraları alıp eve verdiğimi ağzından kaçırma... Nereden biliyorsun diye belki seni de işin içine karıştırırlar... Merhametten değil, ihtiyaten sus. Şimdi arabanı çek... Namussuz insan suratı seyretmek istemiyorum. Kendim kendime yeterim... Durma... Defol!..." (Veznedar'dan Ömer'e...., Sayfa,184)

Öncelikle yazılışının üzerinden bu kadar süre geçmiş olmasına rağmen romanın barındırdığı içerik, ruh çözümlemeleri, karakterlerin iç sesleri bakımından hala güncelliğini koruması da son derece takdire şayan. Öyle cümleler çıkıyor ki okudukça; insan yazarın ileri görüşlülüğüne hayran kalmadan edemiyor.

“Hayatını nasıl olup da bir kadına bağladığına şaşıyorum. Kadın bir oyuncaktan başka nedir? Erkek, tam manasıyla erkek ol… Erkek sert, haşin, aciz hislere yabancı, sadece kuvvete tapan mahlûktur. Dünyaya bizim gibi insanlar kendi kafalarında tasavvur ettikleri şekli vermeli ve koyun sürüsünden farkı olmayan halk ise sadece tabi olmalıdır. Bunu sabit fikir halinde kafana yerleştirir ve maddi, manevi bütün kuvvetlerinle bu yolda çalışırsan muhakkak gayene varırsın… Muvaffak olmamak ihtimali pek azdır, belki de hiç yoktur…” (Sayfa,146)

Romanın en çarpıcı kısmı daha önce de belirttiğim üzere; karakterlerin iç sesleri ile yapılan ruh çözümlemeleri karakterleri tanıma ve değerlendirme bakımından pek çok ipucu vermekte. Ömer’in kararsızlığı, olaylar karşısındaki iradesizliği, pek çok hayal kurması ancak hayallerini gerçekleştirmek için pek de çaba göstermemesi, arkadaşlarından uzaklaşmak için bir çaba sarf etmemesi hem kendi ağzından hem de Macide’nin ağzından ilmek ilmek işlenmiş.


Karakterlere gelince öncelikle Ömer’den başlayayım. Ömer kararsız, istikrarsız, zayıf iradeli ve çalışmaktan da pek hoşlanmayan bir genç. Macide onun üzerinde olumlu etki yaratsa da bu etki kısa sürmekte. Çevresindeki olumsuz insanlardan uzaklaşamamakta, çalışma konusundaki kararlılığını sürdürememekte. Aslında arkadaşlarında uzaklaşamama durumu biraz da onlara olan maddi bağımlılığından da kaynaklanmakta.

Macide’ye gelince, mağrur, iyi huylu bir genç kız. Ömer’e olan sabrı ise takdire şayan. Macide ile ilgili bence tek çelişki evlilik işlemleri ile ilgili pek de ısrarda bulunmaması ve Ömer ile nikâhsız yaşamını devam ettirmesi. Ömer’e yazdığı mektup kitabın özeti gibi.

Romanımızın başkahramanları Macide ve Ömer; hayata bakış yetiştirilme ve yaşama şekilleri bakımından birbirine pek de benzemeyen karakterler. Tanışmalarının ardından birbirlerine duydukları hisler onları birleştiriyor ve üç ay gibi bir süre bir pansiyonda beraber yaşıyorlar.

Bedri ise Macide ile ilgili bilgi verilirken sözü geçen öğretmen karakteri iken bir anda romanın önemli karakterlerinden birine dönüşüveriyor. İçinde bulundukları topluluk ile ilgili tespitleri son derece dikkat çekici.


Romanda Sabahattin Ali uslübunun en önemli özelliği “Uzaklara Gitme” teması yine romana hakim olan duygu olmuş. Bu defa Kuyucaklı Yusuf’a ve Raif Bey’e göre daha iyimser bir gidiş olmuş yalnızca. Keşke yazar kendi içindeki “Uzaklara Gitme” hayalini de gerçekleştirebilseydi.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim önemli bir nokta da (Ekşi Sözlük’te okudum) romandaki diğer karakterlerden İsmet Şerif’in Peyami Safa, Nihat’ın Nihal Atsız, Profesör Hikmet’in Necip Fazıl olduğuna dair iddialar var. Bu iddialardan Nihal Atsız da alınmış olmalı ki “İçimizdeki Şeytanlar” başlıklı bir makale yazmış. Merak edip bu makaleyi de okudum. Makale bana fazla acımasız geldi doğrusu. Ben kendi adıma Sabahattin Ali’nin ve İçimizdeki Şeytan’ın bu denli ağır eleştirileri hak ettiğini düşünmüyorum. 


Fotoğraflar fotoğraflamaz Yaşar KEMAL'in İNCE MEMED serisini paylaşmak istiyorum.

EN KISA ZAMANDA GÖRÜŞMEK ÜZERE... 

SEVGİLER.. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...